Tanrının Sevgisini Anlamak

Caxton Hall, London (England)

1982-05-11 Public Program with Yogi introduction, Caxton Hall, London UK, DP, 90' Download subtitles: ENView subtitles:
Download video (standard quality): Download video (full quality): View and download on Vimeo: View on Youku: Listen on Soundcloud: Transcribe/Translate oTranscribe

1982-05-11 Understanding the Love of God, London, England, DP, 77' Download subtitles: EN,TRView subtitles:
Download video (standard quality): Download video (full quality): View and download on Vimeo: View on Youku: Listen on Soundcloud: Transcribe/Translate oTranscribe

Feedback
Share

“Tanrının Sevgisini Anlamak”, Caxton Hall, Londra (İngiltere), 11 Mayıs 1982.

Son yaptığımız bir çok konuşmada Tanrı’nın Sevgisinin bedelini ödeyemeyeceğinizi söylüyoruz. Bu bazen Beni güldürür. İnsanlar O’nu asla anlayamazlar çünkü çok onlar sınırlı bir alanda yaşarlar. Onun sevgisi sınırsızdır. Bağışlaması sınırsızdır. Bu “sınırsız” ve “sonsuz” kelimelerini dahi anlamıyoruz çünkü böyle bir şeyi bilmiyorduk. Ve bir şeyin gerçek olduğunu söylemek, aynı zamanda gerçek olan bir şeyi onaylamak gibidir. Sizin bir sertifikaya ihtiyacınız yok. O insanlar bile anlamıyor. Yapaylıkla yaşıyoruz, gerçeği bulmaya çalışıyoruz, yine de yapaylığı gerçek olarak kabul ediyoruz. Yine savaşmaya devam ediyoruz, sonra da bunun gerçek olduğunu düşünüyoruz. Tekrar, bu bir şeye, yapay bir şeye ya da bir tür zihinsel projeksiyona dönüşüyor. İnsanların tüm bu sınırlı çabaları ve deneyimleri, onları çok şartlanmış bir hale getirdi, Tanrı’yı ​​anlamak kolay değildir. O tüm bu evreni şefkati ve sevgisiyle yarattı. Sizi de insan olarak, şefkati ve sevgisi içinde yarattı. Onun hiçbir şeye ihtiyacı yok ama O sever. Ve tüm bu şeylerin ötesinde seven birini, herhangi bir ödül olmadan, sadece sevgi adına sevmeyi sizler anlayamazsınız. Sadece sevgi adına sevebilen tek bir insan dahi düşünemeyiz. Ancak aydınlanmadan sonra, siz giderek büyüdükçe, sevmenin en büyük neşe olduğunu anlarsınız. Ve sonra bununla bağlantılı olarak parayı düşünemezsiniz. Bu bir şeydir, söyleyeceksiniz ama bence, “paraya ihtiyacımız yok veya para almayız” demek bile, oldukça düşük bir düzeydir.

Bu çok, çok kabadır. Çünkü para ve tüm bu kavramlar çok düşük seviyededir. O bu dünyayı ondan herhangi bir meyve elde etmek üzere yaratmadı. Hiçbir şey beklemedi, bunu sadece sevdiği için yaptı. Sevgisini ifade etmek istedi. Sadece bu Sevgiyi tezahür ettirmek için, bu dünyayı yarattı. Başka hiçbir şey beklenmiyor ve insan zihnini bu düzeye getirmenin imkansız olduğunu düşünüyorum, başlangıçta ama onlar yavaş yavaş O’nun ne kadar bağışlayıcı, ne kadar nazik, ne kadar iyi olduğunu anlamaya başlarlar. Dolayısıyla Batı’da Benim her zaman yüzleşmem gereken ilk sorun budur, Paris’te bile karşılaştığım sorun buydu, bu da insanların kendilerini suçlu hissetmesiydi. Ve bu suçluluk Batı’da çok büyük bir sorun, bunu anlamıyorum. Görüyorsunuz, kendinizi neden bu kadar suçlu hissediyorsunuz, çünkü bu Sahaja Yoga’nın karşılaştığı engellerinden birisidir, gördüm ki insanlar kendilerini suçlu hissetmeye başlıyorlar. Öyle ki, aydınlanma alabileceklerine inanmıyorlar. Doğuştan, düpedüz, kalıcı şekilde günahkar olarak, kendilerinin damgalanmış günahkarlar olduklarını düşünürler ve aydınlanmalarını asla alamazlar. Yani, bu sadece bir marka. Bu kendine acımanın da ötesinde, bunun kendilerine zarar bile verdiğini söyleyebilirim. Bugün bu sol Vishuddhi konusunu ele aldım, çünkü bir gün bu konu hakkında konuşmam gerektiğini hissettim, suçlu olduğunuz hususu, Tanrı için kesinlikle, anlaşılır değildir. Ne için? Ne için suçlusunuz?

Eğer kendinize sorarsanız, en fazla “Ah, biz suçluyuz, çünkü biz İsa’yı çarmıha gerdik” diyeceksinizdir. Maksimum suçluluk budur, diyelim ki, bir insanın kafasında olan şudur, “biz İsa’yı çarmıha gerdik, bütün azizlere işkence ettik”. Tamam. Ama suçlu olmakla ne elde edersiniz? Yaptığınızı geri alabilir misiniz, geri dönüp o durumu düzeltebilir misiniz? Yapamazsınız ama bunda ısrar ederek, bilinçaltı bölgesine giriyorsun. Tanrı’nın Sevgisini görmenizin artık normal olmadığı bir konuma girersiniz. Zihninizin, karanlık, cahil, kör olduğu ve o güzel saltanatı, o ebedi akışı alamayacağınız bir köşesine çekiliyorsunuz, kendinizi arkaya saklıyorsunuz ve sonra: “peki ya güneş? Onu alamıyorum çünkü ben onu hak etmiyorum”, diyorsunuz. Batı’daki tüm bu ego yöneliminin arkasında …. Oh, bence tamamen egoist olsalardı, ama değiller. Tüm bu ego, suçluluk dediğimiz o küçük kesenin içine geri çekilir. Birine bir şey söylüyorsunuz, bu durum bu noktadan, bu aşamadan bahsetmek değil, “Ben söyledim. Tamam, ben bunu söyledim. Sorumluluğu alabilirim, bu iyi.” Bu durum böyle söylemek değildir, böyle değildir ama siz korkakça geri dönüyorsunuz, “Oh, ben bunu söylememeliydim” diyorsunuz.

Yani bir tür eylemle bir diğeri arasında bocalarsınız, deyin ki, saldırgan olandan diğerine, bu zaman için. Ve bu yalpalama gerçekten çok, çok eziyetlidir. Bu çok fazla devam edebilir. Salınım çok fazla olabilir, bu sizi kesinlikle çıldırmış, çekingen ve bazen de, işe yaramaz bir hale getirebilir. Bunun tam tersine, Tanrı ise, insanların neşeli, mutlu olmalarını, nimetlerinden dolayı kendisine şükran duymalarını ister. Bu dünyadaki en mutsuz hayvan, insandır, buna inanabiliyor musunuz? Hayvanlar, mutluluğu ve mutsuzluğu bilmezler, bu da iyi bir noktadır ama en mutsuz insan ve en karmaşık insan, kendini o denli yok etti ki, yıkım gücü onun kendi içinde bina edildi. Şimdi, dikkat ve sevgi ile, bilginiz olmadan, siz herhangi bir rahatsızlık duymadan, sizi bir insan haline getiren bu gücü düşünün. Doğduğunuzda bile, doğum acısının ne olduğunu siz asla bilemezsiniz. Anneniz bunu üzeriine aldı. O sizi bir insan yaptı. O kadar dikkatlice ve incelikle inşa etti ki sizi. Ne için? Bu güzel çiçeğin meyvesi nedir? Çiçekler neden kendine kendilerine vurmaya başlıyorlar? Hiç böyle birini duydunuz mu? Batı’da yaşadığımız en kötü hastalık budur. Fransızlar var, şaşırtıcı bir şekilde, bugün burada sahip olduğumuz insan sayısının en az iki katılar ama aynı zamanda onlarda da aynı problemler var ve sanırım onların tüm psikologları, psikanalistleri veya diyebiliriz ki, tüm kitapları, bütün yazarları, filozofları, herkesin onlara [anlaşılmıyor]. Bu fikirleri onlara verdiler ve herkes onları kabul ediyor. Ve sabahtan akşama kadar alınlarında pek çok kırışıklıkla yürürken, kendilerine lanet okuyorlardır.

Onlara sorduğunuzda “Anne bizler çok mutsuz insanlarız” diyeceklerdir. Bu sanki mutsuzluğun gelip, sizi süslemesini istemek gibi. Ancak, bunun insanların farkında olmadığı daha süptil bir anlamı var. Bunlar ise, bu zamanın sizin aydınlanmanızı almanız gereken zamanlar olması. Bu kitlesel aydınlanmanın işe yaraması gerekiyor. Bunların hepsi kehanet edilmişti ve bunlar çok modern zamanlar. Bütün yıldızlar bize yardım etmek için hareket ediyor. Bütün evren bize yardım ediyor. Tüm unsurlar bize yardım ediyor. Sahnedeyiz. Ancak oyuncular sahneye çıktığında işleri biter, oyunculuk yapamazlar. Hiçbir şey yapamazlar, oyunlarını oynayamazlar. Farklı rollerine çok fazla dahil oluyorlar. Ve bu yüzden kişi konunun inceliklerini anlamak zorundadır, o zaman bu suçluluktan sadece kurtulmuş olacaksınız. Negatif güçlerin ellerinde oyuncak oluyorsunuz. Onlar içinize bina edilmiş atom bombalarından daha az değiller. Şimdi insanların neyin işe yaradığı anlamadığını düşünüyorum. Bu çok süptil bir yöntem. Bakalım atom bombası, hidrojen bombası, sonrasında ne yapacağız peki?

