Kargaşa: Süptil Kölelik, Birmingham 1982

(England)


Send Feedback
Share

Public Program, “ Kargaşa :Sübtil Kölelik”. Birmingham (UK), 9 Temmuz 1982.

Modern zamanların kargaşa zamanları olduğunun farkına varmalısınız.  Ne istediğinizi bilmiyorsunuz.  Ne sormak istediğinizi bilmiyorsunuz.  Yaptığınız şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu bilmiyorsunuz. Kargaşa gereklidir.  Kargaşa yoksa çaresizliğe  kapılmayız.  Çaresizlik durumu olmadan arayış olmaz.  Kargaşa, yalnızca kişi belli bir farkındalık alanına ya da diyebiliriz ki bir farkındalık derecesine ulaştığı zaman görülür hale gelir.  Örneğin, Musa’nın bu dünyaya geldiği dönemde çaresizlik faklıydı.  Onlar kölelikten kurtulmak istiyorlardı.  Onların sahip olduğu anlayış farklıydı.  Bir toplumu, ondan en üst düzeyde verim alacak şekilde nasıl organize edersiniz.  Ve bu acil bir durumdu.  O zamanın Yahudileri için çok riskli bir durumdu.

Pek çok ülkede, pek çok kuşakta bu oldu.  Son derece çaresiz hissettikleri bir noktaya geldiler.  İnsan köleliği o zamanlar açıkça ortadaydı. Ama bundan önce insanlar kölelik için kötü hissetmediler.  Kabul etmişlerdi.  Bunu bahşedilmiş bir şey sayıyorlardı. Ve bir zaman geldi ki ve “Bu kölecilik ve biz artık buna sahip olmak istemiyoruz” dedikleri bir zaman geldi.  Ve bir lider çıktı ve o lider onların adına bunu çözdü.

Bugün, bu modern zamanlarda bizi her gün yiyen, farkında olmadığımız kadar kendimizi tahrip eden ve yok olduğumuz türde  çok süptil bir köleliğe sahibiz.  Bu yıkım pek çok farklı şekilde çalışıyor ve bizler kendimizi gerçek için uyanmadığımız sürece bu yaratılıştan geriye hiçbir şey kalmaması ihtimali var.

Büyük konuşmalar yapan insanlar var.  Birleşmiş Milletlerden ve tüm bu büyük, büyük makamlardan insanlarla tanıştım.  Gelen yıkımdan,  geleceğin şokundan ve bunun olacağından bahsederler, yer ayırtırlar, büyük rezervasyonlar.  Tartışırlar.  Sokakta oturur, tartışacakalrdır.  Bardalar,en tartışıyorlar.  Partideler, tartışıyorlar.  Ama ne anlama geldiğini anlamazlar.  Bu yıkım daha önce hiç gerçekleşmemiş olan bir yıkım.  Çünkü bu yıkım dışarıdan değil içerden gelecektir.

Farkındalığımızda belli bir noktaya ulaştık ve özümüzün kaynağına dokunmazsak bu yıkım çalışacak. Şimdi pek çok kişi için,  “Aman unut gitsin,  unut,  göreceğiz. ” Bazıları şu fikirde,  “Tamam unut gitsin,  ne yıkımı? Tamam, önemli değil, yarın görürüz.” Bazılarının ise oturup beklediğini gördüm,  “Tanrıya Şükürler olsun ki bir yıkım var, bu sayede bunların hepsi bitecek. Ha! Kafamızı yormamıza gerek yok.  Tanrıya şükür vaat edilmiş bir yıkım var. ”

Her ne yaklaşıma sahip olursanız olun, bunların çok ciddi şeyler olduğunun farkına varmalısınız. Yaratılış şimdi maksimim büyüme noktasına ulaştı.  Bu büyüme insanoğlu olarak ifade edildi.  Bu insanlar sahnedeki oyuncular. Tüm doğa çalışıyor, bu yeni oluşum.  Şimdi başınıza gelmesi gereken tek şey Tanrı ile bağlantıya geçmenizdir. Bütün ile bağlantıya geçmelisiniz.  Kendi anlamınızı ve kendi amacınızı bilmelisiniz. Bu size olduğunda o zaman diğer dünyadasınızdır.

Sizler bunun için yaratıldınız. Sizler bir amaçla insan yapıldınız.  Düşünmeliyiz,  bütün bilim adamları en azından şu soruyu sormalı: Neden?  Neden insan olarak yaratıldık?  Hayvan düzeyinden bu düzeye neden geldik,  sebebi nedir?  Bu soru arayış içinde olan herkesin bilinçaltında bugün çalışmakta.  İşte bu yüzden dünyanın her tarafında bu kadar çok arayış içinde insan var.  Ve tüm bu insanlar neden burada olduğumuzu bulmaya çalışıyorlar.  Bazıları bazen maddi refahta bir cevap buluyor. Örneğin bugünün grevlerine bakalım.  Demiryolları.  Pekala ama bu bütünün çok dar bir görüşüdür,  çok dar.  Daha fazla mı para istiyorsunuz,  tamam o zaman alın,  peki sonra? Komünizmden bahsedenler var.  Moskova’da bulundum ve tekrar gidiyorum.  Yani onlara sorsanız şöyle diyeceklerdir,  “Hayır daha henüz neşeyi hissetmedik. ” Ben komünizme ya da demokrasiye karşı değilim.  Her ikisi de Benim için bir şaka gibi.  Siz ne komünist ne de demokratsınız. Ancak aydınlanmadan sonra her kendiliğinden ikiside olursunuz çünkü sizin kapitalist ya da demokrat olma gücünüz yok,  sizin oy kullanma gücünüz yok.  Kendiniz hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz.  Ne için oy kullanacaksınız?  Göremezsiniz ki?  Işığa sahip olmadığımız sürece,  göremediğimiz sürece,  ne için nasıl oy vereceğiz.

Örneğin biri için oy veriyoruz,  ne için?  “Ha! O iyi bir insan.” Tamam. Onun hakkında iyi olan şey nedir?  Onun iyi biri olduğunu nereden biliyorsunuz?  Kötü bir adam olmayacağını ne  biliyorsunuz?  Bugün hoş görünen, çok hoş bir insanın etrafına yılanlar ve akrepler saçmayacağını söyleyebilir misiniz?  Dıştan çok güzel bir kişiliğe sahip gibi görünen birisi korkunç bir kişiye dönüşebilir.  Birini yargılamanın mutlak bir yolu yoktur.  O zaman nasıl oy kullanacağız?

