Public Program 3. gün, Nabhi Çakra

Maccabean Hall, Sydney (Australia)


Send Feedback
Share

Nabhi Çakra, Üçüncü Public Program. Maccabean Hall, Sidney (Avustralya), 27 Mart 1981.

Eğer işitemiyorsanız, lütfen bu kez Bana söyleyin. Bu konuşmanın yapılmasında, meydana gecikmeden dolayı üzgünüm ama Dr. Warren’ın bu deneyim hakkında size açıklama yapmak için zamana ihtiyacı vardı. Bazen onuncu kattan konuşan birisi yerine, buna ulaşmış bir kimseden  (dinleyerek) anlamak daha kolaydır,

İşte babamın Bana söylediği şey şuydu, eğer birisi onuncu katta doğduysa ve geri kalanlarda birinci katta iseler ve sen onlara, kendi bulunduğun noktadan anlatmaya başlarsan, öncelikle onlar seni ne dinleyecekler, ne de senin gördüğün şeyi anlayacaklardır.

Bizim onlara bir seviyeden, kendi akıllarının hala statik olmaya devam ettiği başka bir seviyede bir şeyleri anlatmaya çalışmamız, uygun değildir. Bu yüzden kişi, onların bilinçlerini iki – üç seviye yükseltmelidir ki, bu sayede onlarda ötede olan bir şeylerin var olduğunu görmeye başlarlar.

Ama böyle yapmakla, pek çok hata meydana geldi. Kimi insanlar bunu kasten yaptılar, kimileri de yanlış yönlendirildi ve bazıları ise, bunu özellikle tasarlayarak yaptılar.

Açık sonuç aynıdır. Birisine zehiri yanlışlıkla da verseniz veya onu yanlış yönlendirilerek de verseniz, sonuç aynıdır.

Aynı şekilde, yanlış yönlendirilmiş olsanız da veyahut bunu kasten yapsanız da, yanlış yapılan her ne ise, bunun Kundalini üzerinde bir etkisi vardır.

Şimdi Kova burcu çağı, Benim Dr. Warren’dan kaptığım bir kelime bu ve bu gün çok doğru. Kova, su taşıyan anlamına gelir ve Sanskritçede buna “Kumbha “ adı verilir. Kumbha, bizim Kundalini dediğimiz şeydir, Mooladhara, Kundalininin bulunduğu yer olan kumbhadır, Kundalininin gücü oradadır. Bu yüzden de, bunu Kova çağı olarak adlandırmak, bunu görebilen bazı aydınlanmış ruhların yapabileceği bir iştir, Kundalini bu çağda uyanacak ve insanların Kundalinilerini uyandırdıkları bir çağ başlayacak.

Bizlere sürdürebilme gücünü ve aynı zamanda yaratma gücümüzü veren, Swadhisthana adı verilen bu ikinci merkez hakkında zaten geçen gün sizlerle konuştum.

Sürdürebilme içeride yaratıldı, temel  on adet  Ezeli Üstat ile temsil edilen bu yeşil kısımda, bu on Ezeli Efendi, Müritlik Prensipleri adı verilen üstatlığın başka bir serisine sahip olmuşlardı.

Son seferinde, bu insanlar hakkında sizinle konuşmuştum ama bu gün diğer merkezler hakkında konuşmak istiyorum, özellikle de, insanoğlunda çok önemli olan ve göbek de bulunan Nabhi merkezi hakkında. Burası, kendisi vasıtası ile bizlerin arayış içinde olduğumuz merkezdir. Amip konumunda yiyecek ararız, daha yüksek bir seviyede ise, yüksekleri aramaya başlarız. Mamut ve bütün bu hayvanların olduğu zamanlarda, onlar ağaçların üzerinden ilerlemek için, onlara hâkim olabilmek, yaprakları yemek için bir yüksekliğe sahip olmak istediler ama boyları ile o kadar büyük bir bedene sahip oldular ki. Onlar daha küçük hayvanlar olmak zorundaydılar, zeki hayvanlar gibi, söyleyin, kediler ve bunun gibi şeyler, kedi ailesi.

Evrim bu şekilde, amip olarak arayışımızla ortaya çıkmıştır, daha sonra hayvanlar olarak ve şimdi de insan olarak. Daha ve daha yükseğe evrimleştikçe, arayışımızda da, daha süptil ve daha da süptil olduk.

Örneğin, güç arayan insanlar, şüphe yok ki onlar, ruhlarını arayanlar kadar evrimleşmediler. Çünkü sizler bunu aştınız, bunu yeterince yaptınız. Belki de son yaşamlarınızda krallar ve kraliçeler olmuş olabilirsiniz, bununla ilgili espriyi görmüş olmalısınız, yani siz, bu yeter dediniz, bu güç meselesi, biz böyle bir baş ağrısını istemiyoruz, buna sahip olmak istemiyoruz, dediniz.

Para arayan insanlar, bunu yeterince yapmış olan insanlar, bundan bıkmışlardı, bu yüzden de, biz bunu yaptık dediler.

Bu yüzden de, şimdi siz ötede olan bir şeylerin arayıcılarısınız. Bu her zaman böyle oldu, ötede olan bir şeyleri arıyoruz ama bu ötede olan şeyin arayışı, çok fazla sayıda kimseye  anlatılmadı ve onlarda, kendileri ötede olanın ne olduğunu anlamaya muktedir değillerdi, işte bu yüzden, evrimsel sürecinizle ilgili olan bu merkez, çok önemlidir.

Yani her şeyden önce, size anlattığım gibi, denge de olmalıyız, sahip olmamız gereken bir şeydir bu, yaşamdaki denge. Demek istiyorum ki, sağduyu içinde de bunu görebiliriz, varsayalım ki, sadece tek bir teker üzerinde gitmekte olan bir araba var, bu araba ile ne kadar seyahat etmek istersiniz ki.

Yaşamda yaptığınız her şeyin bir dengesi olmalıdır, aksi takdirde, her şey, bir şeyleri yakalamak bile, bir şeyleri tutmak veya küçük küçük şeyler bile, hatta bisiklet sürmenin bile, bilirsiniz ki bir dengesi olmalıdır.

Yani eğer Kundalini hareket etmeliyse, sizde dengeli bir kişi olmalısınız, ılımlı tabiatı olan bir kişilik olmalı ve bu kişinin yaşama karşı dengeli bir tutumu olmak zorundadır. Bu çok önemlidir ama… durumunda bu, bu böyle değil, Sushumna’nın orta kanalına çekilebilirsiniz, evriminizin orta kanalında.

Evrim orta kanalda kalarak gerçekleşir. Aşırılıklara gidenler bunun dışına çıkarlar. Bizim çok yaygın şekilde acı çektiğimiz bir virüs, evrim sürecinden çıkmış bir bitkiden başka bir şey değildir. Tütün dediğimiz bitki,  bütünüyle  evrimden çıkarılacak ve bir kaç yıl sonra hiç bir yerde yetişen tütün bulamayacaksınız çünkü evrimden çıkarılacak, tütünün rolünü yanlış anlayan insanoğluna teşekkürler. Tütün bir böcek ilacıdır, kendinizi öldürmeniz için değil, haşereleri öldürmek için kullanılmalıdır. Ama bazen unutuyoruz, Tanrı’nın iyi olması için yarattığı her ne varsa, bazen bunu kendi yıkımımız için kullanıyoruz.

Alkolde aynı. Alkol parlatmak için yaratıldı, bu iş için çok iyidir – örneğin, eğer kristallerinizi parlatmanız gerekirse, cin kullanmalısınız, elmaslar ve her şey için, iyidir. İşi sadece parlatmaktır, her şey için parlatıcıdır, parlaklık verir. Bakın, alkol bir parlatıcıdır ve bileşimi sadece bir şeyi parlatmak içindir.

Tanrı sizin parlatılmış yüzeylere, parlatılmış şeylere sahip olmanızı istedi ve tümünün temiz bir görünümde olmasını, bu yüzden de size bu parlatıcıyı verdi. Siz onu içmeye başladınız, şimdi ne yapmalı. O asla sizin içmenizi istemedi ama eğer bunu içerseniz,  o zaman alkol bağırsaklarınızı da parlatır.

Ama onun kendi tabiatı vardır. Onun her hangi bir ahlak anlayışı yoktur, zavallı şey, bizler alkolü suçlayamayız çünkü onun sadece parlatması gerekirdi, onu her nereye sürerseniz, orayı parlatır, tamam mı? Bu yüzden de, karaciğerinizi de güzelce parlatır.

Karaciğer güzelce parlatıldığı zaman ne olur, vücuttan atılması gereken, karaciğerden gelen ısının, kan dolaşımına aktarılmasıi gerekir ama o bunu yapamaz çünkü bir bariyer vardır ve bu bariyer nedeni ile, karaciğer ne yapacağını bilemez.

Tüm ısıyı kendi içinde biriktirmeye devam eder ve işte bu şekilde karaciğer dolaşımdan çıkar ve karaciğer problemleriniz olur. Kendinizi sersemlemiş ve mideniz bulanır halde bulursunuz. Karaciğer gerçekten de,  dikkatinizi temizleyen organdır.

Dikkatinizle her ne toplarsanız, bunlar temizlenir. Yani korkunç bir hale gelirsiniz, demek istiyorum ki sürekli olarak kızgın, öfkeli olur, her zaman insanlara bağırırsınız, bütün bunlar tipik bir huysuzluktur.

Tamamen düz bir çizgi gibi uzun olursunuz, çok öfkeli olursunuz. Bazen şahin gibi olabilirsiniz, bilirsiniz, insanlar böyle birisinin yakınında olmaktan korkarlar çünkü böyle bir kişi çok kuru bir şahsiyet olabilir ve işte bu yüzden de, siz şunu görürsünüz, ayyaşlar, eğer aşırı içmişlerse ve sizde onların yanlarına giderseniz, size yok yere döverler.

Demek istiyorum ki, gece vakti kazara gidip de, sarhoşlara “saat kaç” diye sorarsanız, bazen bu başınıza gelir.

Yani, çünkü bu farkındalığımızı bozar ve böyle bir farkındalık içinde kendisi hoş bir adam da,  böyle olabilir ama tabii ki, birisinin daha iyi olabileceği bir durumda olabilir.

Bu, sol kanal bir eylem nedeni ile posses olduğunuz (ele geçirildiğiniz) zaman meydana gelebilecek başka bir şeydir çünkü alkol farkındalığımızı azaltır ve siz sol kanala gidersiniz. Sol kanal bir eylem sizin, “”şimdi çok daha iyiyim” şeklinde bir duyguya kapılmanıza sebep olabilir ve bir şekilde mutlu olursunuz çünkü egonuz bastırılır ve her şey iyidir ve dersiniz ki, “gerçekten de, ben bir hastayım, kimseye vuramam, bırakın biraz uyuyayım”.

Ama geçen gün bir akşamdan kalmalık vardı ve bundan dolayı ne yapacağınız bilmeyerek kendinizi çok korkunç hissedersiniz, demek istiyorum ki, bu bir şeydir, sonrasında ertesi gece bunu yeniden istersiniz çünkü aynı sol kanal diyarına yine gitmek istersiniz.

Bu sol kanal diyarı açıkça şunu gösterir ki, orada egonun ağırlığında bir azalma vardır ama aslında böyle değildir,  o yalpalar. Olan şey şudur, sol kanalda süper egoya gidersiniz, bakın o oradadır, o zaman ego aşağıya indiğini düşünür çünkü süper egonun boyutu büyümüştür.  Süper ego arttığı zaman, ego aşağıya itilir ve sonrasında siz tekrar ego durumuna geldiğiniz zaman ise, süper ego aşağıya itilir, yani süre gelen büyük bir (oradan oraya) yalpalanma vardır ve böyle insanların kafaları sonunda çok fazla karışır.

