Ruh

(Location Unknown)

1977-01-01 The Spirit, 19' Download subtitles: DE,EN,FI,HU,LT,PL,PT,RO,RU,SK,TR,ZH-HANS,ZH-HANTView subtitles:
Download video (standard quality): Watch on Youtube: Transcribe/Translate oTranscribeUpload subtitles

Feedback
Share

Ruh, 01 Ocak 1977.

İçimizde sahip olduğumuz en kıymetli şey, ruhunun değeri ölçülemez, ve bu yüzden sonsuz değerli bir şey olarak adlandırılır çünkü o uçsuz bucaksızdır. Bunu ölçemezsiniz. Şimdi, Her Şeye Gücü Yeten Tanrı, Ona Sat-Chit-Anand’dır diyoruz. Sat, gerçek demektir.

 İnsan terminolojisi içinde anladığımız gerçek, görecelidir. Ama Benim size anlattığım yer, tüm ilişkilerin başladığı yer, mutlaktır. Bir örnekle, bunu nasıl anlayacağınızı size anlatacağım. Bu Dünya’nın okyanusları, nehirleri ve her türden şeyi var. Su diyebileceğiniz şeyler, ama dünya, hepsini sarıyor. Eğer Toprak Ana, orada olmasaydı bunların hiçbiri var olamazdı. Yani Toprak Ana’nın, kendisinde var olan her şeyin desteği olduğunu söyleyebiliriz. Bizi sarıyor. Atomlarda O, var. Büyük dağlarda O var, çünkü elementler, bu dünyanın bir parçasıdır.

Aynı şekilde Yüce Tanrı, O’nun Sat kısmı, hakikattir, yaratılmış ve yaratılmamış her şeyin direğidir. Anlamaya çalıştığınız şey için başka bir örnek. Nasıl ki O, Sat’dır, purusha’dır [ruh, kişi, öz], yaratılışın kendisinde fiilen yer almayan, ama bir katalizör olan Tanrı’dır. Örnek şöyle olabilir, bütün işi ben yapıyorum. Her şeyi ben yapıyorum, ama elimde de bir ışık var. Işık olmadan hiçbir şey yapamam. Işık, işimin desteğidir, ama ışık, hiçbir şekilde yaptığım şeyle ilgili olarak hiçbir şey yapmıyor.

Aynı şekilde, Tanrı da bir ışık gibi sadece şahittir. Ama O’nun bir diğer niteliği de chitta’sıdır. O’nun dikkatidir. Bu harekete geçirildiğinde, Sanskritçe’de çok güzel bir kelime vardır, “sphuran” yani, nabız atışı gibi atar. Bu nabız attığında, onun dikkati nabız gibi attığı zaman dikkati sayesinde yaratmaya başlar. Ve O bizim, Anand dediğimiz üçüncü bir niteliğe sahiptir. Anand, Onun algısıyla yaratımdan duyduğu neşedir. Duyduğu sevinçtir. Bu üç şey, bir sıfır noktasında olduklarında, onların buluştuğu yerde, o zaman bu şeylerin bir olduğu, Brahma’nın ilkesi, haline gelirler.

Tam bir sessizliğin olduğu yerde, hiçbir şey yaratılmaz. Hiçbir şey tezahür etmez, ama neşe dikkatle birdir. Çünkü dikkat ulaşmış ve neşeyle birleşmiştir. Ve neşe, gerçekle bir olmuştur. Bu üç niteliğin kombinasyonu, birbirinden ayrılır ve üç tür fenomen yaratır. Anand, Tanrıdaki neşe, O’nun yaratımıyla ve hakikatle birlikte hareket eder. Neşe, yaratımla birlikte hareket etmeye başladığında, yaradılış ilk önce hakikat aşamasından asat’a [gerçek olmayan], inmeye başlar. Sat’tan gerçek olmayana, maya’ya, ilüzyona. Ve o zaman sağ tarafta yaratım başlar.

