Sushumna’nın her iki yanında (birbirine) paralel şekilde dikey olarak uzanan iki tane zihnimiz var.

Bharatiya Vidya Bhavan, Mumbai (India)

1975-02-19 Public Program Mumbai Pasq, 50' Download subtitles: EN,TR (2)View subtitles:
Download video - mkv format (standard quality): Watch on Youtube: Watch and download video - mp4 format on Vimeo: Listen on Soundcloud: Transcribe/Translate oTranscribeUpload subtitles

Feedback
Share

Public program 3.Gün, Mumbai, Hindistan, 19.02.1975

Dün size Kundalini’nin omuriliğimizdeki yerini, neden orada bulunduğunu ve onun işlevlerinin neler olduğunu anlattım. Tanrı, insanı kendi suretinde yaratmıştır ve dün size anlattığım tüm bu şeyler, ilk önce yaratılan her şeyin içinde var olduğu ve Tanrı’nın bir niteliği olan Virata’nın bedeninde inşa edilmiştir ama insanda bu kundalininin ne şekilde geldiğini görelim. Dün size söylediğim gibi, vücutta üç tane güç vardır ve bunlardan en önemlisi, bizim süper-insan şeklinde bir varlığa dönüşmemize yardımcı olan ve Mahalakshmi olarak enkarne olan merkezi/orta güçtür. Size orta kısımda gösterdiğim bu kanal, Sushumna olarak bilinir ve göbek noktası ile kundalini’nin bulunduğu yer arasında bir boşluk  vardır. Kanalın bu kısmının veya enerjinin buraya yerleştiği söylenebilir ve kundalini siz, size aydınlanma verebilecek biriyle tanışma şansı elde edinceye  kadar kullanılmaz ve bu, kundalininin yükseldiği tek zamandır. Bu ikisi içimizde psikolojik olarak mevcuttur. Kişi, düşünmemizi sağlayan yapıcı bir güce sahiptir ya da buna bilinç öncesi/bilinç eşiği (yani belirli bir anda bilinçte bulunmayan ama kolaylıkla anımsanıp hemen bilince çağrılabilen şey) diyebiliriz, Mana (yani doğuştan gelen eğilimler veya arzu veya dürtü), her an bilinçli zihinden bir şeyleri alıp, bilinçaltına koyan postacıdır.

Mesela Beni dinliyorsunuz, Bana dikkat ediyorsunuz. Ben bir şeyden bahsediyorum, siz onu Benden alıyorsunuz ve o, sizin geçmişinize gidiyor. Yine, siz Benden alıyorsunuz ve o geçmişe gidiyor. Yani diğeri sizin tüm deneyimlerinizi bilinçaltı zihinde depolarken, bu ise, bilinç öncesi zihni temsil eder. Sushumna’nın her iki yanında (birbirine) paralel şekilde dikey olarak uzanan iki tane zihnimiz var. Bu, Tanrı’yı arayan insanların çoğunun anlamadığı en büyük gerçeklerden birisidir. Bu, sizin Sushumna Nadi’nize gitmek veya şimdiki zamanınıza (şu an) gitmektir. Ve bu anda, siz Beni, an be an  dinlediğiniz zaman, siz yaşıyorsunuz, bu bilinçli zihindir, bu bilinçli zihne yaklaşıp ve orada kalmaktır, bu noktada bilinçaltına ya da bilinç öncesine gitmeye gerek yoktur. Kişinin bilinç öncesi zihni kontrol etmesine gerek yoktur. Bu Mana’dır, sizin bu siddhilere (spiritüel veya doğaüstü güçler), yani buna benzer şeylere, bhootvidya ve pretavidya’ya (ölüler bilgisi) sahip olduğunuz bilinçaltı zihne gitmeniz gerekli değildir. Her ikisine de hiçbir şekilde gerek yoktur, tam tersine, bu çizgide ilerleyenler, onlar Kundaliniyi görebilirler, onlar tüm çakraları arka kapıdan görebilirler, siz merkezdeyken, Sushumna Nadi’de yükseldiğinizde, durum her ne olursa olsun, siz o sırada  hiçbir şey görmezsiniz ama sadece dışarı atlarsınız. Daha sonra aşağı gelip tüm bunları görebilirsiniz. Mesela Ben Londra’da yaşıyorum.

Benim evim istasyondan yaklaşık on mil uzakta. Bazı insanlar, bazı ziyaretçiler beni görmeye geliyorlar ve bu yüzden Benim onları istasyonda karşılamam gerekiyor. Oraya gidiyor, onları alıyorum ve onlar doğrudan doğruya Benim evime geliyorlar. Londra’da sokaklarda kimsenin görülmediğini biliyorsunuz. Burası çok küçük bir köy olduğu için sokaklarda hiç kimse yok. Hiç kimseyle tanışamazsınız. Doğrudan doğruya kendi evinize gelir ve sonra da, evin içine girersiniz. Orada kalırsınız ve sonra da, yavaş yavaş komşularınızı tanırsınız ama diyelim ki birisi Bana haber vermeden geldi ve o kişi evimi bulmak zorunda kaldı. Bu nedenle bu kişi bir yerden bir diğer yere gezinip, arka kapılara gidiyor çünkü İngiltere’de, özellikle de Londra’da hiç kimse ön kapıyı açmaya yanaşmıyor, insanlar korkuyorlar. Bu yüzden bu kişi, arka kapıya gidiyor. Bir evden diğerine geçerek, (aradığım) bu ev nerede, benim nereye gitmem gerekiyor diye onlara soruyor. İnsanlar onu içeri davet ediyorlar, ona çay veriyorlar, bir şeyler ikram ediyorlar ve bu kişi orada kayboluyor. Bu kişi gerçek eve asla ulaşamaz. Aynı şekilde ya ön bilinç yöntemiyle ya da bilinçaltı yöntemiyle olsun, yanlara doğru giden kişiler de, yani her ikisinde de onlar orta yolla hiç ilgisi olmayan başka bir şeye doğru atlarlar ve ya sağa ya da sola doğru bir rezonansa, yanlara doğru fırlatılırlar. Ve bazı insanlar da, sizin kandırılmanızı, durdurulmanızı, sünger gibi emilmenizi, sömürülmenizi istiyorlar ve bu şekilde sizin o tarafa gitmenizi engelliyorlar. Ayartılma budur, hipnoz dediğimiz şey budur.

