Sol Kanal: Bilinçaltının Problemleri, Brighton 1982

(England)


Feedback
Share

“Sol Kanal: Bilinçaltı Problemleri”. Brighton (İngiltere), 13 Mayıs 1982.

 

(İlk üç dakikaya ait ses kaydı mevcut değil,  00:02:16 –Ses buradan başlıyor)

İyi şartlanmalar. Bir şekilde,  benzer şekilde iyi alışkanlıklarınız ve kötü alışkanlıklarınız olabilir. Alışkanlıklar, yükselişinizi engelleyici veya zorlaştırıcı olabildikleri gibi, kendinizi dengelemenize de yardımcı olabilirler.

Şartlanma, size her gün ilişki içinde olduğumuz maddeden kaynaklanır.  İnsanoğlu maddeyi görünce atılıp ona el koyar ve maddeyi kendi amacı için kullanmak ister.  İnsan maddenin şeklini kendi amaçları için değiştirir.  Yaşamında konfor sağlayan veya yardımcı bir şey veya bir rehber olarak, maddeye alışmaya başlar.  Maddeye olan bağlılığınız daha fazla olmaya başladıkça, doğallığınızdan da daha fazla uzaklaşırsınız çünkü ölü bir şeyle uğraşıyorsunuz.

Biz, yalnızca madde cansız olduğu zaman, onunla meşgul oluruz.  Yaşadığı zaman ona pek o kadar aldırmayız. Böylelikle maddeyi kendi amacımız için kullanmaya başladığımız zaman, maddenin cansızlığı içimizde yer eder ama başka türlü nasıl var olacağız? İnsanlar şu soruyu sorabilir.  Eğer Tanrı bize maddi şeyleri vermişse ve bu madde kullanılacaksa, bizden onu kullanmamamız mı bekleniyor? Ve onlardan keyif almamalı mıyız?  Oysaki biz zevk almayız.  Aydınlanmadan önce, hiçbir maddeden zevk alamazsınız.  Aydınlanmadan önce, sadece alışkanlık geliştirebilir ve o maddenin tutsağı haline gelebilirsiniz.

Bu bir prensiptir, genel ihtiyaçların hiç bir zaman tatmin edilemeyeceği şeklindeki ekonominin temel prensibidir, Bu şu demektir, bugün halı gibi bir şey satın almak istersiniz.  Tamam aldınız. Ve o halı artık baş ağrısı haline gelir çünkü o sizing malınız, ona bakmanız lazım.  İlk olarak onu sigortalatmalısınız, onun için endişelenmeniz lazım.  Ve ikinci olarak, başka bir şey almak için bambaşka bir hevese kapılırsınız. Şimdi halıyı aldınız, bu bitti.  Sonra başka bir şeye sahip olmanız lazım, ondan sonra başka bir şey, daha sonra başka bir şey almanız lazım. Dolayısıyla, bu sizi tatmin etmez, size neşe vermez.  Madde size hiç bir zaman neşe veremez.

Size neşeyi veren Ruh’tur.  Ve yükselişiniz gerçekleştiğinde, Ruh olduğunuzda, o zaman, madde içimizdeki değerler sisteminde başka bir konum alır, maddenin değerler sistemi çok farklıdır. Eminim, Jason bunu size anlatmıştır, Aydınlanmanızı aldığınız zaman, ellerde serin bir esinti hissetmeye başlarsınız.  Madde ile olan ilişki aydınlanmış bir ruh olmak için faydalıdır çünkü sizin için neyin iyi neyin kötü olduğunu derhal bilirsiniz.  Örneğin, kendiniz için iyi olmayan bir şey yediniz, derhal vibrasyonlarınızı kaybeder ve sıcak olursunuz. Hatta yalnızca o şeye bakmakla bile bu olabilir.  Daha önce üstünde çok yanlış türde bir kişinin oturduğu sandalyeye oturmak istersiniz, bunu hemen hissedersiniz, “Ah, burada olumsuz bir şey var.” Vibrasyonlarınızla hissedersiniz ki, bu kesin bir şeydir, mutlaktır.

Ve ancak Ruh olduğunuz zaman bu şartlanma bitebilir, bu alışkanlıklar aşılabilir çünkü Ruh her zaman madde tarafından domine edilir. Ve Ruh’un maddenin bu baskısını yenmesi gerekir. Gerçekte, Ruh hiç bir şey tarafından hükmedilemez. Şunu demek istiyorum ki, güneşin bulutlarla örtülebildiği gibi Ruh’un üstü örtülmüştür. Aynı şekilde, bizim tüm baskımız veya diyebiliriz ki, maddeye olan esaretimiz Ruhumuzu bastırtır, bir bakıma onun üstünü örteriz.

Bulutlar oradadır, Ruh’u göremeyiz.  Hissedemeyiz. Kişinin içindeki Ruh’un güzelliği olan spontanlığı hissedemeyiz. Öyleyse, bir kişiyi yargılarken, neyi yargılayacağız?  O kişinin nasıl göründüğü, ne giydiği, nasıl yürüdüğü. Görgüsü nasıl, “Teşekkür ederim”, “Özür dilerim” demesini biliyor mu, bilmiyor mu? Anlıyor musunuz?  Bütün bu şeyler bizi çok etkiler. Ne tür bir arabası var, ne tür bir eve sahip.  Belki de açırabiliriz, bir azizi fark etmeyebiliriz. Bir marangozun oğlu olduğu için tekrar İsa’yı fark etmeyebiliriz.

İsa’nın kim olduğunu nasıl bileceğiz?  Kimin İsa olduğunu keşfetmemiz için bir yol var mı?  Çoğu insan şimdi konuşuyorlar “İsa gelecek, O televizyonda görünecek.” İsa diye herhangi birisini oraya çıkarabilirsiniz. Nasıl emin olacaksınız.  Giydiği elbiseyle mi veya onların yaptıkları türde herhangi bir şeyle mi?  İsa’nın resimlerinin ve gördüğüm heykellerinin çoğunun İsa ile uzaktan yakından ilgisi yok, yani, İsa’ya biraz olsun benzemiyorlar.  Korkunç şeyler onlar.  Bilmiyorum, nedir bunlar. Öyleyse, nasıl belirleyeceksiniz, İsa mı, değil mi?  Yoksa bir çeşit hokus pokus birisi mi veya bizi gerçek konusunda yanıltmak için kasıtlı olarak gelmiş bir kişi mi. Bir yolu yok, gerçeğin ne olduğunu keşfetmenin bir yolu yok çünkü biz fazlasıyla maddi formlara alışmışız.  Örneğin, bizim sanat anlayışımız da aynı şekilde biçimlenmiştir, bizler sanatın şu türünü beğeniriz.

Onlara “Neden?” diye sorsanız, “çünkü işte, bunda şu tür bir şey -ahenk var” veya belki “bu daha orantılı” ve tüm bu çeşit yanıtlar verirler“ ama, bunu nasıl biliyorsunuz?” Biliyorsunuz çünkü belli bazı kitaplar okudunuz veya belki bir başkasından bunun sanat olduğunu, güzel olduğunu duyduğunuz için.  Yani, bir şeyi güzel olarak etiketlersiniz, ancak gerçekten öyle mi?  Eğer o güzellik ise, o Ruh olmalı çünkü Ruh güzelliktir ve güzellik Ruh’tur.

Peki, bu öyle mi, bu güzellik mi? O sanat eserinin güzel olup olmadığını nasıl belirleyeceksiniz? Mesela, kadınlığa dair geçerli tüm fikirlere göre, sanmıyorum ki, Mona Lisa güzel bir kadın sayılsın. Yani, bu günlerde sivrisinek benzeri kadınlar güzel addediliyor.  Öyleyse, nasıl Mona Lisa’ya çok güzel derler. Neler oluyor?  Binlerce insan bu resmi görmek için kuyruğa giriyor.  Neden? Nedir bu?  Yalnızca  vibrasyonlar size bu resmin vibrasyon verdiğini söyleyecektir. Haberiniz olmadan, sizin Ruhunuza hitap eder. Bunun farkında olmazsınız.  Sizin ruhunuza hitap eder.  Bu resmin evrensel olarak beğenilmesinin nedeni işte budur.  Ama bu şartlanma kolektif olduğu zaman, bunun gibi her şartlanma kolektif şartlanmaya dönüşür ve siz kabullenirsiniz, “Güzel olan form budur, gerçek olan bu formdur, spontan olmanın formu budur”, işte o zaman, zihin karışmaya başlar. Şartlanma kollektifleştiği zaman zihin karışıklığı bu noktada başlar.

Mesela Ben, birtakım guruları takip eden insanlarla tanıştım.  Ve onlara sordum, “Sana kendi gurunun gerçek guru olduğunu düşündüren şey nedir, şimdiye kadar sana ne verdi?  “çünkü o sandalyede otururken, aniden ben sıçramaya başlıyorum. Ben bir şey yapmıyorum ama bu oluyor, spontan bir şey.” Ve Ben’im huzurumda, onun vücudunun böyle hareket etmesi, çok korkunç bir şeydi.  Her kim olsa, beş dakika düzgün oturamayan, bu tür birisi için müthiş bir şefkat ve alaka duyardı. Dinleyiciler arasından bir kadın seslenir: Pardon ama, bu spontan değildi, bu sinirlerden…

Shri Mataji: Evet, Ben de bunu söylüyorum…

Kadın:  Sen, söylediklerinde yanlışsın.

Shri Mataji: Ne?

Kadın: Her konuda.

Shri Mataji: Nereden geliyorsunuz?

Kadın: Yolun yukarısından.

Shri Mataji: Bu kadarı yeter.  Gitseniz iyi olur.

Kadın:  Endişelenmeyin.  Gidiyorum.

Shri Mataji: Şuna bakın.  Birahaneye gidecek şimdi.

Bu süptil olanlari anlamaya çalışmanız lazım, bakın?  Eğer onun ne olduğu size teyit edilmişse.  Şimdi farz edin, birisi oturduğu yerde sıçramaya başladı.  O hanımın söylediği doğru –sinirler.  Bu demektir ki, sinirleriniz kontrolünüz altında değil, öyle değil mi?  Sizde böyle olduğunu düşünmüyor musunuz? Kontrolünüz yok. Siz kontrol etmediniz. Spontan olmak sizi köleleştiren bir şey değildir.  Açmaya çalıştığım nokta bu.  Öyle yapmaz, bu sizi bir usta yapar.  Spontanlığın sizi herhangi bir şeyin kölesi değil, efendisi yapması gerekir.