Yaratıcı güçler çalışmaya başlar ve bu çalışmaya başladığı zaman sol tarafta bulunan içindeki neşe- ki bu Tanrı’nın duygusal yönüdür- aynı zamanda bu daha kaba ve daha da kaba olmaya başlar. Yaratılış daha da kaba olmaya başlar ve içindeki neşe de daha büyük olmaya başlar. Ve Tanrı’nın ışığı olan Sat da giderek daha yoğun, daha yoğun ve daha da kaba hale gelir. Diyebiliriz ki Tamo guna’nın tamamen karanlık olduğu, yaratıcılığın tam olarak yaratıldığı ve keyif sınırının tam uykuda olduğu aşamaya kadar yoğunlaşır. Daha net mi? Şimdi Mahakali, Mahalakshmi, Mahasaraswati’yi anladınız mı? İşte bu yüzden İsa: “Ben, ışığım” dedi. Çünkü O, Tanrı’nın ışığı olan Sat’ı temsil eder.

Tanrının ışığı yaratılışın yedinci aşamasına ulaştığında kesinlikle yoğun, hareketsiz, sönmüş olur. Bütün bunlar gitgide daha derine iniyor, gittikçe daha da kabalaşıyor. Bu parabolik olanın bir parçasıdır. Şimdi paraboliğin diğer kısmı ise siz, Yüce Tanrı’ya geri yükselirken başlar. Bu yoğunluk, kademeli olarak yüksek ve daha yüksek, daha süptil ve, daha süptil ve daha ince, daha ince olmaya başlar. Bu arınmada nihayetinde siz, ışığın evrimsel süreç için işe yaradığını görürsünüz. Yavaş yavaş, kaba olan kısımlar aydınlanmaya başlar.