Bir kişiyi hipnotize ettiğinizde ne olur, onun dikkati derhal bilinçaltına gider ve o kişi hipnotize olur. Ancak hipnoz yoluyla bizim içinde var olduğumuz şeyin, yalnızca bizim bilinçaltımız olmadığını anlamıyoruz. Uyurken de bilinçaltımızdayız ama orada hipnoz yoktur. Aslında bilinçaltı zihin, bilinçaltı zihnin ötesi, bizim Paralok (öbür dünya) dediğimiz kolektif bilinçaltı ile bağlantılıdır.

Orada tam bir ölüm vardır. Ölenlerin hepsi orada var olurlar. Yani bu insanlar sizin psyche’nize/ruhunuza giriyor, psyche’nizle bir oluyorlar ve kafanızın içinde sizin kişiliğinize hükmediyorlar ve siz tamamen hipnotize oluyorsunuz. O zaman siz, bu kişiyle dilediğinizi yapabilirsiniz. Düşünme gücü tamamen bitti, beyniniz tamamen yıkandı. Buna şartlanma diyebilirsiniz, Bence bu, bundan çok daha kötüsü. Şartlanma çok, çok hafif bir kelimedir. Aslında kendi başımıza bırakılırsak, asla şartlanmayız ama başka insanları okumaya başladığımızda, şartlanırız. Bu tür insanlarla ilgilenmeye başladığımızda, onlarla tanışmaya, onlardan prasad almaya, onlardan yiyecek almaya başladığımızda. Dhoraları (sığırları), dandhaları (sopaları) ve buna benzer şeyleri olan bu tür insanları gördünüz. Tüm bunlar şartlanmaların ve hipnozun tohumlarını taşıyorlar. Ölüler orada oturuyor. Siz isteseniz de istemeseniz de, siz kabul etseniz de etmeseniz de bunlar var. Psikologlar bile, müridim olan kimi çok iyi psikologlarım var, onlar Benimle tartışıyorlardı: ” buna Siz neden Ruh diyorsunuz?” diye, o zaman onlara dedim ki, “peki sizler buna ne diyorsunuz?” Onlarda, bu siz o kişiyi tanıdığınız için olabilir, bu sizin babanız ya da anneniz olabilir dediler. Size gösterdiğim resimleri, o kişinin kendi annesini kopyalamaya çalıştığı resimleri görmüşsünüzdür. Peki ya hiç görmediğiniz, tanımadığınız insanlar dedim? Siz sanki o kişiymişsiniz gibi konuşuyorsunuzdur ve eğer bunun gerçekliğini doğrularsanız, bunun doğru olduğunu da göreceksinizdir. Londra’da bir akıl hastanesini ziyaret ettim ve burada, oradaki kişilerin anlayamadıkları bazı hastalar olduğunu gördüm.

Onlarla konuştuğumda, konuşmaya başladılar, sanki birisi Bana, “ben buraya ait değilim, ben Paris’e aitim ve ben orada yaşıyorum ve bu şey oldu, bir kaza oldu ve ben öldüm” dedi. Ve bu bayan Paris’e gelmişti ve ben kayboldum – oh bitti” Bu bayana ne olduğunu sordum ve Bana hiçbir şey söylemedi. Ne yaptığını bilmiyordu…..[Net değil]. Sonra biz soruşturduk. Onlara, bunun ne olduğunu bulmalarını söyledim. Filanca kişi, falanca noktada bir kaza sonucu ölmüş. Ve bu hanımefendi oraya gitmiş ve kocası bir yerlerde kaybolduğu için şok geçirmiş ve bu şok kimliği, onun içine girmişti ama ruhunuza giren bu türde olan tüm bu kimlikler, en yoksun insanlardan biridir, onlar kesinlikle ahlaksızlığın kişileşmiş halidirler. Onlar düşünebileceğiniz en kötü insan tipidir. Onlar her tür yalanı söyleyebilirler. Güneşin altında mümkün olan her şeyi onlar yapabilirler. Yani onların yapabildiği şeyleri, hayvanlar bile yapmaz. İyi insanlar asla bir bedenin içine girmezler ama bazen, onun etrafta dolanırlar. Örneğin, birisi ölmüştür ya da onun karısı ölmüştür ya da annesi ölmüştür, özellikle de annesi. Eğer anne, çok küçük yaşta bir çocuk sahibiyken ölürse, o zaman anne, oğlunu ya da kızını bırakmak istemez çünkü onu korumak ister. Her zaman çocuğun yanındadır ama ona zarar vermez ama tabii ki bu durum çocuğun kişiliğini de etkiler ve çocuğun kendisi olma yönündeki tezahürü, annenin onun tepesinde dolaşmasından kaynaklanır.

İnsanlarla 6-7 sene boyunca yaptığım deneyler sırasında öğrendim ki, eğer bir insanda böyle bir etki varsa, bunu ellerinizde hissedebilirsiniz. Bu herkesin başına gelebilir, en dindar, en iyi insanın bile başına gelebilir. Bazen de şok geçiren, bir tür zihinsel baskı altında olan bir kişide bile olabilir. Londra’da Dr. Lang tarafından “Evrensel İyileştirme Merkezi” ya da ona benzer bir şey adıyla bilinen bir kuruluş var. Bu doktor artık yok, uzun zaman önce öldü. Bunun gibi pek çok kuruluş var. Size bir örnek veriyorum. Bu kişi uzun zaman önce öldü. Tabii ki onlar dürüst insanlar, size doğruyu söylerler, yalan söylemezler ama bu tür şeylerin etkilerini bilmiyorlar. Bu adam, Londra’da öldü ve tezahürünü gerçekleştiremediğini ya da yapmak istediği şeyi tamamlanmadığını ve tatmin olmadığını söyledi. Bu yüzden, bir asker Vietnam’da savaşırken bir şeyden dolayı şok geçirmişti. Bu doktor onun varlığının içine girdi ve ona şöyle dedi: “Oğluma git ve ondan dispanseri açmasını iste, ben de onunla konuşacağım. Sen sadece endişe etme dedi ve bu durum, adamı (askeri) çılgına çevirdi, öyle ki adam bununla baş edemedi ve Londra’ya gitmek zorunda kaldı. Bu kişi eğitimsiz bir askerdi. Gidip adamın oğluyla konuştu ve ona “ben falanca kişiyim ve sen bu dispanserini açsan iyi olur, ben işime ve operasyonlarıma başlamak istiyorum” dedi.