Onların sonu bir akıl hastanesi olabilir, ne yaptıklarını bilmiyorum ama akılları başlarında olduğu zaman bile, onları hayatla bağları kopmuş bir halde bulabilirsiniz, örneğin, böyle insanlar çok uçarı olabilirler ve içmezlerse, yaşamın neşesini hissedemezler. Aralarında bir bardak olmadığı sürece, bu insanların birbirlerinden hoşlanmamaları çok şaşırtıcıdır.

Şimdi işte size anlattığım şey budur, Nabhi çakra. Alkol aldığımız zaman veya uyuşturucu gibi ciddi şeyler aldığımız zamanda, Nabhi çakra bozulur, bazı ilaçların bile bu çakrayı bozabildiğini gördüm. O zaman, hazım gibi başka problemleriniz olur, kabız olursunuz, her tür şey olur, bununla beraber gaz problemleriniz ve diğer sıkıntılar ortaya çıkar ve sonra, kalp problemleriniz ve bu birbiri ardına devam eder. Buna sadece alkolün yol açtığını söylemiyorum. Başka durumlarda var tabii ama alkolün asla sağlıklı olmanıza bir faydası olmaz.

Kimi insanlarda, eğer alkol alırlarsa ancak bu sayede sağlıklarını koruyabileceklerine dair bir hissiyat vardır. Bu yanlış bir şeydir çünkü sağlık sadece fiziksel sağlık değildir, aynı zamanda aklın sağlığıdır. İnsanlar, fiziksel sağlığın her şeyin sonu olduğunu düşünürler ki, bu kesinlikle yanlıştır çünkü bizler sadece fiziksel varlıklar değiliz. Bizler, aynı zamanda akli ve duygusal varlıklarız. Ve Nabhi çakranızla çok fazla oyun oynadığınız zaman, başarılarınız ve keyif almak söz konusu olduğunda, asla yaşamda başarılı olmamak gibi, hayattaki en büyük probleme sahip olursunuz.

Örneğin, birisi zengin olur, haksız bir şekilde zengin olur, bu Nabhi çakranın sağ tarafındaki bir kutsamadır, demeliyim. Sağ taraftaki Nabhi çakra, size çokça zenginlik, çok fazla para verebilir,  on tane arabanız olabilir ve yanınızda olan onbeş kişi olacaktır, her şeye sahip olabilirsiniz ama bu olmaz, bu size yaşamda bir tatmin sağlamaz. Biriktirmeye devam edersiniz ve bu bir intihar veya bunun gibi bir şeyle sona erer. Neden intihar etmeye meyilli olduğunuz bilmezsiniz.

İşte bu yüzden bütün bu zengin ülkelerde, intihar etmeyi planlayan insanlar olduğunu görürsünüz ve daha fazla zenginlikle beraber, onlar daha da kötüdürler ama sol kanal tamamen kurur.

Sol kanal aile yaşamının merkezidir, Gruhalakshmi, Ailenin, hane halkının Tanrısıdır. Çok fazla para peşinde koşan kişi, kendi ailesini unutur. Ailesi için zamanı yoktur. Karı-koca sadece hava alanında bir yerlerde karşılaşabilirler veya başka zamanlarda, birbirleri ile karşılaşıp,  birbirlerine sadece el sallayabilirler ve en fazla da çocuklar acı çeker.

Bu durumda kadınlar da, erkeklerle meşgul olurlar, yanlış olan her ne varsa, bunda yarışırlar, erkekleri kopyalamaya başlarlar ve böyle yaparak, birbirleri ile yarıştıkları zaman ise ne olur, aile yaşamı bozulur. Evin kadını tatminsizdir, onun egosu tatmin olmamıştır. Eski zamanlarda erkek ormana gider, odun keser ve eve getirip, eşine verir ve eşi de yemek pişirirdi. Bir problem yoktu çünkü bir takas sistemi vardı. Adam karısını, evde çalışırken görürdü.

Şimdi koca parayı kazanır, kadın da harcar. Demek istiyorum ki, bu da bazı işler yapmayı gerektirir, para harcamak değildir bu. Ama erkeğe bu sanki, kazanan üye benim ve eşim de harcayan kişi, gibi gelir.  Bunun üzerine kadın, “tamam, o zaman bende kazanacağım” dedi. Ama çok fazla rekabet vardır bunda, bu şekilde ikisi arasında çok fazla rekabet olur, sonunda ne olur, aile acı çeker, çocuklar acı çeker ve böyle bir adamın eşi ile problemi olacaktır, kadının kocası ile problem olacaktır ve bu merkezi, elinizdeki bu parmakta her zaman hissedebilirsiniz. Eğer bu parmak catch ediyorsa, aile ilişkilerinizde bir şeylerin yanlış gittiği anlamına gelir, kendinizi düzeltmelisiniz veya koca kendisini düzeltmelidir. Bu önemli bir şeydir. Çünkü sizler, meyve vermesi gereken çiçekler gibisiniz. İşte tabiatın istediği şey budur. Doğa şunu ister, sizler meyve vermek için oradasınız, bu da çocuklardır. İşte bu yüzden erkekler ve kadınlarsınız.  Temel olan şey budur.

Eğer bu sorumluluk ile ilgili bir şeyler yapabileceğinizi düşünüyorsanız, yapmalısınız. Ama esas şey şu ki, yapmanız gereken şey, çocuklarınıza bakmak, onları neşelendirmek ve onlar için güzel bir yuvaya sahip olmaktır, eğer siz bunu yapmazsanız,  o zaman söylemeliyim ki esas görevinizi ihmal ediyorsunuz ve dikkatiniz başka bir şeylerdedir.

İşte bu yüzden pek çok boşanma meydana geliyor ve problemler var, kadınlar kendi haklarını istiyorlar, kendi limitlerinin ötesine gidiyorlar, burada baskıcı oldular, erkekler de baskıcı olmaya başladılar. Bu sorunu çözmenin yolu bu değildir.

Bizler, iki tekerlek gibi olduğumuzu bilmeliyiz, bir at arabasının iki tekerleği, birisi sol, diğeri de sağ. Onlar benzer değiller, benzer değiller, iki farklı tipteler, biri sol taraf, biri sağ taraf ama eşitler. Her ne yaparlarsa yapsınlar eşittirler ve aynı şekilde saygı görmeleri gerekir. Bu her zaman böyledir, örneğin Bana gelen bir kız vardı ve kendisi özel sekreterdi. Bana dedi ki, “Siz böyle söylediniz ama ben bütün bu erkeklerin gelip özel sekreterleri ile flört ettiklerini gördüm”. Bunun üzerine Bende, “tamam, belki de böyle ama bunun bir önemi yok”, dedim.

Bakın, bu durum erkeklerde bir şeylerin yanlış olduğunu gösterir, erkek anlamıyor, çıldırmış, karısından hoşlanamaz ve başka şeylerin peşinden koşar. Bu sanki evinizde bir şeylere sahip olup, sonra sizin başka bir şeylere bakmanız gibidir. Hindistan’da olduğu gibi, eğer bir yere giderseniz, eğer birisi sizin evinize gelirse, eşyalarınıza dikkat edin ama İngiltere’de eğer birisi evinize gelirse, karınıza dikkat edin. Bu aradaki küçük bir fark gibi ama ikincisi tehlikeli bir şey çünkü temel bir şey, eşiniz esas şeydir çünkü kadının ne yapacağını bilmiyorsunuz, nasıl reaksiyon göstereceğini ve misafirlerinizi bilmiyorsunuz çünkü bu onların özgürlükleri olarak değerlendiriliyor.

Ama birilerinin evinden bir şeyleri alıp götürürseniz, bu özgürlük değildir çünkü biz hiç kimsenin evinden hiç bir şey alamayız, neden birileri bizi tutuklasın ki? Çünkü her ne isterseniz yapmanız için serbest bir irade var, ne isterseniz yapmanıza izin veriliyor ama bu serbest irade içinde, siz pek çok insanın incitiyor musunuz ve nihayetinde toplumunuzu incitiyor musunuz?

Şimdi, bu iki tekerlek, söylediğim gibi, Tanrı için çok önemlidir çünkü çok sayıda muhteşem insan dünyada doğmak istiyor.

Pek çok büyük ruh dünyada doğmak istiyor ve eğer biz bu şekilde davranırsak, at arabası bu şekilde gidiyor ve şu şekilde gidiyor. Sizlere söyleyebilirim ki, kendisi muhteşem bir insan olan, hiç bir çocuk burada doğmayı arzu etmeyecektir.  Sadece en kötü tiptekiler doğacaklardır, onlar da holigan (serseri) olacaklar, onlar korkunç bir tabiatları olan, korkunç insanlar olacaklar ve karı kocanın iyi bir ilişkisi olmayacak ve onlar ülkelerin bütün atmosferini bozacaklar. Çocuklar da, bu şekilde serseri olacaklardır  ve öyle korkunç şeyler yapacaklar ki şaşıracaksınız, sekiz yaşında, beş yaşında cinayet işleyecekler ve bu tür her şeyi yapacaklar, sizler şok olacaksınız.

Şimdi sizinle Benim aramda çünkü sizlerde karı – kocalarsınız ve tek bir şey temin edilmelidir ki, çocukların önünde tartışmamalıyız. Bizler karı koca edebine sahip olmalıyız, çocukların önünde yapamayacağız pek çok şey var. Aynı şekilde, sizin oturup kavga ederek, “senden nefret ediyorum, senden nefret ediyorum” demenize gerek yoktur. Bunun, dilinizde birazcık olsun değiştirmeniz gereken bir şey olduğunu söyleyeyim. Hindistan’da eğer birisi  “nefret ediyorum” derse, bu adam en görgüsüz kişi olarak addedilir. Demek istiyorum ki, “nefret ediyorum” demek çok kötü bir şey sayılır, böyle söylemek sizin çok düşük seviyede birisi olduğunuzu gösterir. Ama “ben nefret ediyorum”, ne var yani.. Eğer nefret ediyorsanız, ne var bunda, sen Tanrı değilsin. Eğer Benden nefret ediyorsan, bunun ne önemi var, aslında, eğer birileri birisinden nefret ederse, ne var yani. Bu, o kişinin iyi birisi olmadığını gösterir, sadece birisinden nefret ediyordur.

“Ben nefret ediyorum”, hissettiğim bir şeyi ifade etmenin bir yoludur ve aile sistemi için bu çok yanlıştır. Bu çocukları şok eder. Çocuklar sizlere, idealleri olarak bakarlar.

Doğdukları zaman, onları görmelisiniz, bu günlerde Avustralya’da çocukların çoğu aydınlanmış olarak doğdular, havaalanına gittiğim zaman onları etrafta görüyorum ve onların aydınlanmış olarak doğduklarını gördüm. Ve onlar sizi seyrederler ve şaşırırlar, küserler ve kendilerini çok üzgün hissederler. Bundan hoşlanmazlar, taraf tutmazlar, babanın anne ile kavga etmesini veya annenin baba ile kavga etmesini sevmezler.

