Shri Dattatreya Jayanti üzerine Seminer, 3. Gün

Birla Kreeda Kendra, Mumbai (India)

1973-12-09 Public Program, Shri Dattatreya Jayanti, Hindi, NITL HD, 43' Download subtitles: EN,TR (2)View subtitles:
Download video - mkv format (standard quality): Watch on Youtube: Watch and download video - mp4 format on Vimeo: Transcribe/Translate oTranscribeUpload subtitles

Feedback
Share

Shri Dattatreya Jayanti üzerine Seminer, 3. Gün, (Hindi), Mumbai, 09.12.1973

Bugün Shri Datta Jayanti (doğum günü) yüzüncü yıldönümü. Bugün çok harika bir gün. Bence bugüne sadece O’nun lütufları sayesinde gelindi, Sahaja Yoga, sizlerde çiçek açtı. Tüm Guruların Gurusu – Adi Guru Shri Datta Maharaja. Onun önünde eğiliyorum, O Benim de Guru’mdur. Birçok doğumum boyunca, Sahaja Yoga konusunda Bana yeterince şey öğretti. Ve sırf bu yüzden, Ben bu doğumda da bazı çalışmaları yapabildim,

Gurur Brahma

Gurur Vishnu

Gurur devo Maheshwara,

Guru sakshat Parabrahma

Tasmai Guru dev namah,

Ben bunu yapmaya devam ettim.’ Zamanla Adi Shakti tüm evreni yarattıktan sonra, evreni yarattı. Nasıl ki bir Kral kendi krallığını geniş bir bölgeye yayar ve ardından kılık değiştirerek dünyayı görmeye gelirse, Adi Shakti de birçok kez bu dünya üzerinde enkarne oldu ama Adi Shakti ne kadar üstün olursa olsun, Onun hâlâ bir insan Guru’ya ihtiyacı vardır. İnsanın yeri, hâlâ o güçten daha üstündür. Eğer Shakti bir insan formu almak zorundaysa, o zaman Onun, ancak babası, bazen erkek kardeşi, bazen de bir oğlu olduktan sonra bu dünyaya gelmesi gerekir. İlk olarak, tüm evrenin Brahma, Vishnu ve Mahesha tarafından yaratıldığını anlamaya çalışın. O sırada, içinde sıkışıp kalmış olan bu insanları dünyaya çıkarmak için Adi Shakti’nin aklına bir fikir geldi ve eğer bu üç prensip bir şekilde birleştirilirse ve Shri Ganesha’nın çocuksuluğu ve masumiyeti onun tarafından özümsenebilirse, o zaman onlardan büyük bir görev yapması gereken bir Guru oluşturmak mümkündür. O (Adi Shakti) Sati (Çileci) Anusuya (kıskançlıktan uzak olan) formunda enkarne oldu. O, tüm dünyada insanlığın kurtuluşunu düşünen tek Sati’dir (O Adi Guru’nun annesidir).

Bu çok harika bir şey. Bu üç çocuk Anusuya’ya geldi. Anusuya’nın anlamı kıskançlıktan uzak olan; evrensel sevgi olandır, o hiç kimseyi kıskanmaz. Böyle bir insanda kıskançlık, öfke vb. gibi önemsiz, bayağı düşüncelere yer yoktur. Asuya’sı (kıskançlık) olmayan kişi Anusuya’dır. Bu üçünün (Brahma, Vishnu ve Shiva) onu test etmek için kadının kapısına gittiği söylenir. Ve o an, kendi tejbalini’sini (güçlü ışıltı) kullandı – neydi bu tejbal; bu Onun anne sevgisiydi, çok Tanrısal olan, güçlü bir annenin sevgisi. Bu tejbal onların üzerlerine düştü ve onlar birer küçük çocuk oldular. Onların hepsinin tam birleşmiş formu, Shri Datta Maharaj’dır. O garip bir majestedir (görkem, ihtişam), onun tarif etmek için ne söylenirse söylensin, bu yetersiz kalacaktır. Ve eğer bu onu açıklanmak için dahi yapılsa, bu açıklamanın ötesinde olacaktır. Bu, Tri Guna (üç nitelik) ile dolu olan Shri Datta Maharaj’dır. Bhavsagara’yı (Void) nasıl geçileceğini öğretmek için O, birçok kez Adi Guru formunda dünyaya geldi. Dün size, dünyada bizlerin birçok din meydana getirerek, savaştığımızı söylemiştim. Aynı Shri Datta dünya üzerinde birçok kez enkarne oldu. Dün size söylediğim gibi Kral Janaka da onlardan biriydi. Kral Janaka, Janaki’nin (Sitaji) babasıydı. O, Shri Dattatreya’nın enkarnasyonundan başkası değildi. Bundan sonra, Onun adını çoğu kez duymuşsunuzdur, Machindernath’da (10. Yy da yaşamış bir aziz) O’nun bir enkarnasyonu oldu. Yeryüzüne üç kez gelen Zerdüşt’ten sonra o da, O’nun bir enkarnasyonu olmuştur. Bundan sonra O’nun enkarnasyonu olan kişi ise Muhammed Sahab’tır. Ve ona şu sorulduğunda: ‘Bhai (Kardeş), senden önce başkaları da var olmuş olmalı? O zaman, ‘evet orada bir Muhammed vardı’ diye cevap verdi.

Sonra ona yine kendisinden öncekinin kim olduğu soruldu. O, ‘Bir Muhammed vardı’ diye cevap verdi. Muhammed ismi övülen demektir, övülen kişi, övülmeyi hak eden ve dünyanın kurtarıcısı anlamına gelir. Hepsi Muhammed’di, onların hepsi düzenli olarak dünyaya gelen Dattatreya’ydı. Bundan sonra Nanaka, Guru Nanaka. Eğer onun öğretilerini okursanız, eğer onun konuşmalarını okursanız, o zaman onun her zaman bir Sahaja’dan bahsetmesine şaşıracaksınız. “Sahaja Samadhi lago” dedi. “Kahe re ban khojan jayi, sada niwasi sada alepa tohe sang samai, pushpa madhya jo was basat hai mukur mahi jas chhayee, taise hi hari base nirantar ghat hi khojo bhai” dedi – yani, neden Onu bulmak için ormana gidesiniz, tıpkı bir çiçekte koku olması ve aynada bir yansıma olması

gibi, O her zaman sizin yanınızdadır, aynı şekilde Tanrı içinizde ikamet ediyor ve O’nu sonsuza kadar içinizde arayın. O sadece içeridedir, ona ulaşın, sadece içinizde. Sadece şiir okuyoruz, şarkılar söylüyoruz, sadece onun reçetesini üstünkörü içimize tıkıyoruz. Kalbin tam içinde yer alan bu mutlak prensibi aramaya dair konuşma, eski çağlardan beri bu dünyada tekrar tekrar enkarne olan Adi Gurular tarafından yapılmıştır. Dün de konuştuğum gibi Muhammed Sahab’ın kızının doğumundan sonra İslam’da “Şii” kastı oluşmaya başladı. Şii kelimesi Sia’dan türemiştir. Sia’dan gelen kelime Şii olmuş ve Sitaji anlamına gelmektedir. UP’a (Uttar Pradesh vilayeti, Hindistan) giderseniz kimse Ona Sitaji demez, Siaji, “Siavar Ramchandra Ki Jai” (Sita’nın kocası Lord Rama’ya selam olsun) derler.