Oğul hayrete düştü, bu asker o kadar görgüsüz biriydi ve bir ameliyatın ne olduğunu bile hiç görmemişti. Nasıl ameliyat edecekti? İçindeki kişi ona, “hayır, ben senin babanım, inan bana” demiş. Ve ona, baba ile oğul arasında geçen birçok sırrı anlattı. Adam tamamen ikna oldu ve bu evrensel tedavi merkezini ya da adına siz her ne derseniz deyin, onlar burayı açtılar. Buna herhangi bir isim verebilirsiniz ve onlar insanları iyileştirmeye başladılar. Onlar insanlara, “sen saat 5 civarı bir şeyler hissedeceksin” dediler. Ve saat 5’te dünyanın herhangi bir yerinde, onlar size mektup gönderdikleri zaman, onlara “ben saat 5’te sizin yerinizde belireceğim”, derlerdi, bu kişi bir titreme hissetti. Bu kişi bedeninde korkunç bir titreme hissetti ve bunun ardından, o kişi kendisini sağlıklı ve daha iyi hissetti, pek çok şey iyileşti. Fakat daha sonra, bir ya da iki yıl sonra bu aynı kişi nevrozdan mustarip olmaya başlar. Başına her türlü bela gelir ve ailesi tüm servetini kaybeder ve her tür sorunla karşılaşır ve vücudu ağrımaya başlar ve her tür şey olur. Tüm bunlar mutlak bir gerçektir. O merkezden bize gelip, Benim de tedavi ettiğim hastalarımız oldu. Bunlar bedeninize giren ve sizi iyileştiren ruhlardır ve siz bu tür tedavilere inanmayın. Kendi güçlerinizle, yani burada yatan kundalininizle iyileşmelisiniz. Bu da sizin pillerinizi şarj edecektir. İnsanların size verdiği tüm bu tedavilere güvenmeyin, “Oh, ben sana kimi mantralar vereceğim, onu buraya koy”.

Bu mantralar bir ruhtan başka bir şey ifade etmiyorlar. Bunu size kanıtlayabilirim. Başlangıçta Benimle birlikte olan pek çok kişi, Ben onlara bundan bahsettiğim zaman, Bana çok karşı çıktılar ama yavaş yavaş bunun içimizde var olan bir şey olduğunu anladılar. Bu çalışıyor. Şeytani güçler ile Tanrısal güçler arasında çok büyük bir savaş var. Bunu siz göremezsiniz. Şu anda bir stratejileri var, tüm zeki, kurnaz, değersiz insanların sahip olduğu harika bir strateji; bu da Dünya’ya insan olarak gelmek, Tanrı’nın adını almak (Rama-Krishna gibi) ve beşinci kol olarak hareket etmek. Diyelim ki Ruslar Amerika’yı ya da Amerikalılar Rusya’yı istila etmek istiyor. Onlar Amerikalı adlar alırlar, oraya giderler ve Amerikalılar gibi yaşarlar ya da onlar Rus adları alırlar ve Ruslar gibi yaşarlar. Onlar kendilerine Tanrı, enkarnasyon, her türlü şey derler. Londra’da biri Bana İsa’nın geldiğini söyledi. “Gerçekten mi? Bunu hiç bilmiyordum. Onun Mesih olduğuna nasıl inanıyorsunuz?” dedim. “Çünkü o İsa olduğunu söylüyor”. Ben de bunu herkesin söyleyebileceğini söyledim. Bunda bu kadar harika olan şey ne?” dedim. İsa gelmedi. O kişi ise kalkıp ‘ben Mesih’im/ İsa’yım’ diyor. İsa için çok basit bir test olduğunu söyledim. Gidip bir gör bakalım”, dedim. Gidip o kişiye elementleri kontrol etmesini söyleyin. Elementleri kontrol edebiliyor mu?” İsa elementleri kontrol ederdi. Eğer birisi “Ben Adishakti’yim” derse. Ona “İnsanların kundalini’sini kontrol edebiliyor musun?” diye sorarsınız. Eğer bunu yapamıyorsa, o zaman Adishakti değilsindir. Tüm bu işaretler ve belirtiler kitaplarımızda zaten verilmiştir.

Bu insanlara, bize söylediklerine, bu sahte insanlara inanmamalıyız. Tüm bunların kitaplarımızda verildiğini anlamalıyız. Sorun şu ki bu modern nesil çok eğitimsiz. Markandeya Swami tarafından yazılmış basit bir kitap olan Devi Mahatmyam’ı okursanız, orada verilen tüm bu şeylerin, bir kişinin nasıl ayırt edileceği, kimin enkarnasyon olduğu, kimin enkarnasyon olmadığı gibi şeyleri bilirsiniz. Elbette, dün size bahsettiğim gibi enkarne olmuş olan enkarne eden bir güç var ve bu enkarne olacaktır ama şunu bilmelisiniz ki eğer bu insanlar bazı kıyafetler giymişlerse, enkarnasyon da gizlenmek ve gizlice çalışmak için kimi kıyafetler giyecektir. Sizler, kimin gerçek kimin gerçek dışı olduğunu nasıl yargılayacağını bilmesi gereken insanlarsınız. Bu dünyaya tüm iyi güçleri, tüm yapıcı güçleri yok etmek ve tam bir yıkım yaratmak üzere gelmiş olan insanlar kimlerdir? Bunu yargılamalısınız. Bunu fark etmelisiniz ve Benim bahsettiğim güç, bu negatif güçler dediğimiz güçtür. Bu iş başında. İnanın bana, siz bundan hoşlanmayabilirsiniz çünkü sizin için yeni olan her şeyi reddediyorsunuz. Bu var. Bu Bombay şehrinde, diğer insanlara zarar vermek için gizlice çalışan bunun gibi pek çok merkez olmasına şaşıracaksınız. Gidersiniz ve siz o kişiye biraz para ödersiniz. O sizden bir miktar para alacak ve o kişinin düşmanlarına büyü yapabilecektir.