Anlamak zorunda olduğunuz diğer bir şey de, orada belli bir derecelendirmenin olması gerektiğidir. Hane halkı içinde bir kadın en güçlü dayanaktır. Toprak Ananın olduğu gibi. Toprak Ana tüm problemleri üzerine alır çünkü O, en güçlü olandır. Onun üzerinde bulunan bu tür bir ağırlığa, başka kim dayanabilir ki. Sadece Anne bunu yapabilir. Aynı şekilde, evdeki kadın bir annedir ve onun dayanması gerekir. Bakın, çok tatlı, merhaba merhaba deyip, kendini beğenmiş bir kaplan gibi dışarıda herkesin üzerine giden bir koca yerine, eve gelip, ne isterse onu söyleyen ve bütün kiri üzerinize çıkaran bir kocaya sahip olmak hoştur.

Öyle bir adam olmalıdır ki o, bakın, onlar çocuk gibidirler, demeliyim ki, onlar çocuk gibidirler. Onlar gerilimlerini sadece karılarının üzerinde boşaltmalılar ve bunun için sizler birer soğurucu olmalısınız ve bir kadının işaretidir budur. Güçlü bir kadın, böyle şeylerden kolayca rahatsızlık duymaz. O aldırmaz. O, “tamam, seni küçük bebek, gel buraya, dört bebeğim var benim şimdi ve en küçükleri olan bu beşincisi de şimdi eve geldi”, derler.

Bırakın bağırsın, haykırsınlar, çocuklara karşı bile, sabırlı olmalısınız, size vururlar, onlar her şeyi yaparlar. Demeliyim ki, Hindistan tarzında, çocuklara çok müşfik bir şekilde muamele edilir ve onlar çok özel şeylerdir. Çocuk oldukları zaman, her ne isterlerse onu yaparlar ama büyüdükleri zaman, bizim onlarla ergenlik problemlerimiz olmaz, Bizim, çocuklara saygı göstermemek gibi bir problemimiz yoktur.

Şöyle ki, karı – koca ilişkisinin ne olduğu, modern yaşamın anlamamız gereken çok önemli bir yönüdür. Koca sanki, deyin ki, kesinlikle karısı tarafından saygı gören bir beyefendi olmalıdır. Ama kadın eğer kocasına saygı göstermezse, kendi çocuklarından da saygı göremez. Ama kocanın da saygıdeğer birisi olması gerekir, bu çok önemlidir.

Eğer adam saygı değer değilse, kolayca saygı göremez ama daha çok kadın kendisi, çok saygı değer olmalıdır, eğer kadın saygısını gösteremezse. Eğer yeterince akıllıysanız, siz her türdeki adamı idare edebilirsiniz, ayyaşlar, her türdekiler, sizin etrafınızda toplanırlar.

Çünkü nihayetinde onlar da insandırlar, kötü insanlar değiller ama yanlış idare edilmeleri yüzünden giderler ve erkeklerin baskısı sadece bir efsanedir. Bakın, onlar baskı kuramazlar, onlar baskı yapma kabiliyetinde değiller.  Onlar bunu, sadece üstün olduklarını hissetmek istedikleri için yaparlar, hepsi bu, ama onlar baskı yapamazlar. Baskı her ne olursa olsun, onların baskısı nedir ki? Şurada burada küçük küçük şeylerdir, sadece çocuklar gibidirler, işte olan budur.

Eğer kadınlar kendi olgunlukları ve kadın olarak kendi sorumluluklarını anlarlarsa, çünkü onların hepsi Shaktidirler, onlar ailenin gücüdürler ve onlar çocukları için olduğu kadar, kocaları içinde güçlü shaktileridir ama eğer onlar rahatsız edilirlerse, o zaman koca da rahatsız olur ve çocuklarda rahatsız olur. Ama bu insanlar kinetik olanlarken, onlar kuvvetlidirler. Buradaki elektrik gibi, tamam, yani biz çok iyi deriz, lamba ve elektrik, hepsi bu, ama bunlar nereden geldiler. Kaynak, o sessizce bir yerlerden kaynağı gönderiyor ve o kaynağı vererek, kendisinden neşe duyuyor.

Aynı şekilde, bu çok önemli bir merkezdir. Bunu neden söyledim çünkü Melbourne’a gittim ve bu parmak, bu noktada yanıyordu. Yani bu, aile hayatları söz konusu olduğunda onlarda, kadınlarda ve erkeklerde bir şeylerin yanlış olduğu anlamına gelir. Hepsi çok üzgünler. Koca üzgün, eşi üzgün.

Belki de yasalar erkeklere karşı, belki de burada, bilemiyorum. Ama Amerika’da karı – koca ilişkisini çok garip buldum. Örneğin, bir bayanla tanıştım, çok garip insanlar. Gidip bir bayanda kaldım, onun yüzme havuzlu lüks bir evi var ve her şeyi yapmak üzere ve beş katlı evi için bir hizmetçi eve geliyordu. Bayan dedi ki, “bakın, eski kocalarımdan birisi gelip, Los Angeles’da sizi görecek”. Bende, “tamam, çok iyi fikir bu”, dedim. Kocası geldi, yoksul biri gibiydi, bilirsiniz, böyle yürüyordu ve dedi ki, “anne, kaldığım yerde kiralık bir odam var, çok zor bu. Odayı birisi ile paylaşmalıyım”. Ben de, “Ne? Oradaki kadının çok büyük bir evi var, onun senin karın olması gerekiyordu”.  Dedi ki, “ben buyum, size söyleyeyim, onu her halükarda kaybettim”. Bende, “her halükarda nasıl kaybedebilirsin?”, dedim.  “Çünkü kadın boşanmak istedi ve beni bir şeyler için suçlu bulduğu için, o bunu aldı”. Onun üç kocası oldu ve kocaların üçüde yoksullar ve bu hanım ise çok zengin.

Eğer yedi koca ile evlenirsen, yedi kocanın her biri sonsuza dek bitmiş demektir ama hanım çok zengin. Onların herhangi birinden yedi kere daha zengin. Yani bu tür bir yasayı anlayamıyorum. Her şeyden önce karı koca arasında neden bir kanun olmalı, anlayamıyorum. Sadece anlayamıyorum. Demek istiyorum ki, Hindistan’da böyle kanunlarımız yok ama herkes karısı ile ilgilenir, çünkü o sahip oldukları en yakın ve en değerli kişidir.  Başka kime bağlı olacak ki? Eğer kadın kocasına adanmış ve sadıksa, kocanın başka bir kadının arkasından koşacağını düşünür müsünüz, koca karısına geri dönmelidir. Sadece para veya bir şeyler için yaşayan bu kadınlardan bıkacaktır ve geri dönecektir.

Yani bakın, kişinin çok bilgece bir karar alması lazım çünkü tamamen yok edilecek olsanız da veya tamamen kurtarılacak olsanız da, önemli bir dönemde doğduğunuzu anlamalısınız, bu çok önemli. Sizler insanlığı kurtarmalısınız. İnsanlığı kurtarmanız gereken bir zamanda doğdunuz. Sadece yardımcı olacak olan, sadece Kundalininin uyanışı değil çünkü siz kurtulabilirsiniz ama sizler tüm toplumu, bütün aileyi, bütünü, demeliyim ki tüm evreni kurtarmalısınız, yoksa eğer siz insanlar yok edilirseniz, bütün bu yaratılışın bir anlamı olmayacaktır.

Şimdi siz, aileyi yok etmek, yok etmenin bir yoludur. Çocuklar delirdi, kocalar delirdi, hepsinin sonu yetimhaneler, işte Benim gördüğüm şey bu. İleri yaşlarına geldiklerinde, onlar çoğunlukla kimsesizler yurdundalar, sizinle ilgilenen hiç kimse yok. Bu yüzden bu, vermek ve vermek ve vermek meselesidir.

Bu Gruhalakshmi’nin merkezi, sol taraftadır ve bir diğeri olan Raja Lakshmi merkezi ise, sağ taraftadır. Bu merkez bize, insanlar üzerinde yönetme gücü verir ve bizler aşırılıklar içinde oluruz,  Çok kibirli olabiliriz ve bir şekilde çok çok otoriter olabiliriz ve tutup pazardan getirilmiş ve oraya konulmuş olan, bizim için hiç bir şey hissetmeksizin arkamızdan yürüyen  on bin kişi ile düzenlenmiş bir cenaze töreniyle sonumuz gelebilir, hepsi bu, bitti. Böyle bir adamın işi bittiğinde, insanlar,  “Tanrıya şükür öldü de gitti” derler, o adam korkunç bir terördü bizler için. Yani Raja Lakshmi ile, bu tür yaşam gelebilir.

Ama, merkezde olan Lakshmi’dir. Lakshmi Tanrıçadır, sayesinde dengede olduğumuz içimizdeki güçtür, böylece tatmin olduğumuz çok dengeli bir yaşam süreriz.

Onlar Lakshmi’nin güzel bir resmini yaptılar, aynı zamanda kişi, bu gücün bir hanım olduğunu anlamalıdır, O bir Annedir ve O bir nilüferin üzerinde ayakta durur. Bunlar, bütün bu sembollerin ne kadar derin bir öneme sahip olduğuna işaret eden simgelerdir. O bir lotusun üzerinde ayakta durur. Bunun anlamı, düşünün, kim bir nilüferin üzerinde ayakta durabilir ki? Ve O çok zengin bir kadındır ve O, bir nilüferin üzerinde ayakta durur. Bu Onun, hiç kimseye asla baskı yapmadığı anlamına gelir.

Zengin bir adam gelir, o arabasının kornasını sesli bir şekilde çalmalıdır çünkü o zengindir, o daha sesli bir şekilde korna çalmalıdır ve zengin bir adam büyük bir limuzinin içinde seyahat etmelidir  veya kendisinin zengin olduğunu gösterecek türde bir şey ile. Her hangi bir programa gelirse, o önde oturmak zorundadır, önde bir koltuğu olmalıdır ve kendisini tanıtır, her yerde, herkes zengin bir adamın ağırlığını hissetmek zorundadır.

O, başka birilerinin karısı olan on tane kadınla kaçabilir. Kendisinin büyük bir teknesi olabilir ve herhangi bir sayıda kadını oraya getirebilir ve dilediği her hangi bir ailenin düzenini bozabilir çünkü o zengindir. Bu tür şeyler insanlarda olur ama Lakshmi, O lotusun üzerinde ayakta durur, O güzelliktir ve Tanrının kişiye verdiği zenginliklerin ihtişamıdır.

Sonra, Onun elinde iki tane kırmızı, pembe çiçek vardır ve bunlar da yine lotus çiçekleridir. Lotus, Hindistan’da çok kutsal bir çiçek olarak addedilir çünkü o kaba ve tuhaf olan her şeye karşı çok açıktır, savunmasızdır. Her şeyden önce o, çamurun içinde doğmuştur. Sadece bunu durumu bir düşünün, lotus, çamurda, pisliğin içinde, korkunç bir kokunun geldiği yerde doğdu. Bir lotus koku verir, tüm atmosfere güzel bir koku yayılır ve pis olan her şeyi öldürür ve bütün göleti,  büyük büyük yapraklarla kaplar ve bu sayede  gölet güzel görünür. İşte lotusun olduğu şey budur. Ama bu lotus, pembe bir lotustur, pembenin anlamı, bilirsiniz pembe sevginin işaretidir. Pembe, sevginin işaretidir. Yani böyle bir kişi, muazzam bir sevgiye ve lotusun yumuşaklığına sahip olmalıdır.