Herkes Sia adını söyler. O Sita-ji’ydi, Adi Shakti’nin kendisi, Hasan ve Hüseyin adlı iki oğlu, birçok kötülüğü yok etti. Denedikten sonra, en sonunda öldükleri zaman, bir sonraki doğumda şiddet kullanmamayı tesis etmeyi düşündüler, şiddet onları hiçbir yere götürmedi. Deney yapmak üzere Onlar, Mahavira ve Buddha olarak doğdular. Deneyler yapılıyor. Nanak Sahab’dan sonra, yaklaşık yıllar önce Maharashtra’mızda Dattatreya, Shirdi’li Saibaba olarak enkarne oldu. Eğer bunun kanıtını istiyorsanız, o zaman aydınlanmanızı alırsınız ve bunun ardından elinizi herhangi bir kişinin üzerine tutarsanız, o zaman siz aynı türden bir vibrasyon alırsınız – sadece vibrasyonlar sayesinde, her şeyi bilebilirsiniz. Herhangi bir şekli, bu şeklin rengini görmek için gözlerinizin olmasının gerekmesi gibi, aynı şekilde sizin de vibrasyonları hissetmeniz gerekir, böylece dünyadaki tüm Guruları tanıyabilir ve kimin gerçek Guru, kimin yalancı olduğunu, kimin Adiguru Dattatreya’nın enkarnasyonuna eşit olduğunu bilebileceksiniz,  sadece modern zamanlarda bile ortada binlerce Guru olduğunu söylüyorlar. Hiç kimse sadece bir başkasına “o kişi benim” diyerek Guru olamaz ve ona inanarak da, kişi Guru olmaz. Guru Kelimesinin anlamı çok büyüktür. Bu anlaşılmak zorundadır. Bugün bu konu hakkında konuşmak istiyorum; kim Gurudur, kim değildir. Guru’nun açık anlamı bizden büyük olan, bizden yüksek bir yerde oturan demektir. Yüksek bir yerde biriken su kendiliğinden aşağı doğru akarken, kendine bir yüzey bulma ve herkesi kendi yüzeyine çıkarma çabasındadır.

Suyu belli bir yükseklikte tutarsınız; o ….(duyulmuyor) herkese istekli olacaktır. Guru’nun anlamı budur. Bu türden olmayan bir kişi, Guru değildir. Guru, sadece bir konuda değil, her konuda bizden üstündür. Bu nedenle Guru’ya inanarak sokak sokak dolaşan insanlar, Guruların sayısının binlerle ifade edildiğini unutmamalıyız. Mutlak prensipten bahseden Guru gerçek bir Gurudur. Tanrı’dan bahseden ve sizi yüceltenler, gerçek Gurulardır. Sizden para kazananlar Guru değildir. Konuşmaları için para talep edenler asla Guru olamazlar. Çünkü Tanrı’dan gelen konuşma, sizin paha biçemeyeceğiniz değerli bir şeydir. Değer biçtiğiniz gün, artık o şey Tanrı’dan gelmiş olamaz. Gidip pazardan, Tanrı’yı satın alamazsınız. Unutmayın, bugün Tanrı adına para kazanan binlerce insanla karşı karşıyayız. Bundan daha büyük bir adaletsizlik ve alçaklık olamaz. Eğer bu dünyada Tanrı’nın ayak basışına denk gelen bir eşya, madde veya herhangi bir şey varsa, o zaman biz Tanrı’yı izliyoruz diyebiliriz. Görüyorsunuz, az önce evimize gelen, kendisini en büyük Guru olarak varsayan birisi vardı ve Bana şöyle demeye başladı: ‘Shri Mataji, evinde her tür şey var ve sen normal bir ev kadını gibi çalışıyorsun, o zaman nasıl olur da Tanrıdan bahsedebilirsin? Ben ise, şundan vazgeçtim, bundan vazgeçtim’. Ona dedim ki, ‘Eğer sen gerçekten vazgeçmenin ne olduğunu biliyorsan, o zaman şunu da bilmelisin ki, bütün bunlardan, etrafında bulunanlardan Efendimin ayağının tozuna, hatta ayağındaki toz zerrelerinin bile değerine eşit olduğunu düşündüğün her ne varsa, o zaman sen o şeyi al, ancak aldığın şey buna eşit bir ağırlıkta olmalı.

Bu kişi oraya buraya bakmaya başladı, şunu gördü, bunu gördü. Ondan sonra utandı. Ona ‘bir şey keşfettin mi?’ diye sordum. ‘Hayır, hayır. İstenilene eşdeğer hiçbir şey bulunamadı’ dedi. Sonra dedim ki ‘oğlum sen aslında neyden vazgeçtin? Sen neyden vazgeçtin, sabahtan akşama kadar kimin bayrağını dalgalandırıyorsun, safran rengi elbiseler giyiyorsun, başın kelleşiyor, ağlayarak bütün dünyada dolaşıyorsun. Neyden vazgeçtin? Sadece bu taşlardan, bu topraktan mı?’ Gerçekte Sahaja Yoga, ev hayatı sürdüren normal insanlarda gelişiyor. Sahaja Yoga, kendi bayraklarını dikenleri asla yetiştiremez. Basit, spontane duygularla yaşayan, Tanrının verdiği saygınlığı, O’nun mutluluk ve neşesini yaşayan, sevgiyle yaşayan insanlar, ancak bu şekilde orta yolda olan insanlar Tanrıya ulaşırlar. Guru’nun anlamını bilmelisiniz. Şimdi, safran rengi kıyafetler giyerek para toplayanlar asla Guru olamazlar. Bir zamanlar bisikletleri bozulmuş olanlar şimdi kalkıp impala’da (bir araba markası) seyahat ediyorlar, onlar asla Guru olamazlar. Tanrı’yı bulanlar, dilerlerse yerde uyuyabilir, dilerlerse de bir sarayda rahatça uyuyabilirler. Bu nedenle size Kral Janaka örneğini vereceğim. Bir zamanlar Nachiketa adında çok büyük bir şüpheci Kral Janaka’ya gitti. İlk başta şüphe dolu ve istekliydi. Kendi Gurusuna sordu: ‘Onun bir ailesi var ve aynı zamanda bir kral olduğuna göre, neden siz gidip Onu ziyaret ediyorsunuz ve sonra, neden siz onun önünde eğilip ayaklarına dokunuyorsunuz? O ailesiyle yaşayan birisi!’ O zaman gurusu onu şöyle yanıtladı: ‘Tamam, sen Kral Janaka’nın evine gitmeli ve biraz orada kalmalısın.

