Swadishthan, Düşünmek, Hastalık, Bölüm 1

Hilton Hotel Sydney, Sydney (Australia)

1990-03-16 Swadhisthan, Thinking, Illness Part 1, Sydney, Australia (longer), 106' Chapters: Talk, Q&A, Self-RealizationDownload subtitles: EN,TR (2)View subtitles:
Download video - mkv format (standard quality): Download video - mpg format (full quality): Watch on Youtube: View on Youku: Watch and download video - mp4 format on Vimeo: Transcribe/Translate oTranscribeUpload subtitles

1990-03-16 Nirmal Sangeet Sarita, Sydney, Australia, HD, 46'
Download video - mkv format (standard quality): Download video - mpg format (full quality): Watch on Youtube: View on Youku: Watch and download video - mp4 format on Vimeo: Listen on Soundcloud: Transcribe/Translate oTranscribeUpload subtitles

1990-03-16 Swadhisthan, Thinking, Illness Part 1 (talk), Sydney, Australia, DP-RAW, 58' Download subtitles: BG,EN,TR (3)View subtitles:
Download video - mkv format (standard quality): Download video - mpg format (full quality): Watch on Youtube: View on Youku: Watch and download video - mp4 format on Vimeo: Listen on Soundcloud: Transcribe/Translate oTranscribeUpload subtitles

1990-03-16 Public Program Hilton Hotel Sydney NITL-RAW longer, 137' Chapters: Talk, Q&A, Self-Realization, Bhajans and workshopDownload subtitles: BG,EN,TR (3)View subtitles:
Download video - mkv format (standard quality): Download video - mpg format (full quality): Watch on Youtube: Watch and download video - mp4 format on Vimeo: Listen on Soundcloud: Transcribe/Translate oTranscribeUpload subtitles

Feedback
Share

Public Program 1. Gün, “Swadishthan, Düşünmek, Hastalık”. Hilton Hotel, Sidney (Avusturalya), 16 Mart 1990.

Gerçeği arayan herkesin önünde saygıyla eğiliyorum. Gerçek her ne ise, onun ne olduğunu bilmek zorundasınız. Onu insani farkındalığımız içinde kavramsallaştıramayız. Onu düzenleyemeyiz, onu manipüle edemeyiz, onu organize edemeyiz. O her ne ise odur, öyle olmuştur ve öyle de olacaktır. Peki gerçek nedir? Gerçek şudur, bizler Tanrısal sevginin enerjisi olan bu çok süptil bir enerji tarafından sarmalandık ya da bu bize nüfuz etti ya da bu sevgi tarafından bizler beslendik, bakıldık ve sevildik. İkinci gerçek ise bizim bu beden, bu zihin, bu şartlanmalar, bu ego değil, ruh olduğumuzdur. Sizler söylediklerimi körü körüne kabul etmek zorunda değilsiniz, çünkü kör inanç fanatizme yol açar. Ancak bilim insanları olarak zihinlerinizi açık tutmalı ve söylediklerimi kendiniz görmelisiniz: eğer bunlar Benim söylediğim gibiyse, onu dürüstçe kabul etmelisiniz. Bilim sayesinde uygarlığımız, ilerlememiz hakkında çok şey biliyoruz. Bu, dışarıda çok büyümüş bir ağacın ilerlemesidir; ama eğer köklerimizi bilmezsek yok oluruz. Bu nedenle köklerimizi bilmek önemlidir. İşte köklerimizin bunlar olduğunu söyleyebilirim. Görebileceğiniz gibi, içimizde yedi tane çakra merkezi vardır ve bu süptil merkezler omurilikte ve beyinde yer alır. Bunlar fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarımızı karşılar. Fiziksel tarafta, fiziksel sorunlarımızla ilgilenen pleksuslarımızın kullanımı için gereken enerjiyi tezahür ettirirler. Bu sağ taraftadır, bu sarı hat tarafından sağlanan enerji, bu süptil bir kanaldır – biz buna Pingala Nadi diyoruz – burası fiziksel ve zihinsel eylemlerimiz için enerji sağlar.