Lotusun içi çok yumuşak ve hoştur,  buna böceğe ne isim veriyorsunuz bilmiyorum, arı, siyah arı, iğrenç çok büyük bir böcek, hayır, siyah arı, o şunun gibi, çöp gibi bacakları var, bunun gibi, korkunç, ona dokunamazsınız. Bu şey, lotusun içinde kendisine yer bulabilir. O lotusa gittiği zaman, lotus taç yapraklarını açar ve onu içine alır ve yatağın üzerinde çok yumuşak korona da (taç şeklindeki yapı) böceği uyutur ve güzel bir şekilde onu örter ve ona güzel bir sallanma hissi verir. Böcek kendisini annesinin kucağında hisseder ve uyur. Böyle bir hayvana bile, lotus yaşayacak bir yer verir. Lakshmi tarafından kutsanmış bir lakshmipati olan adamın böyle bir mizacı olmalıdır. Evine her kim gelirse, herhangi birisi, o kişiyi seve seve kabul edilmelidir. Böyle insanlar gördüm, yaşamımda bunu gördüm. Kabul edilmeliler ve evde böyle birisi bulunduğu için çok memnun olmalılar ve “aman Tanrım, evde bir misafirimizin olması ne büyük bir kutsama” diye hissetmeliler. Ama modern zamanlarda bizler misafirlerden nasıl kurtulacağımıza dair araçlar ve yöntemler buluruz, misafirler haşerelere denktir.

Ben Londra’daydım, Surrey Hills’de yaşıyorduk ve bungalovlarımız vardı, ayrı bungalovlar, oldukça iyi bungalovlar demeliyim, yedi tane bungalov vardı. Zavallı kocalar da çimleri biçme görevini üstlenmişlerdi ve her şeyi, eşleri onlara, şimdi gel ve bunu doğru şekilde yap derlerdi, pirinç eşyaları parlatırlardı veya orada her ne varsa, her şey çok iyi şekilde yapılırdı. Ama bir farenin bile bu evlere girdiğini görmedim, insanları bırakın bir farenin bile. Bu evlere hiç bir şey girmezdi, sadece iki kişi eve gelir giderdi. Bilemiyorum eşlerin yıllık buluşmaları olabilir, bir tür buluşma, belki de. Ama hiç kimse, Benim evim doğal olarak, Ben böyleyimdir, evim her zaman açıktı, insanlar gelir giderlerdi, şudur budur, Ben sadece onların arkadaşlığından keyif alıyordum. Bir gün komşular Bana sordular, evinizde ne var sizin, sürekli olarak insanlar gelip gidiyor ve onlar içeride neler olduğunu merak ediyorlardı. Bende, hiç bir şey yok dedim, sadece gelip, çay içip gidiyorlar, hepsi bu, sadece biraz muhabbet, biraz dostça sevgi ilişkisi.

Ama bu nedir, bütün kapılar kapalı, bu şekilde, şunu söylemek zorundayım ki Sydneyliler çok açık kalpliler ve onlar, onlar bir arada olmayı seviyorlar, onlarda bir birliktelik var. Ama bütün bunlarla, başkaları ile birlikte zenginliğinizden keyif almak üzere, eğer bu birlikteliği sağlayamıyorsanız, o zaman bütün bu zenginliğin ne yararı var? Eğer varlıklıysanız,siz  at yarışlarına gidersiniz, bu da kendi keyfiniz içindir. Eğer varlıklaysanız, siz çok bireysel bir şeyler yaparsınız.

Onu paylaşmadığınız sürece zenginliğinizden keyif alamazsınız. Geçen gün size söylediğim gibi, bu anlamda Ben bir kapitalistim, kendi içimde bütün güçlere sahibim. Ama bunları paylaşmadan yaşayamam, yani Ben en büyük komünistim çünkü paylaşmazsam keyif alamam, işte bu yüzden de, Avustralya’ya kadar bütün bu yolu geldim ve bu gün, kocam Bana yakında geri dönmem için ısrar etti. Bende dedim ki, “hayır, bütün Avustralyalılarla tanışmalıyım hala, sonra geleceğim”. Yani aydınlanmadan sonra bu sevgiyi paylaşmadığınız sürece, neşe duymazsınız. Bütün “izm” ler akıp gider, çünkü sizler her iki aşırılığın bir kombinasyonu oldunuz ve şimdi kendinizden neşe duymaya başladınız.

Bu lotus elde duruyor ve Tanrıça’nın sahip olduğu diğer el ise şöyledir.  Onun dört eli vardır ve bir eli şöyledir. Bu el böyledir,  bunun anlamı, biz vermeliyiz demektir, vermek zorundayız, cömert olmak zorundayız.

Sefil insanlar kutsanmış kimseler olamazlar, olamazlar.  Sefil bir zengin, düşünebileceğiniz en korkunç şeydir. Eğer sefil birisini görürseniz, demek istiyorum ki, bilemiyorum, Benim böyle bir adamla bir baş ağrım oldu, her bir kuruşunu saymaya, her şeyi ölçmeye devam eder, sefil bir şekilde korkunç şeyler ve sonunda öldüklerinde, çocukları onların bütün parasını alıp, sadece harcarlar.

Onların, sefil insanların paralarının yağmalanmasının başka bir yolu daha vardır. Örneğin bir hırsız içeriye girer, eğer hırsız yoksa, onların çocukları çok dik başlı olacaktır veya bir şeyler olacaktır, hastalanırlar ve elleri kırılır, ayakları kırılır veya bir şeyler olur ve para harcarlar. Yani sefil insanlar,  toplum için böylesine bir baş ağrısıdır. Topluma hiç bir şey vermezler, kendileri için oradadırlar ve onlar habis şahsiyetlerdir. Veren insanlar, tabii ki birilerine bedava bir şeyler  vermeye inanmıyorum çünkü bu da insanları bozabilir. Eğer birisine karşılıksızca bir şeyler verirseniz, onlar tamamen şımarabilirler ve bu parayı nasıl kullanacaklarını bilemezler.

Bu insanlarda olan bir sıkıntıdır, onlar hiç bir şeyi taşıyamazlar. Eğer onlara para verirseniz, ya sefil birisi olurlar ya da dik başlı. Eğer onlar güç verirsinizseniz, ya diktatör olurlar ya da yok edici. Demek istiyorum ki, aydınlanma olmaksızın insanoğluna hiç bir şey veremezsiniz, Her şeyde aşırıya giderler, delirirler. Tek kelime bunu açıklayabilir.

Krishna, ‘yoga kshema vahamyam’,  dedi. Ben size Yogayı verdim, bu Tanrı ile birleşmedir, aydınlanmadır ve bundan sonra, Ben sizin kshema’nızla ilgilenirim. Kshema, sizin iyiliğiniz demektir.

Bu refah, Lakshmi ile ortaya çıkar, O bir eli ile verir, diğeri elde korumadır. Veren bu eli, diğer el bilmemelidir.  Bu çok zarif ve nazikçe yapılmalıdır.

Bugün size, bazı insanlara sadece hikâye anlatıyordum, şimdiye dek tanıdığım en cömert adam olan Babam hakkında. Pazar öğleden sonraları için onun bir alışkanlığı vardı, gider herkesi çağırırdı ve bir sürü şeyden vazgeçmeliyim, evde çok fazla şeyim var derdi. Bütün battaniyeleri çıkartırdı, bazen de bütün kap kaçağı ve bazen de yiyecekleri, vermesi gerektiğini hissettiği her şeyi.

Bu nedenle insanlar gelirlerdi ve o devam ederdi, başı böyle eğikti ve kimi insanlar ona, “bunun ne faydası var, bazıları üç battaniye alıyorlar, bazıları iki battaniye alıyor, sen olduğunu görmüyorsun bile, sadece veriyorsun, lütfen en azından kafanı kaldır” dediler. Bunun üzerinde dedi ki, “problem şu ki, veren ben değilim, veren Tanrıdır. Ben sadece ikisi arasında duruyorum. Hepsi bana, sen veriyorsun, sen veriyorsun, teşekkürler, teşekkürler, diyorlar- ilk olarak bu yüzden ben çok utanıyorum. Ve ikinci olarak da, bir kişi, iki tane veya bir tane de alsa da, bu şeyleri veren Tanrı’nın gözcülüğü bu. Ben neden aldırayım ki, Ben sadece ikisi arasında duruyorum. Kimin iki tane, kimin bir tane aldığını benim görmemem gerek” Böylesine bir cömertliği gördüm Ben yaşamımda. Şunu gördüm ki, o daha cömert oldukça,  daha da fazla cömertlik evimize aktı. Demek istiyorum ki, eğer bu kapıyı diğer taraftan açarsanız, bunun akmaya başlaması gibi.

Ama kimi insanların altmış gömleği vardır ama hala pazara gidip gömlek alırlar. Ve derler ki, “benim gömleklere karşı zaafım var”. Gömlek üstüne gömlek yığını oluşturan bu zaafı, Ben anlamıyorum. Bu gülünç, değil mi? Bu şeylerin bazıları gerçekten gülünç, ayakkabılara karşı zaafım var, gidip bak, tavandan yere kadar ayakkabı, ayakkabı dükkânı açabilirsin veya bunun gibi, bu kadar çok ayakkabı almanın ne yararı var çünkü ayakların senelerdir aynı numara, değişmeyecek, aydınlanmadan sonra bile.

Yani buna gerek yok, demek istiyorum ki, eğer ayakkabılarınızı verirseniz, tamam ama Bende de aynı problem var. Öğrencilerim, Bana bir ayakkabı vermeleri gerek diye bilirler, bu nedendir bilmem, onlar Bana ayakkabı verirler, oraya her gidişimde Bana, chappal (bir tür parmak arası terlik) veya bir ayakkabı veya bir şeyler verirler. Şimdi Bende çok fazla (ayakkabı) var, ne yapmalı bunları, dedim. Onlar da, “Anne onları bize geri verin, vibrasyonları için onları saklayacağız” dediler. Bende, “iyi fikir”, dedim, çünkü Benim bütün bu ayakkabıları muhafaza edecek yerim yok. Yani Ben, ayakkabı tamircisi değilim, bunlarla bir şey yapamam. Bu yüzden de, bunun yararı yok. En iyisi Bana çiçek vermektir ve bu sayede Ben onları okyanusa veya kimi nehirlere geri bırakabilirim.

Orada bile, biriktirmeye devam ettiğinizde ve Ben buna sahip olmalıyım dediğiniz zaman, dükkâna gidersiniz, insanlar, bunu beğendim, bunu beğendim diye, her şeyi seyrediyorlar. Seyredecek ne var ki? Her ne satın almak isterseniz, dükkâna gidersiniz, neyi beğendiğinize bakar ve onu alırsınız. Ama bir tür, “ben buna sahip olmalıyım, ben şuna sahip olmalıyım hissi” var. Evinde yirmi tane ütüsü ve on tane de ütü tahtası olan bir adam tanıdım. Hepsi kilit altında. Bende, “kimin için bunlar?”, dedim. Bunun üzerine eşi, “belki de çocuklarım için” dedi. Bende, “sizin sadece tek bir çocuğunuz var, Tanrı size karşı çok tamahkâr davrandı, sadece tek bir çocuğunuz var. Bunlarla ne yapacaksınız? Bunları atsanız daha iyi”. Ve elektriklilerle, demek istiyorum ki cihazları, biliyorsunuz, onlar bozulurlar. Ama bayan bunu yapmaz, yapamadı, o herkese gösterirdi. “bakın, ben bunu aldım”. Antikalar da değil, hepsi modern şeyler. İşte bu şekilde, estetik açıdan veya hiç bir açıdan değeri olmayan bir şeyler birikmeye devam ediyor.