Biliyorsunuz Ona “videhi” (bedenin ötesinde olan) deniyor, o bir “dehati” idi (taşralı kişi). Nachiketa, Onunla birlikte orada yaşarken çok fazla zenginlik olduğunu, insanların rahat bir şekilde yemek yediğini ve yaşadıklarını gördü. Kral her tür yemeği severdi; O etrafta dolaşıyordu ve çocukları vardı – böylesi bir adamın ve bu adamın Tanrı’yı ​​bilmesi nasıl mümkün olabilirdi ki? Ertesi gün Nachiketa şöyle dedi: “Ben şimdi gidiyorum, artık gidiyorum. Burada yaşamak zorunda değilim.’ O zaman kral, ‘Tamam, önce bir banyo yapalım’ dedi. Bir nehirde yıkanmaya gittiler. Kral Janaka onu banyo yapması için Sharayu Nehri’ne götürdü. Nehirde yıkanırken aniden birisi haber verdi, ‘Tanrım, sarayınız yanıyor.’ Kral Janaka gülümseyerek cevap verdi,’Bırak yansın, şu anda meditasyondayım’ dedi Bu zavallı Nachiketa da pek fazla endişelenmedi. Bir süre sonra insanlar ‘tüm aile üyelerinizin kaçması gerekiyor ve ateş hızla size yaklaşıyor’ dediler. O zaman, O ‘Canı cehenneme, boş ver ben şimdi meditasyondayım’ dedi. Daha sonra ‘ateş buraya kadar ulaştı, tüm takılarınız ve kıyafetleriniz yanacak’, dediler.  Bütün korumalar da kaçtı. Bir iki parça elbisesi dışarıda duran Nachiketa, eğer bunlar  yanarsa halim ne olur diye düşündü. O da dışarı koştu. Bütün elbiselerini topladı. O sırada bile O (Janaka) meditasyondaydı. Janaka geri döndüğünde Nachiketa çok şaşırmıştı. ‘Kral, siz hiç endişelenmez misiniz, elbiseleriniz yansaydı bile, bu şekilde hareket eder miydiniz?’ diye sordu.

O zamana Kral ona şu cevabı verdi: ‘Bir mit, bir efsane olan yok olacaktır, onu kurtarmaya gerek yok, orada olduğu sürece onu orada tut, eğer orada değilse, o zaman bırak gitsin.’ Bu doğru bir hakikat. Hikaye olanı, bir efsane olarak görmeyen Gurular, o zaman onlarda siz ne bulacaksınız? Kayınvalidemin ailesinde şöyle bir olay var. Bir gün evimize bir Barat (Düğün Alayı) geldi. Onların evden, kendilerine Dahi-Wada (yoğurda batırılmış kızarmış mercimek köftesi) pişirilmesi talebi vardı. Baratiler genellikle biraz kaprislidir ve kış günlerinde insanlar onlara şöyle derdi: ‘Bakın, bu kış günlerinde sütü kesmek/mayalamak çok zor, çünkü kış akşamlarında süt kesiği yapılmıyor’, ama onlar Dahi Wada hazırlanması konusunda kararlıydılar – onu hemen bize yapın, diyorlardı. O zamanlar orada bir baba (gezgin) yaşarmış. Bu kişi çağrıldı ve bir şekilde bu yemeği onun ayarlaması istendi. O bunu yapacağını ancak bunun ardından artık buralarda yaşamayacağını söyledi. Bu kabul edildi ve ardından o, önce bir pencereyi, sonra da bir diğerini kapattı. Bir süre sonra ‘bakın işte bu sizin Dahi Wada’nız, tadını çıkarın’ dedi. İnsanlar bu dahi wada yemeğini yemeye başladılar, hepsi mutluydu ama Babaji oradan kaçtı. Gece yarısı hayatını kurtarmak için, koştu gitti. İnsanlar, Babaji’nin neden kaçmak zorunda kaldığını anlayamadı. Ertesi gün, sabah alt kasttan insanlar arta kalan yiyecekleri almaya geldiler. Geldiler ve bütün oradaki eşyaları görünce, mutfak eşyalarımızı buraya kim getirdi, demeye başladılar; bunlar bizim çömleklerimiz, onları buraya kim taşıdı? dediler. Evlilik bir şekilde gerçekleşti, işte bu sayede kız kayınvalidesinin evine gitti, yoksa (Düğün alayından dolayı) kimse onu oraya gönderemezdi.

Bunun nedeni ise herkesin sinirlenmesiydi. Çömlekleri buraya kimin getirdiğini onlara anlatmaya başladılar. Atalarımız ve ayrıca büyükbabamın ataları tüm bu olan bitene inanmıyorlardı, bunlara Maharashtra’da Bhanamati’ler (Büyücüler) deniyordu, daha önce hiç kimse tüm bunlara, yukarıdan (cennetten) bir şey geldiğine ve onların tüm bu Dahi Wada’ları yediklerine inanmazdı. Siz şunu da düşünmelisiniz, O’nun size hizmet edeceği tek bir işi var, Dahi Wada. Herhangi birisini büyük bir Guru yaptığınızda, o size 200 Rupi verir. O zamanda Ben size şunu söyleyebilirim, eğer bağışlar böyleyse o zaman neden ekonomik sorunu çözmüyorsunuz? Hepsini verin. Onlar size İsviçre’de yapılmış saatler alıyorlar. Biz ancak Tanrının yaptığı tek bir şeyi onlar bulurlarsa inanırız. Bunu da üst seviyeye çıkarmak istediğimizi düşünmek lazım ama sizin arayışınız aynı zamanda bu iğrenç şeylerde, bu taşlarda, parada ve zenginlikte, bu yüzden bu insanları siz Guru olarak görüyorsunuz. Para da kaybolur, zenginlik de. Tüm paranız kaybolduğunda Bana gelirsiniz. Dün bir kadın geldi, onun nasıl dans ettiğini, zıpladığını gördünüz. Ona ‘Neden şimdi Bana geldin? dedim. ‘Ne yapayım, ben bu hale geldim!’ dedi. Ben de ‘Tamam, insanlar seni aptal yerine koyuyor ve Ben burada akıl hastanesi mi açtım? Sen oraya ne bulmaya gittin?’ Dans ederek ve zıplayarak Tanrı’ya ulaşılabilir mi? İnsanlarımıza ait tüm kurallar ve düzenlemeler, bu yasaları yapanların, bu insanların ne kadar iğrenç olabileceği hakkında hiçbir fikirleri yok muydu?