O kadın TM grubundan (Transandantal Meditasyon) gelmiş olmalı çünkü  TM yapan insanlar bu şekilde sıçrarlar.  Ve onların saralı insanlar olmaları ile sonlanır. Ben onlardan çoğunu iyileştirdim. Bilemiyorum, oradan gelen birisi var mı?  Hatta, bugün burada oturan şu bey, İskoçya’daki akademilerinin –Benim tabirimce, insanların üç bin ödediği, uçuş mangası akademisinin- başkanı olan bey saradan muzdarip olanlardan birisi idi.  Buna yakalandıkları zaman ne olduğunu anlıyorlar. Geçen gün, sık sık sara nöbeti geçiren birisini gördük. Zavallı çocuk, daha yirmi-altı yaşında, yaşamın keyfini çıkarması beklenen genç bir adam, öyle bir travma geçiriyordu ki, tasavvur edemezsiniz.  Ve eğer bu, bir guruya giden, bunun içinde para ödeyen birisine olursa, bunun Ruh ile uzaktan yakından ne ilgisi olabilir.  Size anlatmaya çalıştığım şey bu, Ruh size spontanlık verir ki o konumda efendi sizsiniz.  Kendi kendinizin efendisisiniz, esaretin hiçbir türü yok, artık alışkanlık oluşturma yok, tam bir usta.  Bütün alışkanlıklar sizi terk eder. O kadar doğallaşırsınız ki size söylememe gerek kalmaz. Bütün alışkanlıkları otomatikman bırakırsınız ve kendi kendinizin efendisi olursunuz. Size olması gereken şey budur. Bunun yerine, eğer sizi köleleştiren şeylere kaptırırsanız, bir süre için hoşunuza gidecektir çünkü bu elinizde değildir. Ama oturup bir düşünseniz, gerçekte istediğinizin bu olmadığını bileceksiniz.  Siz, kendi kendinizin efendisi olmak istediniz.

Şimdi, bu şemada şurada gösterdiğimiz gibi, iki gücümüz var, sol ve sağ güçleri.  Sol güç, bize şartlanmaları veren güçtür – sol kanal, bilinçaltı, kolektif bilinçaltı.  Bu bize şartlanma verir. Şimdi eğer tüm bunları yadsımaya çalışırsanız, o zaman sağ kanal daha da beterdir.  Sağ güç, bize eylemi verir ancak eylemle biz çok benmerkezci bir hale gelebiliriz.  Dolayısıyla, her iki taraf da sorunlu olabilir.

Farz edelim ki, ”Peki, tamam, şu andan itibaren hiç şartlanma edinmeyeceğim. Bunu yapmakta yanlış olan ne? Şunu yaparsam ne olmuş?” dediniz.  Ve sadece bu düşünceyle, bu özgürlük ile hareket ederseniz, bu özgürlük olmayabilir, bu feragat etmedir. Çünkü özgürlüğün arkasında bilgelik olması gerekir.  Dolayısıyla her iki taraf da, her iki taraftaki hareket de yanlıştır.

Şu halde, doğru olan nedir?  Ortada olmak hiç bir şey ile şartlanmamaktır ve benmerkezci olmamaktır.  Ama bu nasıl yapılır, mesele bu.  Mesele bunun nasıl yapılacağında.  Spontan olmak, tamamen özgür olmaktır.

Şimdi, Ben bu iki gücü, diyelim arabadaki fren ve gaz pedalı olarak ele alayım.  Şimdi, her iki gücü de kullanırsınız.  Önce freni kullanır, gaz pedalını kullanırsınız.  Bu iki gücü kontrol etmeye çalışırsınız.  Ama her şeyden önce zor olan, bu iki gücü nasıl kullanabileceğinizi anlamaktır.  Yavaş yavaş pratik ederek bunu yaparsınız.  Arabayı nasıl kullanacağınızı bilir, iyi bir sürücü olursunuz.  İyi bir sürücü olduktan sonra bile halen sürüş ustası değilsiniz ama daha sonra usta olursunuz. Ve bugün o efendi içimizdedir, içimizdeki Ruhtur.  Ama Aydınlanmadan önce, usta değilsiniz çünkü usta bilinçli aklımıza henüz gelmedi.  Bu bilinçli aklımızda ifade bulmuyor. Bu bağlamda, biz Ruhun güçleriyle yetkilendirilmedik.

Ruh mevcuttur, onun kendi güçleri vardır.  Ama biz içimizde bu güçleri daha hissetmedik. Biz bir kere Ruh’un güçlerini hissedince, zaten orada olan kendi güçlerimizle yetkilendiriliriz. Bu güçler içimizdedir. Bunlar kendi güçlerimizdir. Kimseden ödünç almak durumunda değiliz, kimseden talep etmemiz gerekmiyor, onlar bizdedir.  Ruh bizim içimizde – olması gereken sadece Ruh’un ışığı bilincimize getirmesi.  Bu bilincimize gelmelidir.

Basit bir tıp terminolojisinde görebiliriz, deyin ki Ruh kendini merkezi sinir sistemimizde tezahür ettirmelidir, merkezi sinir sistemimiz de,  böylece bizler ne yaptığımızı bilebileceğiz.   Oturduğumuz yerde, birden hoplamaya başlarız gibi değil veya bazılarının söyledikleri gibi “oh, böyle yapıvermeye başlarız” değil.  Bu hipnozdur.  Bu doğru bir şey değil.  Bilinçli değilsiniz.  Bunu hipnozun etkisinde yapıyorsunuz.  Hipnoz belki de dış bir kuvvetten kaynaklanıyor. Bu sizin kuvvetiniz değil, sizin farkındalığınız, sizin anlayışınız, sizin gücünüz değil.  Bu bir başkasına ait, çünkü bunu siz yapmıyorsunuz.

Maddenin bizim üzerimizde bir güce sahip olduğu gibi, aynı şekilde, demeliyim ki, yerleştirilmiş, çok tehlikeli olan bazı maddi şeyler var. Mesela şimdi kanser, kanseri ele alın, kanser bizi yener.  Bu çok ciddi bir şeydir. Kanser sizi alt eder, siz kanseri alt edemezsiniz.  Çok somut bir örnek alın.  Şimdi, bu nasıl oluşur? Doktorlar şu yolla, bu yolla derler. Biz, Sahaja Yoga, kanseri iyileştirebilir, kesinlikle yüzde yüz iyileştirebilir, iyileştirmiştir.  Birçok Sahaja Yogi kanseri tedavi etti.  Nasıl? Çok basit.  Şöyle ki, siz kendi kendinizin efendisi olursunuz ve hastalığında efendisi olursunuz, her şeye hakim olursunuz. Çünkü ustalık içinizdedir, henüz üst bilincinize ulaşmamış olması geriye kalan son halkadır ve bu olunca Yoga, bütünleşme gerçekleşir.

Biz şimdi kendimizi tamamen Aydınlanmayla sınırlı tutatlım, Tanrı hakkında size gelecek sefer konuşacağım.  Aydınlanma demek, Ruhunuzu bilincinize taşımanızdır.  Şimdi, kanser neden olur?  Burada ne olduğuna bir bakalım.  Sol kanal aktivitesi buna neden olur.  Şimdi, sol kanal aktiviteleri, duygusal travmalardır, duygusal problemlerdir, duygusal karmaşalar, duygusal güvensizliklerdir. Güvensizliğin her türü sizi sol kanala götürebilir.  Biraz daha fazla hareket bu korkunç gurulardan olabilir çünkü sizi hipnotize ederler.  Sizi sola götürürler.  İçinize bir ruh yerleştirirler veya bilmiyorum ne yaparlar ama sizi sola götürürler. Tanrı tarafından yetkilendirilmemiş bu aktivitelerden herhangi birisi ile uğraşmakla, siz sola gidersiniz, çünkü merkezde yükselemezsiniz.  Dolayısıyla ya sola, ya da sağa gidersiniz.

Kara büyü gibi bu şeyleri abartılı yaparsanız,–sizin burada başka bir şey, bir tür organizasyonunuz olduğunu duydum ve gördüğünüz şu arkadaş buna dâhildi, evdeki her şeyin hareket ettiğini görüyordu.  Sahaja Yoga’ya geldi ve odasındaki sürahisi hareket ediyordu ve bu oraya buraya gidiyordu, neler olduğunu açıklayamadı. Öyle otururken bir baktı ki, bir eşyası buradan şuraya hareket etmekte.  Bu olur.  Nedir bu?  Sizin kontrol edemediğiniz bu tür bir şeyi yapan nedir. Yine aynı noktaya geldik -sizin kontrol edemediğiniz bir şey. Bu suretle, siz kontrol edildiğiniz ve kendi kontrolünüz altında olmadığınız bir sahaya girersiniz, girdiğiniz zaman, Ben tüm kanser hastalarının bundan etkilenenler olduğuna hep tanık olmuşumdur.  Onların çoğunluğunun.

Farkında değillerdir.  Nasıl bu konuma girdiklerini bilmezler. Bir hanım, farz edelim, kocası hakkında güvensizlik duyuyor diyelim veya böyle bir şey veya kocasının onu her an terk edebileceğini düşünüyor.  Kocasını seviyor.  Bu her ne ise, böyle bir kadın meme kanserine yakalanabilir, çünkü güvensizlikler burada gördüğünüz merkezlerden birinde yer edebilir, burada Kalbin merkezi, bizim Orta Kalp dediğimiz.  Şimdi, eğer bu merkezin işlevi bozulursa, eğer kadın her ne olursa olsun bir konuda güvensizlik hissederse, atağa açıktır, savunmasızdır ve kansere yakalanabilir.  Öyleyse, yaşamı tek yanlı değil, bir bütünlük içinde anlamamız lazım. Yaşamın bütün etkisi, bütün etkileşimi, yaşamla ilişkinin bütünü anlaşılmalı.  Şimdi, hiç bir doktor bunu bilmiyor. Hastasını diyelim, meme kanseri için tedavi ettiğinde o kadının güvensizlikten yakındığını anlayacak mıdır?

Başka bir hastalık var, Anoreksia- birçok genç kız bundan muzdarip. Yemek yemezler. Yemek yemeyi bırakırlar. Şimdi, bunun neden olduğunu bilmiyorsunuz. Doktorlar tedavi edemiyor, hiç kimse iyileştiremiyor.  Sebebi ne? Genç kızın, kız evlatın baba ile ilişkisi.  Diyelim baba ölmüştür ve kız baba görmeden yaşar veya kalben babasını sever ama bunu ifade etmez ya da baba kızın arasını açan kötü bir ilişki söz konusudur, bu anoreksia belası ortaya çıkar.  Şaşıracaksınız, ama bunu anlamak doktorlar için imkansız. Burada oturan bazı doktorlarımız var- tıp ilminin bu sorunun köküne yaklaşması bile imkansız. Çünkü insanı kendi bütünlüğü içinde görmüyoruz. O Tanrı’nın yarattığı çok hassas bir enstrümandır. Başkalarına karşı katı tarzımız, bazen başkalarına sıkıntı vermeye çalışmamız, başkalarını güvensizlik hissettirmeye çalışmamız veya haksızlık, adaletsizlik.  Bilgimiz olmadan, onlara gerçekten müthiş bir güvensizlik veririz ve bu tür güvensizlikler farkında olmadığımız, çaresiz hastalıklar geliştirir.