Bu pis insanlar beş rupi için bile başka bir insana büyü yapabilirler ve neyin peşinde olduklarını bilmezler. Bu dünyada aç yaşayabilirsiniz ama böylesi günahkârca hayatlarla bu insanların başına ne geleceğini Allah bilir. Ben her zaman size, “onları affedin” diyorum. Bu insanların yaptığı muazzam bir meslek. Onlar size mucizeler göstereceklerdir. Siz bunun çok büyük bir şey olduğunu hissedeceksiniz. Her şey bu negatif güçler aracılığıyla gerçekleşir. Onlara karşı dikkatli olun. Size chamatkara’lar (büyü, mucize) göstereceklerdir. Her tür chamatkara gösterilebilir. Ve siz onlara inanmaya başlayabilirsiniz, onların çok büyük insanlar olduğunu düşünebilirsiniz. Sahaja Yoga, siz onun hakkında fazla bir şey bilmediğiniz bir zamanda geldi. Atalarınız daha iyi biliyorlardı. O zamanda, Sahaja Yoga…. onların bir sadhuya (aziz, çileci) asla inanmayacakları bir zamanda gelmedi. Asla, asla, asla. Kendi ailemde bir keresinde çok ilginç bir olay yaşadık, bir düğün vardı ve gelen insanlar çok müşkülpesent insanlardı. Bilirsiniz, Uttar Pradesh’de insanlar bir şeyler için  çok yaygara koparabilirler. Onlar biz “dahi vadas” (Yoğurtlu mercimek köftesi) yiyeceğiz, dediler. Bu yemeği siz o kadarda çabuk hazırlayamazsınız ve bunu yapmanın çok zor olduğunu, onlara söylediler ama şehir dışında oturan bir Bhigad (anlamı yoldan çıkmış, ahlaksız gibi düşünülebilir) Baba var. “Onu çağırabiliriz ve o bize bu yemeği yapar”, dediler. Bunun üzerine bu Bhigad Baba’yı çağırdılar ve Bhigad Baba geldi ve “Şu an şehirde “dahi vada” yok ama ben size -dahi vada- getireceğim, buna hiç şüpheniz olmasın ama yemeğin ardından benim hemen buradan gitmeme izin vermelisiniz”, dedi.

Baba bütün kapıları kapattı, tek bir pencereyi açık bıraktı ve oturdu. Bir süre sonra kapıyı açmış ve onlarda, orada duran “dahi vada’yı” görmüşler. Doğal olarak herkes çok endişelenmiş ama dahi vada’yı alıp dağıtmaya başlamışlar. Geri döndüklerinde Bhigad Baba’nın güzelce ortadan kaybolduğunu görmüşler. Pencereden kaçmış. Ertesi gün, Mahar, biliyorsunuz bizde bu Mahar halkı (Maharastra’da düşük bir kast) var. Tabii ki biz hala, bazı insanları dokunulmazlar olarak görmek gibi pis bir yöntemi devam ettiriyoruz. Mahar’lar  geldiler ve bizim kulad dediğimiz bu mutfak kaplarını gördüler ve bu dahi vadaları bizim evimizden buraya kim getirdi?, dediler. Orada biz yemek yiyorduk ve aniden bunların hepsi kayboldu. Bunları buraya kim getirdi?, dediler. Bütün Bharathi’ler (Hintliler) buna çok sinirlenip, kızdılar ve “Bu da ne? Bu Mahari’ler bize Dahi vadas getirdi ve siz bize Mahari’lerin hazırladığı dahi vadas verdiniz” dediler (alt kastın hazırladığı yemek yenmez) ve bunun ardından, Bhigad babanın oradan neden kaçtığını anladılar. Onlar süptil bir form alırlar. Onlar her şeyden önce, bunları kontrol ederler. Onlar Smashana’lara (ölü yakılan yer) giderler. Her yere giderler. Gelen bu vibhuti’lerin (yanmış inek gübresinden yapılan kutsal bir kül) çoğu size smashana’lardan geliyor. Onu yemeyin. Tanrı aşkına, bu vibuthi’leri asla yemeyin. Sizin bu çakranız tamamen mahvolacaktır. Kafanızı açın. Hangi Tanrı insanlara yemeleri için vibhuti verdi ki? Bu Bhigad Baba kaçtı. Dilerim hepsi kaçarlar. Bu, bir sorunu çözmenin en iyi yoludur ama tüm bu şeylere  inananlar sizlersiniz.

Çok zengin bir adam Bana geldi ve bir beyefendi, yani bir babaji (bir tür Hindu din adamı/Baba) bana çok büyük bir elmas yüzük verdi, dedi. Ben gelen bu beyefendiyi çok iyi tanıyordum. Ona, “senin kaç tane yüzüğün var”, dedim? Oda, bilmiyorum, dedi. O zaman bu yüzüğü neden almak istedin, dedim. “Mataji, ben o yüzüğü hiç istemedim ama bu beyefendi bana verdi, dedi ve ben de onun bir ashirvad (kutsama) olduğunu düşünüp aldım.” Bende, o kişi “neden fakir bir adam olan şoförünüze bunu vermedi?” dedim. Sonra da, neden şimdi kalkıp Bana geldin? Baba sana anguti (yüzük/metal bir halka) verdi. Evinde otur. Onun bhajanlarını söyle, “raat din” bhajanları söyle, onu öv, sana anguti veren Tanrı’yı öv. Adam duruma çok üzüldü ve “o zaman size bir şey söylemeliyim, ben buraya bunun için geldim” dedi. Ona, ne olduğunu sordum? Evimdeki birçok elmas kayıp, dedi. Çok güzel, dedim. Bir dahaki sefere lütfen karını çağır, onunla konuşacağım dedim. Karısı geldi ve Ben kadında bulunan badha’yı çıkardım ve şimdi konuş dedim. Sana neler oluyor dedim? Kafamın içinde, bu yüzüğün içine gömülü olan birisi var sanırım? Bu bana bütün dünyevi şeylerin işe yaramaz olduğunu söylüyor. Onları götürüp baba’ya ver, hepsini baba’ya ver, diyor ve ben de götürüp onları baba’ma veriyorum. Gördüğünüz gibi bu hanım, bir bayan doktor. Sıradan bir kadın değil. Eğitimli bir bayan, çok seçkin bir bayan doktor. Şaşırdım, senin beynine ne oldu?, dedim.

Onları sattın mı? Sadece tek bir şeyi düşünün, sizin için işe yaramaz ve değersiz şeyler olan bu taşlar, Sri Babaji için neden bu kadar önemli? Neden onları alıyor ve sen, bu taşları ona veriyorsun? Bu onun aklına geldi. Aklı başına geldi. “Ah, bunu hiç düşünmemiştim, neden? Ve her gittiğimde, o bana kaç tane taş getirdiğimi soruyor?” İşte beyninize olan şey budur. Beyniniz yıkandı. İnsanlar sana “sanyas” (kendini saflaştırmak) almanı söyleyecektir. Çok güzel bir şekilde hepiniz bir sanyas alıp, kendi paranızdan vazgeçiyorsunuz. Sizin gelir verginizi ben yöneteceğim, siz buraya gelin, diyorlar. Bu sanyas almanın çok iyi bir yolu. Bu insanların size yaptığı şey budur ve Benim, bu ülkede ve yurt dışında karşılaştığım en büyük engellerden biri budur. İnsanları bulduğumda ve onlara kundalini’yi vermeye çalıştığımda, “Mataji, biz şu kişinin konuşmasını dinlemeye gittik” diyorlar. “Peki ya sonra?” diyorum. “Hayır, biz bir kez orada dans ettik”, diyorlar. “Ve başka?” “Hayır, pek bir şey yapmadık, ona yalnızca bin rupi ödedik” diyorlar. Ben de, “tepenizde oturan beş altı tanesi için, bin rupi ödemiş olmanız çok güzel. Hiçbir özgürlüğünüz kalmadı. Bir şartlanmadan diğerine gitmeye isteklisiniz ama size özgür olmanızı söyleyecek birisi için istekli değilsiniz. Sizi şartlandıracak bir kişinin yanında kalacaksınız. Sadece dans ederek Tanrı’ya ulaşmanız çok güzel bir şey. Bir şeyler yapmanız çok harika bir şey. Amerika’ya çok sık giden bir beyefendi var.