Bu kanunları yapanların hepsi çok onurlu, çok hayırlı insanlardı. Onlar bir insanın içten içe pis işlere bu kadar bulaşmasının yarattığı tiksintiyi ve kötülüğü fark edemediler. Eğer bu insanlar öğrenirse, bu insanları, tüm bu insanları yakalamak için yeni yasaların yapılması gerekir. Hz. İsa bu insanlar tarafından çarmıha gerildi. Bu kolaydı ama gece gündüz sizden para yağmalayan, sizi yok etmeye kararlı bu insanları kimse yakalayamaz. Ve onlar yarın sizin çocuklarınızı da akıl hastanelerine göndermeye hazırlar. Bir an önce bunu fark etmeye çalışmalı ve neler olduğunu düşünmelisiniz. Kaba  maddeleri Tanrı adına dağıtmak nasıl bir cömertliktir? Bunun üzerinde hiç düşünmüyor musunuz? Bu Kaliyuga’da (modern zamanlar), insanın nüfuz edici bir zekaya ve bir bilgeliğe sahip olduğunu düşünüyorum. O, bizim bu tür bir hipnoz ve aydınlanmanın peşinde deli gibi koştuğumuz, sadece kimsenin anlayamadığı kendisindeki tüm bilgeliğini satıyor mu? Ve içimizdeki yanlış varsayımlar ve mutlak mitler, bizi tam bir huzur içinde olduğumuza inandırır. Bizler kendimizi, kendimizle ve başkalarıyla da aldatıyoruz. Bunun farkına vardığınızda, çok ileri gitmenize, çok fazla şey okumanıza gerek kalmaz. Aydınlanma aldığınızı anlayabilirsiniz, içinizde ani bir huzur oluşacaktır. Görüyorum ki pek çok insanın Gurusu var ve bu yaşa ulaştıktan sonrada onlar kalp krizi geçirerek ölüyorlar. Bir kez içinizde biraz olsun aydınlanma uyandı. Sizin kaza yapmanız bile imkansızdır; Kalp krizi söz konusu değildir, biz bunun gibi pek çok olay yaşıyoruz.

Daha bir gün önce, trenle gelen bir çocuk olduğunu ve trenin tamamen devrildiğini, çocuğun olduğu kompartımanda bulunan tek bir kişinin bile yaralanmadığını, hepsinin bunu atlattığını anlatıyorlardı. Tanrılar üstünüzde dolaşıyor olmalı. Eğer Tanrı size inemiyorsa o zaman bu aydınlanmanın ne faydası var ki? Artık bizim insanlarımızı biliyorsunuz, kaç tanesinin aydınlanma aldığını, kanserin bile tedavi edildiğini, bunda özel bir şey yok. Tek şey, bu insanların tedavi etmekle ilgilenmiyor olmasıdır. Onlar sadece aydınlanma almakla ilgileniyorlar. Çünkü sahip olduğunuz neşe, sizin başkalarının da kendilerinden keyif almasını istediğiniz neşenin aynısıdır. Eğer paranız, zenginliğiniz varsa o zaman parayı insanları doyurmak için harcamak istersiniz. Aynı şekilde aydınlanmış bir ruh başkalarını uyandırmayı ve onların aydınlanma almalarını ister ve bunu yapabilir. Eğer sizin içinize bir nur girmişse, bunun için yemin etmeye gerek yoktur. Eğer misk kokusu varsa, onun misk kokusu olduğuna dair sizin yemin etmenize gerek yoktur. Peki kim misk arıyor? Öncelikle bu düşünülmeli, yoksa bu tür uğraşlarda başıboş şekilde dolaşmanın ne faydası var? Bir yanda bilinçaltımızla, kaba farkındalığımızla, geçmişimizle oynayan bu insanlar var. Bu tür insanları tanıyorum. Bu arayışta birçok Guru Ghantal (sahte Guru) gördüm ve onların nasıl bir durum yarattıklarını ve nesiller boyunca kundalininizi nasıl yok ettiklerini, onların bütün hilelerini biliyorum. Size geçmiş yaşamlarınızı anlatacak böylesi birçok insan tanıyorum ve siz bundan büyüleniyorsunuz.

Birisi size, ben senin kocanım, diyor. Bir kadın yanıma geldi ve ‘artık her şeyimi ona verdim’ dedi. Ben de ona ‘Ne! Neden verdin?’ dedim. Bu kişi bana, ‘benim kocam olduğunu söyledi’, dedi. ‘Kocan mı! Sen gerçekten büyük iffeti olan bir kadınsın! Eğer sen, ölen kocana karşı bu kadar kör olacak kadar iffetliysen, peki ya yaşayan kocan? Ona karşı hiç iffetin yok mu? Ve bu kişi sana kendisinin, senin kocan olduğunu söylediği için, tüm mücevherlerini ona verdiğin bir para dolandırıcısı.’ Birisi şöyle diyordu: ‘Bu adam bize kendisinin Tanrı’nın enkarnasyonu olduğumu söylüyordu, ben Yüce Tanrıyım, diyordu.’ Bu ülkede bir şey söylemekle, ne kaybedilir ki? Bunun hiçbir maliyeti yoktur. Ne kadar yalan söylenirse söylensin, bizler yalan söylemekte mükemmeliz. Psikolojide buna Sigmoid kişilik denir. Eğer psikoloji okuduysanız, psikologların da bu insanlar hakkında bulduğu şeyleri anlayabilirsiniz. Ve eğer bulamadıklarını düşünüyorsanız o zaman bu doğru değildir. Onlar büyük hırsızlar. Onlar ayağa kalkıp saçma sapan şeyler anlatmaya başlıyorlar ve insanlar da onlara inanmaya başlıyor. İncil’de bu tür insanların dünyaya geleceği söyleniyor, dikkatli olun. Onlar kendilerinin Tanrı olduğunu iddia ediyorlar. Eğer onlar Tanrı ise, o zaman onlarda bazı güçlerin olması gerekir. Bunu Bana söyleyen bir beyefendi vardı. Ona ‘neden etrafınızda bu kadar çok kadın var’ diye sordum. Kapıları kapalı tutarken odanın içinde ne yapıyorsunuz? Siz Tanrı adına ne yapıyorsunuz böyle?’, dedim. Bir kadına işkence yaptığı için, o kadın Bana bunu özel olarak anlatıyordu. Mahkemeye gitmesini ve bu adamın tutuklanması için dua etmesini söyledim.