Eğer nasıl yargılayacağınızı bildiğinizi düşünüyorsanız Bence hala öğrenmeniz gerekiyor. Çünkü bir sürü hata yapana kadar “Ben bilmiyorum” u kabul etmeyeceksiniz. Nokta budur. “Ben bilmiyorum”  dediğiniz bu konuma bir kez ulaştığınızda,  İyi biri olduğunu söylüyorum ama bunu söyleyemem.  Bu kişi hakkında emin değilim”  noktasına eriştiğiniz yerde,  bunun hakkında emin olmadığınız noktada, eğer bir şeyler gerçekten geüvenilir ve dürüst ise şüphe olmaksızın bunu bilmek isteyeceksiniz.

Bizim dürüstlük anlayışımız ve her şey çok yüzeyseldir,  çok yüzeysel.  Bizim için dürüstlük,  bana beş pound verirsen,  o beş poundu sana geri vereceğim şeklindedir, bitti, tamam, dürüsttür.  Her şey çok yüzeysel,  işte bu yüzden hiçbir zaman tatmin olamıyoruz,  yüzde on ya da yirmi fazla ödeme alsanız bile. Mutlu olmayacaksınız.  Bana inanın.  Maddi şeyler bize mutluluk vermez.  Asla.  Ama maddi şeylere ihtiyacımız yok demiyorum.  Evet, maddi şeylere ihtiyacımız var.  Ama maddi şey içinde nektar bulunduran bir kap gibidir.  Eğer susadıysanız boş bir kaptan içemezsiniz.  Altın bir kap olabilir,  ne önemi var,  sizin için ne fark eder?  Susuzluğunuzu gidermek için bir şeye ihtiyaç duyarsınız ve bu susuzluk giderilmediği sürece mutlu olmazsınız.  Ve bu susuzluk nedir?  Siz hala kendinizi tanımadınız.  Bu çok bilinçsiz bir susuzluktur.  Gelir -ne aradığınız bilmezsiniz,  neden mutsuz olduğunuzu bilmezsiniz,  ne istediğinizi bilmezsiniz.  İşte bu çalışan bilinçdışıdır. Ama artık ne olduğunuzu ve ihtişamınızı,  yüceliğinizi,  güçlerinizi bilmenizin zamanı geldi.  Hepsi içinizde yerleştirilmiştir.  Tüm bu büyüdüğünüz günlerde, evrimsel sürecinizde, bütün bu şeyler burada da gösterildiği gibi sizin içinize yerleştirildi. Hepsi oradalar. Aslında ben sadece bir katalizörüm, böyle diyebilirsiniz.  Sadece aydınlatılmış bir  mum.  Ve bu mum hazır olan bir başka muma dokunduğunda o da aydınlanır.  Demek istiyorum ki, buna büyük bir bilimsel isim verebilirsiniz,  şu,  bu,  yüklenmiş biri, şu, bu.  Ben anlamıyorum.  Benim için bu çok basit.  Hepiniz buna hazırsınız.  Ben sadece size dokunuyorum ve siz aydınlanıyorsunuz ve ışığa sahip oluyorsunuz ve siz birine dokunduğunuzda o da aydınlanıyor.

Şimdi  “ Anne nasıl bu kadar basit olabilir?” diyebilirsiniz. Pek çok insan bunu diyor.  “Anne.  Sen çok sadesin,  bu nasıl olabilir?”. Ben sadece anlamıyorum, neyimin olması lazım,  iki boynuz mu ya da daha karmaşık hale getirmek için bir şey?  Yaşayan her şey en basit şeydir. Yaşamın belirtisi budur.  Çiçeği gördünüz mü?  Bir çiçek yetiştirmek ne kadar kolaydır.  Sadece olur.  Biraz tohum alır,  ekersiniz ve bitkileriniz olur.  Ne kadar basittir.  Hiç durup da nasıl olduğunu düşünür müyüz? Eğer bunun hakkında düşünmeye başlarsanız çok karmaşık görünür.  Analiz etmeye başlarsanız, delirirsiniz.  Ama çok basittir.

Aynı şekilde bu oluşum da çok – çok kolay bir şeydir.  Adı Sahaja’dır.  Sahaja iki anlama sahiptir. Sahaja basit demektir ve aynı zamanda sizinle doğan anlamına gelir.  Sahaja basit bir şeydir çünkü sizinle doğmuştur.  Demek istiyorum ki burnunuz sizinle doğdu, tamam, basit bir şey.  Nefes almak için herhangi bir şey yapmanıza, bastırmanıza falan gerek yoktur.  Oradadır,  aynı şekilde bu içinize yerleştirilmiş süreç içinizde, sadece orada işte.  Benim için kesinlikle basit ve siz ona ulaşır ulaşmaz sizin için de basit olacak.

Bu yüzden çok kolay oluyor tartışmasını kendim bir türlü anlayamıyorum.  Neden bir tartışma olmalı ki?  Şu şekilde yediğimizi farz edelim. (Shri Mataji elini ağzına koyar) “Bu şekilde yemek neden bu kadar basit?” diye neden soralım?  Çok basit, çünkü çok hayatidir, çok önemlidir.  Tüm hayati şeyler basittir ve kolayca ulaşılabilir,  tıpkı kendinizin nefes almanız gibi.  Eğer bunun için özel bir şey yapmanız gerekseydi o zaman bu nefes almak mümkün değildi.  Kaç kişi hayatta kalırdı?

Şimdi bu basit şey,  bu basit metot her yanı saran Tanrısal Gücün,  Kutsal Ruhun metodudur.  Her yanı saran Tanrısal Güç Shakti’dir,  bunu çalıştıran Ezeli Güç’tür. Shakti’nin ne şekilde çalıştığının farkında mıyız?  Bir çiçeğin meyveye dönüşümünü hiç izliyor muyuz?  Bunu yapan kimdir?  Sadece tek bir çiçek değil,  görmüş olmalısınız bu çiçeklerden milyonlarca ve  milyonlarcası, milyarlarca ve milyarlarcası meyveye dönüşüyor ve bunu kim yapıyor? Asla düşünmüyoruz. Bahşedilmiş olarak kabul ediyoruz.

Yaşayan her şey bu Tanrısal Güç tarafından yapılır.  İnsanoğlu yaşayan hiçbir şey yapamaz.  Yapabildikleri şey sadece ölüdür veya donuk – katıdır, tıpkı grevlerde olduğu gibi.  Yapabildiğimiz şeyler örneğin ağaç öldüğünde ondan bir masa,  bir sandalye yapmaktır.  Siz sadece ölü bir iş yapıyorsunuz ve bu katı şey bize hükmediyor çünkü alışkanlıklar oluşturuyoruz. Alışkanlıklar oluşturuyoruz. Bu alışkanlıklarla madde tepemize çıkıyor ve titreşen şey, kaynak olan, kontrol eden Ruh hareketsizleşiyor. Bu uyuyan güç bir şekilde aydınlatıldığında ve dikkatimiz aydınlandığında,  biz farklı bir insan oluruz, biz yogi oluruz.  Biz Tanrı ile bir olan birisi oluruz.  Bunun için tuhaf kıyafetler giymeniz gerekmiyor.  Ne tür kıyafet giydiğinizin bir önemi yok.  Saçınızı nasıl taradığınızın ya da ne tür yemek yediğinizin bir önemi yok. O öylesine içsel bir şeydir ki bu dışsal şeylerle hiçbir alakası yoktur.