Ayrılmaması gereken bir şeyi ayıracaklar. Bölünemez olan atomu bölünebilir kısımlarına ayırırız. Bu yüzden onları kırmak için baskı uyguluyoruz. Ve o kırılma gücü, yani saldırganlık ortaya çıktığında, bu da başka bir yıkıcı güç haline gelir. Yani bunun için ne kadar çaba sarf edersek edelim, bu çoğalır, bu aynı güç değildir. Ve biz bunu yok etmek için kullanıyoruz. Demek istediğim, başkalarını yok etmek için bir şeyler yaratmayı, sadece insanlar yapabilir. Fakat zihnimizde, kendi içimizde, varlığımızın içinde çalışan, aslında bazende kendi içimizde, gerçekten kendimizden nefret ettiğimizi hissettiğim bu güçle, kendimizi yok etme şeklimizle, birçok saçma sapan yazar sayesinde kendi içimizde inşa ettiğimiz bu gücü, onlar şartlanmalarıyla, yanlış şartlanmalara sahip olan bu insanlar sayesinde, çok daha kötü şartlanmalar yaratırlar. Bizler şarkı söylemeli, bir kuş gibi şarkı söylemeliyiz. Bir çiçek gibi sevip keyif almalıyız ama Ben insanları çok mutsuz buluyorum. Bunun sebebi nedir? Bunun nedeni, kendi varlığınızdan, sizi bütünleştiren varlıktan ayrılmış olmanızdır. Tamamen parçalanmışsınız. Hidrojen atomunu parçaladığınızda, bunun içinde çok büyük bir kuvvet oluşturursunuz.

Aynı şekilde, sizler varlığınızla bütünleşmiş tohumsunuz. Bir tarafta fiziksel varlığınız, diğer tarafta zihinsel varlığınız, başka bir tarafta ruhsal varlığınız, bütünleştiğiniz hiçbir nokta yok. Ve bu bütünleşmeyi hissedemediğinizdeyse, kendinizi suçlu hissedersiniz, ama bu suçluluk, içinde yerleşik olan çok büyük bir yıkıcı gücün sadece bir belirtisidir. Bu, sizin kendinizi yok etme şeklinizdir. Bizim yok edilişimiz bize dışarıdan gelmeyecektir. Bu kontrol edilebilir. Bu içimizden gelecektir, içimizden gelecektir. Şimdi yaptığımız her şey, parçalanmadan sonra, daha fazla parçalanmak ya da içimizdeki negatif gücü daha da güçlendirmektir. Ama entegre olmak, size tüm varlığınızla tam bir bütünleşme hissettirir, bu ancak hala orada olan ve oldukça derin olan bu bütünleştirici güce şu veya bu şekilde erişebilirseniz mümkün olur. Söylemeliyim ki, bu son şans, bu işe yaramalı. Negatif güçlerin harekete geçme şeklinin, hiç şekilde farkında olmayabilirsiniz, farkında olmayabilirsiniz, orada hangi karanlığın olduğunu bilmiyorsunuz. Ve onunla savaşmak için yapılması gereken, ruhun o bütünleşen ışığını getirmektir. Karanlık her zaman dağılır. Örneğin, tam bir karanlık var, tamam mı? Sizi hissedemiyorum, kim olduğunuzu, nerede oturduğunuzu bilmiyorum. Hepimiz ayrıyız. Sizi göremiyorum, oradakinin kim olduğunu bilmiyorum. Pencerenin nerede, kapının nerede olduğunu bilmiyorum. Bunu tutuyorum ve “Bu gerçek” diyorum. Bütün parçalanmış kişilikler ve parçalanmış insanlar her zaman sapmalar gösterirler. Farklı şeyler, farklı auralar, farklı şeyler görürler. Şimdi, bu çok kısır bir döngü.

Bunu düşünmelisiniz. Elimizde çok büyük bir kısır döngü var. Kısır döngü, sınırlı olan üzerine düşünmeye çalışmamızdır. Sınırlı bir vizyonum olduğunu varsayarsak, karanlık var, ben ne hissedeceğim? Onun hakkında düşünmeye ve onun hakkında düşünmeye başlıyorsunuz, kendiniz hakkında kafa yoruyorsunuz. Ne kadar çok düşünürseniz, buda o kadar kötüleşir. Başka bir yol da, bu sorunu çözmeye çalışabilecek, bizlerin parçalanmış olduğumuzu düşünen insanlar olabilir, “hepimiz kardeşiz”, “Haydi Birleşmiş Milletler danışmanlığı oluşturalım”, “Haydi bir dünya örgütü kuralım” gibi büyük şeylerden söz etmek olabilir. Dünya organizasyonunu kuran tüm bu kör insanlar, en çok çalışma, ne diyorsunuz, nihayetinde kendilerini Çalışma örgütünde (ILO-Uluslararası Çalışma Örgütü) bulacaklardır. Hepsi bu. Tüm bu kurumlar büyük isimler altında çalışırken biz neredeyiz? Aslında farkına vardığımız zaman, bizim onlara ihtiyacımız yok. Hiç bir şekilde onlara ihtiyacımız yok. Yani bu farkındalık, içinizdeki eksik olan ruhun ışığından başka bir şey değildir. Ruh sizi izliyor, pekala. Aptallığınızı ve sınırlılığınızı görmek bir noktaya kadar gider. Ve bu büyük ölçüde yükseliyor demeliyim, Bu bitti. Bir kişi öldüğünde ya da başını belaya soktuğunda kaybolur, her ne derseniz, huysuzlaşır, delirir. Burada kişi, başka bir sorundan kaynaklanan kanser gibi başka hastalıklara yakalanır, bildiğiniz üzere, Ekadesha. Yani bu güçler, olumsuzluğun uç noktalarına gittiğimizde, bizim içimizde, olumsuzluktan inşa edilirler. Yani Kundalini Shastra’da (ilke, kural, bir uygulama alanında teknik veya uzmanlık bilgisi), sol ve sağ kanal çok fazla kullanıldığında, bu kuvvetleri on bir yıkıcı güç olan, on bir Rudra’nın başınızda oluşturduğunuzu söyleyebiliriz.

Bir kanser hastası bunu geliştirir. Ancak kansere yakalanmadan önce bile insanlar bunu geliştirebilirler. Ve bunu yaratabilecek o kadar çok şey var ki, bu kısır döngüde bazen hissedilebilir ki, tüm topluma siz nasıl ….[anlaşılmıyor]. Ve durumu kurtaracak tek bir şey var, bu da Aydınlanmadır. Diğer bütün her şey yok ediyor, kesinlikle kafa karıştırıcı ama eğer yapabilirseniz, bütünün kurtaracak tek bir şey var, bu da ışığı yakmak gibidir, bitti. Ancak insanlar aydınlanmanın önemini anlamıyorlar çünkü bazı insanlar “Elinizde serin esintiyi hissetmenin ne yararı var?” diye Bana soruyorlar. Şimdi, siz sanki bir partideymişsiniz gibi, bütün evrene, her şeyin büyük tuvaline bakın. Bugün insanlara neler olduğuna bakın ve eğer kurtarılacaklarsa, mutsuz olmanın bir yararı yok. Fransa’da olduğu gibi, “Yapamazsınız Anne, siz çok mutlu birisiniz” dediler. Neden dedim?” Çünkü bu, sizin şoklardan habersiz olduğunuz anlamına gelir. “Bakın, söylemeliyim ki, Ben buradayım, size çok derinden endişelendiğimi, dünya hakkında endişelendiğimi göstermek için burada bazı satırların altını çizmem gerekiyor. Ama çözümün nedir? Sende var mı? Benim sadece sizin gibi olmamı mı istiyorsunuz? Çözüm bu mu? On kişi ağlıyorsa sen de ağlayarak onlara katıl.

Çözüm bu mu? Ve … daha önce söylenmiş, reçete edilmiş ve kehanet edilmiş olan … sahip olduğumuz tek ve yegane yöntem, hiç kimse onu aramıyor. Kimse gerçeği aramıyor. Şimdi bakın, İncil’de, İsa’nın yüreğinizde doğması için sizler yeniden doğmalısınız. Demek istediğim, tüm dramayı dahi çözmeden önce, onlar bunu size ikinci doğumunuzu vererek, sözde Vaftiz ederek bunu yapıyorlar. Hindular, Yoga olmadan hiçbir anlamı olmadığına inanırlar. “Yoga kshema vahamyam”. Krishna, dedi. “siz her zaman Yogayı ararsınız, neyi arıyorsunuz” dedi. Tüm bu incelemeler ve tüm bu büyük kitaplar ve tüm kutsal yazılar neyi hedefliyor? Hatta, “Dharma içinde yaşamak zorundasınız” diye sizinle konuşan kişiler dahi, kötü fikirler verir. Ne için? Bunu neden yapıyorsunuz? Hedef neresi? Ve varılacak yer ruhtur. Ve bugün arka plan o kadar siyah, o kadar karanlık ki her şeyin sonundaki çözüm bu ama biz bunun farkında mıyız? Tam tersine, içimizde her zaman bir kısır döngü oluşur. “Ah, dünyanın nasıl sefil olduğuna bakın. O zaman ben nasıl mutlu olabilirim ki? Hayatta çok mutsuzum.” Aydınlanma almadan “Ben mutlu bir insanım” diyen bir kişiye henüz rastlamadım, belki ego odaklıdır. İnsanlar, “Ben mutluyum, yani egom, görüyorsunuz, o kişi belli bir arabanın üzerindeyse veya onun gibi bir şeyin üzerindeyse, dünyanın tepesinde çok mutludur. On dakika sonra ona bakın … bu kısır döngü başlar. Bu ego-merkezli döngü veya başka bir döngü başlar.