Aslında, sadece birilerine vermek için, bir şeyler almalısınız. Bu, ondan maksimum keyif almanın en iyi yoludur. Herkes bunu sever, al al. En iyi yolu budur. Bu büyük bir şey, demek istiyorum ki, sizin için bunu anlamanın biraz zor olduğunu anlatıyorum ama Ben bunu çok sık yapan birisiyim ve çocuklarım, kocam oldukça endişe ederler, bilirsiniz. Tanrı bilir gelecek sefere neyi verecek, derler.  Ama hayret edersiniz, buna rağmen pek çok şeyim var, pek çok şey, yani Ben her zaman kime ne vermeliyim,  diye düşünürüm, evde hala bir sürü şey var, şimdi daha büyük bir ev satın almalıyız.

Bu kadar çok şeyle ne yapacağımı bilmiyorum ve bu şeyleri insanlara itmeye çalışıyorum, Baba, bunu sen sevdin, al bunu. Ama onlar, “hayır, hayır, hayır bunu nasıl bana verirsin” derler. Ama gerçekte bu Bana öyle keyif verir ki ve kişinin bunu nasıl yapacağını öğrenmesi gerekir. Ama Ben insanların farklı olduklarını gördüm. Şey için bir şey satın alacaklardır, kendileri elmas takıyorlar ama iş başkalarına vermeye gelince, sahte olanları verirler.  En azında verdiğiniz sırada elmasınızı takmayın, en azından bir dürüstlük olsun orada.

Bakın, iş vermeye gelince, bütün kalbinizle verin. Sadece vermenin sevgisini hissedin ve çok mutlu olacaksınız çünkü kendinizi çok büyük hissedersiniz, bir sürü bulut meydana getiren bir okyanus gibi ve sonra yine bu nehirleri kendi içine alır ve bunlardan yeniden bulutlar meydana getirir. İçinde güzellik ardına güzelliğin olmaya başladığı, bir tür güzel bir muhabbet, bu o kadar güzeldir ki. İşte bizim olmaya çalışmamız gereken şey budur, çok güzel olan, bu kadar neşe veren bu çemberin bir parçası olmak, size de. İşte bunun olduğu şey budur ve bu el ashraya içindir, “koruma için” anlamına gelir. Astınız olan, size bağlı olan, çocuklarınız olan insanları korumak zorundasınız. Küçüklüklerinden itibaren çocukları  aşağılamak adeti çok yaygın. Bu halıyı neden kirlettin? Bunu neden yaptın? Böyle söylememeliydin, neden yaptın? Bu disipline etmenin çok yanlış bir şeklidir. En iyi disiplin çocuklarınıza asalet aşılamaktır.

Bakın, Hindistan’da iyi bir ev dediğimiz yer, aile içinde onların çocuklarla konuşma şekli ile tanınır. İyi bir ailede biz, çocuklarla bir beyefendi gibi konuşuruz. Biraz böyle, “ap”, bu beyefendi anlamına gelir. Çocuklarla asla saygısızca konuşmayız ve onları asil bir seviyeye koyarız. Ve bu çok hoş bir şeydir.

Size torunumdan bahsedeyim, bir gün birileri ona soruyordu, çok şey bir var.. bu oğlan var, sen neden onunla evlenmiyorsun? O da dedi ki, “neden evlilik hakkında konuşmak istiyorsunuz? Ben henüz evlilik üzerine düşünecek kadar büyümedim ve bu şeylere karşı saygılı olmalıyız, düşünemediğimiz bir zamanda, nasıl evlilik düşünebiliriz ve beni, Büyükannem evlendirecek ve ben haysiyetli birisi ile evlenmek istiyorum”.

Yedi yaşında küçük bir kız, bir tür yalancı entelektüel olan bir kadına bunu söyledi ve o torunumu kızdırmaya çalıştı. Torumun dedi ki, “bu haysiyetli değil”. Sadece düşünün bunu. Yedi yaşında onların kendi asaletleri var. Eğer onlara söylerseniz, onlara halıyı kirletme demenize gerek yoktur ama yeterki onlara haysiyet verin, asla kirletmeyeceklerdir. Şaşıracaksınız. Çünkü bizler her zaman onlarla kısa kesiyoruz, onlar da bu kadar kötü oluyorlar. İstiyorlar, bizim işe yaramaz olduğumuzu düşünüyorlar, bizde ne yapacağımızı bilmiyoruz, her zaman onlar bize bu şekilde anlatıyorlar.

Veya onlara anlatsanız bile, konuyu başka birisi ile ilgili olarak anlatın, bu oğlan gibi, bilirsin onu, bu oğlan kesinlikle işe yaramazdı, ne yapması gerektiğini bilmiyordu, bütün halıyı batırdı, ben o ev gittim ve sonra kaydım. Çocuk, derhal alır bunları. Ama eğer her zaman doğrudan çocuğa vururusanız, ona, içinde önemli hiç bir şeyi muhafaza edemeyen bir kişilik verirsiniz.

Oğlan, belki de ailesinden bir işaret alarak çok küstah birisi oldu ve kendiside aynı şekilde davranıyor olabilir ama o sadece,  sessiz olan, ifade edilen ve tezahür eden bu haysiyet olmazdı. Bu sadece tezahür eden sessiz bir asalet olmalı ve insanlar böyle bir kişiyi gördükleri zaman, bu olur, insanlar görür ve derler ki, “ne adam, ama ne asalet bu”. İşte bu odur ve onlar toplum için bir tür ideal oldular. Sanırım çocukları düzeltmenin yolu bu değildir, bu disipline etmek değildir, bu onları büyütmektir.

Çocuklara vermeniz gereken şey, neşedir, ailenin mutluluğudur, tam bir güvenliktir, tam bir güvenlik hissidir ve göreceksiniz ki, sizin asla ergenlik problemleriniz olmayacaktır, asla ergenlik problemleri olmayacaktır. Şaşıracaksınız ki, onları her hangi bir yere bırakın, çok olgun, çok haysiyetli olacaklardır, insanlar hayret edecektir. Onlara söyleniz gerekmez. Küçük çocukları bile gördüm, eğer siz evi çok temiz tutarsanız, onlarda eve bakacaklardır, çocuklar kendileri evi temiz tutacaktır. Bunu yapmayı seveceklerdir. Çünkü çocuklar,  tomurcuklanan güzelliklerdir.

Onları kestiğiniz zaman, kökünden kesersiniz. Onlar bizden çok fazla şey beklerler, tüm haysiyetlerini kaybederler ve bunu çocuklarınızda denemenizi söylüyorum, onlara haysiyet verin, nasıl davrandıklarına hayret edeceksiniz. Onlar şımarmışlar deriz, haysiyetli olduğu  zaman,  şımaran bir çocuk asla görmedim.

Benim torunum çok büyük bir insandır, aydınlanmış bir ruhtur ve tüm arkadaşları yirmi beş yaşın üzerindedir. O sadece beş altı yaşında bir çocuk ve üzerinde komik yüzler olan hiç bir kıyafeti giymek istemez. Der ki, “bu bir palyaço gibi, ben palyaço değilim. Bunu giymek istemiyorum”.  Singapur’da, onun için, üzerinde hiç komik surat bulunmayan bir pantolon bulup, almak çok zor oldu çünkü hepsinde Mickey Mouse, şu, bu var. Torunlarımda da gördüm, kız çocukları, bu oyuncaklar var, bu ördek gibi şeyler, ne diyorsunuz onlara, ördek gibi suratı olanlar. Torunlarım dediler ki, “bu oyuncakların nesi var, bunların dudaklarını nasıl yapacaklarını bilmeleri lazım. İyi değil bu”.

Demek istiyorum ki, onlar kendileri, bunun yanlış olduğunu bilirler. “O öfke nöbeti geçirecek”. İşte onların söylediği şey budur. Bu ördek öfke nöbeti geçirecek, işte bu yüzden ördek böyle davranıyor, böyle, onlar büyük-büyükanneler ve bazen bir şeyleri yapma şekilleri ve davranış şekilleri.

Ama bizler onlara gerçek sevgiyi, neşeyi ve mutluluğu vermek zorundayız, işte çocuklarımıza verebileceğimiz şey budur ve buna hayret edeceksiniz. Avustralya,  çok büyük azizler olan, çok çok büyük azizler olan çocuklarla kutsanacak. Bunu biliyorum ve sizler onlara haysiyetle bakmalısınız. Bu ülkede çok büyük azizler doğacak, bu yüzden de sizlerden rica etmeliyim ki, kendi problemlerinizi unutun, karı koca problemlerini, bunlar hiç bir şey değil. Çocuklarınıza bakın, onlara haysiyet verin, onlara yaşayabilecekleri bir yuva verin, gerisini unutun, çünkü İngiltere’de gördüm, İngiltere’de gördüm ki, seksen yaşındaki kadın bile, bir gelin gibi davranıyor, kendisinin bir gelin olduğu hissiyatının üstesinden gelemiyor.

“Büyük Umutlar” romanından biri gibi, Charles Dickens’i okumuş olmalısınız, sürekli olarak oturup, gelin olduğunu düşünen bir gelin vardı.  Bu resmi bu gün bile gördüm, onlar sürekli olarak düğün modundalar. Siz bir annesiniz ve çocuklarınıza bu asalet içinde, bir annenin verebileceği sevgi ile muamele etmelisiniz. Kimi insanlar için, kendi pozisyonlarını bir anne olarak kabul etmek çok zordur, onlar,  “kadınların neden anne olması gerekir ki” diye düşünürler.

Ben, “en yüce şey budur”,  dedim. Bana bakın. Anne olmak en yüce şeydir, herkesi sevmek, sevgi için size bağlı olanları ve rehberlik etmek, sadece sevgi için.

“Tanrım, ben ne kadar çok verebilirim, kaç fincanı doldurabilirim”, diye hissetmek o kadar büyük bir şeydir ki. Bu, o kadar yüce bir duygudur ki. Bir annenin ne olduğunu bilmenizi isterdim. Anneliği, çocuklarınızdan ve torunlarınızdan öğrenmeli ve bunu tüm evrende büyütmelisiniz. Bu, bir kadının sahip olduğu o kadar büyük bir şeydir ki.

Diğer çakra merkezine gittiğimizde size anlatacağım, aynı şekilde babada pek çok şey yapmalıdır.

Sanırım bu merkez üzerinde uzun süre konuştum çünkü gördüğüm şey şu ki, Avustralya’da bu iki merkez her zaman çok fazla catch ediyor.

Bunda ve bunda catch eden şeyler hakkında konuşmalıyız ve bu gün orada, her iki parmağı da ağzında olan beş altı tane çocuk gördüm, hepsi aydınlanmış çocuklar ve onlar bu parmaklarını emiyorlardı ve parmakları Bana gösterip yeniden böyle emiyorlardı.

Yani bunun ne kadar fazla olduğunu hayal edebilirsiniz ve aksi halde bu ve bu parmak, sizin yetkisi olmayan bir kişiye gittiğiniz, anlamına gelir. Yetkisi olmayan bazı insanlara gidiyorsanız, bu başparmak catch edecektir. İşte bu yüzden o çocuklar parmaklarını ağızlarına sokuyorlardı ve Freud’un kendi saçma sapan teorisi var ama aslında, aydınlanmış doğan bu çocuklarda catch eden bu merkez, sizlere bunu gösteriyor.

Şimdi, bu gün için, belki de diğer merkezleri çok fazla anlatamayacağım ama daha sonra, şimdi bizim program yapacağımız tarih neydi?