O zaman Bana, ‘mahkemede nasıl konuşuruz, bu başımıza bela olacak, bizim saygınlığımız var, bir ailemiz var’ dedi. Ben de ‘eğer sen bunu mahkemede söylemezsen bu adam nasıl ifşa olacak’ dedim. Sonra Ben, bu beyefendinin yanına gittim ve ona şunu sordum: ‘Ne yapıyorsun? Neden böyle bir günah işliyorsun? Bundan Tanrı adına ne elde edeceksin?’ O zaman Bana şöyle dedi: ‘Benim Shri Krishna olduğumu bilmiyor musun?’ Ben de ‘Ne demek bu!’ dedim. Yüzün bir bhoot yüzü ve sen Shri Krishna olduğunu iddia ediyorsun. Nasıl oluyor da sen Shri Krishna oluyorsun?’ Ona şunu sordum: ‘Shri Krishna hakkında ne düşünüyorsun? Kalia’yı (bir şeytan yılan) daha beş yaşındayken yok eden, yılanın başının tepesine saldıran kişi, şimdi o kişi nerede?’ Ona mizahla, eğer Ben sakalını kaşırsam, sen ayağa kalkamazsın, dedim. Daha sonra birisinin yarım saat boyunca sakalını kaptığını ve bu şekilde titrediğini duydum. Bunu sadece hafif bir dille söyledim. İkinci bir beyefendi bana, kadınları çıplak bıraktığını çünkü Shri Krishna’nın da aynısını yaptığını söylemeye başladı. Söyleyin Bana, bu nasıl bir saçmalık? Shri Krishna beş yaşında bir çocuktu! Bu onun çocuksu aktiviteleriydi (Gopilerin elbisesini çalması öyküsü). Beş yaşında bir çocuk, kadınları nasıl çıplak hale getirebilir? Beş yaşındaki bir oğlan için, kim büyüktür, kim küçüktür. O çok derindi ve Sahaja Yoganın aktivitelerini yapıyordu. O yaşta tüm bunları anlayabilir miydi? Beş yaşında bile değildi, bundan da daha küçüktü. O zaman ona şunu sordum: ‘Eğer durum buysa, Dwarka’da yaşarken, O neden Draupadi’nin cheer haran’ı (yani Kaurava’lar tarafından kadının kıyafetlerinin yırtılması) sırasında, silahları olan Shankh, Chakra, Gada, Padam ve Garud’u yanına alarak oraya koştu?

Neden (onun yanına) koştu? Madem bir kadın için iffet duygusuna sahip değildi o zaman neden koştu?’ Bu mesele üzerine, bu sözüm ona Shri Krishna olan kişi sessiz kaldı. Bir tarafta, tek bir parmağı üzerinde bir dağı tutan Shri Krishna var ve diğer tarafta bunlar (sahte Krishnalar), her sokakta ve pazarda yeni yeni ortaya çıkıyorlar – ister Shri Krishna ister Shivji olsun, onları istediğiniz yerden alın. Rab Shiva nerede? Zekanızdan bir miktar tasarruf mu ettiniz mi, etmediniz mi, bazen çok şaşırıyorum, çok da şaşırıyorum çünkü insan zekâsı bu kadar nüfuz edebilir bir seviyeye ulaşmış, Tanrı size aklın tüm kabuğunu açmış, o zaman bu din meselesinde neden bir perde var? Sadece bu ülkede değil, yurt dışında da bu karanlığın hüküm sürdüğünü söylemek çok üzücü. Başka bir yogi-ji daha vardı; onun öğrencisi bizi karşılamaya geldi. Bu kişi Benden önce geldi, onun agnya ve nabhi çakrasının, her ikisinin de döndüğünü gördük ve bu kişi onun bhajanlarını söylüyordu. Çakranın ters yönde dönmesi, kişinin deli olduğu anlamına gelir – siz aydınlandığınız zaman, şunu da göreceksiniz: bir adam delirdiğinde onun Agnya ve Nabhi çakrası ters yönde döner. Bu kötü Pret vidya (bhoot bilgisi) ve shamshan vidya (mezarlık bilgisi) uygulamaları ülkemizde uzun zamandan beri sürekli olarak devam etmektedir. Bu hiç kimsenin bilmediği bir durum değil ama modern eğitim açısından dikkatin bu yöne gidemeyeceği kesindir. Bu Marathi dilinde Karani olarak da bilinir.

Genellikle kendisini Devi olarak adlandırılan bu posses edilmiş (ele geçirilmiş) kadınlar, herkesin vücuduna girebilirler ve bizler de kalkıp onlara kumkum sürmeye  gideriz. Bhootlar onların içine giriyor, biz bunu neden anlayamıyoruz ki? Bunların hepsi Pret vidya’dan (bhootu ele geçirme bilgisi) ve shamshan vidya’dan (mezarlık bilgisi) başka bir şey değildir. Bu alanda büyük bir bilim var, isterseniz onu daha sonra size anlatırım ama bugün Datta Maharaj’ın ayaklarının dibinde konuşuyorum. Bunların başkalarının eline bırakarak kendimizi sattığımız, büyük bir düşüşün belirtileri olduğu açıkça anlaşılmalıdır. En azından zekanızı düzeltmeye çalışın; onu sadece sarsın. Ne zaman gidip bir konuşma dinleseniz, o zaman bu kişinin ne hakkında konuştuğunu ve ne yaptığını düşünüyorsunuz? Söylediğiyle yaptığı arasında ayrım yapmaya çalışın. O kişi bir Guru olamaz. Bunu anlamalısınız. Eğer biz şimdi biz buyuz, şuyuz dersek, yarın sıradan şeylerin peşinde koşmaya başlarsak, o zaman bu şekilde olamayız. Demek istediğim, bu dünya işe yaramaz değil ama bir şahit konumu en azından Gurularda bulunmalı. Kundalini için ortaya dökülen, birçok Guru var. Siz Bana onlardan bahsedin. Dün ayrıca size, Tanrı’nın size, zaman saat 4’e geldiğinde Kundalininizi yükselteceğim diyeceği bir saati olmadığını söylemiştim. Bunların hepsi bhootların düzenlemeleridir. Bu konuda size çok güzel bir örnek vereceğim. Londra’da yaşayan Dr.Lane adında büyük bir doktor vardı. Oldukça araştırma yapmıştı ve insanların onun aracılığıyla iyileşmesini istiyordu ama bir anda bir kazada öldüğü için araştırmalarını insanlara ulaştıramadı. Yani o öldüğünde – öldüğümüz zaman tam olarak ölmeyiz, küçük bir kısım yere düşer, kalan süptil beden yavaş yavaş buradan ayrılır.