Yardımseverlik ile, başkalarına karşı iyi olmak ile ilgili ve bu tür bütün fikirlerimiz bile çok yüzeyseldir.  Siz o olduğunuzda siz şefkat olduğunuzda,  siz sevgi olduğunuzda o zaman kendinize hiçbir şey söylemenize gerek kalmaz. Bununla tartışmanıza gerek kalmaz, sadece olursunuz.  O sadece akar.  Şefkat akar ve eyleme geçer.  Bunun hakkında tartışmanıza gerek yoktur,  kendinize “Ben şefkatli olmalıyım,  İyi kalpli olmalıyım” demenize gerek kalmaz.  Sadece olursunuz.

İtalya’ya gitmiştim ve orada Sahaja Yogilerle ilgilenen üç dört kişi vardı ama “Biz Sahaja Yoga’ya katılmak istemiyoruz” dediler.  Ben de “Neden?” diye sordum.  “Çünkü bu insanlar sigara içmiyorlar” dediler.  Ben de “Ben onlara sigara içmemelerini asla söylemedim.  Sorun onlara.  Söyledim mi?  Ben asla “sigara içmeyin” demedim.  Sadece sorun.  “Sigara içiyor musunuz  ya da bıraktınız mı,  ya da Anne sizi bırakmanız için zorladı mı?”. Onlar “Hiçbir şekilde.  Biz paket paket sigara içerdik,  içki içerdik,  uyuşturucu müptelasıydık ama bize bir şey oldu.  Birden bıraktık.  Nasıl olduğunu bilmiyoruz,  çok basit. Anne bize asla bir şey söylemedi, biz sadece böyle olduk.

Söyleyecek başka ne var?” dediler. Demek istiyorum ki onu bir kez buldunuz mu,  bir kez ışığı gördünüz mü artık sizi rahatsız edemez. Farz edelim şurada bir ip gördünüz,  korkabilirsiniz, onu yılan zannedebilirsiniz çünkü ışık yok, göremezsiniz.  Telaşla koşamaya başlayabilirsiniz,  tüm ev altüst olabilir ama bir kez ışık oraya geldiğinde, “Oh! Bu bir ip” dersiniz.  Tamam. Böylece bütün korkular kaybolur çünkü siz onu gördünüz.  Tüm baskılar  kalkar.  Tüm güçlükler kalkar.  Anormal olan her şey biter ve siz tam anlamıyla normal bir insan olursunuz.  İşte olmanız gereken budur.  Ama bundan çok,  çok daha fazlası vardır.  Bu sadece fiziksel sağlığa sahip olmanız anlamına gelmez. Pek çok insan iyileşti.  Kanserin de iyileştiğini size söylemiş olmaları gerekir.  Evet, doğru kanser tedavi edildi. Pek çok hastalık tedavi edildi,  zihinsel rahatsızlıklar iyileşti.  Korkunç gurulara gittiyseniz de iyileştiniz. Tüm bunlar olur ama bunlarla bitmez,  bu sadece iyileşme kısmıdır.  Siz bütün fiziksel,  zihinsel,  duygusal sorunlarınızdan kurtulursunuz.  Ama bir diğer kısmı da siz kendiniz güç sahibi olursunuz.  Sizler peygamberler olursunuz. “Tanrının çocukları peygamberler olacaklar”. Sizin yüce şairiniz William Blake böyle demiştir.  Tanrının çocukları peygamberler olacaklar ve başkalarınıda peygamber yapacak güçleri olacak.  İşaret budur.  O size işareti verdi.  Sizler peygamberler olursunuz- demektir ki bütün bunları yapacak güce sahip olursunuz, kendiniz. Her birey bunu yapabilir.  Hatta küçük çocuklar bile yapabilir, küçük bir Olympia bile yapabilir.  Siz peygamber olduğunuzda onun hakkındaki her şeyi bilirsiniz; ne yaptığınızı, nasıl yapmanız gerektiğini, Kundaliniyi nasıl yükselteceğinizi,  hasta olan merkezleri nasıl geçeceğinizi,  nasıl orada tutacağınızı bilirsiniz.  Sizler tam anlamıyla usta olursunuz.  Şimdi peygamberler şöyleydi,  diyebilir ki William Blake bir peygamberdi,  o bir kahindi.  O bu geleceği gördü.  O şüphesiz Sahaja Yoga’ya olacak her şeyden bahsetti. Kaçının bunun farkında olduğunu bilmiyorum. Çoğu onun bir kaçık olduğunu düşündü. Ona inanamadılar. Tüm bu şeylerden bahsettiğinde, Kudüs’ün İngiltere’nin yeşil toprağında kurulacağını söylediğinde kimse inanamadı.  “Delirmiş olmalı” dediler.  Ama zamanı geldi.  Kudüs kurulacak.  İngiltere hakkında özel bir şey var ve o bunu yüzlerce yıl önce çok belirgin bir şekilde bütün resmi gördü.  Ama kimse onu anlamadı.  O bir peygamberdi,  kimse onun ne dediğini anlamadı.  Onu anlayanlar da akademik bir ilgi gösteriyordu ve bazı insanlar da söylediklerinde ve açıkladıklarında bir tür doğruluk olabileceğini hissetti.

O zaman siz bir peygamberden de ötesi olursunuz çünkü geleceği görmekle ilgilenmektense şu ana gelirsiniz.  Onların anlattıkları,  tadını çıkaramadıkları gelecek sizin şu anınız ve siz kendinizin efendisi olursunuz. Tüm bu peygamberlerin bir büyük, büyük sorunu oldu. Geçenlerde, Hindistan hakkında oldukça bilgili bir büyükelçi ile konuşuyordum ve Bana “en büyük sorun bu akılcılık ile bu açıklamalar ile ne kadar uzağa gidebileceğimizdir” dedi.  Farz edin siz her yanı saran bir Güç var dediniz onlar “Nasıl?  Nasıl inanalım?  Bu horoz ve boğa hikayesi.  Kanıtla bize” diyecekler.  Tartışarak tabi ki kanıtlayamazsınız ama deneyimleyerek de kanıtlayamazsınız.  O zaman onlar vazgeçtiler, tıpkı Adi Shankaracharya gibi, ulaştığı noktada, Vivekachudamani ve tüm bu deityler hakkında yazdı ve sonra bıraktı ve Anne’yi anlatmaya başladı.  “Bırakıyorum, hepsi bu” dedi ve beyninin yumuşadığını söylerler çünkü felsefeleri ile bir yere varamamıştı ve Anne’ye övgüler düzmeye başladı.  “Bunun nesi yanlış?  dedi.