Bir sonraki pazartesi, çarşamba ve cuma, Benim bütün bu merkezleri anlatacağım günler dışında, üç gün daha var ve özellikle de bu İsa’nın ki, bunu konuşmak istiyorum çünkü Amerika’ya gittiğim zaman bazı insanlarla tanıştım. Orada insanlara sizin tekrar ve tekrar doğduğunuzu, tekrar ve tekrar doğduğunuzu anlatıyordum ve sizler aydınlanmanızı almalısınız. Yani şunu gördüm ki, orada her ne konuşma yaptıysam, büyük, büyük, yer bundan çok daha büyüktü, bütün konuşmalarımı teybe kaydettiler ve programımı organize eden insanlar Bana dediler ki, “Anne bunları patent altına alsanız daha iyi olur veya onların konuşmayı teybe kaydetmelerine izin vermeyin”. Ben de, “Neden?” dedim. “Onlar bunu yayınlayacaklar, bütün bu yazarlar”, dediler. Bende, “çok iyi bırakalım yazsınlar” dedim. Ama onların bazıları, “tekrar doğmak” adında bir organizasyon başlattılar, düşünün.

Eğer Ben, siz olmalısınız deseydim, o zaman da, biz zaten kendimiz belgeliyiz diyerek bir organizasyon başlatırsınız. Bakın, bu kişinin anlaması gereken bir şey, sizler tekrar doğacaksınız. İsa, “sizler benim vasıtamla doğacaksınız”, dedi. Bu bir gerçek. İsa nerededir, oradadır. Bu kapıdır, bakın, dar kapı ve kundalininiz bunun  sayesinde onu geçmelidir.

Geçmemesi durumunda, Lord’un Duasının okumalısınız. İsa’nın adını anmalı ve ona tapınmalısınız, kundalini ancak o zaman o geçer. Bu da, sizin İsa sayesinde oradan geçtiğinizi gösterir. Limbik bölge olan Tanrının krallığına girersiniz. Yani bu bir gerçektir, O, “siz benim vasıtamla geçmelisiniz” dediği zaman, kendi kendisine sertifika verip, şunu söyleyebilen insanları kastetmedi, “tamam, bu İsa, bu İncil, bu da İsa”, sanki İsa oralarda bir yerde yatıyor, sadece taşa dönmelisiniz ve onu orada bulacaksınız. İsa buradadır. Ona nasıl yaklaşabileceksiniz, bu sadece Kundalini uyanışı iledir ve kundalini, İsa sayesinde oradan geçer. Bu kapıdır. Hepiniz Hıristiyansınız veya belki de Yahudi’siniz veya her ne ise, ama örneğin Hindistan’da, onların Hıristiyanlığa karşı çok düşmanca duyguları vardır.

Şimdi bir Hindu bile veya bir Müslüman bile, eğer bu kişi Onu reddederse ve “tamam ben İsa’ya inanmıyorum” derse bile, O kişinin bunu yapması gerekir. O kişiye şunu söylemek zorundayım ki, eğer İsa’ya inanmıyorsanız, Ben size aydınlanma veremem. Siz bağışlanma dilemeli ve İsa’dan istemelisiniz, ancak o zaman kundalini oradan geçecektir.

Onlar Yahudi veya Hıristiyan olabilirler, her tipten, onlar hepsinin burada olduğunu bilmeliler. Örneğin, Tahran’dan Beni görmeye gelen bir doktor vardı, kendisi kanserdi ve Beni görmeye geldi, onda mide kanseri vardı, bu yüzden ona dedim ki, “Muhammed Sahibin, Dattatreya veya Nanaka ile aynı kişi olduğuna inanıyor musun?” “Hayır, Onun Musa veya İbrahim olduğunu söylediğin zaman bile, ben buna inanmam” dedi. Bende, “O, Musa ve İbrahim’di ve onlar çok güçlü şahsiyetlerdi. Onun Musa ve İbrahim olduğunu kabul etmediğin sürece, bunu elde edemeyeceksin”.

O dedi ki, “ben bunu söyleyemem, çünkü Yahudiler ve Müslümanlar böyledirler.” Bende ona, onların her ikisinin de aynı olduğunu ve onların çok yüce kişilikler olduklarını söyledim. Boşuna kavga ediyorsunuz. Ben Musa’nın kim olduğunu, İbrahim’in kim olduğunu biliyorum.

Ama o sekiz gün boyunca bunu kabul etmedi, sonra karısı, bilirsiniz o daha bilge birisi idi, aydınlanma alman daha iyi olur, iyi değilsin, öleceksin, alsan daha iyi olacak, sonra onlar geldiler. Olan şey bu, onlar sadece mecbur kaldılar. Adam geldi, “Tamam Anne, her ne söylersen kabul edeceğim” dedi. “Böyle değil, bunu kalbinden söylemelisin” dedim ve o iyileşti, bilginiz olsun, iyileşmişti.

Yani hiç bir aşırı fikre kapılmayın. Hepsi oradalar ve onların hepsi bir. Sadece bizler, bu benim, şu benim, diyerek kavga ediyoruz.

Yani bunu, sadece bu merkezde ima ettim çünkü Void’da tartıştığımız gibi, burasının çok önemli bir merkez olduğunu düşünüyorum, çok önemli olan bütün bu Eski Ahit, bütün bu İbrahim, Musa hakkındaki şeyler. Nasıl ve İsa, nasıl orada kalandır, bizim geçeceğimiz bir yol yapmak için Onu kim çarmıha gerdi, çarmıha gerilmesi neden gerekliydi?

Bu yüzden daha sonra bunun üzerinde biraz daha zaman harcayacağım. Umarım tekrar gelmek sizin için uygun olur ve umarım daha iyi bir salon bulacaksınız, burayı çok sıcak hissediyorlar.

Tanrı sizi kutsasın.

Şimdi yine eğer isterseniz bazı sorular sorabilirsiniz, sadece iki dakika için. Çok fazla değil çünkü bu sürüp gidiyor. Eğer varsa bir kaç soru. Çünkü sorduğunuz sorularda, Ben tek bir şey anlatacağım. Belli bazı sınırlamalar var çünkü Ben her çakra ve her şey hakkında henüz konuşmadım, tamam mı? Yani konunun tamamı hakkında çok az konuştum, yani önce her şeyi dinlemelisiniz ve sonrasında Bana soru sorun, bu çok daha iyi olur. Ama önemli herhangi bir şey varsa, Bana sorabilirsiniz ve sonrasında da, aydınlanma vermek istiyorum. Bu çok önemli.

Soru: Anne, ben sadece neden olduğunu bilmek istiyorum, eğer alkol sizin için bu kadar kötü ise, İsa, kendisi suyu şaraba döndürmedi mi?

Shri Mataji: Bakın, bu diğer bir büyük hata. O zamanlar şarap, bu türde bir şarap değildi. İnsanlar şarabı,  üzüm suyu olarak alırlardı. Bu gün bile eğer Kudüs’e giderseniz, fermente edilmemiş şarap alırsınız. Şarap yasaktır, İncil’de, eğer Musa’yı veya İbrahim’i okursanız, bu kuvvetli içkileri almak, çok açıkça tarif edilmiştir ama İsa neden alkol hakkında konuşmadı. Şarap ve alkol arasında bir fark var, şarap fermente edilmiştir ve şarap, gerçek şaraptır. Aksi takdirde O,  fermente şarap derdi. Ve bu çok yaygın bir içecek, Bende çok severim, üzümleri severim. Yani sıradan bir üzüm suyu, şaraptı ama bu alkol hakkında O çok fazla konuşmadı, şimdi Ben sizlerle beraberim. Sizlere aydınlanma vermeliyim, bu yüzden de Kundalini ve aydınlanma hakkında konuşuyorum, değil mi? O zamanlar İsa Kundalini ile uğraşmak durumda değildi ama O ebedi yaşam hakkında konuşmalıydı, bu yüzden de bundan bahsetti ve Yaşamı ile yeniden dirilişi ile yaşamın edebi olduğunu gösterdi.

İbrahim ve Musa, tüm bu Ezeli Efendiler dikkatinizle ve beslenmenizle ilgilendiler, yani onların hepsi, Muhammed olsa da veya her hangi birisi de olsa, onlar alkol aleyhine konuştular. İşleri her ne ise,  işleri midenizin beslenmesi ile ilgilenmekti ve açıkça görebiliriz ki, İsa’nın kalitesinde olan herhangi birisi, içmeniz için size nasıl farkındalığınıza ters olan şarabı verir.

Bu imkânsızdır. İşte böyle oldu. Biz yapmayız, biz her şeyi fikirlerimize göre şekillendiriyoruz ama şarap, sıradan şarap anlamındadır. (Fermente olmayan) Bu gün bile gitseniz, eğer şarap isterseniz, İsviçre’de bile, şaşırırsınız ki, sıradan üzüm suyuna şarap adı verilir. Üzüm bile, bu sarmaşığa şarap denir. Burada her şeye şarap denilir. Şarap söz konusu olduğunda, fermantasyon yoktur, ama olan şey budur, tamam mı?

Soru: Adi Guru prensibinde, Musa’dan önce, İbrahim’den önce, daha önce ne vardı orada?

Shri Mataji: Çok iyi bir soru. Şimdi, bakın, evet, evet, evet, şöyle söylerdim…

Soru devamı:  .. gelecek olan başkaları var mı, dedi.

Shri Mataji: Hayır, bunu unutun ama geçmiş hakkında size bir şeyler anlatacağım çünkü bakın, gelecek, siz onu sadece açarsınız, çünkü ben dikkatinizi şu ana koymanızı istiyorum. Ama yine de soruyu sorduysanız, çok iyi. Şu, bakın, içimizde de bulunan bu alanda, beş boyut vardır.

İlki Vaikunta alanıdır, bu Tanrının henüz enkarne olduğu konumdur, Tanrının henüz enkarne olduğu görünümüdür, Vishnu diyebiliriz veya sürekliliği temsil eden, diyebiliriz. Bu Deity öyleydi. Bu şeyde… Örneğin İsa’nın dünyadaki doğumunu biliyoruz ama Onun cennetlerde nasıl yaratıldığını bilmiyoruz. Yani bu seviyede de, bu şeylerin meydana geldiği beş boyut vardır ve sonra sonunda, İsa dünyaya geldi.

Tamam mı? Aynı şekilde bu şeyler, Vaikunta konumunda daha süptil bir seviyede yansıtıldı. Bütün bunlar var ve sanıyorum Yaradılış üzerine yaptığım konuşmalarımdan birinde, bütün bu şeyleri tarif ettim. Umarım bu konuşmaları İngiltere’den alacaksınız ve bütün bu şeyleri oldukça geniş şekilde açıkladığım konuşmaları dinleyebileceksiniz.

Oradaki soru ne?

Kişi: Siz.. onların arkasındasınız, Anne.

Teşekkür ederim. Sen Benim güzel ve sevecen oğlumsun.

Oradaki soru ne?

Soru: Eğer bir Sahaja Yogi olursan, kendi dinini bırakmalı mısın?

Shri Mataji: Bu bir “Kendi” meseles’ sorusu. Her nerede doğmuşsanız, o sizin kendi dininiz olur. Bu bir yanlış özdeşleşme. Varsayalım, bir Hindu olarak doğdunuz, s’z Hindu olursunuz. Eğer Hıristiyan olarak doğduysanız, Hıristiyan olursunuz. Eğer Müslüman olarak doğduysanız, Müslüman olursunuz. Şimdi, sizin dininiz ne? Diyelim, bir Hıristiyansınız. İsa fazlasıyla oradadır ama bütün boyutları ile, Onun başkaları ile olan bütün ilişkilerine bakın. Sadece  “Benim” diyerek onu  izole edip, İsa’ya sahip olamazsınız. Bu bir hikaye. Bunu aşmalısınız.