Yani bu, sağ sempatik sinir sistemine tedarik sağlayanda içimizdeki eylem gücüdür. Sol tarafta gördüğünüz bir diğer kanal ise, bizim arzu ettiğimiz, enerjimizi arzumuza yönlendirdiğimiz kanaldır. Yani bu arzunun gücüdür ve o duygularımızla ilgilenir. Bu aynı zamanda şartlanmalarımızla da ilgilenen kanaldır. Onlar, bu iki kanalın, üst tarafta bittikleri yerde, iki adet yapı meydana getirirler: sağ tarafta olan karşı tarafa geçer ve gördüğünüz bu sarı balon egodur, bu bizim sahip olduğumuz ego balonudur; sol tarafta olan ise zihnimizi şartlandıran süperego balonudur. Büyümeye başladığımız zaman, on iki yaşına geldiğimizde, bu ikisi tamamen birleşir ve kafamızın tepesindeki yumuşak kemik de tamamen kireçlenir. Şimdi içimizde tam ortada olan üçüncü bir enerji daha var ve bu ortadaki enerji bizi insan yapan enerjidir. Ve bu merkezler evrimimizin kilometre taşlarıdır. Yani şimdi son sıçrama dışarıda kaldı. Bu limbik bölgeye kadar ulaşmıştır. Şimdi, olacak tek şey, bunun kafadaki yumuşak kemiği kırması ve aslında vaftizin gerçekleşmesi olarak, onun bunu kırması gerekir. Vaftiz yapay bir şey değildir – o gerçekleşen bir şeydir. Ama bunu yapan enerji, biz buna uyuyan enerji diyoruz, bu enerji sakrum (kutsal) adı verilen üçgen kemiğin içindedir. Bu da (yani bu isimden) Yunanlıların bunun kutsal bir kemik olduğunu bildikleri ve ona “sakrum” adını verdikleri anlamına gelir.

Bu enerjinin yükselip, bıngıldak kemiği bölgesini delip geçmesi ve bizi, insan farkındalığı içinde daha önce hiç hissetmediğimiz o süptil Tanrısal Güce bağlaması gerekir. Bu şekilde bizler bu ilahi Güce bağlanırız ve onu parmak uçlarımızda hissetmeye başlarız. Kuran’da “Kıyamet günü elleriniz konuşacak ve sizin aleyhinize şahitlik edecekler” deniliyor. Yani, kendi merkezlerinizi hissetmeye başlarsınız – bunlar beş, altı ve yedi numaralı merkezdir – ve onlar sizin içinizde neyin yanlış olduğunu, sorunun ne olduğunu size gösterirler. Ayrıca başınızdan çıkan serin esintiyi, yani Kutsal Ruh’un serin esintisini hissedebilirsiniz. Çünkü kundalini denilen bu uyuyan güç – “kundala”, yani “sarımlar” anlamına gelir – bu içimizdeki saf arzunun gücüdür. [Dinleyiciler arasındaki bir adamın rahatsızlığı] Ne konuşuyor? Ah… Bu, biliyorsunuz, gerilimlerin, modern gerilimler üzerindeki sonucudur. Bunun gibi pek çok şey oluyor. İnsanların huzuru yok. Ben de bunu söylüyorum, ağaç kendini aşmış; köklerini bulması gerekiyor. Amerika’da insanların yüzde elli beşinin korkunç bir asabiyet sorunu yaşadığını ve en az yüzde otuzunun şizofreni hastası olduğunu söylüyorlar. Bu çok tehlikeli bir şey. Ne kadar hassas bir şekilde yaratıldığımızı anlamazsak ve evrimin simgesi olan insanlar olduğumuzun farkına varmazsak, büyük zorluklarla karşı karşıya kalacağız.

Gerçeklikten kaçmaya çalışabiliriz ama gerçeğin üzerimizde bir etkisi olacaktır. Şimdi, içimizde bu tür bir mekanizma mevcuttur. Şimdi, bu yaşayan bir evrim sürecidir ve şunu anlamak zorundasınız, bizler yaşayan süreç için para ödemiyoruz ve bunu açıklayamıyoruz bile; çünkü siz küçük bir tohumu alıp Toprak Ana’nın içine koyduğunuzda, o kendiliğinden filizlenir. Toprak Ana’ya bunun için siz hiçbir şey ödemezsiniz. Ve filizlendiği zaman, bir ağaca dönüşür ve binlerce tohum üretir. Yani o küçük tohumun içinde (ileride) yaratacağı her şeyin haritası vardır. Bu nasıl işliyor, bu soruyu biz hiç sormuyoruz. Her şeyi olduğu gibi kabul ederiz. Bu harika gözümüzün nasıl bir kamera gibi çalışacak şekilde yapıldığını ve kendi içimizde bilgisayarlarda olduğu gibi nasıl programlandığımızı bile sormuyoruz. Bakın, işte renk bu; düşünmenize gerek yok – o renk oradadır. Duyu organlarımız sayesinde bir şeyleri nasıl fark ettiğimizi asla sorgulamayız. Ama şimdi tüm sorularımızı yanıtlamak için, bizler Tanrısal bir bilgisayar olmalıyız. İşte bu yüzden ana şebekeye bağlanmış olmalıyız, Ben onlara aydınlanmış insanlar, ruhlarını dikkatlerine getirmiş insanlar diyorum.