Başka bir kısır döngü ve daha başka bir kısır döngü ve daha da başka bir kısır döngü, tekerlek üstüne tekerlek üzerinde hareket ederek, nereye gittiğimizi fark etmeden birinden diğerine doğru gidiyoruz. Ve bu kısır döngü tek bir inançla, tek bir anlayışla, Tanrı’nın bağışlayıcı olduğu anlayışıyla kırılmalıdır. Tanrı sevgidir. Herhangi bir şehvet ve açgözlülük olmadan birine sevgi duyduğumuzda, o zaman içimizdeki şey Tanrı’nın Sevgisidir. O, size bu güzel insan hayatını veren ve sizi daha güzel kılmak isteyen, sadece seven, saf Sevginin vücut bulmuş halidir. O tüm bu yaratımı sizin için yarattı ve bu yaratılışın bolluğundan sizin keyif almanızı istiyor. Onun Aleminin ve Lütfunun Krallığının vatandaşı olmanızın tadını çıkarmanızı istiyor. Yüksek mevkide olan birisinin görmeye biz suratımızı asarak mı gideceğiz? Bunu yapar mıyız? O gün saçlarımızı özel olarak fırçalarız, saçımızı güzelleştiririz, yüzümüzü güzelleştiririz, güzel giyiniriz. İyi görünürüz. Bu dıştadır. İçeride, eğer siz Onun ne kadar müşfik olduğunu hissederseniz, bir insanın bu mutlu yaşamında Onun nasıl titizlikle çalıştığını, ama Onun sizin için ne kadar çok şey yaptığını bir düşünün. Bunun yerine, eğer hepiniz “ben bu hayatta çok mutsuzum” demek için iyi bir modelseniz.

Demek istediğim şu, sizin için her şeyi yapan Birisini düşünün ve siz sadece geri dönüp “Oh, ben çok mutsuz bir insanım” diyebilirsiniz. O bunun için ne hissedecektir? Minnettarlık yok. Kutsamalarınızı tek tek sayın. Kişinin yapması gereken şey budur, O’nun Yüce Tanrı olduğunu tam olarak anlamaktır. Sevdiği her şeyi yapabilir ve biz O’nun Yüceliğinin alıcısıyız. O, Sevgi Okyanusudur ve bizler O’nun Sevgisinin alıcısıyız. Bunu içimizde hissedelim ve bilgelikle mantıklı bir şekilde anlayalım. Bu aklınızda yerleşirse, sanıyorum ki bu insanoğlunun sahip olabileceği en iyi şartlanmadır, sizin Sanskritçe “Susamskara” dediğiniz şey, bu hayırlı şartlandırmalar anlamına gelir. Görüyorsunuz, bizde sadece şartlanma ve egomuz yok. İyi şartlanmada denen üçüncü bir şeyimiz var. Neşe duyma şansınızı mahveden şartlandırmalar bırakılsın. Ve kendiniz görün, mantıksal olarak ne kadar çok şey yapıldığını siz görebilirsiniz. Demek istediğim, hayvanların hiçbiri o kadar rahat ve neşeli değildi. Rahatlık fikrini bilmiyorlar. Demek istediğim, onların hiç arabaları yoktu, oturacak sandalyeleri bile yoktu. “Hayvanlar gibi olmak güzel” demek kolay. Bakın, ama gidin ve kötü şeyleri nasıl yaşadıklarını görün, bilirsiniz. Ormanın kralı bile nasıl yaşar, kişi gidip görmeli ama o mutludur, neşe doludur. Bir hayvanı nasıl da öldürmek zorunda, onu öldürecektir, eğer yeme imkanı varsa, bir iki gün onu yer, bitti, sonra on gün boyunca yiyecek olmadan yaşar.

Ne zaman acıksa gider, bundan rahatsız olmaz. Birisini öldürdüğü için kendini suçlu hissetmez, acıkmıştır, yemek zorundadır, yer, bitti ama insanlarda olduğu şekliyle, ihtiyaçları olmadan birisini yiyip, ondan sonra kendilerini suçlu hissedeceklerdir. Sorun budur. Tanrı sizi kendi suretinde yarattı. Her şeyi çok güzel bir şekilde yaptı. Aydınlanmadan sonra kendinizi anlamaya ve başkalarından neşe duyduğunuz gibi kendinizden neşe duymaya başlarsınız. Başkalarının kokusundan keyif almaya başlarsınız. Aydınlanma, ışığı içeri alabilmenizin tek yoludur. Aydınlanma. Herkes aydınlanmadan bahsediyor, aydınlanma. Aydınlanmış demek, bazı insanlar için sizin zıplamaya başlamanız demektir. Aydınlanma, bu şekilde anormal olmak mı? Ya da kıyafetlerinizi çıkarmak mı? Demek istediğim, sadece bir düşünün, yani bu beyninize nasıl giriyor, anlayamıyorum, tüm bu saçma şeyleri yapmak, nasıl aydınlanma olabilir? Veya alkol, içki veya uyuşturucu veya herhangi bir şey kullanmak. Bu size nasıl aydınlanma verebilir? Şimdiye dek hiç kimseye aydınlanma verdi mi? Bu aydınlanma değil, elde edebileceğiniz şey bir çeşit garip, tuhaf bir deneyim olabilir. Aydınlanmada bütünleşirsiniz, yolunuzu görürsünüz, nerede durduğunuzu ve başkalarıyla ilişki içinde nasıl hareket ettiğinizi bilirsiniz. Bu yüzden mantıksız bir yöntem, diyebilirim ki, akılsızca bir yöntem, yaşamla başa çıkma şeklimiz, bir tür posses olmaya (sahiplenilmeye) dönüşür ve bizi yiyip bitiren bu negatif güç tarafından ele geçirildik. Ve mutsuz olduğumuz, çaresiz olduğumuz, aciz insanlar olduğumuz fikrinden keyif alarak, bu fikirle yaşamak istiyoruz. Demek istediğim, sokaklarda oturan ve tartışan insanlar gördüm, “Oh, şükürler olsun ki, sekiz yıldız gelecek ve hepimiz yok olacağız”.

Yani sadece gözünüzde canlandırın ama bizi yaratanı düşünmek zorundayız. O sizin yok olmanızı mı bekliyor, bundan dolayı mutlu mu olacak? Onunla ne kadar işbirliği yapıyorsunuz? Ne ile? İlgi, sevgi, O bizi canlılar için hangi umutlarla yarattı? Bizim için ne yapmak istiyor? Burada oturmanızı ve kendinizi suçlu hissetmenizi mi ve şimdi, açıkça söylemeliyim ki, psikologlar, psikanalistler dışında başka araçlar yoluyla da bu size geldi. Psikanalistler, geçen gün bir kızımız vardı, Beni görmeye geldi. O bir Fransız, İngilizcesi harikaydı ve “bu korkunç psikologlar beni deli ediyorlar” dedi. “Neden?” dedim. “Annemle kötü bir ilişkim var, babamla kötü bir ilişkim var, üçüncü kişilerin hepsiyle kötü bir ilişkim var. Kesinlikle saf olan bir ilişkim yok. Olmadığım halde bende anormal, patolojik bir şey olduğu fikrini kafama sokmaya çalışıyorlar. Ve erkek kardeşimle ilişkimi de, ona, benim onunla kötü ilişkilerim olduğunu söyleyerek garip bir hale getiriyorlar. İşte olan şey bu. Yani bu saf sevgiye saldırma noktasına geldi. Parçalamak, kendi annenle, kendi babanla, kendi kız kardeşinle, kendi erkek kardeşinle ve hiç kimseyle iyi ilişkilerin olamaz, çünkü sen bir seks nesnesi olduğun için, bunun dışında sevemezsin. Sen sadece seks ilişkisine sahipsin. Eğer psikologları kabul etmek zorundaysanız, hayvanların bile bizden daha iyi ilişkileri var ve tüm bu saçma fikirleri kafanıza sokmak için para alıyorlar. Bazıları burada oturuyor. Onlarla daha sonra yüzleşeceğim. Sizin hiç, saflığın olmadığı ve günahkar olduğunuz, lanetlenmiş bir kişi olduğunuz ve baktığınız herhangi bir kişiyle sadece seks ilişkinizin olduğu, duygularınızın olmadığı fikrini kafalarınıza işte böyle yerleştirdiler. Yani siz bir seks nesnesi misiniz? Tüm bu evrimle, Tanrı bizi bir seks nesnesi noktasına mı getirdi, kendimize yaptığımız şey bu. Kendimizi sadece bu noktaya alçalttık. O sizi kendi ihtişamınız ve kendi asaletiniz içinde yarattı. Sizi sadece bu şekilde ziyan olup gidecek bir şekilde yaratmadı. Sonra bizi çok daha fazla parçalayan ikinci bir şey ise şudur, işte biz buradayız, görüyorsunuz, kaba bir şekilde yaşamak, bir şekilde savaşmak, politik, ekonomik, tüm bu saçma sapan şeyler, işte bizim gösterdiğimiz ilerleme bu. Ve her şey açıklandı, tüm yıkıcı güçler siyasi veya ekonomik büyüme adına bunlar açıklandı. Bu büyüme mi yada her neyse, Ben bilmiyorum ama bu kesinlikle sevgi değil, bunu Benden alın. Bu sevgi değil. İşte bu yüzden Tanrı’nın ekonomisi anlaşılmalıdır. Tanrı’nın siyaseti anlaşılmalıdır. Ve insanların anlaması için Aydınlanma almaları olmaları gerekir. Doğuştan gelen ekonomide, anahtar nokta cömertliktir. O Kendi cömertliğinden zevk alıyor. Maddi şeyler cömertliğinizi ifade etmelidir, değil mi? Onlar ne içindir? En keyifli şey vermektir ve verdiğinizde ekonomik sorunlarınızın tamamen çözüleceğini düşünürsünüz çünkü siz yaşamak için buradasınız, almak için değil – sorun yok. Sorunlar var çünkü siz zorla almak istiyorsunuz.