Şu halde, bütünlüğü idrak etmemiz için, bize ne olması gerekir?  Biz, bütünlüğü görebileceğimiz, o konuma ulaşmalıyız.  Misal, eğer Ben, örneğin Brighton’un tamamını görmek istesem, ne yapmam lazım?  Bir uçağa binmem ve Brighton’u yukarıdan görmem lazım.  Tamamını görebilirim.  Aynı şekilde, siz farkındalığınızda, anlayışınızda bütünü görebileceğiniz bir konuma yükselmelisiniz.  Eğer bütünü göremezseniz, kısmi vizyonunuz veya görebildiğiniz az bir şey zihin karışıklığı yaratabilir, problemler yaratabilir ve bunlardan bazıları çok, çok ciddi yapıda olabilir. Çünkü insan olarak, biz ne olduğumuzu bilmiyoruz.  Bu insanoğlunun en büyük problemidir. Şöyle derler “Bundan hoşlanmıyorum”.  Şimdi, bu “Ben” hangisi? Senin Ruhun mu yoksa egon mu? Ondan hoşlanmayan hangisi?  Yoksa senin şartlanman mı, belirli bir şekilde yetiştirildiğin için mi bundan hoşlanmıyorsun?  Ondan hoşlanmayan senin hangi yanın? Ve şaşıracaksınız ki, bu sizin Ruhunuz değil çünkü Ruh hoşnut ya da değil bunu nasıl bileceksiniz?  Sadece vibrasyonlarınız yoluyla.  Vibrasyonları hissettiğiniz zaman, sadece o zaman, “Evet, Ruhum bundan hoşnut” diyeceksiniz, yaydığı vibrasyonlardan ötürü.

Biz, insanoğlu olarak hala geçiş konumundayız.  Bizler, Ruh olduğumuz,  aydınlanma hali olarak adlandırılan konuma ulaşmadık, mesele olmaktır, olma halidir. Ruh olduğunuz durumda ne istediğinizi bilirsiniz.  Siz gerçekten ne istediğinizi bilirsiniz çünkü şimdi siz gerçeksiniz, herhangi bir şartlanma değilsiniz, artık bir ego değilsiniz, sadece gerçekte olduğunuz şeysiniz ve bu Ruhunuzdur.

Ve şaşırtıcı şekilde, bu Ruh kolektif bir varlıktır.  İçimizdeki yapay bir kolektiflik değil.  Bir de şu var, “Peki, Tamam, biz hepimiz Brighton’luyuz öyleyse biz biriz” veya “Biz aynı sokağa aidiz öyleyse biriz”.  Bu böyle değil, bu senin ne olduğun, sen tamamen kolektif bir varlıksın ve değişik merkezlerin çalışmasıyla bu kolektifliği içinde hissetmeye başlarsın ve başkalarını hissedebilirsin, başkalarını parmak uçlarında hissedebilirsin.  İnanabiliyor musunuz?  İncil’de, elleriniz konuşacak diye yazılmıştır.  Elleriniz konuşacak, bu günlerin tarif etmektir.  İnsanlar neden gidip bunun nasıl olacağını keşfetmiyorlar?  Elleriniz nasıl konuşabilir?  İşte gerçekleşen şey budur, parmak uçlarınızda gerçeğin ne olduğunu, güzelliğin, neşenin, sevginin ne olduğunu hissetmeye ve anlamaya başlarsınız.

Sahip olduğumuz sol taraf işte budur ve bu sol kanal problemleri ile nihayetinde fiziksel acı duyarız. Sol kanal problemlere sahip olmak çok acılıdır –çok çok acı verir.  Acı açıklanamaz, hiç kimse anlayamaz, hiç kimse şifa veremez, kimseye anlatamazsınız ve insanlar abarttığınızı düşünürler, size psikolojik tedavi uygularlar,  içinizde bu acının neden var olduğunu hiç anlamazsınız.  Ve bu acı size sol kanaldan, bilinçaltından gelir.

Ancak, bilinçaltının ötesinde kolektif bilinçaltı vardır ve bu kolektif bilinçaltı, yaradılışta başlangıçtan bugüne yaratılmış olan her şeyi içinde barındırır. Ve bir kez bilinçaltına gittiniz mi, kaybolursunuz orada.  Bilinçaltının bu gücü karşısında öyle etkisiz hale gelirsiniz ki, onu anlamak sizi aşar, dışına çıkmaya sizin gücünüz yetmez ve ona yenilmemek elinizde değildir. Ve bu artarak gider.

Benim bazılarına sorduğum gibi, “Bunu kendinin yapmadığını, bir başkasının yaptığını bildiğin halde neden yapmayı sürdürdün? Bunu hala neden yapıyorsun?”  Dediler ki, “Anne, gözümüz bağlıydı, karanlıktı, nereye gittiğimizi bilmiyorduk ve sadece gitmeye devam ediyorduk.” Ve geçen sefer size söylediğim gibi, suçluluk duygusu en büyük engeldir, en büyük engel çünkü kendinizi bir kez suçlu hissetmeye başlayınca, solda bu merkez tıkanır ve bu çok zordur.  Ve neden suçluluk hissettiğinizi bilmezsiniz. Her zaman kendinizi suçlu hissediyorsunuz ama sizi neşe duymaktan, her şeyin zevkine varmaktan, spontan olmaktan alıkoyan bu suçluluk duygusunun nedenini, suçlu olduğunuza dair bu fikirlerin size neden geldiğini bilmiyorsunuz,  Neden? Ve bu, bizim bazen hiç sebepsiz neden mutsuz olduğumuzu açıklıyor.

Gerçekte, Tanrı bizi sefil olmamız için yaratmadı.  O bizi öyle  güzel, öyle özenle meydana getirdi.  O, bizi değmeyecek şeyler için mutsuz hissedelim diye değil, O bizi öylesi bir sevgi ve şefkatle yarattı. O bize hastalıkların, problemlerin hiç birini vermez. Ama biz aşırı uçlara, sola veya sağa giderek bunları kendimize yaptık. Bugün sadece sol taraf hakkında konuştuğum için, şunu eklemeliyim ki, nedensiz yere mutsuzluk hissetmek de yanlıştır, kendinize karşı haksızlıktır.

Sol kanal insanlar, kendilerinin Ruh olduğunu, dışa vurması, kendini ifade etmesi gereken o güzellik olduklarını bilmeliler.  Bilmeliler ki, onlar sürekli acı çekmek ve zavallılar gibi yaşamak zorunda olan insanlar değiller. Değiller.  Lakin, çok fazla şeyi üstlendikleri, çok fazla şeye katlandıkları için, böyle olurlar.  Ve işte, bu yükün ağırlığından kaçınmak için bazı alışkanlıklar edinebilirler.  Çoğu insan bir nedenle alkole başlar çünkü yaşamın ıstıraplarına tahammül edemezler, buna katlanamazlar. Bundan ötürü içmeye başlarlar.  Ama Ruh içinizde bir kez uyanınca, çok güçlü biri olursunuz.  Öyle neşe dolu, öyle spontan olursunuz ki, bütün bunlar sizi terk eder –sözde hastalıklar, sözde alışkanlıklar- öylece gidiverirler ve siz yeni, çiçeklenen bir kişiliğe dönüşürsünüz.

Şimdi, bu merkezin içinizde oluşunun esasına gelince, bundan Tanrı’yı sorumlu tutabilirsiniz “Neden bize bu sol taraftaki merkezleri verdi, ne gerek vardı? Keşke, sol kanal olanları vermeseydi de, biz sadece merkezde olup yükselebilseydik.”  Ancak sorun şu ki, insanların kendi özgürlükleri içinde, kendileri ile başetmeyi öğrenmeleri lazım. İnsanların bilgeliği biraz zahmetli bir yoldan öğrenmeleri lazım.  Cefa çektikleri aşırı uçlara giderek öğrenmeleri lazım. İdrak etmeleri gerek çünkü eğer gerçekten, tamamen özgür olacaklarsa bilgeliklerinde yükselmeliler.  Eğer bilge kişiler değillerse, o vakit Tanrı’nın Krallığı’na giremezler, terk edilmiş, başıboş insanlar olacaklardır. Adeta, hiç bir yasa ve kural anlamayan başıboş insanlar, İngiltere’de, bu tür insanlar bulunursa, hapse kapatılmaları gerekiyor.

Aynı şekilde, içlerinde bu bilgeliğe sahip olmayan insanlar – ancak cefa çekerek öğrenirler ama biz acıyı istememeliyiz.  Acıları istediğimiz zaman, aslında ta baştan yanlışları davet ediyoruz.  Eğer hata işlememişsen, nasıl acı çekeceksin? Öyleyse, acı çekmeyi talep ettiğimiz zaman hata yapıyoruz. Dolayısıyla, istememiz gereken şey Ruhumuzdan başka bir şey olmamalı. Eğer kendi Ruhunuzu isterseniz, o size ait ve ona ulaşmalısınız. O’na ulaşmak sizin doğal hakkınız.

Ben, hiç bir şekilde sizi zorlamıyorum veya sizin için özel bir şey yapmıyorum.  Her şey zaten orada.  Siz bir ışık gibisiniz, Ben yanan bir ışık olduğum için aydınlanıvereceksiniz ve yanan bir ışık olacaksınız, siz de diğer ışıkları aydınlatabilirsiniz. Bu çok basittir.  Eğer siz aydınlanmış bir ışık olursanız, diğerlerini aydınlatabilirsiniz. Başka hiç bir şey hakkında canınızı sıkmanıza gerek kalmaz artık.  Siz kendiniz aydınlık bir ışık oldunuz, aslolan budur? O her şeyi ile orada mevcut, her şeyi ile size ait, sizin sadece onu sahiplenmeniz lazım. Bu bu kadar basit, o insanların dönüştürdüğü gibi çok karmaşık bir şey değil veya o filozofların önünüze serdiği gibi bir şey hiç değil, böyle bir şey değil.  Bu çok yalın, bu sizin içinizde, spontan, bu yaşayan bir süreç ve siz yaşayan bir süreç içinde nasıl insan olduysanız şimdi de öyle süper insanlar olacaksınız.

Bu tamamıyle kendiliğinden olan bir şey, bunun için bir bedel ödeyemezsiniz.  Nasıl ödeyebilirsiniz ki?  Yani, bu saçma!  Eğer yaşayan bir süreç ise, bedelini nasıl ödersiniz?  Bir ağaca büyüdüğü için kaç lira ödersiniz?  Yani, yaşayan herhangi bir şeye, bir şey ödüyor muyuz?  Burnumuza nefes aldığı için kaç lira ödüyoruz?  Bir ödeme yapmamız mümkün mü, bunun için?  Bu saçma, gülünç bir şey.  Ödeyemeyiz, bunu yapamayız, bu yaşayan bir süreçtir, siz olmalısınız, bir yumurta civciv olmalıdır.  Şimdi, civciv olması için bir yumurtaya ne kadar ödersiniz ya da yumurta, tavuk olabilmek için onu yumurtlayan anneye kaç lira öder?  İşte bu kadar saçma ama biz hiç bir zaman, yaşayan şeylerin böyle spontan olduklarını anlamayız. Hiç bir zaman yaşayan varlıkları görmeyiz, biz madde ile yaşarız, biz yaşayan değil cansız olan şeylerle yaşarız.