Bu olan şey sayesinde dikkat aydınlandığında, o zaman siz mutlak gerçeği görebilirsiniz. Diyelim ki bir yılanı elinizde tutuyorsunuz ve ortalık karanlık   ve birisi oranın karanlık olduğunu söylüyor, “Ama senin elinde bir yılan var. Ben onu görebiliyorum”, diyor. Diğer kişi ise “hayır, bence o bir ip”, diyecektir. Şimdi, eğer siz ışığı açarsanız, o kişi elindekini hemen bırakacaktır. Aynı şekilde, dikkat ruh tarafından aydınlatıldığında, ruhun ilk doğası, onun doğuştan gelen doğası mutlak gerçeği tezahür ettirmesidir. Siz hemen o kadar kuvvetlenirsiniz ki, kendi yaşamınız için yıkıcı olan tüm bu alışkanlıklarınızdan derhal vazgeçersiniz. Londra’da bir gece içinde uyuşturucudan, alkolizmden, her tür şeyden vazgeçen insanlar gördüm. Bunun çalışma şekli Beni hayrete düşürdü. Bu içinizde olan sizin kendi gücünüzdür; o sadece oradadır, o vardır. Herhangi bir zorunluluk yoktur, sadece aydınlanmış bir mum başka bir mumu aydınlatabilir. Bu işte böyle çalışır. Ve bu çalışmak zorundadır – aksi takdirde, size söylediğim gibi, biz bir yıkımın eşiğinde duruyoruz. Uyuşturucu gibi ve gerçeklikten kaçmak için aldığımız diğer şeyler gibiler bir yana, ortaya çıkan ve hala çıkmakta olan o kadar çok hastalık var ki, bir süre sonra bu Toprak Ananın üzerinde var olmamız çok zor olacaktır: ekolojik sorunlar, yaşamın belirsizliği, içimizde inşa edilmiş olan güvensizlikler. Sahip olduğumuz pek çok koşullanma. Bunlardan nasıl kurtulacağız? Nasıl arınacağımız, bugün çok büyük bir sorundur. Ve bunun içinde, kendi aydınlanmamızı almamızın önemli olduğunu düşünüyorum.

Biz, “benim, benim bedenim, benim elim, benim aklım, benim egom” diye konuşuyoruz – ama bu “benim” hangisidir? Bunun arkasındaki “ben” hangisidir? Doktorlar da otonom sinir sistemi hakkında konuşurken, bu oto’nun (kendi kendine olan) ne olduğunu, bu oto’nun kim olduğunu söylemiyorlar. Biz “oto-mobil” (kendi kendine – hareket eden) diyoruz – yani otomobili kullanan bir sürücü var ama bu arabayı kim kullanıyor? İşte bizim bunu bulmamız gerekiyor. Ve bu “oto”, bizim içimizdeki ruhtur. Tanrısal olanla bağlantı kurulmadıkça ve bu bağ kurulana kadar, diğer tüm çabalar gerçekten sonuçsuz kalır. İşte bu yüzden pek çok insan Bana neden tüm dinlerin birbirleri arasında savaştığını, Tanrı’ya inanan insanların neden aralarında savaştığını soruyorlar; onlar neden bu kadar günahkârlar, neden çok iyi değiller. Bunun nedeni, onların henüz gerçeği bulamamış olmalarıdır. Sadece herhangi bir Tanrı’ya inanıyor olmak ya da herhangi bir dinin içine doğmak, hiçbir şekilde sizi doğru bir insan yapmaz: herhangi bir dine inanan herkes, her tür günahı işleyebilir. Bir kulluk  yoktur ama kundalini, bu yeşil kısma yükseldiğinde, gördüğünüz gibi – biz buna Void (Boşluk) diyoruz: bu köprü gibi olan bir alandır. Bu çok önemlidir, tıpkı Musa’nın köprü kurması gibidir; aynı şekilde, bu da bir köprüdür. Ve bu köprü oluşturma gerçekleştiğinde, dediğimiz gibi, siz bu illüzyon okyanusunun üzerinden geçebilirsiniz. Ama aslında bu yanılsama okyanusu içimizdeki on değerliliğimizi (kimyasal bağlanma kapasitesi gibi) temsil eder. Bizim on değerliliğimiz var, on dharmamız, on tane – insan olarak doğuştan gelen on tabiatımız vardır. Dolayısıyla kundalini bu alana yükseldiğinde, bu alanı aydınlatır ve aydınlanmış bir ruh olan bir kişi yanlış bir şey yapmaz.