Ve bir kez vermeye başladığınız zaman, istediğiniz kadar, çünkü eğer çıkış yoksa, neşe yoktur, mutluluk yoktur, üzerinizdeki maddi tahakkümden kurtuluş da yoktur. Ancak vermek, kafanızdaki maddenin egemenliğinden kurtulmanın bir yoludur. Siz bunu verirsiniz. Sahip olduğunuz her şeyi verin ve bunun nasıl çalıştığına şaşıracaksınız. Şimdi, Ben söylediğim zaman, onun harekete geçme şekli şahanedir, harika, harekete geçme şekli harika. Şekli, demek istiyorum ki, “Annenin söylediği bu şey, mucizevi bir şey”, gibi bir şey demek kolaydır ama siz Musa’nın nehri geçmesi, denizi geçmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Yani sizce, bu mucizevi bir şey miydi yoksa sahte bir hikaye miydi veya siz bunun hakkında ne düşünüyorsunuz? Tanrı’nın yardımıyla denizi geçtiği kesinlikle doğruydu, bunu yapabilirdi. Ya İsa’nın suyun üzerinde yürümesine ne diyorsunuz? O bunu yaptı çünkü doğası gereği O bunu yaptı. Ya bu enkarnasyonla yapılan tüm bu mucizelere ne demeli? Bu kesinlikle doğru, Ben bunların hepsini kanıtlamak için buradayım ama aydınlanmanızı almalısınız. Ben bunu kanıtlayamayacağım için değil. Sizler o farkındalık alanına girmek zorundasınız, aksi takdirde Ben bunu kanıtlayamam. Bu gerçek, geçen gün birisi Rama’nın bir kurgu olduğunu söylüyordu. “bunu nasıl söylersiniz” dedim. “Çünkü bana kurgu gibi görünüyor” dedi. “İnsan zihniyle onlar, Kendi planlarını gerçekleştirmek üzere, milyonlarca ve milyonlarca eli, gözü olan bir Tanrı’yı ​​onlar anlayamazlar” dedim. Yani doğal olarak Rama bir kurgu, Krishna bir kurgu, herkes bir kurgu. Çünkü biz, kendimiz bir kurguyuz, sanırım. Bu bir kurgu değil, ama bizler Tanrısal olan mucizeyi kavrayamaya muktedir değiliz ve bu yüzden ona sadece “yaaa” diyoruz. Hayır, her şey doğru, inanın Bana, her şey doğru. Şimdi, Rama, deyin ki, [onlar içinde en basit olanıdır].

Rama gibi sade bir varlık, tamam mı? Rama bir kurgudur. Pek çoğu, hatta Hintliler bile şu aralar çok İngilizleştiler, çok Batılılaşmışlar, bu yüzden onlar “biz tüm bu kurgulara inanmıyoruz” demek istiyorlar, bu sayede İngiliz oluyorlar. İngiliz olmaları için son simge budur, bu son sözdür. Yani, biz Rama’ya, hiç bir şeye inanmıyoruz. Bizde diyoruz ki, “Pekala, bütün bunların hepsi, eski usul, her şey” ama O var ve O içimizdedir. Bunu ispatlayabilir miyiz? Sizin kundalininizin uyanışıyla. Eğer astımı olan bir kişi, astım sıkıntısı çeken bir kişi varsa, sağ kalp catch eder, onu iyileştirmek için Rama’nın adını anmalısınız. Başka hiçbir şey onu iyileştiremez. En basit şey. Kundalini burada durur. Çoğu insan İsa’ya inanmaz. “Biz İsa’ya inanmıyoruz” derler, İsa’ya inanmıyorsunuz ama hangi şartlar altında? Neden İsa’ya inanmıyorsunuz? Çünkü bakın, biz Onun var olduğunu düşünmüyoruz, bu nasıl mümkün olabilir? “Biz Musa’ya inanmıyoruz, İsa’ya inanmıyoruz, kimseye inanmıyoruz”, tamam. Kendinize inanıyor musunuz? Belki bu eksiktir. Çünkü benlik orada değildir. Eğer siz kendinizi biliyorsanız, Ona inanmalısınız çünkü Kundalini yükseldiği zaman, bu noktada, İsa’ya inansanız da inanmasanız da bu noktada şaşıracaksınız, bu noktada, Agnya çakrada, onun geçişini gördüğünüz yerde, Lord‘un Duası söylemelisiniz. İsa’nın adını anmalısınız, yoksa Kundalini yükselmez. Şimdi burada bulunan aydınlanma almış insanların çoğu bunu biliyor. Bu onlara kanıtlandı.

Nabhi’de, bu Void’da, eğer bu catch ediyorsa, Musa’nın adını anmalısınız. Yahudi olsanız da olmasanız da yada Yahudilerden nefret eden biriyseniz ya da her ne olursanız olun. Bir Yahudinin, Musa’nın ismini anmanız gerekecek. Kundalininin tüm hareketi, mucizevi olarak muamele gören tüm bu gerçekleri birleştirmektir, bazıları bunun sahte olduğunu düşünür, hiçbir işe yaramaz olduğunu, faydasız olduğunu düşünür, bütün bunlar Kundalininin sizin orta kanalınızdaki hareketiyle kanıtlandı. Ve kanıtlanmış olanın en büyüğün en büyüğü ise, Tanrı’nın var olmasıdır. Sadece var olmakla kalmaz, O aktiftir, bizim için her şeyi yapar, O gerçek olandır ve bu Onun Gücüdür, O gerçektir, gerisi tamamen yalan ve saçmalıktır. Bu tüm detaylarda, küçük detaylarda da çalışır. Şimdi Sahaja Yogiler, Sahaja Yogadaki mucizeleri gördüler, şikayet edemezler. Siz de şikayet edemezsiniz. Ne zamanki buraya geleceksiniz, [demek istediğim] size nasıl yardım edildi, insanlarla nasıl tanıştınız, bir şeylere nasıl ulaştınız, işlerin nasıl bu kadar sorunsuz yürüdüğüne şaşırırsınız, hayal bile edemezsiniz. En küçük ayrıntısına kadar güzelce halledebilirsiniz, ama kendinizi Tanrı’nın krallığında oturtmanız gerekir. Katolik kilisesine gidip “Şimdi itiraf etmek zorundasın” dedikleri gibi bu fanatik fikirlerle değil. Bu fikri nereden aldıklarını bilmiyorum. İsa’nın bunu, aydınlanmış ruh bile olmayan bu rahiplere gidip itiraf etmenin daha iyi olacağını söyleyebileceğini sanmıyorum. İtiraf ederek ne yapacaklar? Ve sonra cevap Bana bir rahipten geldi. Ona sordum, o iyi bir adam, şimdi aydınlanmış bir ruh ve Sahaja Yoga için çalışıyor.

O, Bana sebebin İncil’de yazıldığını, bir endişeyle ilgili olarak her şeyin cennette düzeltileceğini, bu yüzden rahibe söyleyerek bunu burada düzeltmenizin daha iyi olacağını söyledi. Şimdi, herhangi bir mantıksal yolla, onlara herhangi bir şey anlatarak, bu rahiplerin size yardımcı olabileceklerini düşünüyor musunuz? Bu dünyada size bahşedilen şey Kundalininiz ve Çakralarınızdır. Dil karşılaştırması yapıldı, özellikle de Eski Ahit’te, o son derecede korunmuştur. Bu bir güvenlik önlemiydi. Tıpkı hayat ağacının aydınlanmış Kundaliniden başka bir şey olmaması gibi. O kesinlikle böyle görünür, bir ağaç gibi. Geçen gün program yapıyorduk ve bugün çocuklarım “Kundaliniye Bak” diye Bana gösterdiler. Onların Musa hakkında bir şey anlattıklarını gördükleri zaman, bu hayat ağacı dediler. Ve çocuklarım, torunlarım, “Bak, bu Kundalini” dediler. Onların kullandığı dil belki güvenlik önlemleri için, belki de, ancak kelime olarak anlamıyla değil, şimdi eğer bu insanlar tarafından bu değiştirilmişse, yanlıştır. İnsanlar kelimeleri değiştirebilirler, bu farklı bir noktadır, ama görebilirsiniz, Sahaja Yoga’da neyin değiştiğini, neyin yanlış olduğunu, neyin yanlış olduğunu siz görebilirsiniz. Tüm bunları görebilirsiniz. Yani parçalanmak için bu şeyler yine sözüm ona din adına yaratıldı. Yani bu insanlar Tanrı için mi orada, yoksa sizi suçlu hissettirmek için mi? Deyin ki, Yahudiler iki bin yıldır hala beklemeye devam kurtarıcının İsa olmadığını düşünüyorlar. Bu doğru değil.