O da çok para kazandı. Bu kişi sizi transa sokuyor. Onun müritlerinden birisi Hindistan’a geldi ve Beni keşfetti ve daha sonra da Beni görmek için Londra’ya geldi. Onun adı Bay Jean. Bana, “Mataji, başıma gelen çok garip bir şey var”, dedi.  Ona bunun ne olduğunu sordum. “Ben filanca kişinin müridiyim”, dedi. Sonra ne oldu? Neyin var senin?, dedim.  O da, sorun şu dedi, ben bu kişiye meditasyon yapmaya başladığım zaman, transa girdim ve transtan çıktığımda, ailemi öldürmek zorunda olduğumu hissettim. Onlar işe yaramaz insanlar, neden bir ailem olsun ki? Onları öldürmek zorundayım. Onlar benim için kim ki?” Ama yargılamaya başladım. Bu din değil. Böyle bir şeyi hiç kimse yapmadı. Rama ailesine itaat etti. Ailesini kim öldürdü ki? Bunu düşünmeye başladım. Tekrar transa geçtiğimde, geri döndüm ve bu kez de, kendimi öldürmek zorunda olduğumu hissettim.” Kendimi birçok kez öldürmeye çalıştım. Birçok kez kendimi öldürmeye çalıştım. Bu kişi, zengin bir adamın oğlu. Ve babam Sizinle tanışmam için beni Hindistan’a gönderdi. Siz orada değildiniz, ben de buraya geldim, dedi. Ona “Jean, ustan sana ne söyledi, hangi mantrayı verdi?” diye sordum. O da bana çok büyük bir rishi’nin adını söyledi. Shringa, o Dashrata’nın bir oğul sahibi olmak için yaptığı yagnya’dan sorumlu olan çok büyük bir rishi idi. Böyle büyük bir adam nasıl bir psişiğin içine girebilir ki, bu imkansız dedim. Ben de ona şimdi Shringa’nın adını söyle dedim. Bunu nasıl yapıyorsun? Bunun üzerine o gözlerini kapattı ve Shringa, Shringa şeklinde bu ismi söylemeye başladı.

Derhal bu adam, korkunç birisi bu kişinin yüzünde belirdi, bunu görebiliyordum. İki tane korkunç gözü ve çok büyük dişleri vardı ve bir tane, sadece tek bir tane de boynuzu vardı. Biliyorsunuz, bu da Shringa olarak bilinir. Shringa aynı zamanda boynuz anlamına da gelir. Ve bu tek boynuzlu adamdı. Yani Ben tüm bu numaraları çok iyi biliyorum. Bu Bay Sringa’yı bağladım, eve getirdim ve onu bir yere bağladım, korkmayın. Ciddiye alınacak bir şey yok. Annesi oradayken o kişi size her şeyi anlatmak zorundadır. Onu bir ağaca bağladım ve dedim ki Bay Shringa lütfen Bana neyin peşinde olduğunuzu söyleyin. Aksi takdirde seni asla rahat bırakmayacağım. Neyin peşinde olduğunuzu bilmeliyim. Bu sanki bazı casusları yakalayıp dünyanın öbür ucunda olan biten her şeyi ortaya çıkarmanız gibi. Bay Shringa gerçeklerle ortaya çıktı. Bana diğer tarafta, negatif tarafta, biz yıkım imparatorluğumuzu, ahlaksızlık imparatorluğumuzu kurmaya çalışıyoruz ve bunun için, biz birkaç rakshasa, kendileri de rakshasa olan bu beyefendilerden biri için çalışıyoruz, dedi ve Bana bir zamanlar Devi Durga tarafından öldürülen rakshaların adını söyledi. Ve dedi ki, bu adam neredeyse binlerce rakshasayla temas halinde ama insanoğlunun psychesi içine girebilen çok az sayıda kişi var. Bu yüzden ben eğitildim, ben ne zaman çağrılsam, bu süptil bedenler olduğu içindir. Ben o insanlara geliyorum, onların ruhlarına giriyorum, onlara rehberlik ediyorum ve benim aracılığımla bu diğer rakshaları başka insanların ruhlarına sokuyorum. Yani olay genişlemeye başlıyor. İçinizdeki ruh için hangi tanıtımın yapılacağı (görmek) için akın akın gelen binlerce insan olmasına şaşırırsınız. Bu spiritüel  ………[net değil]  ile tanıştırıyorlar. Onlar bunu umursamadıklarını bilmiyorlar. Bu sanki ruh tanıtımı gibi, onlar buna inanmazlar. Bunu asla kabul etmezler. Bununla böyle devam edeceklerdir ve bununla devam edecekler.

Ama o zaman Ben dedim ki “Neden? Neden bu adamın kendini öldürmesine neden oldunuz?” “Çünkü biz daha fazla sayıda ölü insan istiyoruz. İnsanların ruhuna girmemize yardımcı olacak, daha fazla ölü insan istiyoruz” dedi. Sonra da ailesini öldürmeyi reddettiği için, onun kendini öldürmesini istedik. “Peki sonuçta ne istiyorsunuz?” “Birleşik Devletler’de bir suç salgını olacak” dedi. Gerçek de bu. Uyuşturucu varken, işe yarıyorlar. Uyuşturucuyu alıyorsunuz, farkındalığınız gidiyor ve onlar hemen içeri giriyorlar. Bu, bu işleri yapmanın çok harika bir yolu. Burada Ben yarım kalpli müritlerimle tek başıma duruyorum. Çünkü onları ayartmıyorum. Onlar özgürler, kendi özgürlükleri içinde kesinlikle özgürler. Tüm farkındalıklarıyla bunu kabul etmek, almak, uygulamak ve sevgi savaşına devam etmeliler. Biz bir tarafta sevgiyi vaaz ediyoruz, diğer taraf ise nefreti, ama onlar sevginin adını alıp ona saldıracaklar. Bu yüzden her zaman onların kendileriyle çeliştiklerini göreceksiniz. Başka bir kanıt yoktur ama siz onların zihinlerinde azap çeken bir ruh bulacaksınız. Dinden bahseden bir kişi çok barışsever, sevecen, nazik, yardımsever bir kişi olmalıdır. Oysa bu dharmik insanlar – eğer onları bulursanız – onlar karılarını döverler, çocuklarını döverler, mümkün olan herkesi döverler. Eğer mümkünse, öldürebilirler de. Çünkü içlerinde ahlaksız bir kişilik vardır.