Bu kişi hile yapmaz, rüşvet vermez, korkmaz. O çok cesur, çok şefkatli, çok dinamik, çok sevgi doludur. Bu ancak doğuştan dindar olduğunuz zaman mümkündür. Bu gerçekleşmediği sürece, dıştaki din, insan yapımı din, size dinin vaat ettiği şeyi veremez. İşte bu yüzden insanlar dinin uygulamaları ile emirleri arasında büyük bir fark olmasına şaşırıyorlar. Her din “Kendini ara” demiştir. Yani tüm peygamberlerde, enkarnasyonlarda, tüm azizlerde yanlış olan hiçbir şey yoktu. Hepsi aynı şeyi söylediler ama esas noktayı gözden kaçırdık. Her şey ya para odaklı hale geldi ya da entelektüel, entelektüel bir arayış haline geldi. Gerçeğe ulaşmadığınızı anladığınız bir noktaya, entelektüel araştırma yoluyla ulaşırsınız. Yani ne yapmalıyız? Ve bu, uzun zaman önce size vaat edilen, modern zamanların çok büyük bir armağanıdır. Puranalarımızda, o dönemde Kali Yuga’da, Paramachaitanya’nın veya bu her yeri kaplayan Güç olarak adlandırılan şeyin, bu modern zamanlarda aktif hale geleceği, onun sayesinde binlerce insanın aydınlanmalarını alacağı tarif edilmiştir – bu, bu zamanın Krita Yuga’nın olduğu anlamına gelir – ve İncil’de bile bunların oldukça sınırlı bir sayıda olduğunu söylüyorlar. John  – John, “Vahiy” kitabında bunun oldukça sınırlı bir sayı olduğunu yazmıştı, ancak biz bu sayıyı  zaten aştık. Ve pek çok insanın aydınlanmış ruhlar haline gelmesi gerekiyor. Bugün, bu çok önemlidir ve çok kolaydır – Sahaja. “Saha” kelimesi “birlikte”, “ja” kelimesi ise “doğan” demektir.

Sizinle birlikte doğan, Tanrısal Olanla bir olma hakkınızdır, İlahi Olanla birleşme hakkıdır – işte yoga budur. “Yoga”, o Tanrısal Güçle birleşmekten başka bir şey değildir. İşte Yoga budur; diğer her şey ikincildir. Bu birleşme, merkezi sinir sistemimiz üzerinde yeni boyutlar ortaya çıkarır. Bir evrim olarak, her zaman yeni bir boyut geliştiririz. Bu sayede siz kolektif bilince dair yeni bir farkındalık geliştirirsiniz; bu sayede siz diğer insanları ve onların (çakra) merkezlerini hissedebilirsiniz. Burada otururken başka birinin bir merkezini hissedebilirsiniz – ölmüş birinin bile (çakra) merkezlerini hissedebilir ve onun ne olduğunu öğrenebilirsiniz: o kişi aydınlanmış bir ruh muydu, yoksa değil miydi? Burada oturarak herhangi biri hakkında, onun aydınlanmış bir ruh olup olmadığını öğrenebilirsiniz. Sadece onun hakkında düşünmeniz, ellerinizi açmanız gerekir. Eğer siz aydınlanmış bir ruhsanız, sorunun ne olduğunu kendi parmak uçlarınızda hissedebilirsiniz. Ve eğer siz bir şekilde bu sorunları nasıl düzelteceğinizi bilirseniz, kendi hastalıklarınızdan ve başkalarının hastalıklarından, kendi sorunlarınızdan ve başkalarının sorunlarından kurtulursunuz. İlk önce “düşüncesiz farkındalık” dediğimiz bir zihin durumuna girersiniz. Optik kiazmada yer alan bu Agnya merkezini geçtiğinizde, siz düşüncesizlik içinde olursunuz. Farkındasınızdır ama düşünce yoktur. Bu ne kadar büyük bir kutsamadır! Diyelim ki burada bir halı görüyorum, halı çok güzel ve Ben ona baktığımda “bu ne kadar güzel bir halı!” diye düşünmeye başlıyorum. Eğer halı benimse, bu çok büyük bir baş ağrısıdır çünkü “umarım evime gider, o zaten sigortalamışımdır, umarım kaybolmamıştır, bozulmamıştır” diye düşünürüm – bu halı için duyduğum her türlü endişe.