O tektir, O olmadan Kundaliniyi yükseltemezsiniz. Kişi O’nun tarif edilen Mahavishnu olduğu anlamalıdır ama eğer Ben bir şey söylersem, bu sizin Bana inanmanız gerektiği anlamına gelmez. Hiç bir şey şekilde ama siz kendiniz görmelisiniz çünkü eğer siz bütün dünyanın özgürleşmesiyle ilgileniyorsanız, tek bir şeye takılıp kalmamalısınız, size söylüyorum, tek bir şeye takılıp, “bu gerçek, bu gerçek” demek, hayır, siz kendiniz için gerçek olanı arayın. Ve siz hepsinin bir olmasına şaşıracaksınız. İsa’nın dediği gibi, “Bana karşı olmayanlar büyük insanlardır”. Musa ve İsa birdir, bu ispatlanabilir. Diğer dinlerde de bu aynıdır. Yani din, parçalanmanın başka bir yoldur. Birbirinizden nefret ediyorsunuz. Köktendinciler, ne için savaşıyorlar? Bildiğiniz üzere kökten gelen fark. Düşünebiliyor musunuz? Bu dinlerin kökeni nedir? Eğer onlar Ruh iseler, böyle değil mi? Birinin yada diğerinin ruhu arasındaki fark bu mu? Köktenciler … Onların Tanrıları tektir, bizi O yarattı ve siz ne için savaşıyorsunuz? Bildiğiniz temel fark, kökten fark, hiçbir fark olmamasıdır. Bu yüzden psikologlarımız var, dini liderlerimiz var, bize Tanrı adına nasıl savaşacağımızı ve Tanrı’dan ve diğer varlıklarınızdan nasıl nefret edeceğimizi öğretiyorlar. Buda içimize giren bir diğer parçalanmadır. Yani düşünen sizler, içimizde bu tür bir fanatizm yaratan her şeyin, sadece sizin için değil, bütün toplum için tehlikeli olduğunu anlamalısınız ve eğer bunu destekliyorsanız, bu kadarcık bile, onların yok oluşlarını destekliyorsunuz.

Sahaja Yoga ile, fanatik olan herkesin, normal insanların sahip olmadığı birçok hastalıktan mustarip olduğu ve onların sorunları olduğu tespit edebiliriz. Sonra, “Tamam, biz Tanrı’ya inanmıyoruz çünkü bu fanatizmi Tanrı nasıl yaratabilir?” diyen başka tür insanlar da var. Fanatizm için, Tanrı’yı ​​nasıl suçlayabilirsiniz, anlayamıyorum, bunu asla O yaratmadı. Aslında O sizin aranızda asla bir fark meydana getirmedi, sadece bir çeşitlilik, sırf güzelleştirmek için, hepsi bu. Bakın, O sizin düşündüğünüz ölçüde, İngiltere’yi, onu bunu ayrı ayrı yaratmadı ama onları Tanrı’nın bedenindeki farklı farklı organlar oldukları için yarattı. Bir gözü çıkarır mıyız ve “Bu bir göz, bu yüzden ona karşı benim herhangi bir yükümlülüğüm yok” diyor muyuz? Bunu yapabilir miyiz? Bu böyledir. Bu kadar basittir, çok basit. Gerçek o kadar basittir ki ve önünüzde o kadar açık ki, bütün bunları kendi içimizde ve dışımızda yapıyoruz, kavga ediyor, savaşıyoruz. Şimdi, bu Aydınlanma için, Tanrı bu harika şeyi, Kundaliniyi içimize çok güzel bir şekilde, mümkün olan en iyi konumda yerleştirdi. O hiçbir yerde daha iyi duramazdı. Bu oluşu içimizde, farkındalığımızda yaratmak için, Kundalininin yükselmesi ve bize aydınlanma vermesi için yerleştirdi. Artık insanlar Tanrı’ya da sorular sorabilirler, bu olabilir. “O bunu neden yaptı? Neden bizi Onun içinde bilge kılmadı?” diyebilirler.

Buna benzer çok sayıda kişi var. O bizi sadece bilge kılmalıydı, maymunlardan alıp bizi biraz bilgelik tozuna daldırıp, sonra Tanrı’nın krallığında yaşayan bilge insanlar olarak yukarı çıkarmalıydı. Bunu neden bizim evrimimiz içinde yapmadı, bizi neden bu kadar aptal yaptı? Birisi Tanrı ile konuşarak, görüyorsunuz, neden, O neden bu sorunları yarattı, diyebilir. Ama biz kimiz ki O’na sorular soruyoruz. Görüyorsunuz, O ne isterse yapar ama bunun bir nedeni var. Eğer tam bir özgürlük içine girmeniz gerekiyorsa, nasıl özgür olunacağını bilmek zorundasınız. Eğer sizler hayasız insanlarsanız, özgürlük duygunuz yoksa, iyiyi ve kötüyü nasıl seçeceğinizi bilemezsiniz, kendi bilgeliğinizin değerini anlamazsınız ve eğer bir göreve getirilirseniz, düşünün, bazı çılgınlar hükümette görev aldılar, ne olacak? Öyleyse, özgürlüğünüzü hissetmek için o noktaya kadar büyümelisiniz ki, özgürlüğünüz içinde siz harikasınız, bu özgürlük içinde siz müşfiksiniz, bu özgürlük içinde. Siz kesinlikle dengelisiniz. Ve bu başınıza geldiği zaman, ancak o zaman daha yüksek bir özgürlük size verilir. Çünkü bu tamamen açıktır. Ve o yüksek özgürlük size geldiğinde, özgürlüğünüzden sorumlu olmayı, sorumluluğu, özgürlüğünüzden sorumlu olmayı hissedebilirsiniz. Bu güzel sorumluluğu üzerinize almak için, özgürlüğünüzü nasıl kullanacağınızı bilmelisiniz. Hepimizi bu duyguya, suçluluğa veya bu saldırganlığa götüren tek geçiş budur. Düşünebiliyor musunuz? Kendinizi bu kadar hasta hissetmeden de bir cenaze için bekleyebilirdiniz. Demek istediğim, sefil bir halde görünmelerinden dolayı bazen insanların bir cenazeye gittiğini hissediyorum. Geri kalanlarsa meşguller, böyle şeyler yaratmakla meşguller. Yani sadece iki tür insan var, eğer biri bunu görürse, onların kimisi kurban oluyor, diğeri ise kurban ediyor.

Yani, merkezde dengeye sahip olmak, merkezde durmak için, Tanrı, içinde özgürlüğünüzü nasıl kazanacağınızı öğrenmeniz gereken bu küçük akışı yarattı. Size özgürlük verdi, biliyorsunuz ve karşılaştığınız tüm problemleri yaratan tek şey bu özgürlüktür, Tanrı değil. Tanrı sizin için herhangi bir sorun yaratmadı. Hayır, çok yumuşak bir yükseliş meydana getirmek istedi. Makinelerinizi çok güzel bir şekilde meydana getirdi. Tüm bunlara rağmen, aydınlanmanızı alıyorsunuz, hiç şüphesiz. Ama alışkanlıklar yüzünden bunda tekrar gerileyebilirsiniz. Yükselişinizi yine elde edecek, tekrar aşağı ineceksiniz. Bu bazı insanların başına gelir, önemli değil ama kararlıysanız, bu işe yarayacaktır. İşe yaraması gerekiyor. Tanrı yarattıklarını kurtarmalıdır. Bunu yapmalıdır. Tek şey, kaç kişinin işbirliği yapacağı ve O’nun şefkatinden yararlanacağıdır, bu görülecek. Kaç kişinin, kendi avantajını, kendi yükselişini görecek kadar akıllı olacağı en önemli şeydir. Tek seçenek bu.

Tanrı sizleri korusun.

Herhangi bir sorunuz varsa, sorabilirsiniz, sonra aydınlanma vereceğiz.

Soru: Anne, negatif güç nasıl yaratıldı? Nedir bu? Bu negatif kuvvet içimizde nasıl yaratılır?

Shri Mataji: Ne diyor?

Yogi: Negatif güç içimizde nasıl yaratıldı?

Shri Mataji: Büyük insanlar tarafından. Atom bombasını kim yarattı? Aynı tip. En başından itibaren bu negatif gücü yaratmaya başladılar. Tamam. Arayışta, size dediğim gibi, arayışta, onlar yaratmaya başlayan bu kısır döngü içine yerleşiyorlar ve düşünüyorlar ki, bakın, hata küçük. Bir hidrojen atomunu parçalamakta hata nedir ki, değil mi? Sadece yaptılar, görüyorsunuz, belki de eğlenmek için. Neden yaptıklarını bilmiyorum ama şimdi şeytan gibi oldu, herkesin tepesine oturdu ve herkesin … “Allah’a şükür, ne yaratırlarsa bu onları korkutur, şükürler olsun. Yani onu kullanmayacaklar, ama bunu kim yarattı? İnsanlar.