Ve nihayetinde bunayacaklar. Delirerek ölecekler. Şu anda Kali yuga’da, bu yıkımın eşiğinde çok tehlikeli bir şekilde duruyoruz. Size hikâye anlatmıyorum. İnanın Bana, bu böyle. Eğer bu çağın, güzel bir gerçeklik çağına, gerçeğe, sevgiye ve mutluluğa tam olarak dönüşmesini istiyorsanız, bugün kendi özgürlüğünüz içinde seçim yapmak sizin elinizde. Cesaretinizi toplamalı ve bu işi yapması gereken seçilmiş kişiler olduğunuzu bilmelisiniz. Hiçbir şey için fazlaca bir ihtiyaç yoktur. Tanrı’nın mutluluğunu kabul etmekten başka yapılacak bir şey yok. Onların oyununa gelmeyin. Dün size söylediğim gibi, aydınlanmayı elde ettiğinizde, kendi bilinçdışı zihninize atlarsınız. O zaman bunların parmaklarınızdan akan vibrasyonlar olduğunu görürsünüz, Ben konuşurken ellerinizi Bana doğru uzatabilirsiniz, önemli değil, bunun faydası olur. Size doğru akan vibrasyonlar, serin vibrasyonlar olduğunu göreceksiniz. Lütfen ellerinizi uzatın. Yanlış olan bir şey yok. Dik kafalı olmayın. Varlığınıza doğru akan çok serin bir esinti göreceksiniz. Sizi serinletiyorum, sizi sakin ve huzurlu kılıyorum. Bu bir trans hali değil, farkındasınız. Kesinlikle farkındasınız. Beni dinliyorsunuz, ne konuştuğumu. Ve ellerinizin üzerinde, bu çakraların temsil edildiğini göreceksiniz. Bu çakralar size bahsettiğim merkezlerdir. Onlar kesinlikle oradalar.

Örneğin on kişi varsa ve onların gözleri bağlıysa ve eğer bu kişilerin bir adamı (vibrasyonel olarak) test etmeleri gerekiyorsa, siz onların hepsini bir araya getirirsiniz – hepsini bir araya koyarsınız – beş tane çocuğu dahi koysanız ve onlara bu kişinin problemin ne olduğunu sorduğunuzda, hepsi belli bir parmağı (aynı parmağı) havaya kaldıracaktır. Bu da, Vishuddhi çakrasının sağ tarafta catch ettiği anlamına gelir. Siz bu kişiye “boğazınızla ilgili herhangi bir sorununuz var mı?” diye sorarsınız. “Uzun yıllardır sıkıntı  çekiyorum” der. Eğer vibrasyonlarınızı uzaktan onun vishuddhi çakrasının arkasına verirseniz, bu çakra açılacaktır ve çakranın vibrasyonları almaya başlayacağını göreceksiniz. Burada size gösterdik ama görebiliyor musunuz bilmiyorum, Ben size kendi elimle göstereceğim, bunlar sağ ve sol şeklinde iki tane el. Size sol tarafın negatif taraf olduğunu söylemiştim ya da Chandra nadi’ye (Ay kanalı) ait olan taraf diyebiliriz. Bu da Surya Nadi’ye (Güneş kanalı) aittir. Onların ortada/merkezde buluştukları yerlerde Deityler vardır. Şimdi bu elin beş parmağı var. Gördüğünüz gibi bu Mooladhara çakra ve bunlar da, hangi tarafın kalp, hangi tarafın Swadishthana çakra olduğunu söyleyebileceğiniz aortik pleksus olduğunu bildiğimiz, bu üç kanaldır. Bu Hriday (Anahata, Güneş çakrası) çakrasıdır ve bu da Brahmadeva tarafından yönlendirilen Swadishthana çakrasıdır ve bu da Shiva tarafından yönlendirilir. Şimdi, eğer bu parmak yanıyorsa, o zaman sol tarafta, Kalpte, yani kalp organının kendisinde bir sorun olduğunu bilmelisiniz.

Eğer Shiva’nın adını anarsanız ya da ‘Om namah Shiva’ derseniz, eğer aydınlanmışsanız (tamam), aksi halde değilsinizdir. O zaman sorunun ortadan kalkacağını ve kişinin iyi olacağını göreceksiniz. Bu kesinlikle otomatiktir. Bunun için bir eğitim almanıza gerek yoktur, bunu anlamak için hiçbir şey yapmanıza gerek yoktur. Küçük çocuklarda gördüm, onlar küçük bir yanma olduğunu görüyor ve ovalamaya devam ediyorlar. Onlar parmaklarını ovuşturmaya devam ettiklerinde, kişinin iyileştiğini görürsünüz. Çocuklar çok sadeler, çok basitler ve bu onlarda çok hızlı işe yarıyor. Şimdi merkezde solar pleksusu kontrol eden Nabhi çakra vardır. Burada, bu parmak, merkezde. Bu Nabhi çakra. Şimdi, elinizde yanma başladığında bu merkez, Nabhi çakradaki tüm sorun bunun aracılığıyla gösterilir. Bu parmak, size daha önce de söyledim, Vishuddhi çakra buradadır. Bunun için hiçbir eğitime gerek yoktur. Yapmanız gereken tek şey, eğer bunu bu şekilde yaparsanız parmağınızı kaldırmaktır. En eğitimsiz kişi bile bunu yapabilir. Siz sadece bunu yapmalısınız. Bu gerçektir, bir olgudur ve bir bilimdir. Ben size hikâye anlatmıyorum. Gelin kendiniz bulun. Elin bu kısmı yanmaya başlarsa ya da bu kısımlar yanmaya başlarsa, o zaman bu sizde bulunan (ailevi) bir mirastır. Bu yüzden, ebeveynlerinizden sizin kalbinizden ayrılmalarını istemelisiniz. Belki anneniz ya da babanız havada geziniyordur ya da bu çakrada ya da bu kısımda ya da aldığınız mirasınızda bir şeyler oluyordur.