Aynı şey İncil ve Kuran ile de olur, insanların düşündüğü her şey için geçerlidir.  Ya onları inançla veya  körükörüne izlersiniz,  sorgulamadan sadece her dediklerini kabul eder,  fanatiklere dönüşür,  birbirinizi öldürür, ölürsünüz, o zaman tamam ya da sadece vazgeçersiniz.  Komünist olursunuz,  Tanrı yok.  Eğer beyninizi canlı tutmanız gerekiyorsa o zaman en iyisi bütün dinlerden umudunuzu kesip “hepsi saçmalık” demektir.  Bu kiliselerden dolayı Hıristiyanlık ümitsiz durumda,  İslam da bağnazlık yüzünden işe yaramaz durumda.  Hinduizm ise bir başka saçmalıktır.  Çünkü bu noktada öyle görünüyor.  Bu noktada, bu şekilde belirir. Anlamı yok,  saşmalık. Bu kör inancı insanlar kabul edemez.  Bilim adamları “Bu kör inanç de ne?  Biz aya gittik,  hepsi aynı şey.  Orada ne var?  Aya gittik, orada asla Tanrıya rastlamadık.  Tanrısından hakkında ne konuşuyorsun?  Tanrının var olduğuna nasıl inanalım?” derler.

Ama, şimdi Tanrının varlığını kanıtlamamız gerek.  Bu Her yanı saran Gücün varlığını ispatlamamız lazım.  İçinizde bulunan bu Ruhun varlığını kanıtlamamız gerek.   İspatlanması gerek.  Gerçekleştirilmesi gerekiyor ki böylece tartışmalar sona ersin.  Tartışarak kişi bunu ulaşamaz. Kör inanç ile kişi ulaşamaz.  Akılcılık bunu yapamaz ya da bu duygusal bağlılık sizi oraya götürmez.  Sizi gerçekten bu yapacak olan şey “gerçekleştirme” dir.

Merkezi sinir sisteminizde ifade edilen gerçek,  işte sizi ikna edecek olan odur. Ama bu ikna için değildir.  Farz edelim ikna olmadınız bu Tanrıyı ilgilendirmez.  Mesela bu insanlar şöyle diyordu,  “Anne senin posterlerini astığımızda bu insanlar Sizi tanıyorlar,  Senin orada olduğunu biliyorlar. ” Ben de “Tamam,  iyi.  Siz onlara haber verdiniz,  mesajı ilettiniz.  Şimdi eğer gelirlerse iyi, güzel”. Bizim işimiz bu,  bilgilendirmek.  Eğer gelirlerse,  aydınlanmalarını alırlarsa iyi, güzel.  Eğer kendilerini derinleşirtirirlerse, hatta daha iyi. Bunun için çok çalışacağız ama bunu zorlayamayız.  Zorlayamayız.  Sizi etkilemek için yapay yollara başvuramayız. Bunun için bir sirk taşıyamayacağımız gibi.  Önemini anlamak için kendi hassasiyetinize sahip olmaya ihtiyacınız var ve kendi saf zekanız bunun, o şey olduğunu söylemeli. Aksi takdirde ayaklarınıza kapanıp  “Oh! Lütfen”  diyemeyiz.  Yalvaramayız.  Ne de size verilmiş olan özgürlüğünüzü ihlal edebilirmiyiz.  Bu sizin kendi özgürlüğünüz ve yükselmek zorunda olmaız kendi başarınız çünkü siz özetsiniz, sizler bu yaradılışın özetisiniz. Kimse sizi bunu yapmaya zorlayamaz. Eğer cehenneme gitmek istiyorsanız, tamam,  iki uzun atlayış yapın ve aşağı gidebilirsiniz.  Eğer cennete gitmek isterseniz tabii bu da mümkündür.

Öyleyse burada olduğumuz sürenin, ne kadar belirsiz,  ne kadar hayati olduğunun ve uzun zamandır beklediğimiz önemli zamanlar olduğunun farkında değiliz.  Yaratılışın en önemli zamanı insanların arayış içinde olduğu bugündür ve Sahaja Yoga kendini kitlesel düzeyde  göstermekte.  Bu çok talihli bir şey, çağlar boyu arayış içinde olan sizlerin burada toplanmış olması ve Sahaja Yoga’nın size Tanrının bir kutsaması olarak gelmesi çünkü Tanrı, kendini ifade etmek için sabırsız.  Ama Bana gelen insanlar farklı düzeylerdeler. Bazıları sıradan bazıları tam anlamıyla tabandalar.

Tamamen tabanda olanlar şöyle diyeceklerdir,  “Anne ya benim işim?  Ben onun için başvuruda bulundum, belki biraz daha iyi bir şey. ” Ya da bazıları,  “Anne,  ben hasta değilim… iyi, budur, şudur” diyecektir. Tamam, bu da yapılabilir.

Ama çok yüksek bir düzeyde olanlar, sorunları ne olursa olsun, sözümona günah olarak şu ana kadar ne yapmış olurlarsa olsunlar hepsi tamamen affedilir,  Bana inanın.  Suçlu hissetmeye hiç gerek yok.  Sahaja Yogada kişinin söylemesi gereken ilk mantra “Anne ben suçlu değilim, ” demektir,  en az üç kez.  Anlaşılması gereken şey buna hazır olduğunuzdur,  siz bunun için yüceltildiniz ve onu almalısınız.  “Ben ne yaptım?   Kendi adıma bir sürü hata yaptım. ” Bu şekilde değil.  Ben burada bir bankacı gibiyim.  Çeklerinizi bozmak durumundayım ve siz de şüphesiz alacaksınız.  Bankada ne kadar paranız olduğunu bilmiyorsunuz değil mi?  Ben biliyorum,  o yüzden siz kendinizi yargılamayın.  Yargılamayı bana bırakın.  O benim yargılamam ve olduğu zaman eğer saf zekaya sahipseniz bunun ne olduğunu anlayacaksınız ve onu içinizde yerleştireceksiniz.  Tabi ki bunun için bir ödeme yapamazsınız.  Yani bence tüm bunlar saçma fikirler.  “Bunun için para verebiliriz.  Ne kadar süre oturmamız gerekiyor? Bir organizasyon olmalı” gibi. Bizim bir organizasyonumuz yok bunu çok iyi biliyorsunuz.  Tanrıyı organize edemezsiniz.  Bu tür şeyleri organize edemeyiz.  Üyelik sistemimiz bile yok,  hiçbir şekilde.  Tabi ki programlarımız olduğunda sizi haberdar etmek için isimlerinizin bir listesini tutuyoruz ama bu farklı bir şey.