Onlar bunu cehalet içinde yaptılar. Bir anne olarak onların kurtarmalıyım. Bunun kasıtlı olarak yapıldığını söyleyemem. O halde bu tehlikeli bir durum. Belli ki hayatınızda on kişi atom bombası yarattı. Ne gereği vardı? Yani Benim gibi bir yabancı için, bir atom bombası yaratmaya ne gerek var anlamıyorum, ne lüzumu var? Halkı sadece kavga ettiren bu tür bir demokrasiyi, bu tür bir komünizmi ve bu tür saçma sapan kurumları yaratanlar kimler? Başka sorunuz var mı lütfen? Ve bunun için Tanrı’yı ​​suçlayamazsınız. En azından Tanrı size atom bombası yapmanızı söylemedi. Başka sorunuz var mı lütfen?

Soru: Bir tane var.

Shri Mataji: Evet.

Soru: Neden insanlar her zaman bir şeyler kaybetmekten, egosunu kaybetmekten, akrabalarını kaybetmekten ya da kaybetmekten korkuyorlar, ama kendi içlerinde inşa ettikleri, olduklarını düşündükleri kimliklerini kaybetmekten neden korkmuyorlar? Onu kaybetmekten korkuyorlar. Neden korkuyorlar?

Shri Mataji: Evet. Biliyorsunuz, onlar bu şekilde parçalanmışlar. Onlara böyle söylendi, onlar böyle şartlandırıldılar. Ne yapabilirler ki? Görüyorsunuz, onlar her zaman, eğer biri size kaybedeceğinizi söylerse, “bu çok değerli, bu çok değerli”, görüyorsunuz, ona tutunacaksınız. Ama insan bilmek zorunda ki, büyümede, yaşamda, bir çiçek meyveye dönüştüğünde, meyve olmak için gücünü kaybeder. Bir yumurta kırıldığında kabuğu düşer ve kuş dışarı çıkar. Bu bir hareket değildir, büyümedir. Kavga ediyorsunuz, ne yapabilirsiniz? Başından beri. Hiçbir şeye tutunmuyorsanız kaybedecek ne var ki? Tamam mı? Kaybedecek ne var, sadece Bana mı söylüyorsunuz? Eğer bütün bir şeyse, o zaman, o zaman, hiçbir şeyi yakalamıyorsanız, neyi kaybedeceksiniz? Siz sadece vermeyi seviyorsunuz.

Ondan ne alıyoruz? Buradan gittiğimiz zaman elimiz böyledir, geldiğimizdeyse elimiz böyledir. Gittiğimiz zaman ellerimiz açıktır. Hiçbir şey alamayız, bunu itiraf ediyoruz. Egoyu bile burada bırakıyoruz. Her şeyi burada bırakıyoruz. Bütün efsaneler, pek çok efsane yaratıldı ve insan efsanevi fikirlerle yaşıyor. Size söylüyorum, böyle yaşıyor ve efsaneyle uzlaşı gösteriyorlar. Sürekli olarak efsaneleri kabul etmiyorlar, bu da onun aklı başında biri olmadığı anlamına gelir. Her türden ve daha sonra pek çok efsane daha ortaya çıktı. İnsanlar körü körüne başkalarını kopyalamaya başladılar. Hepsi, Benim gibi cahil bir insan için, buna ne gerek olduğu Benim anlamadığım bir şey. Ama Ben sizin içinde olmanız gereken gerçek dünyadan bahsediyorum. Bu gerçekliktir. Ve gerçeğin sevgi olduğunu biliyorsunuz. O sevgidir ama insanların sevgiyi anladığı şekilde değil, akan, düşünen, işbirliği yapan ve sevinç duygusu yaratan sevgi. Bu bizim uyum sağlamamız gereken çok farklı bir dünya. Ama siz ne yapacaksınız? Neye sahipsiniz? Kayıp olan neyiniz var? Bu sizin ruhunuzdur. Ve sahip olmadığınız şey, siz sadece bununla doğarsınız. Kaybedecek bir şey yok. Bu çok doğru, o kadar çok kavga ediyorlar ki, bilmiyorsunuz. Çok korkmuşlar. Bu hale getirilmişler, ne yapabilirsiniz? Ancak bu durumu gerçek anlamda nasıl idare edeceğini bilen bir kişi karşısında, her şeylerini kaybederler. Bazı insanlarla siz bir lahana gibi (uyuşuk, lakayt anlamında) olabilirsiniz. Gerçekten de sizi bir lahana haline getirebilirler. Tanrı adına, aydınlanma adına, onlar bunu yapabilirler. Evet, onlar size zarar verebilirler. O zaman endişelenmezler. Bu güveni bunun içine nasıl kattıklarını bilmiyorum. Geçen gün olduğu gibi, bizde Karizmatik Hareket’ten biri vardı.

Bunu hatırlayın, Norman. Ve umarım hiçbir şey almamışsındır. O fotoğrafçıydı. Sen de onun için endişelenmiştin. Ve o, bu tür bir vücut hareketleri yaptı, en az yarım saat boyunca çok garip bir tür sara krizi içindeydi, bilirsiniz. Bütün vücudu hareket ediyordu, korkunç, ağlıyordu, ağlayarak yere düştü, hayal bile edemezsiniz. Ve dedi ki, “Bunu ben yapıyorum ve pek çoğu böyle yapıyor ve onlar Kutsal Ruhun içine girdiklerini düşünüyorlar”. “Kutsal Ruh mu?” dedim. Böyle olmak ne kadar da kutsal olmayan bir şey. Kutsal Ruh? Düşünebiliyor musunuz? Bundan kurtulmak istedi. Yapamadı. Şimdi, o iyi, tamamen iyi. O küçük bir çocuk gibidir. Keşke o neşeyi görebilseydiniz. Gerçekten görmeliydiniz. Şok edici, Transandantal Meditasyon size söylediğimden çok daha fazlasıdır, çok daha kötüdür. Çünkü hareket çok hızlıydı. [Altında] çok hızlı hareketler. Tüm vücut hareket ediyordu ve bu çok fazlaydı. O iyileşti. Başka bir soru?

Ego bir sorundur, bunun çok büyük bir sorun olduğunu söylemeliyim. Ve ego için, bazılarının dediği gibi, “Anne, neden bunu sizin yapmanız gerekiyor?” diyorlar. Bende “siz yapsanız daha iyi olur, çok iyi bir fikir bu” dedim. Emekli olmak istiyorum … Ama siz yapamazsın, ne yapmalı? Bakın. Pekala, siz şimdi çok şey yapıyorsunuz, Ben kötü hissetmiyorum. Eğer Ben bir şey biliyorsam neden siz kendinizi kötü hissediyorsunuz? Bildiğim tek şey Kundaliniyi uyandırmaktır. Şimdi bu konuda ne yapabilirim? Bunun için Beni çarmıha mı gereceksiniz?

Demek istediğim, ona siz ne diyorsunuz, bunun için Ben hükümetinizden bir unvan alamıyorum, siz Bana ödeme yapmayacaksınız, hiçbir şey vermeyeceksiniz. Öyleyse neden, neden kendinizi kötü hissedesiniz ki? Demek istediğim, sizi de aynı konuma  getireceğim. Sizde başkalarının Kundalinisini yükselteceksiniz. O zaman, bunun ne zararı var? Yapacaksınız, elbette, kendi kendinize yapacaksınız. Varsayalım ki anahtarlar bende. Eğer Ben anahtarları size verirsem, egonuzun incindiğini hissedecek misiniz, hissetmeyecek misiniz? Eğer yed-iemin bensem, buna Ben sahibim, bunu size vermeliyim değil mi? Eğer anahtarlarınızı size verirsem egonuzun incindiğini hisseder misiniz? Bu kadar basit. Bu sizin, bu sizin malınız, Bende de anahtarlar var, size veriyorum çünkü onları Ben tutuyorum, şimdi ne yapmalı? Eğer bunu kabul ederseniz, çok iyi, böyle olsa da Ben bunu size vermeliyim. Bu kısımda incinecek ne var ki? Aslında çok sıkı çalışmam gerekiyor. Sizin hiç bir şekilde çok çalışmanıza gerek yok. Başlangıçta, sonrası size kalmış.

Başka soru? Bir nedenden dolayı Sahaja Yogilerin soruyu sormasını istiyorum, çünkü hayatla karşı karşıya kaldıkları zaman, diğer insanlar onlara sorular soracaklar, bu yüzden soramadığınız soruları Bana sorabilirsiniz ve sonra aydınlanmayı yaparız.

Soru: Anne, bu nedir, bizler Hıristiyan Kilisesi için mahvolduk? Nedir bu? Hıristiyan Kilisesi için yaklaşımımız nedir? Onlara merhamet edin.

Shri Mataji: Bakın Hindistan’da Ben Hristiyan dininde doğdum ve ilk önce Hindular, bilirsiniz, onlar “O nasıl Hristiyan dininde doğabilir” diye çok üzgündüler, yani sözüm ona Hristiyan diyorum. Ve size söylemek zorundayım ki, bir Lutheryan Kilisesi (bir Protestan kilise)tarafından zorla vaftiz edildim. Tamam mı?