Tanrı’ya şükür ki, halı benim değil, bu yüzden Ben sadece ona bakacağım, yine de onu almak için ne kadar para ödemem gerektiğini, onu nereden alabileceğimi düşünmeye başlıyorum; tüm bu düşünceler Bana geliyor ama eğer ona herhangi bir düşünce olmaksızın bakarsam, o zaman halının yaratılışının sevinci, o her kime ait olursa olsun, güzel bir sevinç akışı gibi üzerime dökülmeye başlar. Sanatçı onun içine ne koyduysa, bunun tüm neşesi akmaya başlar, Ben bunu düşünmediğim zaman, o huzur ve o neşeli duygu içime akar. Düşünmek insanı delirtir, pek çok sorun yaratır. Çok fazla düşünmek de israftır. Yarın sizlerle burada sahip olduğumuz ikinci merkez hakkında konuşacağım, düşünerek ne kadar çok hastalığa yakalandığınızı anlatacağım. Geçen gün bir radyo istasyonundaydım ve bir beyefendi Bana “şeker hastalığımdan nasıl kurtulabilirim?” diye soruyordu. Siz, “bunun düşünerek oluşacağını söylüyorsunuz” dedi. Ben de “Evet” dedim. Çünkü Hindistan’daki bir köyde, eğer çay içmeleri gerekirse, o kadar çok şeker koyarlar ki, kaşık bardağın içinde dik bir açıyla durmalıdır! Ve hiç kimse şeker hastası olmuyor ama hareketsiz olanlar, çok fazla plan yapan insanlar – yani çoğunlukla bürokratlar, diplomatlar, politikacılar – onlar çok savunmasızlar. Bunun nedeni nedir, yarın size açıklayacağım, tüm bu hastalıklara nasıl yakalanıyoruz çünkü çok fazla düşünüyoruz ve düşünmeyi bırakamıyoruz. Ancak şu ana kadar hepimizin ya sağ kanal ya da sol kanal olduğumuzu anlamamız gerekiyor. Biz merkezde/dengede değiliz. Merkezler bu şekildedir diyebilirim: Sol ve sağ kanal, sol ve sağ taraf birleşerek orta merkezi oluştururlar. Şimdi şöyle farz edelim, siz sağ kanaldasınız – yani fiziksel veya zihinsel yeteneklerinizi çok fazla kullanıyorsunuz, gelecek için plan yapıyorsunuz, çok fütüristsiniz – o zaman bu merkezden enerji çekmeye başlar ve sola doğru hareket etmeye başlarsınız, sağa doğru hareket etmeye başlarsınız. Aynı sırada eğer sol tarafta bir şey olursa ve bir sarsıntı yaşarsanız, bu kırılır. O zaman psikosomatik dediğimiz hastalıklara karşı savunmasız hale gelirsiniz çünkü bu somatik (kaynağı fiziksel olan) ve bu da psikosomatiktir (kaynağı psikolojik olan). Ve bu hastalıklar tedavi edilemezler. Çünkü eğer bir kişi doktorsa psikolojiyi bilmez; eğer kişi psikologsa, o da tıbbı bilmez. Demek istediğim, tek bir göz için doktorlarımız var ve diğer göz içinse diğer bir başka doktor var! Uzmanlaşmada bu sınıra kadar gittik. Bu bütünleşme bilimidir. Bu bir uzmanlaşma bilimi değil, bütünleşme bilimidir çünkü bu tek bir bedendir, burnu, gözleri, kulakları tek bir bedene yapışmış durumdadır. Ve bu tek bir kişiliktir ve biz bu kişiliği bir bütün olarak ele almak zorundayız. Ama eğer siz ona sadece bir burun, bir kulak gibi davranmaya başlarsanız, bu işe yaramayacaktır. Dolayısıyla, kundalini bu merkezlerden geçerek yükseldiğinde, onları normale, dengeye geri getirir, onları birbirleriyle bütünleştirir ve enerjinin içeriye aktığı ana merkezlere bağlar. İşte bu şekilde siz çok dinamik olursunuz, yorulmazsınız, kendinizi çok genç hissedersiniz, asla yaşınızı hissetmezsiniz ve son derece şefkatli ve nazik olursunuz ve başkalarına iyilik yapmayı seversiniz.

Size söylemem gereken çok şey var. Şimdi Sahaja Yoga kırk ülkede çalışıyor ve çok da iyi gidiyor. En şaşırtıcı olan yer, Sovyetler Birliği idi. Ve şimdi insanlar, “Anne, Siz yirmi yıldır Batı’da çalışıyorsunuz ve SSCB’ye sadece geçen yıl gittiniz ve orada tüm dünyada olduğundan daha fazla sayıda Sahaja Yogiye sahipsiniz” diyorlar. Hindistan’da hariç tabii: elbette orada çok daha fazla sayıda var, çünkü onlar bunu biliyorlar, cahil değiller, bu yüzden bir sorun yok – eğer Hindistan’ı saymazsanız. Onlarda bunu bu kadar net görebilecek kadar özel olan nedir bilmiyorum. Ve Sahaja Yoga’nın engellerinden birisi de, sizin bunun için para ödeyemeyeceğinizdir. Ve Bence bu gerçekten çok büyük bir engel çünkü İngiltere’de BBC’den bir beyefendi Bana Anglosakson beyninin, para olmaksızın yapılabilecek hiçbir şeyi anlayamayacağını söyledi. Ben de “bu beyni kim yaptı, Tanrı mı yoksa başka birisi mi?” diye sordum. Bu çok şaşırtıcıdır! Ve hatta Toronto’ya gittim – hayır, Boston’a – ve orada Bana “Sizin kaç tane Rolls-Royce’unuz var?” dediler. “Hiç yok, çünkü Ben para almıyorum. Sahip olduğum her şey kocama ait”, dedim. “O zaman biz bununla ilgilenmiyoruz. Sizin ticaretin içinde olmanız gerekiyor”, dediler. Tanrısal olana karşı bu türden bir tutum olması, çok şok edici. “Siz İsa’ya ne kadar para ödediniz?” diye sordum. Bugün de bir radyodan bir soru geldi ve Bana, “Siz hiç para almıyorsunuz; o zaman nasıl seyahat ediyorsunuz?” diye sordular. “Şimdiye dek, uzunca bir süredir kocamın parasıyla seyahat ediyordum, buna şüphe yok ama şimdi çok sayıda Sahaja Yogimiz var ve onların kendilerine saygıları var ve Bana bir ödeme yapmıyorlar. Bana değil ama seyahat acentelerine ödeme yapıyorlar. Benim onlar için ödeme yapmamı istemiyorlar – aksi halde yarın çıkıp ‘pekala, bizim yemeğimizi de siz ödeyin şimdi’ diyeceklerdir!” dedim.