Eğer bir ağacı gözlemlemeye başlasanız, çiçeği gözlemlemeye başlarsınız, nasıl meyva olduğunu.  Gözlemleyemezsiniz bile, çünkü bunu o kadar yavaşça yapar ki çiçeğin meyva oluşunu gözlemeniz bile mümkün değildir.  Bir bakarsınız ki, hepsi oluvermiş. Aynı, Benim Hindistan’dan Londra’ya geldiğim zaman olduğu gibi, geldiğimde bütün ağaçlar çıplaktı, tamamıyle kuru değnekler gibiydiler. Bir hafta içinde baktım ki, yeşillik beliriyor ve ikinci hafta içinde hepsi yemyeşildi, inanamazsınız.

Biz, hiç bir zaman dikkat bile etmeyiz, bunu öylesine kabul ederiz.  Bu bir oluşum.  Nasıl olur bu?  Bu mucizevi bir şeydir.  Görseniz, bu çiçekler nasıl, örneğin belirli çiçekler yalnız belirli bir ağaçta ve diğerleri, başka çiçekler bir başka ağaçta, bu mucizevidir.  Bu nasıl olur?  Onları kim seçiyor?  Kim onları uygun şekilde biçimlendiriyor? Bütün bunları organize eden kim?  Ve işte idrak edilmesi gereken budur ki, yaşayan oluşumların hepsini gerçekleştiren Tanrı’nın Her Yeri saran Gücü’dür.  Ve siz, bir kez o –Ruh- oldunuz mu, o zaman bu güç içinizde akmaya başlar. İsa dokunmuş gibi, içinizdeki gücü hissedersiniz, O kendisinden birisine akan bir güç olduğunu söylemişti.

Siz sadece bu akan gücün bir aracı haline gelirsiniz. Ama bu gücü manevra etmeye, idare etmeye, anlamaya yetkili kılınırsınız.  Bu güç hakkında tamamen her şeyi bilirsiniz, nasıl yayacağınızı, nasıl çalıştıracağınızı bilirsiniz, başkalarına, kendinize şifa vermeyi bilirsiniz.  Mekanizmanızın çalışmasını tamamıyle bilirsiniz.  Bundan başka, kendi mekanizmanızın tüm problemlerinin üstesinden gelmek için de güçlere sahip olursunuz.  Bu çok harika bir şeydir.  Bütün bu, çok olağanüstü gibi gelir çünkü daha önce asla görmediğimiz bir şey. Ama bütün bu çiçeklerin birdenbire meyvalara dönüşmesini görmek bize olağanüstü gelmez. Öyle gelmez. Ama insanların meyvelere dönüştüğünü gördüğümüz zaman bu bize çok olağanüstü gelir, “Bu nasıl olabilir?” deriz.

Bu daha önce hiç olmadı. Sadece tek bir kişi Aydınlanma alabilirdi ve bu öyle zor bir şeydi ki kimse uğraşmadı.  Bu bugün nasıl?  Derim ki, bu vaad edilen, daha önce kehanet edilen, çiçek açma zamanıdır.  Hatta sizin ülkenizde büyük şair, William Blake bunu kehanet etmiştir. O, bu zamanların geleceğini, Tanrı’nın insanlarının peygamberlere dönüşeceğini ve bu peygamberlerin diğerlerini peygamberlere dönüştürecek güce sahip olacaklarını söyledi. Yani, size söylüyorum, hiç kimse Blake’den daha isabetli olamazdı. O bunun gerçekleşeceğini söyleyecek kadar büyüktü ve arayan birine gittiğimizde kendimizden beklentimiz bu olmalı. Biz peygamberlere dönüştük mü? Ve peygamber nedir?

Peygamber kolektif bir varlık olan ve buna dair her şeyi bilen kişidir, usta olandır.  Biz peygambere, usta deriz.  Ve işte sizin olmanız gereken budur, usta.  Ve bu ustalık konumu çok basittir çünkü bütünüyle içinizde inşa edilmiştir, sadece bağlanması gerekir.  Aynı, ana şebekeye bağlanması gereken bir televizyon gibi bir şey, her şey içindedir, zaten mevcuttur, hemen çalışmaya başlar.  Aynı şekilde, siz işte busunuz, siz busunuz.  Sadece bağlantı kurulması lazımdır. Kastınız, cemiyetiniz, ırkınız, milliyetiniz, vücut biçiminiz, boyunuzun uzunluğu her ne olursa olsun, her şey, her ne iseniz hiç fark etmez çünkü hepinizin içinde bu fevkalade şey, bu yeniden doğuş gücü var ve sizin ikinci kez doğmanız için var ve ikinci kez doğacaksınız.  Bu neden bugün olmasın?

Öfkelenmek için hiç bir neden yok, çünkü insanlar kendilerini zaten kötü hissettikleri şey hakkında birisinin onlara bir şeyler söylemesinden hoşlanmadıkları için bazen öfkelenirler. Bundan hoşlanmazlar.  Örneğin, bir ayyaş var ve çok fazla içiyorsa, o bir alkoliktir, bundan hoşnut değildir ve kendini kötü hisseder ve biri ona “içki içmeyi bıraksan iyi olur” dese, bunu en kibarca bir şekilde söylese bile, o bundan hoşlanmaz.

Ama Benim söylediğim bu değil, siz bunu yapmamalısınız değil. Ben, bu olacak, o kendiliğinden sizi bırakacak dedim. Ben “Siz bunu yapmayın” ya da “Şunu yapma” demem ama bu kendiliğinden oluverir.  Ve siz önce problemin ne olduğunu anlamalısınız ve problemin nasıl halledileceğini.  İşte bu nedenle konuşmam gerekiyor yoksa konuşmaya hiç gerek yok, bu sadece çalışır, bu kendiliğinden çalışır çünkü siz onun için tam olarak hazırsınız ve sahip oluverirsiniz.  Ben bir şey yapmam.  Ben sadece bir katalizörüm. Şunu söylemeliyim ki, bu çalışır.

Aydınlanmaya başlamadan önce, bunun hakkında Bana bazı sorular sorarsınız umarım.  Eğer sorularınız varsa, lütfen sorun.  Sormalısınız. Evet?

Bir Adam: Sizin söyledikleriniz ile guru Maharaji’ninkiler arasında fark var mı?

Shri Mataji: Kim?

Adam: Maharaji

Shri Mataji: Şimdi, size bir şey söyleyeceğim. Herhangi bir guru hakkında konuştuğunuz zaman, Ben hiç bir tartışma içine girmek istemiyorum.  Tamam mı? Diyeceğim ilk şey bu, ama size, kendinize veya başka birine şu soruyu sorun diyeceğim “O herhangi birisi için ne yapmıştır?” O, sana veya bir başkasına herhangi bir güç verebilmiş mi?  Tamam mı? Şimdi, Ben, buradaki bütün bu insanların içinde, hangilerinin aydınlanmış Ruhlar olduklarını size söyleyebilirim. Görünüşlerine bakıldığında hepsi senin gibiler.  Tabii yüzlerinden onların çok huzurlu ve çok mutlu insanlar olduklarını çıkarabilirsin. Bundan başka, onlar insanlara şifa verebilir, insanlara aydınlanma verebilir, seninle hem de kendileri ile ilgili ne sorun varsa hepsini anlarlar.  Öyleyse, o guru senin farkındalığın için ne yaptı? Hiç bir şey. Şimdi, onun muritleri, onlar ne edindiler?

Onlara sorun “Şu kişinin Kundalinisi nerede?  Şu hanımın problemi ne veya onun zihnini meşgul eden ne?” Bunu yanıtlayamayacaklardır. Eğer bir başkası veya kendin hakkındaki sorunu bile bilemezsen, nasıl yardım edeceksin? Bütün bu tür insanlar, ne yaparlar? Bir bakalım. Basitçe yapabildikleri şey, sizi büyüleyebilmeleridir. Bir süre için mutluluk duyabilirsiniz –bu aynı içki içmek gibidir.  Yani, içerseniz, mutluluk hissedersiniz.  Ama içki içmek bize ne kazandırdı?  Kendi kendimizin efendisi olduk mu?

Onların hepsi işte böyledir. Ve sözkonusu centilmenin böyle olduğu çok barizdir çünkü o Rolls Royce talep etmiştir.  Bir peygamber için Rolls Royce nedir ki? Yani, ne önemi vardır? Demek istediğimi anlatabiliyor muyum? Bu, çok aşikar, yani mantıken bu çok açık.  Her şeyden önce, sizden para alan herkes asalaktır, bu kadar basit.  Üstüne üstlük bir de Rolls Royce talep etmek, görüyorsunuz işte.

Önünüzde İsa örneği var. İsa’nın yaşamından görebilirsiniz –O sizin Rolls Royce arabalarınızı umursar mı?  O bir Kral, O Rolls Royce’u olup olmadığını dert etmez, yerde uyumuş uyumamış, böyle bir kişilik için, hiç fark etmez.  Bu tür bir kişi, hiçbir şeyi önemsemez çünkü huzur içindedir, O zaten kendi konforuna sahiptir. O öz saygı sahibidir.  Ne olursa olsun, O’nun herhangi bir şey talep edebileceğini düşünür müsünüz? Yani, bu öyle açık ki, sizler için çok anlaşılır bir şey bu.

Ama Ben, sizin bahsettiğiniz o gurunun müritlerinden bazılarına konuştuğum zaman, onlar “Anne, biz ona metal veriyoruz, o da bize Ruh veriyor” dediler.  Bu alanda, bir alış veriş olabilir mi? Ruhunuzu satın alabilir misiniz?  Mantığınızı kullanın, olur mu? Tanrı, anlamamız için bize akıl vermiş, bunu mantıksal kullanabiliriz.  Ruh’u satın alabilir misiniz, takaslıyabilir misiniz?  Bu, çok basit değil mi?  Bunun için bedel ödeyemezsin, Çocuğum, yapamazsın.

Eğer Bana bir çiçek vermek istersen, kabul.  Bu sadece senin sevginin bir ifadesidir ve hepsi bu kadardır.  Ama beni satın alamazsınız. Yapamazsınız. Tamam, sevginiz karşılığında size beni kazandırabilir, bu farklıdır ama Beni metal ve para ile kazanamazsınız, kazanabilir misiniz? Rolls Royce nedir ki?  Yani, bilmiyorum tüm bu taçlar ve bu şeyler nedir? Neye yararlar? Bunlar size neşe vermez.  Gidin taç giyen insanlara sorun.

Geçen gün Bayan Thatcher ile birlikteydim.  Zavallıcık çok perişandı.  Evet, gerçekten de!  Bilirsiniz, Ben onu, vibrasyonlarını, yatıştırmaya epeyce çalıştım. Çok bedbahttı.  Biz aynı masada karşılıklı konuşuyorduk. Ve Benim yaptığım, onu dengelemekti –zavallı, çok ama çok mutsuzdu.