Varsayalım sizin bir mide sorununuz var, Musa’ya gitmeniz gerekir, bir Yahudi olmalısınız veya bir Müslüman olmalısınız. Diyelim ki sizin bir probleminiz var, baş ağrınız var, çok fazla düşünüyorsunuz, o zaman bir Hıristiyan olmalısınız. Eğer boynunuzla bir probleminiz varsa,  ki buradakilerin çoğunda var, özellikle de burada, bu suçlu hissetme işi, Vishnumaya adı verilen bir Deity var, Ondan yardım etmesini istemelisiniz.

Sonra, eğer düzgün bir şekilde sergilenen şahit olma gücünüz yoksa siz Shri Krishna olmalısınız, Ona gitmelisiniz.

Eğer babanız öldü veya bir şeyler sizi posses ettiyse, Rama’ya gitmelisiniz. Bu böyledir. Nasıl yapabilirsiniz, onların hepsi içinizde, o zaman siz nasıl bir tane olabilirisiniz. İçinizde pek çok şey var. Aynı şekilde Ezeli Varlıkda,  sadece Cebelitarık Kayası (değişmezliği sembolize eder) değildir. Bir kişilik içinde ifade edilmiş olan Tanrının, farklı görünümleri vardır. Sadece tek bir Tanrı var ama kim bunu gösteriyor, birçok görünümü sayesinde bu anlaşılmalıdır. Bunun hakkında da, eğer zamanım olursa, Tanrı ve Onun Gücünün nasıl birbirinden ayrıldığını ve Onun Gücünün,  Onun görünümlerinin bu tezahürlerini nasıl yarattığını anlatacağım.  Bu sanki şöyle,  bizler insanız ama bir burnumuz var, gözlerimiz var, bir başımız var, her şeyimiz var. Biz sadece bir kafa gibimiyiz? Bir kaya bile, sadece kaya değildir çünkü bölümleri vardır.  Bu merdivende bile, bakarsanız, onun bir yapısı ve şeyleri var, görebilirsiniz. Yani hiç bir şey katı madde gibi değil. Bakın, Tanrı hakkındaki fikriniz, katı bir madde. O, İsa’dır ve O sizindir. Hayır. İsa, Onun oğul olarak görünümüdür. İsa, Tanrının oğludur ve Tanrı vardır, Kutsal Ruh vardır.

Zaten Hıristiyanlar olarak da biliyorsunuz, Yahudiler olarak da biliyorsunuz, Yehova (Tanrının kelimelerle ifade edilemez olarak tanımlanan ismi) oradadır, Musa oradadır, İbrahim oradadır.  Ama bütün bunlardaki problem şu ki, bütün bu Arap ülkelerinde doğmuş olan insanların kendilerini çok açık şekilde ifade etme şansları yok. Hiç kimse onları dinlemeyi arzu etmiyor. Muhammed Sahip veya deyin ki, İbrahim ve Musa, onlar her zaman kaçıyor, kaçıyorlardı, onlar koşuyorlar, her zaman koşuyorlardı. Birisinin konuşma yapabileceği Maccabean Hall daki gibi bir zamanları yoktu. Düşünün, zavallı Musa nasıl bir hayatla yüzleşmek zorunda kaldı, İbrahim ne ile yüzleşmek zorunda kaldı, sadece bunu düşünün. Bütün bu şeyleri hakkında nasıl onlar nasıl konuşurlardı.  Yani bilgi nedir, sadece bakıp, insanlara sadece, “bunu yapma, şunu yapma” diyorsunuz, hepsi bu.

Ama bu gün zaman, sizin bütünü, bütün resmi görebileceğiniz şekilde çünkü bütün resim orada, siz görebilirsiniz. Dar bir vizyonunuz olmamalı, onları daha büyük bir vizyonda görün. Kendi dar vizyonunuzla onları, siz daha dar bir hale getirdiniz.

“Sizin dininiz” diye bir şey yoktur. Sadece tek bir din vardır ve bu da sizin içinizde olandır, sizin bunu aşmış olduğunuz,  Tanrı’nın dinidir. Bu din aydınlandığı zaman, aşkın halde olursunuz. Örneğin, Ben hiç bir şekilde şeytana uymam, günaha girmem. Günaha girmenin ne demek olduğunu bilmem.  Kibrin ne olduğunu bilmem. Deniyorum, bilirsiniz bazen bir gösteri yapmak için, “hadi şimdi kendini beğenmiş biri olayım, nasıl olurum, hangi kaslara bunu öğretmeliyim”.

Ama bunu yapamam. İçimde bu tür bir mekanizma yok, siz sadece bunun ötesindesiniz. O zaman da, dine ihtiyacınız yoktur çünkü siz din olursunuz. Size hiç bir şey söylemeye gerek kalmaz. Bu sadece olur, siz bu olursunuz.

Ve “benim dinim” diye, her ne düşünürsek, eğer buna gerçekten inanırsanız, o zaman buna ait olanı mümkün olduğunca fazla getirmeye çalışın.

İnsanların din adına yaptıkları pek çok yanlış var. Pek çok hata. Size anlattığım bir küçük hata da şu, onlar bütün ölüleri  kilise bahçesine gömüyorlar. Hıristiyanlar yapıyor bunu. Pek çok hatayı Yahudiler de yapıyor, bunu biliyorsunuz. Hata üstüne hata yapıyoruz ve neye ulaştığımızı görmeliyiz?  Atalarımız kiliseye giderlerdi, onlar sinagoga giderlerdi, onlar şeye giderlerdi- sonunda neye ulaştılar? Hiçbir şeye. Haydi, hepsinin orada olduğu yerde, kendi içimizdeki evrensel varlığa bakalım. Tek başımıza var olmadığını anlamak zorundayız. Hepimiz, Ezeli Varlığın içinde hücreler olarak oradayız, mikro kozmos ve makro kozmos.

Bizler sadece, içimizdeki bütünlüğün farkında olmalıyız.

Yasaklanan her şey, sizi daha küçük ve daha dar yapar, bunu bırakmak zorundasınız ve Bütün olun. Bu yaşayan bir şeydir. Eğer sizi daraltıyorsa, bu din sizi katılaştırıyordur. Bu sizin büyümenize izin veren bir şey değildir.

Yani bırakılacak bir din yoktur. Aksine siz, dini ve diğer insanları aydınlatmalısınız. Hepiniz Sahaja Yogiler olabilirsiniz ve her şey olabilirsiniz çünkü orada bir yerlerde İsa asılı, Mary de burada asılı gibi bir şey yoktur. Hayır, onlar bütünün bir parçasılar. Onlar oradalar. Sadece onları dışarıya çıkaramazsınız ve pek çok din var olamaz, sadece tek bir din olabilir, bu da sizi büyüten, sizi daha yüksek şahsiyetler haline getiren bir insan dinidir. Bu yüzden hiç bir şeyi bırakmanız gerekmez ama kendiniz pek çok şeyi yapmayacaksınız, kendiniz pek çok şeyi yapmayacaksınız çünkü yaşayan her ne ise, onun yaşayan olduğunu anlayacaksınız, işte izlemeye başlayacağınız şey budur.

Dualarımızda var, bütün dualar, Yahudi duaları, Hıristiyan duaları ve Hindu duaları ve bütün dinlerin bütün duaları çünkü onların hepsi mantradır, hepsi ilahilerdir ve farklı çakralar çok önemlidirler. Yani bakın, sizin evrenselliğiniz de, bu büyük Deitylerde ifade edilen kendi benliğinizin farkına varır.

Onlar içimizdeler ve onlar uyandılar, hayret edeceksiniz. Siz onu kırmadığınız sürece, Kundalini yükselmeyecektir.

Kimi Hıristiyanlar, Agnya’da catch ederler. Düşünün. Onlar çoğunlukla  Agnya da catch ederler. Agnya çakrası, İsa’nın çakrasıdır. Neden? Çünkü onlar İsa’yı anlamadılar.

Bu yüzden İsa öfkelidir. Bu yüzden de siz, “İsa, Tanrının oğlu mu?” diye bir soru sormalısınız. Evet. Ve sonra Benim, Onunla olan ilişkimi sormalısınız ve sonrasında Kundalininiz yükselecektir. Ben, Onların hepsini temsil etmek üzere, açıklamak, dünyadaki bütün kutsal yazıları kanıtlamak için buradayım. Hiç bir şey yanlış değildi, hiç kimse sahte değildi ve Ben Onların hepsini kanıtlamak için buradayım, hiç kimseyi suçlamadan veya hiç bir şeyi poses etmeden, aynı şekilde sizlerde yüce insanlar olacaksınız. Tamam mı?

Çok teşekkür ederim.

Bu pudingin kanıtıdır. Orada keşfedeceksiniz, bu güne dek tezahür etmemiş güçlerinizin, tezahür ettiğini keşfedeceksiniz. Olan şey budur. Her şeyi güneş altında, Tanrı adına ve arayışla yaptık ama şimdi ilk kez kendi güçlerinizin ortaya çıktığını göreceksiniz. Eğer Annenizin güçleri varsa, bunun ne önemi var? Her hangi bir kişinin güçleri varsa, bunun ne önemi var? Şimdiye dek siz, kendi güçlerinizi göstermediniz. Eğer ruhunuz varsa, o zaman güçlerinizi ifade etmelisiniz, değil mi? En önemli şey budur. Ruhun dini budur. Ruh, herhangi bir kilise kuralına uymanın veya her tür kısıtlılığın ötesindedir. Bu evrenseldir. Bu yüzden de bu, Ruhun dinidir ve ruhun krallığı içinde, her yeri saran sevginin bu gücünün çalışmasına şaşacaksınız. Her ne için mücadele ediyorsanız, bunların hikâye olduğunu anlayacaksınız ve her şey akıp gidecektir. Kendi güçlerinize hayret edeceksiniz. Hepiniz gelin, Ben orada sizi bekliyor olacağım.

Ellerinizi Bana doğru uzatabilir misiniz? Ve gözlerinizi kapatın. Umarım fotoğraftan vibrasyon alıyor ve onu gece kullanıyorsunuzdur. Lütfen bunu yapın çünkü bu sizi gerçekten ilerletecektir. Bazılarınız, ellerinizi koyduğunuzda, alevde fotoğraftan gelen bir titreme olacaktır. Hemen şu anda da, devam eden bir titreme var. Bu yüzden bundan dolayı rahatsızlık duymayın. Eğer bir titreme varsa, bu bir yerlerde, fotoğrafın vibrasyonları tarafından düzeltilmekte olan yanlış bir şeyler olduğunu gösterir. Her hangi bir titreme varsa, bu yüzden üzülmeyin, daha sonra bunun ne anlama geldiğini ve buna nasıl bakacağınızı anlayacaksınız. Bu kısım için endişelenmeyin.

Şimdi ellerinizi Bana doğru tutun, tıpkı böyle. Her iki eli de. O ellerini böyle tutuyor, kucağınızda, kucağınızda.

Lütfen her iki elinizi de, kucağınızda tutun ve gözlerinizi kapatın. Sadece gözlerinizi kapatın, bu işe yarıyor, işe yarıyor. Bu bunun için orada tutuldu. Bu kendini gösteriyor. Bu pek çok kitapta da tarif edildiği gibi çok zor. Bu zor bir şey. Ama belki de Bende bir şeyler var ve bu oluyor.

Bunun Benim huzurumda olması gerekliydi, bu yüzden de bu oluyor. Yani lütfen bunu alın ve bunu kendi içinizde uygun şekilde oturtun. Sizler arayış içindesiniz ve Ben sizlere kendi haklarınızı vermeliyim.

Sadece alın bunu. Benim üzerimde veya sizin üzerinizde bir mecburiyet yok. Sadece alın çünkü bu sizin. Benim yükümlülüğüm bunu size vermek.