Yani, kendine saygısı olan her insan bunu anlayabilir. Yani eğer biri para almazsa, onlar öyle bir sınıra kadar giderler ki, Ben onların kurtuluşu için bile ödeme yapmalıyım, onların yerlerine, onların ayaklarına gitmeliyim, salon için ödeme yapmalıyım, her şey için Ben ödeme yapmalıyım. Bu tür bir beyin – oh, hepsi böyle değil, hepiniz Anglosakson değilsiniz, umarım böylesinizdir! – Anlayamıyorum. İşte bu yüzden, bu olması gereken noktaya gelmedi. Tam tersine, Rusların çok cesur insanlar olduğunu söylemeliyim. Savaşla birlikte çok güçlendiler. Aksine, diğer ülkelerde olanların, savaşla birlikte çok gergin, çok korkmuş olduklarını gördüm. Ve hemen bunun bedelini ödeyemeyeceğiniz üzerinden, tek bir noktadan Sahaja Yoga’ya yöneldiler. Onlar bunu görebiliyorlardı, ödeme yapamazsınız çünkü bu yaşayan bir süreçtir. Bu öyle bir bilgelik ki, yerine oturdu. İnanmayacaksınız, İngiltere’de dört yıl boyunca yedi tane hippiyle savaştım: sorular, bir bombardıman gibi ve – bu çok fazlaydı! Pes etmek üzereydim. Onlar bunun sadece saldırılacak bir şey olduğunu düşündüler. İşte bu yüzden tüm azizlere, tüm enkarnasyonlara ve tüm peygamberlere saldırdılar ama umarım şimdi herkes başımızın belada olduğunu anlamıştır. Hepimizin başı belada. Ertesi gün ne olacağını bilmiyoruz. Kansere yakalanabiliriz, başka bir belaya yakalanabiliriz. Bilmediğimiz herhangi bir sorunumuz olabilir. Geleceğimizden emin değiliz. Bu yüzden içimizdeki özel enerjiyi almamız, kendimizi aydınlatmamız ve bizi çok daha bilge, sağlıklı, neşeli ve bilgili kılacak bir şeye yönelmemiz daha iyidir.

“Bilgi” beyniniz aracılığıyla değil, merkezi sinir sisteminiz vasıtasıyla bildikleriniz anlamına gelir. Herkesin söylediği buydu, şimdi zamanı geldi – Ben buna çiçek açma zamanı diyorum. Aydınlanma alabilecek binlerce ve binlerce kişi var. Kitlesel aydınlanmaya sahip olabilmemiz çok büyük bir lütuf. Hayat Ağacı üzerinde, başlangıçta sadece bir ya da iki çiçek olurdu ama bugün Ben buna çiçek açma zamanı diyorum. Bu aslında Kıyamet Günü ama “çiçek açma zamanı” demek daha doğru gibi – daha umut verici. Umarım bu gece hepimiz aydınlanmamızı alır ve kendimizden neşe duyarız.

Tanrı hepinizi kutsasın.

Bana birkaç soru sormanızı istiyorum, çünkü bugün ilk gün. Özür dilerim, mikrofon iyi değildi, bu yüzden onlar çok geç başladıklarını söylediler. Müzisyenler Hindistan’dan geldiler – ve Avustralyalılar, İsviçreliler, Almanlar, İngilizler, onların hepsi Sanskritçe şarkıları ve çok zor bir dil olan  bu Marathi dilinde olan şarkıları, tüm bu şarkıları öğrenmiş olmalarına şaşıracaksınız – ve onlar İngilizce şarkılar da öğrendiler. Bir İngiliz’e tek bir cümle Hintçe öğretmek imkansızdı.

Bir beyefendi Bana, “‘Kapıyı kapatın demekle ne diyorsunuz?” diye sordu. Babam da ona şöyle dedi: Sen sadece ‘bir bankacı vardı’ dersin. Bu ‘kapıyı kapat’ anlamına gelir! Kapıyı açmak için de ‘soğuk bir gün olmuştu’ dersin. İşte bu şekilde  ‘kapıyı aç’ diyeceksin!”

Yani, bu çok zordu ve Sahaja Yoga sayesinde onların nasıl bu kadar dinamik bir hale geldiklerine hayret ediyorum.

Şimdi çiçek açan pek çok sanatçımız var. Sizin ülkenizde de Sahaja Yoga’dan çıkan pek çok sanatçı var. Onlar burada çok iyi tanınıyorlar. Aynı zamanda, büyük çömlekçiler ve seramik üreticileri de buradan çıktılar. Bu, bu kısım üzerinde, yaratıcılığın bu alanı üzerinde çalışıyor ve Hindistan’daki pek çok müzisyen, onlar harika müzisyenler haline geldiler. İngiltere’de bu başka bir yönde çalışıyor, insanlar kitap yazıyorlar ve asla sahneye çıkmayacak olanlar, çok iyi hatipler haline geldiler.