Basit cevap şu, Hıristiyanlar en fanatik olanlardır. Ve Hintli Hıristiyanlar ise, en kötü olanlardır çünkü onlar İsa’nın İngiltere’de doğduğunu düşünüyorlar. Gerçekten böyle düşünüyorlar. Bakın, eğer İngilizce bir isminiz varsa, o zaman siz gerçek bir Hristiyan’sınız, yoksa değilsiniz. Ne kadar cahil olduklarını hayal bile edemezsiniz. Ve işte böyle onlar Hıristiyanlar en fanatik olanlardır. Garip görünüyor ama böyle. Çünkü onların fanatizmi çok güzel yönetiliyor. Açık bir fanatizme başlamış olan Humeyni gibi değil. Biliyorsunuz, Humeyni de böyledir ve onun böyle olduğunu kabul etmesi gerekir ama bu şekilde, bu çok iyi cilalanmıştır, bilirsiniz, çok güzel bir şekilde yapılmış. Başkaları ise onların ödüller olduğunu söyleyebilir ama bu yapay olarak meydana getirilmiş bir elmas gibidir. Onlar sosyal hizmet sunuyorlar. Bu bir Hıristiyan yolu. Şimdi, örneğin eğer birine sorarsanız, İngiltere’deki bir adama, bu sizin gördüğünüz yolu anlatmanın Hristiyan bir yoludur. Tanrı’nın bununla ne ilgisi var, Bana söyleyin? Tanrı’yı bütün bunlarla ​​karıştırdılar. Öyle büyük bir karışım hazırladılar ki, Hıristiyan fanatizmi büyük ölçüde bir yanılgı içindedir. Onlar için, Tanrı adına dilenmek de Hıristiyanlıktır. Bu çok tehlikeli bir oyun çünkü onlar, hepsinin içinde en akıllı olanlar olduklarını düşünüyorlar. Yani, kendilerini buna kaptırma biçimleri, çok dogmatik ve çok güzel bir şekilde felsefeleştirildi. Bundan kurtulmanızın gerekip gerekmediğini bilmek de bir felsefedir. Bu o kadar güzel ki, hayal bile edemezsin. Bu çok güzel. Ve bu yüzden, onlar en iyi, en nazik insanlar olduklarını, şefkatle kişileşmiş, büyük insanlar, Hıristiyanlar olduklarına inanırlar. Ve Hristiyanlar buna inanıyor.

İsa asla sizden dilenmenizi istemedi. Sizden asla fakirler için para toplamanızı istemedi. Bu tür hiçbir şey istemedi. O sizden aydınlanmanızı almanızı istedi. İstediği şey buydu. Fakirleri siz yarattınız. Ve onlarla ilgilenseniz iyi olur. Bu Tanrı’nın işi değil. Komünistler, fakirlerine baktıkları için belki de oradaki en büyük Hıristiyanlar. Tanrı’nın görevi tektir, size [yaşayanlara] aydınlanma vermektir. Sizi bu cehaletten ve yaşamın pisliğinden çıkarıp, o güzel, mutlu, Tanrı’nın krallığına götürmektir. Tanrı’nın işi budur, anlattığınız bu şeyler değildir ama bu çok idealistçe görünüyor, bilirsiniz. Her şey böyle bir idealizmdir. Bu doğru, bu çok çok tehlikeli ve bu çok iyi şekilde organize edilmiştir. Çok iyi organize edilmiş, biliyorsunuz. Çok iyi organize edilmiştir. İlahilerin sayıları bile, her şey o kadar iyi bir şekilde hazırlanır ki, her kitap o kadar iyi bir şekilde hazırlanır ki, ilahi söylemek için ayağa kalkın, sonra oturun, çok düzenli, güzel bir şekilde. Hiç kimse bunu bile anlayamaz, hepimiz delireceğiz, görüyorsunuz. Bu çok harika bir ilüzyon. Bu tarafa veya şu tarafa bakmamamız gerekir. Her şey yolunda. İngiltere’de Hristiyanlarım var, [onların] çoğu Hristiyan’dı. Hristiyanlarım, Yahudilerim var veya bunun gibi [belirsiz]. Hintli Hıristiyanlar, bir tanesini bile almak zorunda değilim, tabii ki ailem onlara mensup çünkü onlar Benim çocukluğumu biliyorlar, onlar Beni biliyorlar. Ama diğerleri, onlar için Ben bir şifacıyım. Oh, evet, inanın bana. Hindular Benim müritlerimdir, sonra Müslümanlar, ama Hıristiyanlar değillerdir. Bir değil, Ben bunu biliyordum ve Amerika’ya gittiğimde Beni, “Hıristiyan bir mistik geldi” diye duyurdular.

Bu Bana iyi notlar kazandırdı, bilirsiniz. İnsanlar, uygun şekilde vaftiz edilmiş olan Hıristiyan mistik yüzünden Beni görmeye geldiler. Sertifikamı da almak zorundaydım. Bu yüzden bizim onlara karşı göstereceğimiz tavrımız, acımak olmalı. Blake’in dediği gibi, “Rahip beni lanetledi,(başka şansım yoktu/bebekken) vaftiz ederken başımı lanetledi.” Bunun gibi bir şey, bunu gerçekten söyledi. Hepsinde mezarlar olan kiliselere giden bütün bu insanlara gerçekten basitçe acımalıyız. Mezarların üzerinde otururlar, bütün ölü ruhları kendi içlerine alırlar. Tanrı onları korusun. Bilmiyorum. Hıristiyanlar olarak, herkes böyledir. Ama sadece Hıristiyanlar arasında, bundan eminim, sadece Sahaja Yoga çok iyi şekilde yükselecektir. İşte İsa’nın gücü budur. Umarım. Umarım. Yanıltmak ve insanları da yanıltmaktan hoşlanan insanları yanıltmak, en zor olanı bu, yani, siz böyle düşünmüyor musunuz? Onlarla nasıl konuşabilirsiniz? Bunu kim kırabilir? Hindistan’a gittiğimde, Ben bir “cenacle” ile konuşabilirim, bu  Katolik anlamına gelir, “sankar cenacle”, Katolik tapınak demektir ve binlerce insan evlenmek için oraya geliyor. Bana bir aziz olarak saygı duyuyorlar. Herhangi bir kilisede, her ne ise, bizde olan ve her türden bhoot’a saygı duyulan “Birlik Kilisesi” dışında, Bana böyle saygı duyulabileceğini düşünüyor musunuz? Bu yüzden, bir konuşma yapmak üzere Bende çağrılmıştım. Bu sanırım, daha çok, bilemiyorum, para kazanma önerisi, her neyse işte. Her neyse. Ama Hindistan’da örgütlenmemiş olmaları Hinduların kutsamasıdır. Onlar için aziz, bir azizdir. Hatta başbakan bile, diyebilirim ki Hindistan cumhurbaşkanı bile, bir aziz için ayağa kalkacaktır, onlar oturmayacaklardır.

Bu düşünceler burada yok. Bu organize yoldan çıkamayacak, ötesinde ne olduğunu bulamayacak kadar örgütlüler. Görüyorsunuz, biz sadece maneviyatımızdan kaçınıyoruz. Pazar günü kiliseye giderek tatmin olurlar, bitti ya da beslemek için biraz daha para vermek. Hepsi bu kadar. Bunun yolu bu değil. Bu çok, çok, çok daha fazlasıdır ama dikkatli olun, İsa dedi ki, “Sizler Bana, İsa, İsa diye sesleneceksiniz ve Ben sizi tanımayacağım.” Onlar işte bunlardır. Onlar için üzgünüm, gerçekten üzgünüm. Başka bir soru?

Soru: Bizim [belirsiz] içimizde en çok [belirsiz] olan herkes yeterince yükselebilir mi?

Shri Mataji: Evet, herkes yapabilir ama herkes umursamıyor, istemiyor. Görüyorsunuz, istemiyorlar. Burada kaç kişi olduğuna bakın ama eğer bu bir tür yalan olsaydı, eğer Ben iki boynuzla buraya gelirsem, bunun gibi büyük üç tane salon olabilirdi. İnsanlar gerçeği istemiyor çocuğum, istemiyorlar. Asla istemediler. Siz hep çarmıha gerdiniz ama şimdi, en azından onu gerçekten isteyenler var. Sizler başkalarını da düşündüğünüz için mutluyum. Bunu bildiğime çok sevindim. Bu çok zor bir görevdi. Çok çalışmalıyım, onlar gerçeği istemiyorlar çünkü Sahaja Yoga’da bu, “olmaktır”, sadece gelip bir form doldurmak değildir, “Pekala, sen üyesisin” ya da diyelim ki, siz bir pound üyelik bedeli ödüyorsunuz. Bu o, tamam mı? Bu sizin oluşunuzdur, siz ne oldunuz. Bu gerçekleşmesi gereken sizin işinizdir. Size ait olanı almalısınız. Sorun bu. [Bağımsızlıktan] vazgeçmelisiniz. Vazgeçmek çok kolaydır.