Dahası,  Sahaja Yogada herkes tüm şeyler açıklanmaz, izah edilmez.  Önce aydınlanma verilir, sonra ne kadar ilerideler diye bakılırlar ve zamanla büyüdüklerinde daha yüksek gerçeklere ulaşırlar. Çünkü bazen şok olabilirler,  gerçeği taşımak kolay değildir,  bazen çok zordur.  Bir keresinde onlara İsa’nın öğrettikleriyle Krishna’nın söyledikleri arasında bir fark yok demiştim. Aksi olarak, Krishna dedi ki,  sizler yok edilemezsiniz,  Ruh hiçbir şey tarafından  yok edilemez dedi ve İsa bunu ispatladı.  Ve bütün Hindular nerdeyse beni öldürecekti.  Buna katlanamadılar.

Fakat Krishna hakkında bir şey söylesem, bütün Hıristiyanlar beni eleştirmeye başlarlar,  o yüzden bu büyük bir problem.  Onlara Krishna hakkında bir şey söylediğinizde Hıristiyanların hoşuna gitmez ve İsa hakkında konuştuğunuzda da Hinduların hoşuna gitmez.  Sikhism hakkında konuştuğunuzda Müslümanlar hoşlanmaz ve Muhammed’den bahsettiğinizde Sikh’ler hoşlanmaz. Ben hiç kimseyi memnun etmek için burada değilim. Ben onlar hakkındaki gerçeği,  hepsinin bir olduğunu, aptallar ve budalalar gibi sizlerin birbirleriyle savaştığınızı söylemek için buradayım.  Aralarında hiçbir fark yok.  Hepsi bir.  Tamamen birler.  Aralarında öyle bir uyum,  öyle bir anlayış var ki onları birbirinden ayıramazsınız,  ayın ay ışığıyla ve güneşin günışığıyla bir olduğu gibi birler. Sadece cehaletimizden dolayı onlara karşı böyle bir suçlamada bulunuyoruz ve bunu Sahaja Yoganın kendisi ile bunu anlayacaksınız. Bu farkındalığınızın yükselmesi ile kanıtlanacak. Kundalininiz sayesinde bu kanıtlanacak, Ben her ne söylüyorsam bilimsel olarak kanıtlanacak çünkü Kundalini yükseldiği zaman, durur, sizler uydurma hayali fikirlerinizin ötesine geçmek zorundasınız  yoksa o yükselmeyecektir. Siz, kendiniz zamanla söylediklerimin doğru olduğunu öğreneceksiniz.  Hz. Muhammed Saab hakkında ne söylüyorsam gerçektir ve bunu öğreneceksiniz. Yeterli miktarda savaşımız oldu, yeterince saçmalık yaşadık.  Şimdi ne olduğunu görün,  İsrailliler Filistinlileri öldürüyor ve tüm bu şeyler.  Sizce öldürerek onların Tanrıya ulaşabileceklerini düşünüyormusunuz?

Bu sahte fikirlerin hepsinin gitmesi lazım. Bizim evrensel varlıklar olmamız lazım.  Olun.  Siz bu olun. Birisi ister Hindu,  ister Müslüman,  ister Hıristiyan olsun veya herhangi bir şey,  evrensel bir varlık olduğunuzda siz o kişinin nerede olduğunu parmak uçlarınızda hissedebilirsiniz.  İsa,  “Elleriniz konuşacak, Elleriniz konuşacak” dedi.  Hiçbir kutsal yazıya meydan okumamız gerekmiyor,  anlatılan her şeyin içindeki ışığı görmeliyiz,  bizi ayıran şey aslında birleştiren etkendir.  Çeşitlilik içimizde öyle güzel bir bütünlüğe sahiptir ki ama bu sadece Kundalininin yükselişi ile görülebilir.  Kaçış yolu yok çünkü Kundalini yükseldiğinde bütünleşme gerçekleşir ve siz onu gerçek bir deneyim olarak görmeye başlarsınız.

Umarım söylediklerimi anlamışsınızdır. Fakat tartışmalar size aydınlanma veremez- bunun gerçekleşmesi lazım.  Veliaht prens ya da bir kral yada herhangi bir şey olabilirsiniz fark etmez.  Hiç fark etmez.  Gerçekleşmesi gereken şey sizin kişisel olayınızdır. Bu sizin içinizdeki kişisel Annenizdir.  Bu bahsettiğim şey Ruhtur.  Sadece ritüalizm ile Tanrıya ulaşamazsınız, Tanrı ile bağlantıda olmanız gerekiyor.  Dünya üzerinde yaşayan, anlayan ve düşünen bütün insanların bilmesi gereken çok önemli bir nokta var; gerçekleştirebileceğimiz bir doğrunun olması gerekiyor.  Bütün dinler ve kitaplar tarafından vaat edildi ve bunun olması gerekiyor.

Tanrı hepinizi kutsasın.
Eğer mümkünse sizlerden bazı sorular almak istiyorum.  Cevaplamaya çalışacağım.  Lütfen Bana soru sorun,  bu iyi bir fikir.  Tekrar geç geldiğim için özür dilediğimi söylüyorum ama trafik sıkışıklığı yüzünden olduğunu anlamalısınız.  Evet Lütfen.

Soru:  Yoganızı, Hatha Yoga ve Raja Yoga ile karşılaştırabilir misiniz?