Yani, bunun dünyevi bir düzeyde olduğunu söylemeliyiz ama onların kendileri o kadar sabırlı ve sevgi dolu ki, size söylemek istediğim en mutlu edici şey, yirmi beş tane Alman’ın Benim Ruslara Aydınlanma vermeme yardım etmek için SSCB’ye, Rusya’ya koşmasıdır. Almanların, onlara aydınlanma vermenin kendi görevleri olduğunu içtenlikle hissettiklerini görmek gerçekten çok dokunaklıydı. Oraya gelmek için kendi paralarını harcadılar. Rusya’ya gitmek oldukça zordur çünkü otellerin ve diğer şeylerin parasını önceden ödemeniz gerekir. Tüm bunları yaptılar ve oradaydılar. Bu dünyada gerçekleşen çok güzel bir şey, çok güzel insanlar. Birbirlerine hayranlık duymaları ve hayran olmaları harika bir şey.

Bu yüzden Bana bazı sorular sormanızı bekliyorum ama sorular konuyla ilgili olmalı çünkü Ben sizinle kavga etmek için burada değilim, Ben sadece sizin sahip olduğunuz şeyi, kendi malınızı size vermek için buradayım. Dolayısıyla, Bana karşı saldırgan bir şekilde davranmanıza ya da Bana öfkelenmenize gerek yok. Ben buraya sizden bir şey almaya gelmedim. Dolayısıyla, mantıklı bir şekilde, her ne sormak istiyorsanız lütfen sorun ve Aydınlanmalarını almak için heyecan duyan başka insanların da zamanını boşa harcamamalıyız.

Arayış içindeki kişi: Bay Gorbaçov aydınlanmış birisi mi?

Shri Mataji: Evet, fazlasıyla. Bunun için Tanrı’ya şükürler olsun!

Arayış içindeki kişi: Peki ya Bay Bush?

Shri Mataji: Kim?

Arayış içindeki kişi: Bay Bush.

Shri Mataji: Ona aydınlanma verebilirsiniz. Sen verebilirsin.

Arayış içindeki kişi: Ne için?

Shri Mataji: Bunu sormamak daha iyi. Bakın, Amerikalılar bile bazen şunu anlamıyorlar, eğer Gorbaçov demokrasiyi seçtiyse, o Amerikan tarzı bir demokrasiyi seçmedi çünkü Amerikan demokrasisi çok iyi bir atmosfer yaratmamıştır. Amerika’ya giderseniz (yolda) alyans bile takamazsınız. Elinizdeki bir alyans için bile sizi öldürebilirler. Böyle bir durum var. Korkunç bir durum!

Ve bir keresinde Los Angeles’ta bir yolda gidiyordum ve arabamı süren kişi Bana “Anne, başınızı eğin” dedi. “Neden?” diye sordum. O da, “Geçen hafta bu yolda on bir kişi öldürüldü” dedi. “Neden?” dedim. “Öylesine.” Bende “Öylesine mi?” dedim. Bu kadar mı delirdiniz?”

Yani demokrasi iyi bir toplum yaratmadı, bu iyi bir toplum değil. Paraları var, hepsi bu. Ama para da o kadar dengeli değil diyebilirim; para iyi insanlar, iyi çocuklar, iyi aileler yaratmıyor. Bunun hayırlı olan, iyi bir atmosfer yaratması gereken para olması gerekir.

Ve çok sayıda hasta olan insanlar var: bazıları da çok aptal, aptallar. Seksen iki yaşında olan insanlar, sinema aktörleri ve aktrisler, sallanma dansına gidiyorlar – onlar zaten sallanıyorlar! Yani, bunu anlayamıyorum. Ve doksan iki yaşında, ata binmek istiyorlar. Sonra da attan düşüp ölüyorlar. Doksan iki yaşında ata binmeye ne gerek var?

Yani, olgunluk yok. Eğer demokrasi sizi olgunlaştıramıyorsa, o zaman besleyici değildir.  Siz olgunlaşmalı; daha bilge bir insan olmalısınız. Siz hala on altı yaşında bir velet olarak kalıyorsanız, bunun ne faydası var?

Yani bu bir yerde başarısız oldu. Komünizm’in başarısız olması gibi, bu da başarısız oldu ama Gorbaçov bunu görebildi. Bay Bush da bunu görmek zorunda. Ayrıca, onların bu Azerileri destekleme şekilleri – bu Azeriler korkunç insanlar. Oraya gittim, Semerkant’a gittim, tüm bu yerlere gittim ve oraya gittiğimde onlar lüks içinde yuvarlanıyorlardı, komşuları Afganlardan bin kat daha iyi durumdaydılar.