Anlamanız gerek, siz çok basit insanlarsınız, sizler eski çağların arayanlarısınız, bugünün değil, çok eski çağların arayanlarısınız.  Hem, bu zaman size daha önceden vaad edilmişti. Ve şimdi onu keşfetmelisiniz.  Şimdi, mantığınızı dosdoğru işletmelisiniz.  Yani, Rolls Royce isteyen birisi, guru olamaz, diyebilirim ki bu çarpıcı örneklerden birisi.  Bu en bariz olanı, gerçeği tamamen yansıtanlardan biridir. Lakin, daha sübtil olanları var.  O bu kadar sübtil değil.  Sen, kısa zamanda bunun dışına çıkacaksın, biliyorum, hepiniz.  Ancak daha sübtil olanlar daha bile beterler.

Onlardan bazıları para bile istemeyebilirler.  Bu olasıdır.  Ben böyle birisini bilmiyorum ama olabilir çünkü Hindistan’da artık para almayan birini duymuştum. O parayı burada yapmış ve şimdi Hindistan’a gitmiş ve muritlerinden para almıyor.  Ama, gerçekten de para almamış olan, Benim bildiğim bir kişi, kadınları kullanıyordu. O işin para yanıyla ilgili değildi, sizing kadınlarınızı kullanıyordu. Yani, dolayısıyla işte durum ortada, anlamalısınız. Onun ilgisi sizin Ruhunuzda değil, para kesenizde ya da kadınlarınızda.  Düşünün.

İnsanların bu pis adetleriyle kutsallık nasıl bağdaştırılabilinir. Bu demektir ki, onların kendileri Tanrı karşıtı arzularının kontrolü altındalar. Bunlar tamamen Tanrı-karşıtı aktivitelerdir. Ve sizler bu kadar temiz kalpli insanlar olduğunuz için, size söylüyorum, siz çok saf kalplisiniz!  Eğer bir Hintliye bir gurunun Rollls Royce kabul ettiğini söyleseniz, “Ha, Ne dedin?” der.  Hemen yanıtlarlar.  Onlar bu türlüsünü istemez.  Nasıl isteyebilirler ki? Hindistan’da kimse guruya vermez.  Gurular bazen insanlara ödemek zorunda kalrlar.  İlk başta onları cezbetmek için.  Batılılaşmış Hintlilere gelince, bu farklıdır ama gerçek Hintli olanları anlarsınız.  İnsanlar annelerle birlikte yaşar ve neyin ne olduğunu bilirler.  Anlıyor musunuz? Hiç kimse onları kandıramaz, çok gerçekçi insanlardır.

Evet, çocuğum.

Evet, çocuğum?

Bir Kadın: İnanç ile iyileştirilebilir misiniz?

Shri Mataji: İnanç iki türdür –Sankritçede Shraddha dediğimiz şey ile, sizin inanç olarak adlandırdığınızdan şey farklıdır. İngilizcedekini “kör inanç” olarak ve diğerini “inanç” olarak kullanırlar. Tamam mı?  Bu şekilde açıklayabiliriz.  Şimdi, kör inanç şöyledir “Ben Tanrı’ya inanıyorum ve Tanrı beni iyileştirecek.” Bu bir inançtır. Tamam mı? Diğeri aydınlanmış inanç ki, bağlantıda olduğun zaman, sen bir Ruhsun.

Şimdi, eğer sen “Benim Tanrı’ya inancım var” diyorsan, Ben sana gerçeği söylediğim zaman incinmemen gerekir, oldu mu?  Çünkü eğer bu kör inançsa, sen henüz o güç ile bağlantıda değilsin demektir.  Bağlanmamışsın.  Bak, şimdi farz edelim Ben “İsa, İsa, İsa, İsa!” demeye başlasam, İsa Benim cebime girmez.  Ben bir başbakan veya bir kraliçe ile bile, bir protokol ya da bağlantı veya bir çeşit pozisyon ya da otorite sahibi olmadan görüşemem.  Öyle değil mi? Bu halde, böyle birisi hakkında konuştuğumuz zaman, bazı insanlar “Rama, Rama, Rama, Krishna, Krishna” demeyi sürdürürler. Şimdi, Onların hepsi enkarnasyon ve İsa’da Tanrı’nın Oğlu’dur. O Kral’ın Oğlu ve sen Onunla öylesine karşılaşamazsın. O’nu öylesine çağıramazsın. O senin emrinde değil, isteklerini yerine getirmek için hazır beklemiyor.  O senin hizmetkarın değil.  Anlaşıldı mı?

İşte, bağlantınız olmadan inanç sahibi olmak böyledir, eğer iyileşirseniz, sizi iyileştiren başka vasıtalalardır, İsa değildir.  Ama eğer aydınlanmış ruh iseniz ve iyileşirseniz o zaman bu İsa tarafından yapılmıştır.

Farkı size anlatacağım, şifa vermenin çok açık seçik farkını. İngiltere’de, bir organizasyonumuz vardı, bilmiyorum aynısı sizin orada da var mı, Merhum Dr. Lang’ın Uluslararası Şifa Merkezi adında.  Şimdi, bu Dr. Lang ölmüş yani merhum ama bir şifa merkezi var. İşte görüyorsunuz ve bu centilmen vefat etti ve Vietnam’da bir askeri ele geçirdi, bir askeri, kendi oğlunu değil, bir askeri.  İşte bu asker, onun tarafından yönlendirilmiştir – Yani, çok doğru sözlü insanlar bunlar, İngiliz olmalarından ötürü dürüstler ve gerçeği söylüyorlar, görüyorsunuz.  “Biz bunu Tanrı kanalıyla yapıyoruz” gibisinden bir şey demiyorlar.

Böylece, o ölmüş olan, çok tutkulu bir çok doktorun hala insanları iyileştirmek istediklerini anlatmış (umarım doktorlar alınmazlar).  Ve askere “Oğluma git ve ona benim senin içine girdiğimi, bütün her şeyi anlat, o da buna inanacaktır” demiş. Bunun üzerine, asker sormuş “Nasıl inanacak ki bana?”, o da demiş ki, “Hayır, hayır, ben sana sadece benim ve onun paylaştığı bazı sırları vereceğim.  Bu yüzden, o sana kesinlikle inanacaktır.”

Böylece, bu adam bunu kabul etmiş.  Bu asker çok sağlıklı bir adamdı, aslında bu ruh onun içine kendisi ani bir şoka girdiği anda girmişti, savaşta gördüğü bir şey onu şoka soktu ve bu ruh içine girdi.  Ve bu ruhu bir şekilde onun oğlu ile tanıştığı İngitere’ye taşıdı ve ona bütün hikâyeyi anlattı.  Ve oğlu inanmak zorunda kaldı çünkü asker, sır olan pek çok şeyi biliyordu.  Ve de birlikte bu küratif (iyileştirmekle ilgili) merkezi başlattılar.

Şimdi, Benim merhum Dr. Lang’dan haberdar olmam da ilginç. Onlar, 1970’lerde, çok eskilerde diyeyim size, Hindistan’da bulunan bir hanımı tedavi ettiler ve bu hanım Beni görmeye geldi, kadın tamamen titriyordu, asabi bir haldeydi, işte böyle idi.

“Nedir bu?” diye sordum.  Kadın dedi ki, “Ben belli bir hastalıktan muzdariptim ve ameliyattan korkuyordum ve bu organizasyonu duydum, onlara yazdım ve onlar da bana ‘şu tarihte, şu saatte bedeninize gireceğiz’ şeklinde cevap yazdılar.”  Alenen, yani “Biz Tanrı’yız” veya bunun gibi bir şey söylemiyorlar. “Biz bedeninize gireceğiz ve siz biraz sallantı hissedeceksiniz, önemli değil, uykuya dalacaksınız ve biz sorunu halledeceğiz.”

Ve kadın “Ben bu hastalığı atlattım” dedi.   Ancak, yaklaşık üç yıl sonra bütün vücudu titremeye başladı ve kadın artık buna tahammül edemedi ve Beni görmeye geldi. İşte Ben Dr.Lang’ın ne olduğu hakkında böyle bilgi sahibi oldum, bu zavallı hanım üç yıl boyunca işkence çekti, o kadar acı çekti ve sonra Beni görmeye geldi.  Bay Lang, -Dr. Lang bedenine girdikten sonra, altı yıl sonra Beni görmeye geldi çünkü ilk üç yıl iyiydi ve üç yıl sonra bu başladı. Ve işte Ben bu şekilde bu hanımın bedenine giren ruhlardan, o doktorlardan filan, haberdar oldum.  Korkunç bir durumdu bu.  Tabii daha sonra kadın iyileşti, kuşkusuz.  Çünkü Ruh olduğunuz zaman, siz kendi kalenizdesiniz, hiç kimse bedeninize nüfuz edemez. Siz kirletilemeyen, yenilemeyen bir varlığa dönüşürsünüz, kimse hükmedemez.  Ve o hanım işte bu şekilde iyileşti.

Dolayısıyla, inanç üzerine, eğer biri “Oh, sen iyileşeceksin” derse ve bakarsınız ki, bağırıp haykırmaya, şuna buna başlamışlar, siz birden sanki orada bir ruh varmış gibi hissedebilirsiniz. Onlar ayrıca bazen bu ruhların yerlerini değiştir, bu çok şaşırtıcıdır.  Onlar bir ruhun yerine bir başka ruhu koyabilirler. Ben böyle durumlara da tanık oldum.  Ruhlarla ilgili her çeşit şey gördüm.

Geçen gün, yalnızca sekiz gün kadar önce, öyle değil miydi Marie, o karizmatik adamın geldiği zaman? Sekiz gün önce Fransa’dan bir bey geldi.  Genç bir arkadaş, yaşı 24 civarı olmalı, öyle büyük bir telaşa kapıldı ve ağlamaya başladı ki, hiç görmediğim garip bir şey, bir ruh içine girmiş.  Bütün vücudu sarsılıyordu.  Ve işte, yere düştü, ağlamaya, sızlamaya başladı, bütün bu tür şeyler oldu.

Ve “Ben, (Katolik bir hareket) karizmatik hareketine katıldım, bunu oradan kaptım” dedi.  Ve sonra bu duruma geliyorlar ve içlerine Kutsal Ruh girdi sanıyorlar.  Şimdi, bir düşünün.  Kutsal Ruh sizi nasıl bedbaht edebilir?  Bu fikirler nereden geliyor, bilmiyorum. Ve zavallı çocuk, yani o kadar acı çekmiş.  Şimdi artık iyi.  Ama iyi olabileceğine inanamamıştı çünkü sanıyordu ki….. ve sonra onlar şöyle söylerler “Bunlar sizin günahlarınız ve günahlarınızdan kurtulmanız lazım ve işte bu yüzden siz bu haldesiniz, size bunlar oluyor, maamafih karmalarınız kötü ve filan falan.  Ama Kundalini yükseldiği zaman sizin kötü karmalarınız ve tüm bunlar çözülür.  İşte burada, özellikle bunun için bir merkez var ki, gerçekten de Hz. İsa tarafından donanmış.