Shri Mataji: Oh! Size bunu anlatacağım. Bu çok iyi bir soru.  Bu Hatha Yoga ve Raja Yoga hakkında.  Modern Hatha Yoga, benim anlamadığım bir şey, sadece anlamıyorum ama Patanjali Shastra,  “Ha Tha” hakkında yazmış olan kişi,  Ha ve Tha,  bunların size daha önce anlatılmış olması lazım,  şu iki nadiden başka bir şey değil.  Astangalar vardır ve bunu yazan Patanjali’ye göre onlar da Hatha Yoganın sekiz yönü anlamına gelir.  En önemlisi ve ezeli olanı, ilk astanga yani Ishwara Prahnidhana’dır,  Tanrı’nın içinizde yerleşmesi demektir.  Şimdi bizim yaptığımız şu akrobatik şeyler içinde Tanrı ile ilgili hiçbir fikrimiz yok,  hiç bundan konuşmayız,  unut, unut Tanrıyı,  sadece incelmeliyiz, hepsi bu.  Çünkü hepsi aktör ve aktris olmak istiyor.  Yogi olmak istemiyorlar.  Farklı bir stil.  Bu Ishwara Prahnidhana idi,  önce aydınlanmanızı almalısınız.  Bu sekizinden bir tanesi Yama Niyama’dır.  Niyama’da,  Kundalininin nerede olduğuna bağlı olarak yapılan  tek bir fiziksel alıştırma vardır, bu da, kundalininin nerede olduğuna bağlıdır. Hatha Yogayı da bir şekilde de kullanırız.  Farz edelim Kundalini fiziksel bir sorun nedeniyle belli bir çakrada belli bir noktada durdu,  o zaman gerekli olan  birkaç asana uygularız ya da birkaç alıştırma yaparız.  Ama bu farklı bir şeydir.  Modern Hatha Yoga şöyledir: Farz edelim benim Londra’dan Birmingham’a gelmem gerekli,  tamam.  arabamı çalıştırmam, bir şey yapmam, orada durarak, statik, onu sağa sola çeviririm ve Brimingham’a geldiğimi düşünürüm.  Sadece bir haritam varsa sağa giderim,  sola giderim, bu gibi şeyler. Daha kötüsü şöyle bir örnek vereyim ne hastalığınız olduğunu bilmeden bütün ilaçları almak gibi bir şeydir.  Gelişigüzel,  ayırt etme olmaksızın.  Bu öğretmenlerin hiçbiri aydınlanma almamıştır.  Öyleyse Hatha Yoganın önemini nasıl anlayacaklar, Ben anlamıyorum.  Hindistan’da Guru aydınlanmış bir ruhtur.  Müslüman olabilir,  Hindu olabilir,  herhangi biri olabilir ama başlamak için aydınlanmış bir ruh olması gerekir.  Brahmin aydınlanmış ruhtur.  Ama bugünlerde Brahminleri evinize ahçı olarak tutabilirsiniz. Yani bu günün tüm Hatha Yoga kavramı tamamen yapaydır.

Ve Raja Yoga, …dır. Şimdi anladınız ki Hatha Yoga bir şey. Hatha Yoga’nın başlangıcı  Sahaja Yoga yerleştiğinde başlar.  Ama Hatha Yoga tamamlayıcı bir şeydir, ikincildir.  Ne zaman ihtiyacımız olursa,  bir  kısmını kullanırız.

Şimdi ikinci kısım Raja Yogadır.  Raja Yoga insanların sahip olduğu bir başka yanlış anlamadır.  Kundalini yükseldiği zaman, bakın, kundalininin buradan, yukarıya doğru, yükselmesi meydana gelen muazzam bir olaydır.  Bu yerçekiminin işi değildir,  yukarı doğru yükselir.

Öyleyse bunun olması için bir şeylerin meydana gelmesi gerek.  Örneğin yükseldiğinde aniden ikinci merkezi geçerken orada bir tür, bir tür büyüme olur ve böylece Kundalini düşmez.  Buna ‘bhanda’lar denir.  Bu bhandalar ya da bu artış ile daha da yükselir ve onları kapatmaya başlar. Vishuddi çakraya gelir ve orada bütün enerjinin açığa çıkması gerekir.  Böylece bir Khechari? gerçekleşir yani dil biraz oynar.  Ama çok hızlı olduğundan siz hissedemezsiniz.  Yani buna benzer başka bir benzetme yapamam. “Concorde” deseniz bile yani bu konuda bir şey hissedersiniz, ama varsayalım ki eğer bir uçağınız varsa sadece ona binersiniz (Shri Mataji parmaklarını şıklatır)  ve siz oradasınız.  Kundalini (Shri Mataji tekrar parmaklarını şıklatır)  saniyenin küçük bir diliminde atar. Yani bunların hiçbirini hissetmezsiniz.  Dünyanın çok büyük olması ve sizin onun yuvarlak olduğunu görememeniz gibi bir şeydir.  Dairenin çevresi, gördüğünüz şeye kıyasla çok küçüktür ve siz daireyi göremezsiniz. Aynı şekilde Sahaja Yoga öyle çabuk bir Kundalini yükseltme metodudur ki yani başka metot yoktur. Ama bugünün Sahaja Yogası öyle hızlıdır ki hiçbir şey hissetmezsiniz fakat olur,  gözleriniz irileşir.  Ama ben bu Raja Yogiler denen çılgın insanları gördüm- gözbebeklerini büyütmek için gözlerine atropin bile koyarlar çünkü gözbebeklerinizin irileşmesi gerektiği söylenir.  Dillerini kesip geriye iterler.  Amerika’da bir tanesi vardı,  insanların dillerini kesiyordu,  dillerini sallarlardı.  Bugün bile bu gurunun etkilediği dilleri şu şekilde sallanan insanlar var ve dillerini geriye iterlerdi.  Bütün bu hileleri yaparak Kundaliniyi yükselteceğinizi mi söylemek istiyorsunuz? Kimileri kendi şeylerini muhafaza ediyorlar, yapılması gereken hiçbir şey yok.  Bu kendiliğindendir.  Çabasızdır.  Tanrının sevgi dolu özeni içersindedir.  Niye değmeyen bir şey için boyunlarınızı kırmak istiyorsunuz?  Ne gereği var?  Önceleri şöyle düşünürdüm, “tıpkı annelerini etkilemeye çalışan çocuklar gibiler. Sadece annelerinin dikkatini çekmek için tüm bu tantraları  yapıyorlar”, sadece Annelerinin dikkatini çekmek için.  Ama şimdi bu konuda çok ciddi olduklarını düşünüyorum.  Çok şaşırtıcı.  Yani bu noktaya kadar gidiyorsunuz,  çakralarınızı mahvediyorsunuz.  İyi ve kötü bir Sahaja Yogi olarak Sahaja Yogadaki konumunuzu zedeliyor. Bunu çabucak alan,  kendini o noktada tutan ve ustalaşan bir Sahaja Yogi çok hızlı büyüyen birisidir ve çakralarını mahvetmiş kimsenin ise dikkate ihtiyacı vardır ya da onları iyileştirmek için çok uğraşması gerekir. Yani tüm bu fikirler aydınlanmanızı aldığınızda berraklaşacaktır- tamam mı?

Soruyu soran kişi: Evet,Teşekkür ederim.

Shri Mataji: Tanrı sizi kutsasın.

Soru: Bhagavad Gita ve Patanjali’nin sekiz Ashtangası yardım edebilir mi?

Shri Mataji:  O nedir? Bhagavad Gita ve ?