Bu yüzden bu adam bir bedene girmenin nasıl bir şey olduğunu neden denemeyelim diye düşündü. Derken, savaşan Vietnamlı bir asker vardı, bu adam onun içine girdi ve oğlunun yanına giderek filanca falanca şeyleri ona anlatmasını istedi. Şimdi bir düşünün, eğer Dr.Lane bunu bir şekilde yapmak zorundaysa o zaman neden oğlunun içine girmedi? Çünkü bunu yapmanın sonuçlarının olacağını biliyordu. O da ‘Bak eğer sen oğluma tüm hikayeyi anlatırsan, o da bunu kabul eder’ dedi. Bu asker oğlunun yanına gittiğinde oğlu buna ikna oldu. ‘Bunları sadece babam biliyordu, hiç kimsenin haberi yok, o halde bir klinik açalım’ dedi. İnsanları tedavi etmek için çok büyük bir organizasyon kurdular. Diğer (ölü) doktorlar da Dr.Lane ile ilişki kurdular. Halen yapılmakta olan bu tür şeyleri onlar da yapıyorlar. Onlar bir sorununuz olursa, bize bir mektup yazın diyorlar. Akşam saat 5 de içinizde bir şeyler olacağını, süperego dediğimiz bilinç altınıza birisinin gireceğini söylüyorlar. O kişi, onun içinde girecek ve sorunu çözecektir. Bir bhootu içerden çıkarırlar ve onu bir başkasıyla değiştirirler. Kişinin içinde bir ayyaş varsa onun içmesi biter ama şimdi sinirli olmaya başlar. Bu onların işidir ama onlar basit zavallı insanlar çünkü en azından onlar size ruhun işini yaptıklarını söylüyorlar ve biz Tanrı’nın işini yapıyoruz demiyorlar. Ancak ülkemizde insanlar kalıcı bhootların işini değil, şeytanların işini yapıyor ve ona Tanrı’nın adını veriyorlar. Bu tür insanlar bir kimseyi bir dereceye kadar iyileştirirse, o zaman kundalinisi zarar gören, Annemize zarar veren bir kişinin durumunun ne olacağını hayal edebilirsiniz.

Bu yerlerin hiçbirisine gitmeye gerek yok. Bugün olmasa bile, yarın hepiniz mutlaka aydınlanacaksınız ama yanlış yola girmeyin. Kundalininiz bir kez hasar gördüğünde Ben hiçbir şey yapamam. Bütün iş bitecek, kimin Kundalinisine haksızlık edildiğini biliyorsunuz. Aranızda birçoğunuz aydınlanma aldı; kendi üzerimize ne kadar çok zorluk aldığımızı biliyorlar. Bizler elimizi onların üzerlerine koyarken, bazılarının üzerinde irili ufaklı kabarcıklar oluştu – çok büyük kabarcıklar çıktı. Ve onlar ellerini Bana doğru uzattıkları zaman, onlarda küçük kabarcıklar oluşuyor ve birçok insan ellerinde yanma hissediyor. Benden serin-serin esintiler akıyor ama onların elleri yanıyor. Onların güçlerini oturtmaya hazırım ama onların içinde farklı türde bir güç var. Kendinizi bu Gurulardan kurtarmaya çalışın çünkü bunu engelleyecek bir yasa yok. Eğer bir şekilde bunun engellenmesi gerekiyorsa o zaman zekanızı kullanarak gerçek Guru’nun kim olduğunu, size mutlak olanı verenin kim olduğunu düşünün. Bir kadın Bana bir soru sordu; çok yerinde bir soruydu. Bana, bu dünyada Size gelmeksizin, aydınlanmış herhangi biri oldu mu, böyle bir aydınlanmış ruh görüp görmediğimi sordu. Bir çok kişi oldu ve hala varlar. Bu yüzden birçok öğrencimi Kolhapur’da, dağdaki bir ormanda yaşayan çok büyük bir Guru’ya götürdüm. Bu kişi Gagangarh (Maharaj), buradan yedi mil uzakta. Onları oraya götürdüm. Bugün hayırlı bir gün, bu oradaki çok büyük bir fırsat. Onlardan ellerini bu şekilde açmalarını istedim, serin-serin vibrasyonlar geliyordu. ‘Anne, buradaki bu kişi kim? Neden ormana gitmiş?’ dediler.  

Bu aynı zamanda tüm bu harika insanların neden Ormanda yaşadıklarını düşünmek üzere  bir soru. Nityananda’dan bahsettiniz, o gerçekte harika bir insandı. Öyle bir insandı ki, yanına biri yaklaştığı zaman ‘kaybol buradan’ diye ona taş atıyordu. Aynı şeyi Nagpur’umuzdaki Baba Tabbudin için de söyleyebiliriz. O, şu anda artık insan nüfusu olan bir bölgede, o zamanın ormanı olan bir yerde yaşayan fakir bir adamdı. Bu insanlar neden ormanlara kaçıyorlar? Bunun birkaç nedeni var. Az önce burada gördünüz, burada bazı çocuklar oturuyordu, elleri yanıyordu ve onlarda buna benzer bir şey yapıyorlardı. Aynı şekilde onların vücutları da yanmaya başlar. Pek çok zavallı sadhu, suda yaşamak zorunda çünkü bhootlar ruhunuzda, süper egonuzda bu bhaktaları (adanmışları) yakmak ve onlara işkence etmek için oturuyorlar. Bu nedenle onlar ormanlara kaçmaya karar verirler. Çünkü siz ne yaptığınızı bilmiyorsunuz? Vibrasyonları anlamıyorsunuz, bu yüzden bu zavallı insanlar kendilerini kurtarmak için ormanlarda kalıyorlar. Kendilerini nasıl kurtarabilirlerdi? Şimdi, sadece Gagangarh Maharaj’a bakın, birçok insanı iyileştirdiği doğru, ancak sorun şu ki onun el parmakları bir teleskop gibi içeriye doğru kıvrılıyordu ve ayak parmakları da. Zavallı adam bir ağaçta yaşıyor ya da (yürüyemediği için) oraya buraya bir aslanın üzerinde gidiyor. Bunun dışında hiçbir yere gidemiyor ama ona gittiğimde, bu insanlar yanımdaydı, o Beni hemen tanıdı. Buna hiç şüphe yok. Bu yaşamı sırasında Beni henüz görmemişti ama uzun yıllardan beri Beni biliyordu. O benden büyük (1906-2008). ‘Anne ben sizi yıllardır bekliyordum’ demeye başladı.