Onlara bu merkezden bahsettiniz mi? Tamam.  Peki, o merkez budur ve Kundalini buradan geçer, bu içinden geçmeniz lazım demelerinin nedeni budur.  O uyanır ve uyanınca şurada gördüğünüz, ego ve süperego baloncuklarının her ikisi de, şartlanmalarınız, tüm sol kanal problemleriniz ve sağ kanal problemler emilir.  İşte bu yüzden, İsa bizim günahlarımız için öldü denmiştir.

O, çok eski Hint kutsal metinlerinde Mahavishnu olarak betimlenmiştir ama işte, Hindistan’a giden misyonerler İsa’nın çok yanlış bir tasvirini götürdüler, tamamen yanlış bir tasvir, onlar hala Mahavishnu’nun gelmesini bekliyorlardı.  Ve işte budur. O, misyonerlere göre sözümona insanların dinini değiştiren Birisiydi ve tüm bu saçmalıklar.  Görüyor musunuz?  Gerçek olan bu değil ki, O sizin içinizde uyanmalıdır. Bunu O söyledi. “Ben sizin içinizde doğmalıyım” dedi. Ve işte aslolan budur. Kundalini yükseldiği zaman, içimizdeki bu merkezi uyandırır ve bizim tüm şartlanmalarımız ve egolarımız emilir, şurada bıngıldak kemiği bölgesinde bir boşluk yaratılır ki buradan Kundalini gelip geçer ve siz başınızın üstünden çıkan serin bir esinti hissedebilirsiniz.  İşte aslı budur ve bunu ellerinizde de hissedersiniz.  Bu, yalnız birisi için deli  olup onu izlemek değil, anlıyor musunuz? Bu öyle değil.  Bu o tarzda bir şey değil, yani hiç o tür değil. Siz, aslında olduğunuz büyük ruhani değere, özsaygısı olan, normal, ağırbaşlı kişiliğe dönersiniz.  Tamam mı? İşte, inancın ile ve kör inancın olduğu şey işte budur.

Evet, söyle çoçuğum.

Bir adam: Kişisel çaba gerektirmeyen bir Aydınlanma kavramı çok zor görünüyor. Gerçekten de, bu herhangi biri için olabilir mi, aslında ne kadar maddeci olsalar da? Bunu doğru anlıyor muyum?

Shri Mataji: Evet, dıştan bakılınca çok zor gibi görünüyor ve insanların nasıl maddeci oldukları da ayrıca doğru, kuşkusuz ama Ruh maddeden çok daha güçlüdür ve kendini ifade etmesi gerektiğinde bütün bunları tamamen ezer ve gelir.  Şimdi, buradakiler, çoğunuz İngilizsiniz, demeliyim ki, insanlar orada batılılaşmış, çok maddeciler. Bu dünyada yaşayanlar olarak o kadar da maddeci olmayabilirler çünkü eğer gerçeği arayan kişiler olmasalardı Bana gelmezlerdi.    Ama yeni bir varlık doğmuş bulunuyor.  Eğer bir yumurtaya baksanız “Ay, ne sert bir şey bu!” diye düşünürsünüz ama eğer doğru zamanda, doğru bir anlayışla kırılırsa, o bir kuşa dönüşür. Çünkü yaşayan bir süreçdir hepsi, sadece en son evrenin gerçekleşmesi gerekir.  Herhalde bu zor gibi görünüyor ama Bana göre bu zor değil.  Belki Ben bu işi bildiğim için. Tamam mı?

Evet, görünüyor.. birçok insan ayrıca Kundalini hakkında her çeşit şeyi söyledi. Demeliyim ki, Benim gördüğüm bazı kitaplarda korktum.  Yani, eğer bir işin nasıl yapıldığını bilmiyorsanız, her şeyde böyle, farz edin birisi araba kullanmasını bilmiyorsa ve direksiyona otursa bunu korkutucu olarak tarif ederdi. Siz arabanın yanına yaklaşmazdınız, öyle değil mi? Bu böyledir. Yetkisiz ve işi bilmeyen biri bu işi yapmamalıdır. Ama, işte size olacak olan budur ki, siz bir Ruh olursunuz, kendi kendinizin efendisi olursunuz ve bu sanatın ustası olursunuz, bu sanatın efendisi.

Evet, çocuğum?

Bir kadın: Daha önce hipnozdan bahsettiniz ve bir de Kendinizi bir katalizör olarak gördüğünüzü söylediniz, bir hipnozcunun da kendini bir katalizör olarak kabul ettiğini düşünmüyor musunuz?

Shri Mataji:  Evet, evet kuşkusuz.  Evet, evet bu doğru ama fark şu ki, hipnozcu sizi kendi gücünün etkisi altına alır, o size herhangi bir güç veya farkındalık konumu vermez, anlıyor musunuz? Bu ikisi arasında muazzam bir fark var.  Yani, senin içinde kendi gücün var.  Peki diyelim ki, örneğin senin Ruhun orada olsun.  Ben bir katalizörüm, bir kaşığı zehir vermek için ya da nektar vermek için kullanabilirsin, tamam mı?  Şu halde, bununla nektar verirsen o zaman bu harika bir şey ve zehir verirsen bu korkunçur.  Bu, aynı böyledir.  Şimdi, bir hipnozcu, hipnozu kullanır, mesele onun nasıl hipnotize ettiğidir.

Onun yaptığı şey, seni bilinçaltına, kolektif bilinçaltına itmektir ki, orada sana hükmeder.  Sen onun gücünün etkisi altındasın.  “Bir çocuk gibi ol” der, sen bir çocuk gibi olursun. “Biberonu em” der, sen bunu yaparsın.  Nedir bütün bunlar?  Oysa burada sen bir Ruh olursun, bir anlamda kolektif bilinç olursun. Ortada bir hipnoz yok çünkü sen, bunu kendin hissedebilirsin.

Şimdi, örnek olarak aydınlanmış Ruh olan on çocuğu alalım. Aydınlanmış Ruh olan bazı çocuklar var, hatta çok küçük çocuklar.  Ve onları bir sorunu nedeni ile acı çeken birisinin yanına getirin, tamam mı? Şimdi, onların gözlerini bağlayın ve sorun “Bu beyefendinin problemi ne?”  Onlar aynı parmakları işaret edeceklerdir, onların hepsi aynı parmağı gösterecek ve “bu parmak yanıyor” diyeceklerdir çünkü hissettiğiniz -yanma, uyuşma hissi ya da serin esinti, içinizde doğan vibrasyonel tabiat yeni bir farkındalıktır.  Hipnozla değil, tam tersine çünkü hipnozdan sonra siz çok yorgun ve tükenmiş hissedersiniz, sanki biri atınızı koşturmuş gibi. Oysa bu, tamamen bunun tersidir. Ve siz kendi içinizde, anlayışınızda büyümeye, derinleşmeye başlarsınız, insanlara şifa verebilirsiniz, sorun olan merkezleri bilirsiniz, bir başkasının hangi merkezlerinde tıkanıklık olduğunu anlarsınız.

Başlangıçta, bazen insanların zihinleri karışır, Ben bunu gördüm “acaba bu benim mi, yoksa senin merkezin mi” şeklinde.  Şimdi, sizin bunu ayırt edebileceğiniz yollarımız ve yöntemlerimiz var. Kendi merkezlerinizden hangileri tıkalı ve diğer kişinin hangi merkezlerinin  tıkalıolduğunu anlayabilirsiniz. Ayrıca, bunları nasıl düzelteceğinizi bilirsiniz, hem de başkalarına nasıl Aydınlanma verileceğini ve onları kendi güçleri ile yetkilendirmeyi bilirsiniz.  Bu tam tersidir.  Lakin, katalizör korkunç da olabilir, tam anlamıyla ilahi de olabilir.

Adam: Bazı insanlar, kendi çabalarıyla kendilerini Aydınlatabilirler mi?

Shri Mataji: Kendi çabalarıyla mı? Bunun, mümkün olduğunu sanmıyorum çünkü yalnız aydınlanmış bir ışık diğer bir ışığı aydınlatır. Ancak, söylediğim şey şu, diyelim Buddha, O Aydınlanmasını tamamen yorgun olduğu bir zaman aldı ve O’nun bunu alması gerekti.  Tabii bunu yapan Kutsal Ruh’tu.  Buddha bunu kendine yapamazdı ama orada Aydınlanmasını aldı çünkü O’nun yaşaması gereken koşullar değişikti. Tanrı hakkında konuşmadı, bütünden bahsetmedi, çünkü insanlar Tanrı gibi, çeşitli deityler gibi v.s büyük konular hakkında konuşmakla o kadar fazla meşguldüler ki, büyük bir zihin karmaşası yaşanıyordu. Ve böyle bir zamanda birisinin, bütün bunlara bir sınırlama getirmesi için Aydınlanmış olmalıydı ve “Sadece Aydınlanma – Tanrı hakkında veya başka hiç bir şey hakkında konuşmayın, bunu bırakın artık” demesi gerekiyordu.  Bu nedenle, O Aydınlanmasını bu şekilde almıştır. Ama siz, sadece bu şekilde Aydınlanmanızı alamazsınız, sadece elde edeceğiniz ele geçirilmektir.  Siz yapamazsınız.

Aydınlanmış Ruh olan bir kişi, böylesi Aydınlanmış bir Ruh sizden para almaz.  Normalde, bakın, insanlar size Aydınlanma vermek istemez, gerçekten aydınlanmış olanların %99’u sizinle hiç uğraşmayacak, size taş fırlatıp uzaklaştıracaklardır çünkü onların insanlarla deneyimleri korkunç olmuştur.  Onlara gidip konuşsanız anlatırlar, Bana dediler ki “On iki yıl bekle. Bakın, Anne, onlar sizi bitirecekler, Seni mahvedecekler, bunu yapacaklar.”  İnsanlarla uğraşmak çok cesaret ister çünkü onlar çok benmerkezci olacaklar ve seni asla kabullenmeyeceklerdir.  Ama bunu böyle kabul ederseniz ki bilen birisi yardımdır, öyle değil mi?  Ve Aydınlanma mümkün değildir, kendi kendinize olması imkansızdır. Bu mümkün değil, çünkü diyelim ki, yanmayan bir mum kendisini aydınlatmak istiyor, onu yakacak bir ışık getirilmesi lazım, öyle değil mi?  Ama, kişinin kendini bu konuda kötü hissetmemesi gerekir, aslında.

Bakın, Ben araba kullanmasını bilmiyorum, Beni buraya getirmek için arabayı bir başkası sürdü.  Beni buraya getirirken arabayı o sürdü diye Ben Kendimi kötü hissetmedim, hissettim mi?  Ve Ben sadece bir iş biliyorum.  Fazlasını bilmiyorum.  Bilmediğim birçok iş var, banka nasıl işletilir bilmem, bir çek nasıl yazılır bilmem, birçok şeyde ümitsiz durumdayım. Bir konserve kutusu nasıl açılır bilmem, muhtemel. Ama, Kundalini’nin nasıl açılacağını bilirim, Tamam mı?  Bu halde, eğer Ben bir işi biliyorsam, bundan neden rahatsız olasınız ki?  Netice itibari ile zaten her şey için birbirimize bağlı değil miyiz? Öyleyse, neden olmasın, eğer Ben bu işi biliyorsam, ne zararı var?  Ve siz de bileceksiniz.  Siz de bileceksiniz.  Ama bu, kendi başınıza yapılamaz.   Dahası, aslında siz bunda hiçbir şey yapma zorunluluğunda değilsiniz.