Şimdi bu parmak çok önemli çünkü bu buradadır. Herhangi bir anda Tanrı’ya, sola başvurmanız gerektiğinde, bu parmağınızı kullanmanız gerektiğini biliyor olmalısınız ve bu parmağın üzerinde, kendisi hareket eden bir çubuk gibi olan Agnya çakra bulunur. Burada önde İsa, bu tarafta ise Shri Ganesh, Bhairav ve Hanuman yer alır. Bu ikisi burada birleşir ama aslında burayı İsa kontrol eder. Eğer bu çakra catch ederse, İsa’nın adını anmanız gerekir ve bu işe yarar. Çakra açılır. Şeytani güçlerini çalıştıran bu şeytanlar, bu çakra ya da Nabhi çakra vasıtasıyla çalışırlar çünkü onların vurdukları iki yer burasıdır. Bunu ters yöne çevirir ve içeriye bir şey atarlar, böylece siz bir münzevi olursunuz. Geçen gün beni görmeye gelen bir beyefendi Benimle çok fazla tartışmaya başladı çünkü kendisinin çok bilgili olduğunu düşünüyordu. Ona “sizin gurunuz kim?” diye sordum ve bana Pune’den birisinin ismini verdi. “Pekala, ellerinizi (şöyle) tutun” dedim ve titremeye başladı. Ve sonrasında  “Şimdi donuyorum Mataji” dedi. Ben de, “seni Ben dondurmuyorum, seni temin ederim ki seni dondurmuyorum. Seni donduran şey içindeki biri. Bu geçecek”, dedim. “Ne yapmalı?” dedi. “Guruna shoe beat yapabilir misin?” dedim. “Bu çok fazla” dedi. Ben de, bunu yapman gerek dedim. Sen dene. Sen bir dene. Ben de ona nasıl shoe beat yapacağını anlattım. Bu Kur’an-ı Şerif’te (Kutsal Kuran) yazıyor. Bu şeyler Kur’an-ı Şerif’te verilmiştir.

“Sen ayakkabını ayağından çıkar ve onu, orada döv. Etrafına bir parabol çizerek bunu nasıl yapacağını sana anlatacağım”, dedim. Adam dayanamadı, kendisi hiçbir şey yapamadı. “onu nasıl ayakkabı ile dövebilirim?” dedi. Ben, başka birisinden bunu yapmasını istedim ve bu kişi hemen normale döndü. “Başlangıçta gurunuza ne kadar para verdiniz?” diye sordum. “Sadece yedi bin rupi” dedi. “Sadece mi?” dedim. Peki başka?” dedim. “On altı yıl boyunca, Mataji, bu şekilde acı çektim. İşimi kaybettim, hiç param yok, elimde ne varsa ona verdim” dedi. Londra’da, İngiliz gençlerle, Amerikalı gençlerle ve Alman gençlerle, giyecek ayakkabısı bile olmayan pek çok genç adamla tanışıyorum çünkü onlar tüm paralarını bu gurulara vermişler ve bu gurularda büyük Rolls Royce’larla geziniyorlar. Kendilerinden utanmalılar. Aileleri, bu çocukları tatmin etmek için tüm mal varlıklarını tüketti. Ve sonra gaanja (kenevir-esrar), tüm bu şeyler gizli bir şekilde bu guruların yanında mevcuttur. Onlar için dinin hiçbir anlamı yok, kutsallığın hiçbir anlamı yok. Onlar kadınlarla flört ederler. Sonuçta onlar guru, evet onların hepsi Krishna. Bana söylediklerine göre hepsi Shri Krishna’nın Avatarı (bir Tanrının tezahürü). İşte bu yüzden onlar kadınlarla flört ediyorlar. Bana Krishna’nın avatarı olduğunu söyleyen böyle bir beyefendi vardı. Ona dedim ki, eğer senin dadi’ni (babaanne) yakalarsam titreyeceksin. Beş yaşındayken Kalia’yı (Yılan rakshasa) öldüren kişi (yani Shri Krishna).

Sen neden bahsediyorsun? Ve şaşıracaksınız, Ben onu lanetlemedim ama bir gün sonra birisi onun dadi’sini yakaladı ve bu adam bir buçuk saat boyunca dans ediyordu. Benim insanlardan duyduğum bu. Shri Krishna var. Shri Rama var. Bunların hepsi ise, düşman. Kansa doğdu, Ravan doğdu (yani rakshasalar) ve onlar kendilerini Tanrı’nın adıyla adlandırıyorlar. Yani bu ellerde, bu iki elde, bunu siz kendiniz görebilirsiniz, bunlar Tanrı’nın tapınaklarıdır. Bu iki el Tanrı’nın tapınaklarıdır. Bhakti içinde, eğer siz gerçekten O’na sorarsanız, sizin bhakti’niz, aakaar (form, şekil alır) olur. Bu bir avatar haline gelir ve sizi kurtarmak ve size kurtuluş vermek için bu dünyaya gelir. Bu iki el yanlış şeyler yaparak bozulmamalıdır. Bunlar orada oturan Deitylerdir. Siz başkalarına seva (hizmet/kendini başkasına adamak) yapmaktan bahsettiğiniz zaman, kendinizden başka hiç kimseye seva yapmadığınızı hatırlayın. Sahaja Yoga, herhangi bir karma yapmaksızın, sizin bu kolektif sevayı yaptığınız tek yöntemdir. Siz insanları otomatik olarak iyileştiriyorsunuz. Onların şartlarını iyileştiriyorsunuz, onların zihinlerini iyileştiriyorsunuz, onlara huzur veriyorsunuz, onların aile yaşamları iyileşiyor. Onlar iffetli insanlar. Onlar daha bilge insanlardır, daha sağlıklı insanlardır, güzel insanlardır. Başka ne tür sosyal çalışmalar yapıyorsunuz? Bu, başkalarına yapabileceğiniz en büyük sosyal hizmettir. Bu sadece durmak ve içinizden akan vibrasyonları onlara vermektir.