Bugün buraya geldiğiniz için çok şanslıyım.’ O bir Nagpanthi (orta çağda yaşayan bir grup aziz), yani o tıpkı Macchindranath gibi ve çok harika bir insan. Himalaya’ya gittiğimde orada da birkaç tane buldum; aynısı Haridwar’daydı, onlar birçok yerde yaşıyorlar. Onlara çiçek açma zamanının geleceğini söyledim. Size güçlerinizi nasıl koruyacağınızı ve bu insanların yumruklarına nasıl karşılık vereceğinizi anlatacağım. Ben oturuyorum, siz en azından Bana gelin bari, herkesi iyileştireceğim, onları kolaylıkla hallederim, dedim. Çoğu Bana ‘Anne, geleceğiz, mutlaka geleceğiz’ dedi ama bu zavallıların cesareti yok. Elleri ve bacakları kırılmış; onlar (negatif insanlar) içlerine kabarcıklar koymuşlar, yakmışlar, bunların hepsi bu şeytanların işi. Şu ana kadar bu Kaliyuga’da dünyaya gelen on tane iblis ve altı tane dişi iblis saydım. Bu günlerde diyelim ki Ravan buraya geliyor, o zaman o, asla kendisinin Ravan olduğunu söylemeyecek ve kendisinin Tanrı olduğunu iddia edecektir. Ravan olduğunu iddia ederse hapse atılacaktır. Ravan’ın kimliği aynı zamanda bu iblislerinde kimliğidir. Onu da anlatacağım, faydasını göreceksiniz. Kedi gibi gözleri olan adam, eğer bir kişi de kedi  gözlerini görürseniz, bunu anlarsınız. Pek çok insan pek çok şeyi göremiyor. Kedi gözleri, içinde bir göz küresi olan, göz bebeği, bunu görür görmez, o küçülür ve bir anda yok olur, bu tıpkı şeytanların gözlerine benzer. Onları oldukça iyi tanıyorum. Her doğumumda onları gördüm. Onların şeytan olduklarını gözlerinden anlayabilirsiniz. Gözbebekleri küçülür ve kaybolur. Bu onların kimliğidir.

Onlara siz Tanrı ya da başka bir şey diyebilirsiniz ama onlar şeytan. Ve bu insanlar pek çok siddhi’ler (güçler) elde ettiler. Bu bizim büyük Shankarji’mizin (Shiva) işi, ne yapabiliriz ki? Onlar (şeytanlar) birçok siddhiye ulaştılar. O (Shri Shiva) Ravan’a bir siddhi verdiğinde, yani Ravan konuştuğu zaman, konferans verdiği zaman, sonra söyleyeceği bir şey olduğunda ve bir konuşma yaptığında, o zaman (dinleyicilerin) nabhi çakrasında bir şeyler olurdu, bir bhoot orada otururdu. Binlerce kişi onun konuşmalarını dinlerken, kontrol altına alınırdı, hatta bu o kadar ileri gitti ki, hiç kimse Rama’ya karşı savaşmaya hazır değildi (ama) o hepsini buna ikna etti. Benzer şekilde Mahishasura’nın da siddhileri vardı. Bütün iblislerin kendi siddhileri vardır. Ve siddhileri yüzünden bu kişiler her zaman iyiliği ve ışığı bastırmaya, karanlığı yağdırmaya devam ettiler. Bugün Kaliyuga’da durum oldukça benzer halde ve siz, “benim sadece iki elim var” diye düşünüyorsunuz. Bu sizin işinizdir ve bu yalnızca sizin vasıtanızla gerçekleşecektir. Şaşıracaksınız çünkü Tanrılar bir tarafta, iblisler de diğer tarafta oturuyorlar. Şiddetli bir savaş sürüp gidiyor. Bugün bu manzarayı gördüğümde – nedir bu sıkıntılar?, dedim. Bu sizin düşüncenizden mi kaynaklanıyor? Hayır, hiç de değil! Bu şeytan ve iblisler, pret yoni (ölü ruhlar) aracılığıyla çalışır ve sizleri onlarla tıka basa doldururlar, bu yüzden onların ayaklarına koşarak gidersiniz. Bütün bunlar bu insanların işi. Ve eğer bu insanları yenmeniz gerekiyorsa, o zaman içinizdeki ışığı yakmalısınız. Eğer onu aydınlatmak istiyorsanız, o zaman herkesin kendi içinde bir ışık yakması gerekir. Siz kendiniz bir ışık olacaksınız. Ve şaşırtıcı olan şu ki, bu zamanda Tanrı da insanın sahneye çıkmasını, insanın kendisinin çalışmasını istiyor.

Bir insan kendisi, Parmatma Swaroop (Tanrı’nın Mutlak Yüce Benlik formu) haline gelmeli ve o kişi bir süpermen olur, bir süpermen oluşumu olmalıdır. Size yeni bir boyut gelecektir ama tek şey, sizin onu almayı öğrenmeniz, onu özümsemeyi öğrenmeniz gerekliliğidir. Bu şimdi olan zeka standardı ile karşılaştırılamaz, çünkü eğer zeka yoluyla anlamaya çalışırsanız, o zaman sadece Benim elimi görebilirsiniz ama onlardan akan tezahür etmemiş akıntıları göremezsiniz. Çok büyük pandit (Hindu din alimi) olan insanlar, isterlerse Kabir Das, Nanak-ji’yi ve eğer mümkünse Shankaracharya’yı da okumalılar, o en iyisidir. Eğer Adi Shankaracharya’yı okursanız o zaman bahsettiğim Chaitanya Lahari’nin (Vibrasyonlar) ne olduğunu anlayabilirsiniz. Kundalini hakkında sistematik şekilde konuşan veya onu açıklayan hiç kimseyle henüz tanışmadım. Az bilginin tehlikeli bir şey olduğunu biliyorsunuz. Aynı şey kundalini için de söylenebilir, neye dayanarak bilmiyorum. Ama yine de insanoğlunun şahit konumu o kadar yüksektir ki, Devi Bhagwat’ı, Markendeya Swami’nin Saptashati’sini okursanız, o zaman onların bu şeyi ne kadar derinden, küçük ayrıntıları birlikte anladıklarına şaşıracaksınız. Gerçek, sizin yaptığınız her şeyin boşa gittiğinin farkına varmanıza kadardır. Krishna da aynı şeyi söyledi. Krishna, ilk önce onu içinizde bulmanız gerektiği şeklinde, aynı şeyi söyledi ama anlaması gerekenler bunu anlayamadılar. O, Onu içinize almanızı söylüyordu, siz  ise dışarı çıkıp kavga etmemiz gerektiğini söylüyorsunuz. O sizin bir şahit olmanız gerektiğini kastetmişti. Bu akarma’da (hareketsizlik) olur, bu sizin aracılığınızla yapılıyor. Siz sadece “yapmıyorsunuz”.