Bu çok kolaydır ama Ben asla aydınlanmadan önce bunun hakkında konuşmam çünkü aydınlanma aldıktan sonra bu şeyleri siz sadece bırakırsınız. Eğer size bunu söylersem, salondakilerin yarısı gidebilir, bu yüzden size söylemeyeceğim. Aydınlanmanızı almanız daha iyi olur. Bu çalışacaktır. İçinizde doğal olarak yeni bir öncelik oluşturacaktır çünkü eğer ışığınız varsa, görürsünüz. Yılanı yılan olarak ve bir ipi de, bir ip olarak görürsünüz. Yani size söylememe gerek yoktur, sadece görüyor, sadece hissediyorsunuz, size olan şey budur. Evet biliyorum, biliyorum. Keşke yapabilseydim. Bu yapılabilir. Hangi ırka mensup olursanız olun, bütün yeni insanlara bu olabilir. Bu olabilir ama kaç tanesi orada? Bu çok yavaş işleyen bir hareket. Dört yıl boyunca yanımda olan sadece yedi tane İngiliz vardı. Onlarla mücadele ediyordum. Dört yıl, düşünebiliyor musunuz? İngiltere’de. Ne kadar muazzam bir iş. Pekala, şimdi aydınlanmanızı alıyorsunuz. Bakalım kaç tane getirdiniz. Evet? Tanrısal Kutsal Anne, Aydınlanmadan sonra, bu en zor zamanlarda yeniden doğmayı bırakıp mükemmelliği aramak ne kadar mümkün? Kolay mı [anlaşılmıyor], o adam ne dedi? Kolay mı…. , ne diyorsunuz? Aydınlanma aldıktan sonra, bu sıkıntılı zamanlarda yeniden doğmayı bırakıp mükemmel olmak acaba mümkün mü, diyordum. Sizler aydınlanmanın kendisi sayesinde, yeniden doğuyorsunuz, yeniden doğmayı ve tekrar doğmayı durdurmak için? Daha sonra bunları düşünmezsiniz. çünkü artık fütüristik (geleceği düşünen) biri değilsin. Şu anda yaşıyorsunuz. Bu yeniden doğuş fikirlerini ve biz yeniden doğmamalıyız gibi bu korkutucu şeyleri görüyorsunuz. Neden olmasın? Demek istediğim, siz güzel bir ev yaratıyorsunuz, her şeyi yapıyor ve sonra onun içinde yaşamadığınızı mı söylüyorsunuz? Zengin bir adam olduğunuzda, servetinizin tadını çıkarmak istersiniz, değil mi? Ama biz Buddha’nın konumunda değiliz doğum acı çekmektir, ölüm acı çekmektir. Evet, bu doğru, ama aydınlanma böyle değil. Bakın, onun söylediği şey şu, Buddha sizden yükseliş arzularınızı sınırlamanızı istedi.

Çünkü insanlar Tanrıdan bahsederler, bir keresinde birisi Deitylerden bahsettiğinde, Hindistan’da bundan bahsettiler. Bu bir sorundu, çünkü bu yine bir konuşma oldu sadece. Sonra onlar Tanrıdan bahsettiler, Tanrı o kadar soyuttu ki, onların Yehova (Tevratta Tanrının ismi)ve başka şeyler demeleri gibi, çünkü onlar insanların, takılıp kaldıkları noktaların üstesinden gelmelerini istediler. Hiçbir şey işe yaramadı. Bunun üzerine Buddha dedi ki, “Pekala, sadece Aydınlanmadan bahsedelim, başka bir şeyden değil. Hatta Tanrı’dan bile bahsetmeyelim. Hadi bundan konuşalım. Bırakın insanlar Aydınlanma alsın, sonra Tanrı hakkında konuşalım. O da,” Tamam. Sadece aydınlanma. Tanrı yok, hiçbir şey yok”, dedi. O’nun işi buydu. Kendini Aydınlanma fikriyle sen düzelt. O, hiçbir soruya izin verilmedi, ibadet yok, Aydınlanmanı al. Bu Budistler, onlar güneşin altındaki her şeye tapıyorlar. Ben ne yapmalıyım? Buddha her ne söylediyse, bunlar Sahaja Yoga’da yeniden tekrar söylendi. “Buddham Sharanam Gachami” Kendimi aydınlanmış Olan’a teslim ediyorum. Aydınlanmış olan, sizin ruhunuzdur. “Sangham Sharanam Gachami” Kendimi kolektiviteye teslim ediyorum. Kolektif bilinçte bir kişi olmadığınız sürece, nasıl teslim olabilirsiniz? Buddha ya da O her ne söylediyse, aydınlanmadan önce anlaşılmaz. Siz bunu yapamazsınız. “Dharmam Sharanam Gachami”. Bu içimizdeki destektir. Sharanam, sizin bu olduğunuz anlamına gelir. Bu zihinsel bir şey değildir, “Oh, ben kendimi teslim ediyorum” ama sen daha yeni oldun. Sen Aydınlanmış kişi oldun. Kolektif bilinçte olursunuz, siz Dharma olursunuz, destek, din olursunuz. Bakın, “olmak”. Onun istediği şey buydu ama onlar için “Sharanam Gachami”, bunun anlamı “Buddham Sharanam Gachami” ye gitmek için eline bir dua çarkı almak demektir. (Budizmdeki dua çarkları, üzerinde dua yazılmış silindirleri tapınağa girerken elinizle çevirirsiniz)

Bu dua silindirinin ne yapacağını anlamıyorum, bilirsiniz. Beraberce saatler geçirecek, çıldıracaklar, sonları akıl hastanesi olacaklar, inanın Bana ya da siz sürekli olarak dua ederek deli gibi bir şeyler söylemelisin. Olacağınız şey bu mu? Buddha’nın sizde nereye yerleştirildiğini bile onlar bilmiyorlar ama Sahaja Yogiler, Onun nereye yerleştirildiğini ve Onu nasıl memnun edeceklerini bilirler. O her ne söylediyse, bu kesinlikle yüzde yüz Sahaja Yoga’dan başka bir şey değildir. Aslında Buddha, Kendisini Adi Shankaracharya olarak reenkarne eden bir Enkarnasyondan başka biri değildi. Varlığınızda bunu açıkça görebilirsiniz ve Kundalini’de bunu tekrar ispat edilebilirsiniz. Görüyorsunuz, bunu Ben nasıl kanıtlayabilirim? Onları anlamak için önce aydınlanmanızı alırsınız. Yine, Ben sadece Buddha gibi konuşuyorum. O, onunla insanların, O insanların aydınlanma alacaklarını düşündüğü bir şeyleri denedi ama insanlar oldukları halleriyle … O onların maddeciliğe çok fazla bulaştıklarını düşünüyordu, çıkar onları, bunu dene, şunu dene. Hiçbir şey işe yaramadı. Hiçbir şey. İşe yarayan tek şey, gerçek bir oluştur, başka hiçbir şey değil. Yani siz … Nedir bu? Yüksek sesle söyleyin. Tamam mı? Duymadığım bir şeyi söyleyen başka biri var mı? Bakın, vibrasyonlar o kadar fazla ki, biz aslında … Hayal bile edemezsin. Konuştuğunuz şeyle nasıl uyuyacağımı bilmiyorum. Gerçekten bu çok fazla gösterişli. İnanılmaz. Neden? Bugün bazı büyük arayış içinde kişiler  buraya gelmiş olmalı.

Şimdi başlayabilir miyiz?

İlk defa gelenlerin daha iyi anlamaları için birinci veya ikinci sıraya gelmeleri daha iyi olur derim. Lütfen. Birinci veya ikinci sıra daha iyi olur. Demek istediğim, bu beyler, siz hepiniz kalkıp onlara vermelisiniz. Onlar da aydınlanmış insanlardır.

Öne gelin, şimdi gelin. Sizde birinci veya ikinci sıraya gelin. Gelin hadi, gelin hadi. Burada bazı koltuklar var. İlgilenmeniz daha iyi olur.

Chaya’ya da söyleyin. Chaya orada. Chaya orada. Sadece ona söyleyin. Şimdi lütfen, ellerini bu şekilde Bana doğru uzatmalısınız. Ve ayaklarınızı Toprak Ana’nın üzerine koyun. Bunun yardımı olur. Çoraplarınızı çıkarmaya gerek yok. Ve lütfen gözlerinizi kapatın.

Lütfen parmaklarınızı gererek doğrudan bana doğru tutun, biraz gerin.

Şimdi sağ elinizi boynunuzun sol tarafına koyarak aynı egzersizi tekrar yapmalıyız. Ve üç kez şunu söyleyerek, “Anne, ben suçlu değilim.” Ön taraftan. Evet, suçluluğun ortaya çıktığı nokta budur, sadece “Anne, ben suçlu değilim” deyin. Tekrar tekrar bunu söyleyin. Elinizi buraya getirin ve orada gerginliğin azaldığını hissedeceksiniz. Arkada, omuriliğe gidin ve orada gerginlik hissedebilirsiniz. Aşağıya doğru bunu hissedebilirsiniz. Sadece “Anne, ben suçlu değilim” demeye devam edin.

Yine de burada arka taraftan bu şekilde eğilmek isterseniz elinizi arkadan koyabilirsiniz. Daha sol tarafta, sorunun tamamı sol tarafta. Hiçbir şey için, hiçbir şekilde suçlu hissetmemelisiniz çünkü Tanrı sevgidir.

Herhangi bir şey için, her ne yaptıysanız yapın. Unutun gitsin. Yanlış gurulara gittiniz, kendinize zarar vermek için yaptığın her şeyi, unutun. Şimdi sağ tarafa koyun.

Sahaja Yogiler bile Sol Vishuddhi’nin tuzağına düşmüşlerdir. Şimdi iki elinizi tekrar bana doğru tutun lütfen. Şimdi sağ elinizi kalbinize doğru yükseltin, oraya koyun ve biraz bastırın ve kendinize, Ruh olduğunuzu söyleyin, “Anne, Ben Ruh’um.” Sadece söyleyin, devam edin.