Ben bunu sadece sevdiğim için yaparım.  Bu sadece yayılır Ben yapmam Ben sadece akıyorum. Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum, sadece akar.  Ben sadece sevgi adına severim. Bu tür bir kişinin var olabileceğine inanamazsınız, ama Ben bunu gerçekten bunun için yaparım, Ben böyleyim.  Bazen siz, bazı Sahaja Yogiler bile, Benim fazla şefkatli olduğumu ve insanlara karşı daha sert olmam gerektiğini ve bu tür şeyler düşünür.  Bana gelir ve bu konuda bazı akıl yürütürler.  Yani, Benim fazla pratik olmadığımı düşünürler, halbuki bu en pratik şeydir.

Evet, biliyorum onlar hatalar yaparlar çünkü karanlıkta yürüdüklerinden habersizler.  Eğer karanlıkta yürüyorsanız, bir şeye çarparsınız.  O zaman onlar için yapabileceğiniz tek şey, onlara karşı şefkat duymaktır, çünkü göremezler, onlar kördür.  Öyle değil mi? Nasıl öfke ve kızgınlık duyabilirsiniz?

Ve dahası, sizden hiç bir şekilde, bir başkası ile kendinizi özdeşleştirmemenizi talep ediyorum. Ruhunuza ulaşmalısınız, esas olan budur.  Eğer hala bir başkasını düşünüyorsanız, yani o hanımın yaptığı gibi- bilmiyorum, belki de onu buraya birisi yollamış olabilir. Neden öfkelendiğini anlamıyorum.  Ben onu incitecek bir şey söylemedim.  O, içine bir Ruh girmiş biri olabilir. Bana neden kızdığını bilmiyorum ve öyle ayağa kalkıp “Senin söylediğin her şey yalan” diyerek gitti.  Ben, size neden yalanlar söyleyeyim ki? Sizden hiçbir şey elde etmek durumunda değilim.  Lakin, bu neden olur? Çünkü o hanım duyarlı değil, Tanrısallığa duyarlı değil.  O,  kimin Tanrısal olduğunu kimin olmadığını anlamıyor, onu suçlamıyorum.  Onun duyarlılığı yok.  Bu bir vasıftır.  Bana gelen Sahaja Yogilerin artık farklı türlerde olduklarını görmekteyim. Onlardan bazıları öyle bir kalibreden ki, inanamazsınız. Aydınlanmanın derinliğine inerler, ne olduğunu bilirler, yapıları tıpkı bir elmas gibidir, aydınlanmalarını alırlar, ona tutunurlar. Onlar müthiş insanlardır. Bazıları var, zorlanarak ağır ağır arkadan gelirler.  Bazıları Aydınlanma almıştır ama şüphe duymaya devam eder. Her çeşidi.  Önemli değil.  Ben onların hepsini severim.

Evet, çocuğum?

Bir adam: Eğer biz, Aydınlanmadan önce karşılaştığımız herkesi kanser edecek kadar veya bunun gibi korkunç biri isek, Aydınlanmadan sonra bunun etkileri yok olur mu, ya da ne olur?

Shri Mataji: Ha, bunu biliyorum, o kadar çok şeyler olmuştur ki.  Bizim, Brighton’da birisi vardı, siz onu hatırlarsınız – sanıyorum, o şu an burada- geldiği zaman sarhoştu.  Bana karşı çok öfkeliydi, yani başlangıçta.  “Bu beladan nasıl kurtulabirim ki? Sana inanamıyorum” ve buna benzer şeyler söylemişti. Ve o iyi, mükemmel derecede iyi.  Onun değişimi öylesine güzel ki, inanamazsınız, o burada mı?

O şimdi çok tatlı.  Geçen gün Beni görmeye geldi.  “Şuna bak.  Ne kadar tatlı birisi” dedim.  Aslında çok tatlı bir adamdı, öyle değil miydi? Ama onu üzen, rahatsız eden bir şey vardı ki, alkolik oldu, anlıyor musunuz?  O şimdi iyi.  Bunun bir nedeni olduğunu anlamanıza sizi sevk eden tek şey şefkattir.  O çok tatlı, çok yumuşak bir kişi, kuşkusuz.  Ama onda bir şeyler yanlış gitti.  Tamam, olabilir.  Pekala, bu olur, bu bir hakikat.

Sahaja Yogiler bunu anlar. Tabii bazıları demeliyim, biraz ileri gitti. Ziyanı yok. Olacaklar, onların hepsi gelecek, bundan eminim. Herkes bunun için yaratıldı. Aslında, Tanrı sizlere Aydınlanma vermek için istekli, sizden çok çok daha fazla hevesli.  Bugün bin kişi olsaydı da, onlara Aydınlanma verseydim keşke.  Ama çok az insan gerçeğe ilgi duyuyor, şu anda görüyorsunuz.  Şu guru Maharaji, binlerce insan çılgın gibi onun peşinde, değil mi? O, bu zavallı insanlara hiçbir şey vermedi ama gerçeğe ulaşmak için, çok az sayıda insan var.

Geçen gün olduğu gibi, birisi Bana bir soru sordu, “Anne, neden bunu herkese yapmıyorsun?” Ben dedim ki, “Neredeler, herkes nerede?” Onlar meşgul. Neredeler? Onlar, bu Brighton’da kaç kişiler? Burada kaç kişi var?  Anlıyor musun? Problem budur.  İnsanların gerçeği sevmesi zaman alır.  Zaman.  Bu öyle güzel bir şeydir.  Ve hatta aydınlansalar da, sonra bırakır, giderler.  “Oh, artık ben iyiyim.  Ben çok iyiyim” derler. Bir sene sonra ortaya çıkarlar.  Bu yol doğru değil.  Bu sanatın üstadı olmalısınız, tamamen efendisi olmalısınız. Bu bütünüyle ücretsiz, kesinlikle ücretsizdir. Şimdi, onların hepsi burada oturuyorlar, böyle olduğunu anlatabilirler.

Bir adam: Aydınlanma ve onu güçlendirmek için ne gerektiği hakkında biraz daha konuşabilirmisiniz.

Shri Mataji:  Evet, evet, gelecek seminerimde konuşacağım, teker teker.  Şimdi sol tarafı konuşuyorum, sağ taraf ve sonra merkez ve ondan sonra tabii ki Ruh hakkında.  Kesinlikle, yüzlerce kere, işte Benim yapmam gereken bu.  Ama yavaş yavaş sizi takviye etmeliyim. Tamam mı? Muhakkak konuşacağım. İnanmayacaksınız, şimdiye dek Londra’da sanırım, en az beş yüz seminer verdim.  Ve bunun sonu yok. Her seferinde diyorlar, son konuştuğumda da “Anne, konuştuğunuz şey tamamen yeni bir boyuttu”  dediler. Bilmiyorum, Kerry, Benim konuşmamda ilk kez vibrasyonlarını bu denli hissettiğini söyledi, onu neden bu kadar etkilediğimi bilmiyorum.  Evet, bu şaşırtıcı. O Avustralya’dan.  Avustralyalılar iyi gidiyor.  Çok hızlı çalışıyor.

Pekala, bütün sorular bitti mi artık? Aydınlanma alalım mı?

Bir adam:  Karmalar nedir?

Shri Mataji:  Karmalar şudur, sağ taraf eylemi ile bir iş veya herhangi bir şey yaptığınız zaman bunun etkileri içinizde ego olarak birikir çünkü bu işi sizin yaptığınızı düşünürsünüz.  Aslında, biz değeri olan bir şey yapmıyoruz.  Bizim yaptığımız ölü bir iş, söylediğim gibi biz cansız bir şeyden, ağaçtan bir sandalye yaparız. Bütün yaptığımız budur.  Yaptığımız iş, sahip olduğumuz bir düşünceden ibaret, biz iş yapıyoruz düşüncesi.  Ne iş yapıyorsunuz? Bunu meyvaya döndürebilir misiniz? Ona koku bile veremezsiniz.  Dolayısıyla, bu efsanedir, içimizde, ego olarak çalışır, şurada gösterilen ego ki, yarın bunun hakkında konuşacağım, tamam mı?

Ve bu şöyledir ki, biz bu işi, şu işi biz yapıyoruz diye düşünürüz ve bu ego eğer kötü veya iyi bir icraatte bulunmuşsak karşılığını göreceğimizi, acı çekmemiz gerektiğini düşünür.

Bakın, bir kaplan böyle hissetmez.  Kaplanın yemesi gerekiyorsa, öldürmesi şarttır.  O bir hayvanı öldürür, onu yer, bitmiştir. “Aman Tanrım, bunu yapmamalıydım. Vejeteryan olmalıydım” diye oturup, somurtmaz.  Kaplan içinde hiç ama hiç karma biriktirmez, tamam mı? Ama biz insanlar biriktiririz.  Neden? Çünkü biz kapalıyız.  Bakın burada (bu merkezde), biz kapalıyız. Onlar açık. Ne yaparlarsa yapsınlar kaygılanmıyorlar. Ama biz ne yaptığımız konusunda kaygılıyız çünkü biz yaptık diye düşünüyoruz.  Ve daha önce söylediğim gibi, bu merkez açıldığı zaman karmalarımızı emer ve sözde karmalarımız günahlardan başka bir şey değildir yani, İncil dilinde bunu günah olarak adlandırabiliriz.  Ve bunlar, içimizde uyanan bu güçlü Deity İsa tarafından emilir.

Ve siz bunu aşarsınız çünkü karmayı oluşturan şey egodur. Egonuz sona erdiği zaman, karmalar nerede olacak? Onlar da sona erer.  Bundan sonra “Bunu ben yaptım” demezsiniz. Ne diyeceksiniz , “Anne, bu çalışmıyor, Bu yükselmiyor.”  Şimdi buradaki “bu” nedir, bu üçüncü şahıs haline gelir.  “Bu akıyor. Vibrasyonlar gelmiyor.”  Görüyor musunuz, şunu demezsiniz “Ben, Aydınlanmayı Ben veriyorum. Ben Kundaliniyi yükseltiyorum”, böyle demezler.  Derler ki, “O yükselmiyor.”  Sen üçüncü şahıs olursun.  Bu üçüncü şahıs Ruhtur. O konumda “Bunu Ben yapmalıyım” şeklinde konuşmazsın.

Kendi oğlun bile olsa, “Anne, onun Aydınlanma alması iyi olur” dersin. Peki. Göreceksin. Dene. Çalışmadı mı? Tamam, o zaman bir sertifika vermeli miyim? O dedi ki, “Nasıl sertifika verebilirsin, Anne, kim nasıl verebilir, Kundalini yükselmedi.”