Alçak seviyede olan hayvanın, yüksekte olan hayvan kadar aydınlanmadığını görürsünüz. Yavaş yavaş neşe bile daha süptil olmaya başlar ve siz, bunu “güzel” olarak adlandırabilirsiniz. İnsan neşesi, hayvanlarınkinden çok daha güzeldir. Bu şekilde neşe de sizin daha fazla görmeye başlamanız anlamında, tezahürlerini değiştirmeye başlar ve daha geniş bir neşe yelpazesi ellerinize gelir. Örneğin, bir köpek için güzelliğin  anlamı yoktur, namusun bir anlamı yoktur. Yani siz öyle bir aşamaya ulaştığınızda, insan olduğunuzda, farkındalık olan Sat’ınızı, o ölçüde geliştirirsiniz. Bu aşamada, neşenizi geliştirir, ve yaratıcı eyleminizi de o ölçüde geliştirirsiniz. Şimdi aşağıya indiğinde Tanrının yaratıcılığı, insanın eline nasıl geçiyor? Bunu görüyorsunuz. Tanrı’nın neşesi, insanın eline nasıl geçer ve O’nun ışığı, ruh olarak insanın kalbine nasıl gelir? Bu, güzeldir. Ve insan olduğunuz o aşamada insanların, bir ruhu olduğu söylenir. Başkalarında olmadığından değil ışık, sadece insanda yanmaya başlar. Bu ışıktan dolayı biz, dinden bahsederiz, Tanrı’dan bahsederiz ve sonsuz olan şeylerden söz ederiz. Ama insan olmak çok tehlikeli bir aşamadır. Çünkü bu aşamada bir o yana bir bu yana atlarken, sizin sadece biraz zıplamanız gerekiyor. Ancak farkındalık, sizin bağımsız hale geldiğiniz aşamaya ulaşmadığı sürece bu sıçrama mümkün değildir ve bu bağımsızlıkta kendi ihtişamınızı görürsünüz. Durum budur. Çünkü siz, bağımsız olmadığınız sürece bu şeref sizin olamaz. Kaba olan bir şeyin kölesi veya onun esareti altında olduğunuz sürece içinizdeki bu sonsuz neşeden nasıl zevk alabilirsiniz. Yani kendinizi, daha ve daha da fazla açarak, daha süptil ve daha temiz bir hale gelmek, kendinizi bu neşeye daha fazla maruz bırakmanız içindir ve bu sayede bu, sevinci hissedersiniz. Bir kere siz, şu noktayı bilirsiniz. Aydınlanma aldıktan sonra bu üç şey bir araya gelmedikçe siz, kendinizi oturttuğunuzu, hissedemezsiniz. İçinizdeki neşe, farkındalığınız vasıtasıyla hissedilmelidir. Aksi takdirde hissedemezsiniz. Farz edelim ki gözleriniz yok, nasıl görebilirsiniz? Eğer Beni görmenin farkında olmasaydınız, Beni nasıl hissedeceksiniz. Eğer Beni hissetmenin farkında değilseniz, Beni nasıl görebilirsiniz. Eğer Beni duymanın farkında değilseniz, Beni nasıl anlayabilirsiniz. Ve bu farkındalık bir kere sizde oluştuğunda neşe, ancak o zaman içinizde uyanır, çünkü yalnızca bu süptil farkındalık duyguları aracılığıyla neşeyi, özümseyeceksiniz. Şimdi olduğu gibi siz bunu hissedip, “oh, ne güzel şey bu” dediğinizde çok mutlu hissettiniz. Orada olan bu yaratılış sevincini hissediyorsunuz. Ve insan, yaratılışın zirvesidir. Ama sadece taçlandırma kısmıdır, çok küçük bir şeydir. Gerçekten çok küçük, çok küçük bir mesafedir. Hiçbir zaman geçilmez, ama tek şey, bu üç şeyin birleştirilmesinin gerekliliğidir. Ve Benim fark ettiğim şey şu, siz, aydınlanma alsanız bile sessizliği, hissetmiyorsunuz, çünkü sizler, ışık olmadınız. Neşeyi hissetmiyorsunuz, çünkü Anand olmadınız. Bu, sizin sol kanalınızdır. Her şey de neşe vardır. İnsan olarak gördüğünüz şekiller/desenler içindeki neşeyi, görmeye başlarsınız. Bir ağaç kabuğu görüyor, onu açıyorsunuz. İçindeki desenleri görüyorsunuz, ona kaplama diyorsunuz, siz buna pürüzlülük ve düzgünlük diyorsunuz – ve bunun ahengini ve maddede, yaratılışın sevincini görmeye başlıyorsunuz. Ama şimdi aydınlanmadan sonra yaratılışın sevincini, hissetmeye başlıyorsunuz. Yaratılışın zirvesi, insandır. Ve bu nedenle bir Sahaja Yogi, eğer daha düşük seviyede bir kişiyle arkadaş olmaya, samimi olmaya, ilgilenmeye çalışırsa, o kişiden asla neşe duymayacağını anlamalıdır. Yapabileceğiniz tek şey, o kişiyi kendi seviyenize yükseltmek ve hissettiğiniz neşeyi ona da hissettirmektir. Sanatçı bir adamın, kör bir kızla evlendiğini varsayalım. Bu ne işe yarar? Kız, bu adamın yarattığı sanattan zevk alamaz. Aynı şekilde eğer siz, diyelim ki ailenizle, akrabalarınızla, arkadaşlarınızla ilgileniyorsanız, verebileceğiniz ilk ve en yüksek ve en büyük şey, onlara aydınlanma vermektir. Bu da ruhunuzun neşesi, anlamına gelir. Onları, en değerli şey olan Ruhlarının sevincine maruz bırakın. İnsanların titremesinin, kıpırdamalarının ve kendilerini huzursuz hissetmelerinin nedeni budur. Onlar, neşelerini çok kolay kaybederler, geçip gider, küçük bir şeyle biter. Bu sanki önünüzdeki okyanus gibi ve ben oradayım. Hepinizin onun içine girip, keyfini çıkarmanızı istiyorum. Hepsi sizin için, her şey sizin neşe duymanız için yaratıldı. Daha süptil ve daha da süptil olmalısınız. Burada siz, çok kaba şeyler için çok fazla zaman harcıyorsunuz. Bunu fark ettiniz.

H.H. Shri Mataji Nirmala Devi