Shri Mataji:  Sekiz?  Hayır, çünkü aydınlanmadığınız sürece.  Size söylüyorum.  Farz edin şimdi şöyle: arabanızı çalıştırmadan önce onu sağa ya da sola çevirmeniz sonra da arabayı çalıştırmanız sizi Birmingham’a getirir mi?  Boşa gider.  Öncelikle,  demek istiyorum ki belki de tekerleklerinizi patlatmış bile olabilir.  Ama endişelenecek bir şey yok,  demek istiyorum ki, söylemeliyim ki, endişelenecek bir şey yok,  tamam mı?  Tanrı sizi kutsasın.  Tanrı sizi kutsasın.

Bakın ben kimseyi suçlamıyorum veya kendinizi kötü hissetmeyin.  Çünkü biliyorsunuz, neticede sizler arayış içindeki insanlarsınız, Nasıl bileceksiniz?  Hepiniz arayış içindeki insanlarsınız.  Nasıl bileceksiniz, bu insanlar bir sürü kitap yazıyorlar. Kitap yazmak kolaydır,  öyle değil mi?  Bu günlerde bunda ne var?  Paranız varsa her şeyi yazabilirsiniz.  Ne yazmak istiyorsanız, her şeyi basabilirsiniz.  Yazmak için ne lazım ki?  Şu ana kadar hiçbir şey yazmamış tek kişi benim.  Benim hakkımda ya da Sahaja Yoga hakkında yazanlar var,  bu ayrı bir sorun.  Ben henüz hiçbir şey yazmadım.  İsa hiçbir şey yazmadı.  Shri Krishna asla hiçbir şey yazmadı.  Rama asla hiçbir şey yazmadı. Ama Benim yazmam gerekecek sanırım.  Bir şey yazmıştım ve insanlar “Anne yazdığın şeyi okur okumaz düşüncesi konuma geçiyoruz” dediler. Öyleyse ne yapmalı?  Tamam.

Bir sonraki soru nedir lütfen?  Çok iyi bir soruydu. Bir sonraki?  Beş dakika daha.  Evet?

Soru: Tanrı ile bağlantıya geçtiğimizde Ona sorularımızı sorabilir miyiz?

Shri Mataji: Yapabilir miyiz …?

Bir Sahaja Yogi: Bağlantıda olduğunuzda Tanrı’ya bir soru sorabilir misiniz?

Soru: Onunla bağlantıda olduğunuzda Tanrı’ya soru sorabilir misiniz?

Shri Mataji: Evet.  Tabi ki! Tabi ki! Şimdi, çünkü siz bağlantıdasınız.  Öyleyse ellerinizi Tanrıya doğru uzatın ve sorun,  “Bir Tanrı var mı?”. Böyle bir soru sorduğunuzda inanılmaz vibrasyonlar akacaktır. Sadece bu değil mesela babanızın nasıl olduğunu sormak istiyorsunuz.  Farz edelim o burada değil.  Şurada bir yerde bir yanma hissedeceksiniz.  Bunlar onun merkezleridir.  Anında hangi merkezin tıkalı olduğunu bilirsiniz ve şifreyi çözmeyi biliyorsanız anında ne problemi olduğunu da bilirsiniz.  Herkes hakkında bu şekilde bilgi alabilirsiniz,  sadece Tanrı hakkında değil,  kendiniz hakkında ve başkaları hakkında da.  Kolektif Bilincin parçası olmak bu demektir.  Sonra siz evrensel bir varlık olursunuz.

Soru: Ve sizi gördüğüm gibi Tanrıyı görebilecek miyiz?

Shri Mataji: Bu Tanrıyı görmek değil.  Bugünün konusu bu değil.  Görmek ne olursa olsun var olmamaktır.  Farkı görebiliyor musunuz?  Evet şimdi siz, adınız nedir lütfen?

Soruyu cevaplayan kişinin cevabı: Bippin.

Shri Mataji: Bippin.  şimdi siz Bay Bippin’siniz.  Kendinizi görebiliyor musunuz Bay Bippin? Şimdi Bay Bippin olduğunuzda göremezsiniz.  Siz Tanrı ile bir ve bütün olduğunuzda hiçbir şey göremezsiniz. Ama eyleme geçebilirsiniz.  Görmek ayrılmaktır.

Soru: Yani siz gerçekten Tanrı ile bir olduğumuzdan mı bahsediyorsunuz?

Shri Mataji: Evet nokta bu.  Tanrı ile bir olursunuz,  Ezeli varlık ile bir olursunuz.  Siz olursunuz, onun gücü olursunuz ya da enstrümanı olursunuz. Bakın bir kez dogmalara gitmeyin  çünkü o noktada sürmekte olan bir tartışma olabilir; siz mi Onun enstrümanı olursunuz yoksa O mu sizin enstrümanı olur.  O yüzden Ben bu tuzağa düşmek istemiyorum ama size diyebilirim ki gücü hissetmeye başlarsınız.  Şöyle ele alalım,  siz Ruh olursunuz.  İşte bu yüzden  Buddha asla Tanrıdan bahsetmedi.  O, “Tanrıdan konuşmamak en iyisi çünkü o zaman diğer sorular başlayacak.  En iyisi size Ruh olduğunuzu söylemek -bitti.  Bırakalım önce Ruh olsunlar sonra konuşmaya devam ederiz. ” dedi.

Başka soru lütfen?

Soru: ve buradaki ruhları görüyor musunuz, ruhları görüyorsunuz?

Shri Mataji: Bu da ne?  Ruhlar mı?  Şimdi,  neden görmek istiyorsunuz ki?  Onlar varlar şüphesiz ama bizim onlarla bir işimiz yok.  Onlar geçmiş. Onlar bitti.  Gittiler. Neden onlar için kafa yoralım?  Tabi ki oradalar,  ne yapalım?  Onlar çok baş belası insanlar.  Onlarla çok sorun yaşadık.  Tüm bu gurular bu ruhları kullanıyor.  Hepsi bitti.  Orada.

Soru: İyi ruhlar da var mı?

Shri Mataji: İyi ruhlar mı? Hayır! Hayır! Bizim onlarla hiçbir işimiz olmamalı çünkü siz şu anda yaşayan birisiniz.  İyi ya da kötü onlarla hiçbir işimiz yok.  Kimin iyi kimin kötü olduğunu nerden biliyorsunuz?  Bir kez iyi bir adamın gelmesine izin verdiğinizde bir kaçık da gelebilir.  Nasıl bileceksiniz?  En iyisi mi hiçbirinin size gelmemesidir.  Onlardan uzak kalmak en iyisidir.  Zamanla hepsini öğreneceksiniz ve nasıl bu insanlardan uzak durmanız gerektiğini bilmek sizi şaşırtacak.

Soru: Kundalini nedir?