Herkes bilir, yani ister babanız, anneniz, kardeşiniz, her kim olursa olsun, eğer Aydınlanmamışlarsa, Aydınlanmadıklarını bilirler, nedir öyleyse.  Onlar sadece bilirler. Benim kız torunum, bugün burada, o aydınlanmış olarak doğdu ve Ladakh’a gittiklerinde sanırım beş yaşında bile değildi.  Orada, kazınmış kafası, urbası v.s ile bir lama, budist rahip oturuyordu. Herkes onun ayağına dokunuyordu. Torunumun anne ve babası da aydınlanmış değiller, Benim kızım aydınlanmış değil, bu nedenle o da lamanın ayaklarına dokundu

Torunum buna artık tahammül edemedi, bu onun için çok fazlaydı. Yüksek bir blok üzerinde oturuyordu, gitti ellerini arkasına koydu ve lamaya baktı, ona dedi ki “Herkesin ayaklarına dokunmasını istemekle, ne demek istiyorsun? Sen Aydınlanmış bir Ruh bile değilsin.  Bu üstündeki urbayı giymekle ve saçını kazıtmakla, insanlardan ayaklarına dokunmalarını isteyebileceğini mi düşünüyorsun?” Beş yaşında küçük bir çocuk, yine de anlıyor.

Bir keresinde, Hindistan’da Beni baş konuk olarak davet ettikleri bir toplantımız vardı ve bu Ramanmash içindi, o Aydınlanmış bir Ruhtu ve Ramkrishna ashramının yöneticilerinden bir centilmen, büyük turuncu cübbesi ile orada oturuyordu. Ve Benim diğer kız torunum ön sırada oturmaktaydı.  Daha fazla dayanamayıp oradan bağırmaya başladı, “Anne, büyük elbise giyen kişiye, Büyükanne, lütfen ona dışarı çıkmasını söyler misin, o hepimize ısı veriyor.”

Görüyor musunuz işte, orada bu adamdan gelen sıcaklığı hisseden birçok Sahaja Yogiler vardı ve o çok Ruhani bir adam olduğunu düşünüyor. Torunum dedi ki, “O büyük elbise giyinene, gitmesini söyle.”  Bunun bir cübbe ya da bir şey olduğunu anlamadı.  Aydınlanmış olarak doğmuşlarsa, çocuklar bile kimin Aydınlanmış Ruh olduğunu, kimin olmadığını bilirler. Bu zamanda birçok çocuk aydınlanmış olarak doğuyor. Yargı zamanı, bu, son yargının zamanıdır.  Tabii, bunun hakkında size daha sonra konuşacağım.

Bir adam:  Birkaç soru sorsam, sizce sakıncası var mı?

Shri Mataji:  Pekala, Bence sakıncası yok.  Ama şu var, eğer çok fazla soru sorarsanız bazen bu zihinsel aktivite haline gelir ve ilerdeki Aydınlanmayı geciktirebilir bazen, bu nedenle size tavsiyem eğer çok önemli değilse, bırakmanız daha iyi olur çünkü sorulara cevap vermek sadece zihinsel düzeydedir. Ben çok daha ötesinde bir şey hakkında konuşuyorum. Öyleyse, mantıksal olan bu, eğer Beni anlamışsanız, peki, haydi alalım.  Eğer çalışacaksa, çalışacak. Eğer çalışmazsa, önemli değil.  Ben üç, dört gün daha buradayım ve bunu çözeceğiz.  Tamam mı?

Öyleyse, iyisi mi zihnini rahat tut.  Zihine şunu söyle, ”Sen daha önce birçok soru sordun, birçok şey düşündün, şimdi senin için, kendi varlığının kutsamalarını alma zamanıdır.” Tamam mı? Eğer zihnine söylersen, rahatlayacak. Zihin harika bir şeydir.  Eğer zihin sizin ne istediğinizi biliyorsa ve bu bir gerçek ise, sizi destekler ve çok fazlasıyla yardımcı olur.  Aynı zihin yolunu şaşabilir, yani bazen diyeyim ki, eşeğe benzer, İsa’nın zihni ima etmek için eşeği kullandığı gibi, siz onun yolunu şaşırmasına izin verirseniz sizi her tür yere götürür ama kontrol ederseniz sizi gitmeniz gereken yere götürür.  Siz sadece onu sessiz tutun.  Zihin düzeyinde sessiz kalmak daha iyidir.  Ve bu yüzden sorularınızı yanıtladım çünkü daha sonra Kundalini yükselirken, o esnada, zihin “Ben şu soruyu sormamıştım” diye ayaklanmamalı, öyle değil mi.  İşte bu nedenle.  Sadece yatıştırmak için –aslında gereği yok- ama sadece zihni yatıştırmak için,  bunu yapıyorum.  Oldu mu?

 (Video burada sona eriyor)

Öyleyse, en iyisi Aydınlanmanızı almanız, en iyi şey budur, yoksa bu zihin hayli rahatsız edici bir şey.  Tam da zamanında gelebilir, sen evriminin son aşamasına ulaşıyorken, bu durabilir. Tamam mı? Şu halde, eğer sana gerçekten baskı yapan, acil bir sorun varsa o zaman Bana sormalısın.  Ama, bu o kadar önemli değilse, sadece bırak.  Çok önemli mi? O zaman tamam. Anladı.

(Zaman: 1:19:55 Videonun sonu)

Şimdi, sizden bir şey istemem lazım, sizce sakıncası yoksa ayakabılarımızı çıkarmalıyız çünkü Toprak Anne bize çok yardım eder, anlıyor musunuz?  Öyleyse, mümkün olan her şekilde Onun yardımını almalıyız.  Ayaklarınızı doğrudan yere basın, bu çok yardımcı olur.  Çoraplarınızı çıkarmanıza lüzum yok ama ayaklarınızı olduğu gibi yere basmanız çok yardım eder ve sadece ellerinizi böyle koyun, çünkü size anlattığım gibi bunlar doğrudan sempatik merkezlerdir, ayrıca onun da size anlatmış olduğu gibi, esintiyi burada hissedersiniz, aktığını… Yani, hareket eder ama siz Aydınlanmanızı alıncaya kadar bunu çok fazla hissetmezsiniz.

Sadece ellerinizi bu şekilde koyun ve gözlerinizi kapatın. Gözlerinizi kapalı tutmalısınız. Bu hipnozun tam tersidir. Sadece gözlerinizi kapalı tutun çünkü Kundalini yükseldiği zaman gözbebeğinizi büyütür. Kundalini gözbebeğini büyüttüğünde bir an için, saliselik bir an, görüşünüzde biraz değişiklik olur.  Ama gözleriniz açıksa, hiç yükselmez. Bu yüzden, gözlerinizi kapalı tutun, tamamen kapalı.

(uzun bir sessizlik)

Şimdi ilk şey, her zaman olduğuna tanık olduğumuz bir şey ki, haliyle bu suçluluk meselesi bilinmeyen bir şeyden geliyor, öyleyse iyisi mi gözlerinizi açmadan, sağ elinizi boynunuzun sol tarafına koyun ve sol elinizi Bana doğru uzatın. Sol el Bana doğru.  Sol el Bana doğru.  Avuçlar yukarı doğru açık. Sol. Evet, işte böyle ve “Anne, ben suçlu değilim” demelisiniz.  Bu çok önemli çünkü bu çok büyük bir engeldir.  Sadece “Anne, ben suçlu değilim” deyin.

Arayış içindekiler: Anne ben suçlu değilim.

Shri Mataji: Tekrar, lütfen.

Arayış içindekiler: Anne ben suçlu değilim.

Shri Mataji: Bir kez daha, lütfen.

Arayış içindekiler: Anne ben suçlu değilim.

Shri Mataji: Şimdi, aynı eli öbür taraftan boyunun tam arkasına getirip koyun.  Bu merkez çok önemli, size bundan daha sonra bahsedeceğim, Benim yaptığım şekilde, eğer isterseniz bakabilirsiniz.  Benim yaptığım gibi, sol el Bana doğru ve sağ el başın arkasında, boyun omurunun tam üstünde, ense kökünde.  Bu çok önemli bir merkez size anlatacağım.  Evet, işte böyle.  Elinizi bastırmaya çalışın ve başınızı arkaya doğru biraz yaslayın.

(Shri Mataji’nin üflemesinin sesleri)

Şimdi, sağ eli kalbinize, kalp seviyesinden birazcık yukarısına koyun ve parmaklarınızla bastırın.  Baştan sona, sol el hep Bana doğru olacak.  Şimdi üç kere, “Anne, ben Ruhum” demelisiniz.

Arayış içindekiler: Anne, ben Ruhum.  Anne, ben Ruhum.  Anne, ben Ruhum.

Shri Mataji: Şimdi aynı el, sağ eli, karnınızın sol tarafınına koyup bastırın.  Ve şimdi deyin ki, “Anne, ben kendi kendimin gurusuyum, ben kendi kendimin efendisiyim.” Sadece böyle söyleyin.

Arayış içindekiler:  Anne, ben kendi kendimin gurusuyum, ben kendi kendimin efendisiyim.

Shri Mataji: Tekrar.

Arayış içindekiler:  Anne, ben kendi kendimin gurusuyum, ben kendi kendimin efendisiyim.

Shri Mataji: Beş kere tekrarlayın.

Arayış içindekiler:  Anne, ben kendi kendimin gurusuyum, ben kendi kendimin efendisiyim.

Shri Mataji: Bu yeterli.  Şimdi, sağ elinizi başınızın üzerine götürürseniz, üzerine. Başa değmeyecek, biraz yukarısına yavaşça, [katılımcılardan bir kadına doğru] Hissediyor musun? [bir yogiye işaretle] O bakacak. [kadına doğru] Probleminiz mi var?

Kadın: Evet, benim…

Shri Mataji: Ya, anlıyorum, sadece sağ elinizi Bana doğru uzatın… [bir yogiye doğru] senin yapmana gerek yok, o halledecek. Evet. Ben düzelteceğim.  Tamam mı? Sadece, evet, böyle, çalışacak. Tamam.  Şimdi, başınızdan, başın üzerindeki yumuşak kısım olan, bıngıldak kemiği bölgesinden çıkan serin esintiyi hissedebilirsiniz.  Serin Esinti. Başlangıçta sıcak olabilir. Ancak, sizin Aydınlanmayı talep etmeniz lazım çünkü Ben sizin özgürlüğünüzü çiğneyemem, anlıyor musunuz?  Aydınlanmış biri olmayı isteyip istememek, bu sizin özgür iradeniz.  Bu nedenle, “Anne, lütfen bana Aydınlanmamı ver” demeniz lazım.  Bunu talep etmelisiniz.  Sadece istemelisiniz.  Bunu, sadece arzu etmelisiniz.

Arayış içindekiler: Anne, lütfen bana Aydınlanmamı ver

Shri Mataji: tekrarlayın, lütfen.

Arayış içindekiler: Anne, lütfen bana Aydınlanmamı ver

Shri Mataji: Tekrarlayın, lütfen.

Arayış içindekiler: Anne, lütfen bana Aydınlanmamı ver

Shri Mataji: Şimdi, sadece hissedin.  Başınızın üzerinde bunu hissediyor musunuz?

(Teybin sonu)