Siz sadece bu Tanrısal gücün ortamında kalın. Ve sadece vermekle kalmazsınız, bu size neşe verir, tam bir neşe verir. Bu size tam bir neşeyi nasıl veriyor? Ben size anlatacağım. Bu çok kısa. Bizim üç varlığımız var: duygusal, zihinsel ve ayrıca fiziksel varlıklarımız. Bu bizim bildiğimiz üç varlık ve en azından sizin inandığınız şekliyle bunlar içimizde mevcuttur. İnanmadığımız dördüncü varlık ise dini varlıktır, önemli değil. Fakat fiziksel varlığımızı düşündüğümüzde, bedenimize rahatlık sağlayarak ondan keyif almak isteriz ama tüm bunları denerken de, alışkanlıklar oluşturuyoruz ve bu yaşamın kölesi oluyoruz. Kral olmak varken neden bu yaşamın kölesi olalım. O zaman da bir şeylere sahip olmaya başlarız. Örneğin, sahip olma miti bir baş ağrısı gibi sizin üzerinize işler ve siz gerginlik ve gerginlik ve gerginlik geliştirirsiniz. Çünkü tüm bunlara baktığımda, “Tanrım ben bu evi nasıl alacağım, parayı nasıl bulacağım? Nereye gideceğim, nasıl yapacağım?” Tüm bu fikirler aklınıza gelir. Müzik dinlersiniz, müzisyen kim, kim şarkı söylüyor, ne söylüyor, doğru mu yanlış mı söylüyor, diye düşünmeye başlarsınız. Aradaki tüm düşünceler. Ama eğer siz o müziği, kesinlikle düşüncesiz bir farkındalık içinde dinliyorsanız, sessizlik içinde, tam bir özgürlük içinde, en ufak bir düşünce dalgalanması olmadan dinliyorsunuz. Sanatçı kalbini sizin önünüzde döküyor. O büyük sanatçının içinden akıttığı tüm bu neşeyi, siz bunu sanki tepeden üzerinize düşen bir keyif dalgası gibi hissedersiniz.

Mutluluk size geliyor. Siz hiçbir şey söylemezsiniz. Sessiz, yaratılışın sessiz neşesi ile bir olur, kendinizle özdeşleşir ve neşeyi hissedersiniz. Zihinsel arayışlarda da, bizler araştırıyoruz. Bilimde bunu buluyoruz, bilimde şunu buluyoruz, onu buluyoruz. Bulduğumuz şeyden mutlu muyuz? Mutlu değilsiniz. Bu size mutluluk vermez. Ve ruh dışarıda. Siz bir teori bulursunuz, bu fırlatılıp atılır. Başka bir şey bulursunuz, o da kaldırılıp atılır ama bu, sadece mutlak bilgiye yanıt verir. O zaman her şey sizin için bir kitap gibi açık hale gelir. Ve en büyük bilgi: sizler hepimizin bir olduğunu hissedersiniz. Tüm bu güzel inci tanelerinin içinden geçen tek bir iplik vardır. Sadece tek bir iplik. Ve siz bir kez o ipliğe atladığınızda, Tanrı ile bir olursunuz. Onun bilgisi en büyük bilgidir. Ve o zaman tüm bilgi içeri akar çünkü artık siz bilginin fışkırdığı noktadasınızdır. Sözlüğün tamamı, tüm bir bilgi kütüphanesi size açıktır. Ne zaman bir şey bilmek isteseniz, o okyanusa küçük bir mendil daldırın ve bunu öğrenin. Siz bu bilgiyle bir olursunuz, böylece duygusal yönden de tam bir neşe duyarsınız. Duygusal varlığınız, siz kocanızı seversiniz. Kocanız ölürse işiniz bitti demektir. Karınızı seversiniz. Karınız ölürse işiniz bitmiş demektir, kendi çocuklarınız, kocanıza ve çocuklarınıza inanma fikri.

Eğer kocanız ölürse onun için ağlayacaksınız ama onun hayatı boyunca istediği şeyi asla yapmayacaksınız. Çatışmayı görün. Bu düşüncedir ve bilgidir ve sevgidir. Üçü arasında bir bütünleşme yoktur. Eğer rasyonel olarak anlasanız bile, “Evet, kocam şöyle dedi, ben bunu yapmalıydım, şunu yapmalıydım ve o bunu yapmayı çok istiyordu” Ama yine de fiziksel olarak siz, ‘Ah ben yapamam’ diyeceksiniz. Bu üç şey arasında bir bütünleşme yoktur. Ve kişinin sevgisine bağlı olan sevgi, sevginin özsuyu, bu bir çiçekte biter, bu tüm ağacı öldürebilir ve çiçek kendiliğinden ölür. Bu türden tüm sevgiler, sevginin ölümüdür. Ama sadece akan sevgi, güneş ışığı gibi sorgusuz sualsiz akan sevgi, sadece veren sevgi ve onun doldurduğu sevinç akar ve bu sevinci akıtmak için akar – Tanrı’nın bu sonsuz sevgisi şu anda sizin olabilir – işte akan şey budur, bu Pranava’dır (Kozmik ses-Om), bu Omkar’dır (Kutsal hecenin sesi; Om formuna sahip olan), bu Roop’tur (Form), bu unhalak’tır. Bu içinizden akıyor ve bunun bir tarafı – tüm kitlelerin brütü olan, yaratıcı kısmı – diğer tarafı, tüm ölülerin depolanmasını ve üçüncü tarafı da sizin evriminizi kontrol eder. Aynı pranava, Adishakti’nin güçleri olan bu üç form içinde hareket ederler. Anne, Ezeli Annedir ve Babamızın eşidir.

Tanrı sizi kutsasın.

Sizden meditasyon için bir süre kalmanızı rica ediyorum. Dün bazı insanlar vibrasyonları aldılar ve bu çok iyiydi. Bu sabah onları gördüm ve çok sevindim. Umarım bugün de bunu alırsınız ve yarın sabah meditasyon için gelirsiniz. Gelmeye çalışın çünkü biz orada öğrenebiliriz. Kendinize biraz zaman ayırın. Hepinizin çok meşgul insanlar olduğunuzu ve çok önemli işler yaptığınızı biliyorum ama kendinize biraz zaman ayırabilirsiniz. Kendinize biraz zaman ayırmaya çalışmalısınız. Sizler, ilk önce doktor olması gereken insanlarsınız ve sonrasında diğer insanları tedavi edebilirsiniz. Onları tedavi edebilir ve iyileştirebilirsiniz. Onlara uyanış ve aydınlanma verebilirsiniz. Bu üç gün içinde her şeyi anlatamadım. Bana bütün bir yılı verseniz bile, bu mümkün değil. Ve bu insanlar beş yıldır Benimle birlikteler ve her seferinde “Mataji, biz bunu bilmiyorduk, şunu bilmiyorduk” diyorlar. Şimdi sorun şu ki, Benim ne hakkında konuştuğumu bilmeniz için kendinizi bilgiye açmanızı istiyorum. Ben size anlatmayacağım. Sizler kendi kendinizin gurularınızsınız. Ben sadece çocuk doğduğu zaman, bir süreliğine çocuğa bakan bir anneyim. Sonra büyüdüğünüzde, olgunlaştığınızda, kimse sizi etkileyemez. Sizler birer peygambersiniz. O zaman, çocuklarının büyüdüğünü görmek bir annenin görkemidir.