Gözlerinizi kapatın, lütfen gözlerinizi kapatın. Gözlerinizi kapalı tutun çünkü gözlerinizi kapatmazsanız, Kundalini Agnya çakranın üzerine yükselmez. Bu yüzden lütfen gözlerinizi kapalı tutun, kesinlikle kapalı tutun.

Yine sol Nabhi catch ediyor. Size söylediğim gibi, karınızı affedin, kocanızı affedin. Sadece düşünün, evrimsel süreçte ne kadar küçük bir şey catch ediyor. Sadece kocanızı affedin, karınızı affedin, annenizi affedin. Sadece affedin onları.

Onları bir süre için sadece unutun demeliyim ve affedin onları. Daha iyi. Sol. Şimdi kendinizi suçlu hissetmeyin, Lütfen. “Anne, ben suçlu değilim”, deyin, Lütfen, bunu kalbinizden söylemelisiniz, kalbimizden, “ben suçlu değilim, Anne”, deyin.  En az üç kere söyleyin. Kendinizi affetmelisiniz. Lütfen kendinizi affedin. Esas mesele, sizin kendinizi affetmeyi öğrenmek zorunda olmanızdır. Başkalarını affetmelisiniz dediğim zaman, kendinizi lanetlemeye başlıyorsunuz. Demek istiyorum ki, herkesi affediyorum demek, sizi de dahil ediyor.

Sadece bunu düşünün. Lütfen tekrar kalbinizden gelerek, “Anne, ben suçlu değilim” deyin. Bunu söyler misiniz? Lütfen bunu tekrar ve tekrar söyleyin.

İnsanların, kendilerine nasıl da kızgın olduklarını görmek bazen Benim için dayanılmaz oluyor. Kendinizi sevmelisiniz. Nihayetinde siz Tanrının tapınağısınız, değil mi? Yükselecek olan sizin kundalininiz değil mi? Bu benim tezahürümden, sizin tezahürünüzden başka bir şey değil, bu nedenle de sizler özel insanlar olmalısınız, değil mi?

O zaman kendinize saygı göstermek ve suçlu hissetmemek zorundasınız. Bunun nereden geldiğini bilemiyorum. Daha iyi şimdi. Tamam, bunu yüksek sesle söyleyin, “Anne, ben suçlu değilim”. Hepinizin bunu söylediğini görelim. Söyleyin. Tekrar. Herkes.

Alkol kullanmaktan dolayı bile, suçlu hissetmeyin. Hepsi geçmişte, bu geçmiştir. Tanrı sevgi ve şefkat okyanusudur, sizin bu kadar çok sözüm ona küçük küçük suçluluk duygularınızın sızılarının değeri yoktur, Onun sevgisinin akışı içinde, bunun bir önemi yoktur, Ben alkolün farkındalığa aykırı olduğunu söylediğim için, lütfen bu yüzden kendinizi suçlu hissetmeyin.

Benim için değil. Belki bazı insanlar için ama Benim için değil. Hepsi bitti, gitti. Yaptığınız her hangi bir şey için kendinizi suçlu hissetmeyin. Lütfen, sadece şunu bilin, siz Tanrının tapınağı olacak kişisiniz. Tanrının krallığına girecek olan kişisiniz. Suçlular girmezler.

Tanrının yüce çocukları olarak, herhangi bir suçluluk olmadan buraya girmelisiniz, gururlu insanlar gibi.

Daha iyi, sanırım size, şunu yanlış yaptınız veya bunu yanlış yaptınız diyen bir sahiplenilme var. Hiç kimseyi dinlemeyin. Şimdi aydınlanmanızı isteyin. Sadece bunu isteyin. Bütün haysiyetinizle bunu isteyin.

Elde serin esintiyi hissetmeye başlayın. Ellerinizle başınızın üzerinde, gelen bir serin esinti olup olmadığına bakın. Sol el. Sanırım pek çoğunuz ilk olarak orada, ellerinizde hissedeceksiniz, alıyorsunuz? Evet, iyi. Şimdi İsa’dan bağışlayıcılık isteyin. Tamam. Çok rahatlamış hissedeceksiniz. Serin esintiyi hissetmeyenler, her şeyden önce affetmeyi öğrenmeliler. O zaman düşünceleriniz duracaktır. Affetmek zorundasınız. Eğer düşünceleriniz varsa, sadece, “ben affediyorum”, deyin. Sonra da bağışlanma istemelisiniz. Bu sayede kalp açılır. Sadece bağışlayıcılık istemek, ben suçluyum anlamına gelmez. Eğer bağışlanma istediyseniz, bu verildi. Yani sonrasında oturup, “ben suçluyum” demeyin. Bir kez affedildiğiniz zaman, neden yine “ben suçluyum” diyorsunuz?

İyi, bunu alıyor musunuz, almıyor musunuz? Bu beyefendi. Karıncalanma, sağda mı? Sağda sıcaklık mı? Şimdi sol elinizi karaciğerinizin üzerine koyun. Sağ tarafta sıcaklık varsa. Haydi, bütün permütasyonları ve kombinasyonları halledelim. Eğer sağ elde sıcaklık varsa, o zaman sol eli karaciğerin üzerine koyun. Buraya. Karaciğer. Karaciğer burada, kaburganın altında, sağ tarafta. Sizde bu var mı bakın. Sonra sol elinizi koyun, sol eli. Sağ el Bana doğru ve sol el karaciğer üzerinde. Eğer solda esinti yoksa ve daha çok solda var ise, sağ elinizi kalbe koyun ve sol eliniz Bana doğru açık olsun. Sol el Bana doğru. Kalp burada. Biraz aşağıda.  Sizin için biraz daha yüksekte. Sizin için de biraz daha aşağıda. Biraz yukarıda, sizin için biraz daha yukarıda. Evet, Biraz yukarıda. Kalp biraz daha yukarıda. İtin. Hayır, hayır, sol. Sağ el Bana doğru. Evet. Biraz yukarıda. Bu tarafta. Evet.

Sol el Bana doğru ve sağ el kalpte. Şimdi bu noktada bağışlanma isteyin. Bu, dikkatinizin olması gerektiği gibi, ruha yönelik olmadığını gösterir, bu yüzden sadece bağışlanma dileyin ama sonrasında suçlu hissetmeyin çünkü bizim atacağımız bir sonraki adım budur.  Sadece bağışlanma dileyin. Deneyin. Daha iyi. Solda alıyor musunuz, almıyor musunuz? Sağda alıyor musunuz? Tamam, o zaman, aldınız. İşte mesele bu. Bu herhangi bir argüman olmadan akıl yürütmenin ötesindedir. Bu bir oluştur, meydana geliştir. Bu bir tohumun filizlenmesinin gerçekleşmesi gibidir, sadece ulaşılacak olandır çünkü buna içinizde sahipsiniz. Çimlenme gücü olmayan tohum, çimlenemez. Ama şimdi siz, kendi iyiliğiniz için, başkalarının iyiliği için, bütün insanlığın iyiliği için, kurtuluş ve evim için, Tanrısal sevginin bu gücünü nasıl kullanacağınızı biliyorsunuz, Tamam mı?

Soru:  Sağ eldeki ısı ne anlama gelir?

Shri Mataji: Bu karaciğerinizin birazcık vitesten çıktığı anlamına gelir. Tamam mı? Veya belki de çok fazla düşünüyorsunuz. Eğer gelecekte yaşıyorsanız, sağ elde hissedersiniz. Planlama. Planlama dairesi karaciğerdir. Geçmişte yaşayanların sol kanal problem vardır.

Soru: Sol elimde karıncalanma var.

Shri Mataji: Sol el. Ve sağ elde? Her iki kombinasyonda var mı orada?

Cevap: Hayır, sağ el iyi.

Shri Mataji: Tamam, sağ tamam. Kimi gurulara veya birilerine veya bunun gibi birilerine gitmiş olmalısınız. Bunun anlamı karıncalanmadır. Tamam. Önemli değil. Elinizi burada aşağıya doğru bırakın, sağ eli, sağ el. Aşağıya. Bu sol Swadisthana ve aşağıya bırakın. Ve ben asla böyle yetkisiz kişilere gitmeyeceğim diyerek, bağışlanma dileyin. Hepsi bu.

“Anne, siz Benim Gurum musunuz?” demelisiniz, çünkü şimdi sizler guru olmalısınız. Ben Guru değilim ama siz bunu söyleyebilirsiniz. Veya bir soru sorabilirsiniz: “Anne, ben kendi kendimin gurusu muyum”. Bununda yardımı olacaktır çünkü bu prensip, içinizdeki Ezeli Efendi Prensibi aşağılandı. Çünkü yanlışlıkla başka insanlara gittiniz. Tamam mı? Şimdi daha iyi? Düzeliyor. Sadece şuna bakın, bu kadar basit. O yükseliyor.

Şimdi, düşünmeyin. Eğer düşünmeye başlarsanız Kundalini yeniden aşağıya gidecektir. Sadece düşünmeyin. Düşünmeden Beni seyredin. Çok iyi. Şimdi kendiniz döndürebilirsiniz… Onlara nasıl bandhan verileceğini anlatın. O size, nasıl yapılacağını gösterecek, kundalininizi nasıl yükselteceğinizi ve bunu mümkün kılacak şekilde nasıl düzelteceğinizi. Sol elinizi Bana doğru tutun. Yedi kez yapın. Elinizle yedi kez. Çünkü güç elinizden akıyor.  Bu gücünüzle ilgili ilk eğitim. Sadece kendinize bandhan verin. Bu auranızı korumak anlamına gelir, saldırıya uğramayacaksınız. Belki de dışarıya çıkacaksınız ve kimi ruhlar sizi catch edebilirler, şimdi bileceksiniz, yani bundan önce iş aklı hastanesinde sonlanana kadar, bunu bilmiyordunuz. Ama catch ettiğinizi derhal bileceksiniz çünkü vibrasyonlarınızı kaybedersiniz.

Şimdi onu nasıl yükseltirsiniz, sadece nasıl yükselteceğinize bakın, bu da önemli. Her iki elle onu yükseltin. Bu şekilde yukarıya çıkın. Bir kere. Onu tekrar böyle sarın, bu iyi fikir. İki kez. Şimdi aydınlanmanızın sabitlemesini isteyin. Sadece sağlamlaştırmasını isteyin. Üç kez. Onu hareket ettirin ve aydınlanmanızı sabitleyin. Yapabilirsiniz.

Bakın, şimdi. Bu daha iyi? Daha serin şimdi. Bunu istemelisiniz. “Anne, lütfen, aydınlanmamızı kuvvetlendirin!” Sonra bunun içinde büyüyeceksiniz. O zaman siz kendinizsiniz ve kendi kendinizin gurusu olursunuz ve size ait büyük büyük kalabalıklarınız olabilir, aydınlanma verebileceğiniz kalabalıklar.

Bana gelen ve aydınlanma alan tek bir öğrencim vardı, o kişi on bin kişiye aydınlanma Verdi. On bin kişi. Yani, neye ulaştığınızı ve kaç kişiyi otomatikman iyileştirebileceğinizi daha sonra bileceksiniz. Şifacı falan gibi bir şey değilsiniz. Otomatikman iyileştireceksiniz. Her hangi bir şeyi veya herhangi bir kimseyi iyileştirmeyeceksiniz. Bu sadece kendiliğinden olacaktır. Bu günlerde doğmuş olan ve Tanrıyı arayan pek çok insan var ve sizler onlara yardım edeceksiniz.

Çok teşekkür ederim. Umarım sizi yeniden görürüm.

H. Shri Mataji Nirmala Devi