Shri Mataji: (Yogilere yöneltir) size söylemediler mi?  Neyi söylemedin?

Bir Sahaja Yogi cevap verir:  Anlattık,  açıkladık ama Siz anlat …..

Soru: (soru duyulamıyor. Bu bir tür bir tür enerji veya…. ? )

Shri Mataji: Evet öyle,  o bir enerji.  O bizim hala içimizde kendini ifade etmemiş olan arzumuzun enerjisidir. Ki bu arzu içimizde kendisini ifade etmemiştir.  O Tanrısal olma arzusudur.  Bu enerji bir kez kendini gösterdikten sonra,  işte bu yüzden ona geriye kalan enerji diyoruz,  sonra bu arzu ifade bulur.

Soru: Bu enerjiyi siz yaratmalı ve hayal etmelisiniz?

Shri Mataji: Hayır.  Hayır.  Hayır.  Hayır! O var.  Orada.  Hayal ürünü değil.  Sizin tarafınızdan bir şey yapılmasına hiç gerek yok.  O tıpkı bir tohumdaki primula gibi, o orada.  Sizin yapmanıza gerek yok … bileceğiniz bir şey yok, hayal edilecek şeylere, hiçbir şeye gerek yok.  O gerçekten orada. Nabız atışını hissedebilirsiniz. Sadece nabız gibi atışını görebilirsiniz.  Yükselişini görebilirsiniz. Başının üzerinde bir nabız gibi atışını hissedebilirsiniz.  Başınızdan,  gelen serin esintiyi hissedebilirsiniz,  gerçek vaftiz gerçekleşiyor.  Hepsi orada.  Hepsi orada.  Hayal gücüne değil, hiçbir şekilde gerek yok.  Düşünme de değil bu.  Düşünerek yapamazsınız.  Düşünürseniz, deyin ki bir tohum hakkında, şimdi ben bu tohumun filizlendiğini hayal edeyim.  Filizlenir mi?  Hayır, onun filizlenmesi gerek. Aynı şekilde, bu olmak zorunda.  Bu yaşayan bir süreçtir.

Soru: Aydınlanma için arzumuz olduğunu anladığımız zaman, (belirsiz) eğer inanç ve güven  edinseydik, o zamanla bize gelir mi?

Shri Mataji: Ne?

Soru: Eğer arzumuz varsa ve biz farkında değilsek yine de zamanla bize gelir mi?

Shri Mataji: Ha,  iyi.  Ama bu arzu sadece Kundalininin uyanışı ile ortaya çıkar.  Bu arzu tabi ki oradadır.  Bilinçsiz olarak oradadır.  Zamanla çok bilinçli bir arzuya dönüşür.  Sonra onu ararsınız,  peşinden koşarsınız ama sadece Kundalini yükselip bıngıldak kemiğinizin olduğu alanı deldiğinde kendini ifade eder.  Hepsi bu.

Soru: Ama, kişi gerçekte nasıl harekete geçirir….

Shri Mataji: Ne harekete geçer?

Bir Sahaja Yogi: Kişi nasıl bu enerjiyi harekete geçirir?

Shri Mataji: O, o sadece uyanır. Orada, o noktada sanırım Benimle ilgili özel bir şey var ve siz sonra aynı özel varlığa dönüşürsünüz.  Siz de yapabilirsiniz.  Bu size söylediğim gibi – bir mumun bir diğerini yakması gibidir,  tamam mı, aynı şekilde.

Soru: Duyulmuyor

Bir Sahaja Yogi: Siz bahsettiniz … o diyor ki, Siz Hatha yogadan fiziksel yoga, Raja yoga dan akli yoga olarak bahsettiniz. Bu Yoganın yönteminden bahsedebilir misiniz?

Shri Mataji: Haa. Hayır, hayır,  Ben fiziksel olduğunu söylemiyorum, biz yalnızca fiziksel bir amaç için kullanırız.  Fiziksel değildir ne de zihinseldir, bu Raja Yoga, bütün bu şeyler Sahaja Yoganın bir parçasıdır.  Sahaja Yoga ise kendiliğinden olan bir şeydir.  İçimizdeki artan güç olan Kundalini,  içimizdeki arzu gücü,  kendini salıverilir ve ondan birkaç iplikçik nabız atışı şeklinde yükselir,  yükselişini görebilirsiniz de.  O yükselir, bu merkezleri yavaş yavaş aydınlatarak yükselir ve en son merkezi açar. Yedinci merkez burada, aslında kalpte oturan Ruh aydınlanır çünkü Ruhun yeri başın tepesindedir.  Tamam mı?

Başka soru yok mu?  Tamam. Sanırım artık yapmalıyız.  Ne dersiniz?  En iyisi mi almaktır.  Tamam, ellerinizi şu şekilde koyun,  çok basit çünkü ellerin konuşması gerekiyor. Bu parmak uçları sempatik sinir sisteminin hassas duyusal organlarıdır. Ellerinizi şu şekilde bana doğru tutun ve ayaklarınız yerde tam olarak yere temas etsin,  ayakları birbirinden uzak tutun,  çok yakın olmasın,  çok da uzak olmasın ve en rahat şekilde oturun.

Şimdi gözlerinizi kapatın.  Şimdi sağ elinizi kalbinizin üzerine koyun ve şu soruyu sorun: Anne ben Ruh muyum?  Gözleri kapatın.  Gözlerinizi kapalı tutmalısınız.  Sadece soruyu sorun: Anne ben Ruh muyum?  Bazılarınız ellerinize gelen serin esintiyi hissetmeye başlamış olabilir,  sadece bu soruyu  samimiyetle sorun.  Bu,  dikkatiniz şimdi fiziksel,  zihinsel ve duygusal varlığınızda demektir  fakat birden Ruh meydana çıkar. Öncelikle bilmeniz gerekir ki siz suçlu değilsiniz ve lütfen aklınızda suçluluk duygusu olmasın.  Aksine şunu demelisiniz,  “Anne ben suçlu değilim.  Anne ben suçlu değilim.  Anne ben suçlu değilim. ” Hiçbir şekilde suçlu değilsiniz.  Size günah işlediğinizi söylemiş olabilirler- unutun,  hepsini unutun.  İnsanları küçük düşürmek çok yaygın bir uygulamadır.  Size bunu söyleyenlerin kendisi suçlu olmalı. Kimseye inanmayın.  Şimdi elinizi boynunuzun sol kısmına koyun ve “Anne ben suçlu değilim” deyin.

Şimdi aynı eli alnınıza koyun ve “Anne ben herkesi affediyorum” deyin. Tekrar tekrar söyleyin, “Ben herkesi affediyorum” Affetmemek çok büyük bir baskıdır.

Kaset burada biter.