Ego bitti, süperego bitti. “Yapan-Doer”, ortadan kalkar. Onun bahsettiği şey buydu ama dinlenilmedi. O bir diplomattı. Krishna’nın kendi Guru tattwa’sı vardır. Onun Guru tattwa’sı da çok ilginçtir. O çok büyük bir politikacıydı. Ona Ben mutlak, saf bir politikacı derdim. O öylesine büyük bir politikacıydı ki ve bu aptalları düzeltmenin tek yolunun bu olduğunu biliyordu. Bir çocuk atlarını arabanın arkasına bağlayarak arabayı sürmeye çalıştığı zaman babası gelir ve ‘kırbaçlamaya devam et, başarırsın’ der ama yorulduktan sonra çocuk atın hareket etmemesi üzerine düşünür ve o zaman önce atı  arabanın önüne koyması ve daha sonra kırbaçlaması gerektiğini anlar. Bu nedenle O, size karma yoga (eylem yogası) yapın dedi. Şimdi burada Krishna’nın diplomasisini fark etmelisiniz. Krishna gibi bir Guru bulmak zordur. O öyle bir Guru ki, çok fazla yoğunlaşma ve zeka derinliği gerektirir. Şimdi size anlatacağım şeyi, şimdiye kadar kimse size söylemezdi, siz bunu dinleyin. O, “siz eylemi yapın, eylemin meyvesini Tanrıya bırakın”, dedi. Bu kesinlikle mümkün değil, tamamen saçma bir durum. Bir şey yaptığınız zaman ve bunu bilirsiniz, o zaman siz bunu nasıl bir başkasına bırakabilirsiniz? Atı arkada tutup kırbaçlıyorsunuz. İkinci olarak, O ‘bhakti (adanmışlık) yapın’ dedi. Şuna bakın, bu çok güzel. Ananya (Aynı, bir başkası olmadan) Bhakti yapıyorsunuz ve öteki diye bir şey yoksa (siz onunla bir iseniz), o zaman adanma nasıl olabilir? Bunun anlamı, birleşme gerçekleştiği zaman, siz kime adanmış olursunuz ki?, demektir.

‘Pushpam, Falam, Toyam’ çiçek, meyve, su, Bana her ne sunarsanız, kabul edeceğim, dedi. Ama O, sizin bunu verirken ‘Ananya bhakti’ yapmanız gerektiğini söyledi. Bu saçmadır, çünkü bu saçmalık yüzünden insanın aklı karışacak ve sonrasında o bir uzlaşıya varacaktır. Belki de O, insanın kolayca öğrenebileceğini düşünmemişti ama Ben bir anneyim ve eğer bir anne bir şey söylemek zorunda kalırsa bunu söyler, oğluna söyleyeceği şeyi mümkün olduğu kadar boğazını yırtarak söyler. Bu çok farklı bir anne yüreğidir, o diplomasiye tahammül edemezdi, ‘artık çok geç, artık zamanı geldi, çok şey kaybedildi, kargaşa var, artık yığınla acı var’. Artık bu işi yapmanın zamanı geldi ve bu yapılıyor. Siz de bunu başarıyorsunuz. Bulanlar ve bilenler için yarın bir program var; onlar yarınki programa gelmeliler. Henüz bunu ulaşamayanlar da gelmeliler. Başka yerlerimiz de var; kalıcı şekilde  Bhartiya Vidya Bhavan’da (Bir eğitim vakfı) olmaya çalışıyoruz, bu sayede insanlar  oraya gelebilirler. Burada aydınlanmış birçok insan var. Siz de aldıktan hemen sonra, aydınlanma verebilirsiniz. Çakraları bilen, bilgi sahibi olmuş insanlar var ve aydınlanma verebilenler de var. Hindistan’ın ihtişamı onun bir Yoga Bhoomi (ülkesi) olmasıdır. Ülkemiz tüm dünya ülkeleri arasında en yüksek konumdadır. Ülkemizde vibrasyonlar en yüksek seviyededir.

Buna hiç şüphe yok. Ve ülkemiz tüm dünyanın omuriliğidir ve Kundalini’nin yeri de burasıdır, Kundalini bir gün dünyayı düzeltebilir ama şu anda bizlerin bütün çakraları catch etmiş halde. Kundalini’nin hareketi zorlaşıyor. Eğer çakralarınızda bulunanlardan  kurtulabilirseniz, o zaman bu mesajın bu ülkenin kendisinden (diğerlerine), gönderilmesi mümkündür, böylece tüm dünya değişebilir ve Satya yuga (Gerçeğin Çağı) için bir çağrının olduğu ve Satyayuga’nın bulunduğu başka bir yola, başka bir mecraya geçebilir. Bu Satyayuga’nın gelişidir ama şimdi bunu kabul edip etmemek ya da kendi yıkımınıza doğru ilerlemek sizin özgürlüğünüze ve otoritenize bırakıldı. Kanser gibi hastalıklar, savaş gibi şeyler dünyamızı mahvedebilir. Eğer isterseniz, onu almalı, dünyayı aydınlığa çıkarmalısınız, eğer istemezseniz karanlık gelir, eğer Tanrı dilerse bir deneyin başarısız olduğunu düşünerek binlerce koşul yaratabilir – O böyle düşünecektir. Artık son sıçrama yapılıyor. Kaç kişinin kendisini buna adadığını görmek lazım. Size çok çok teşekkürler. Üç gün süren seminer sevgiyle tamamlandı. Pek çok insan bu sevgiyi kabul ediyor, bu yüzden bir Anne olarak size çok teşekkür ediyorum. Bir sürü çocuğumuz zaten gece gündüz çok çalıştı ve onlar başkalarını kurtarmak için çok çalıştılar ve bunu yapmaya devam etmeleri gerekiyor. Bu amaçla hepinizi kutsuyor, sevgilerimi sunarak ayrılıyorum.