Onlar, “İslam’ı yaşayamadığımız için çok perişan durumdayız” dediler ama Ben dedim ki: “Neden İslam’a uymak istiyorsunuz? İslam neyi iyi yaptı, Hıristiyanlık neyi iyi yaptı? Neden İslam’ı takip etmek için bu kadar isteklisiniz?” dedim.  “Hayır, bunu yapmak zorundayız”, dediler.  Ve şimdi İranlılar buraya nüfuz ediyor ve eğer siz Azerileri desteklerseniz, İranlıları ve onların kökten dinciliğini de destekliyorsunuz, demektir.

Yani buna dair hiçbir düşünce yok. Bu uygun bir vizyon değil; çok bulanık bir görüş. Ne yaptığımızı, kime yardım ettiğimizi açıkça görmemiz lazım. Yaptığımız işin bir prensibi olmalı. Aydınlanmış bir ruh olan ve bunu başlatan Abraham Lincoln’ü düşünün ve onu orada ne kadar ileri götürdüğünüzü görün.  Ve bir yerlerde onun adı verilmiş tek bir yol var. Yani onun koyduğu ilkelere hiç kimse aldırmıyor.

Yani orada bir şeyler ters gitti. O halde arkamıza yaslanıp demokrasimizde neyin yanlış olduğunu görmeliyiz. Ve tüm bu demokratik ülkelerde, her türden sahte guru zenginleşti, çünkü herkes parayı istediği kişiye verme özgürlüğüne sahiptir.

Evet? Bu iki bayan…. Tamam, önce siz sorun.

Sahaja Yogi: Bu kişi on beş yıldır yoga yapıyor. Ve bahsettiğiniz tüm bu hususlara ulaştığını ancak sol kanalının zayıf olduğunu söylüyor. Ona yardım edebilir misiniz?

Shri Mataji: Evet. Bu kesinlikle modern yoganın sonucudur. Aslında Patanjali,  Hatha Yoga üzerine çok büyük bir kitap yazmıştır. Bunu hiç kimse bu kitabı okumaz. Onlar sadece onun küçük bir kısmını almışlardır, bu da ashtanga’dır, bu da onda toplamda sekiz kısım olduğu anlamına gelir, bunun bir kısmı yam niyam’dır, yani bunun sadece sekizde biri egzersizle, yani fiziksel olanla ilgilidir.

Ama bu aynı zamanda Kundalininiz yükseldiğinde ve omuriliğinizde veya çakralarınızın herhangi bir yerinde kusurlar gördüğünüzde de kullanılmalıdır: o zamanda siz fiziksel bir düzeltmeye ihtiyaç olup olmadığını bilmelisiniz, tamam mı?

Ama bizim şu an yaptığımız Hatha Yoga, ilaç kutusunun içinde duran tüm ilaçları hiçbir ayrım yapmadan içmek gibi bir şeydir. Yani fiziki tarafa bu kadar dikkat ettiğimiz zaman, sağ kanala yöneliyoruz ve sol kanal ihmal ediliyor. Bir dengesizlik var. Ve aynı zamanda bunu yaparak, pek çok fiziksel sorun da geliştirirsiniz – fiziksel.

Tıpkı bu günlerde koşmanın bir moda olması gibi, herkes koşuyor. Herkes sinema oyuncusu olmak istiyor ya da güzellik yarışmasına katılmak istiyor, onların ne istediklerini bilmiyorum. Ve bizim insan olduğumuzu, hassas şekilde yaratıldığımızı anlamıyorlar. Seksen yaşındaki yaşlılar bile koşuyorlar, ne için? Sonra da kalp krizi geçiriyor, ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Yani bu tür bir Hatha Yoga sol kanalımızı öyle zayıflatır ki, bir kadın çocuk sahibi olamayabilir bile. Üstelik bu tür Hatha Yoga yapan bir adam, fırın gibi olur, bu kişi o kadar çabuk sinirlenen bir adamdır ki, o kişiye bir mavna direğiyle (ondan uzak durmak gerek anlamında) yaklaşsanız iyi olur! Üzerinize ne zaman atlayacağını Tanrı bilir.

Ama Sahaja Yoga’da dengenize kavuşacaksınız. Yani, şimdi bu kadar çok egzersiz yapmayın, ayırt ediciliğinizle hangisini istediğinizi, hangisini yapmanız gerektiğini anlayın – bu kadarını yapmalısınız.

Sahaja Yogi: Evet. O zaman burada elini kaldıran bir bayan var.

Arayış içindeki kişi: Sezgisel olarak mı hareket ettiğinizi yoksa bunun sadece o an gelişen bir arzu mu olduğunu nasıl anlarsınız?

Shri Mataji: Yani soruyu Benim için mi yoksa kendiniz hakkında mı soruyorsunuz?

Arayış içindeki kişi: Genel anlamda. Farkı nasıl anlayabiliyorsunuz?

Shri Mataji: Çünkü siz henüz aydınlanma konumuna ulaşmadınız. Eğer aydınlanma sırasında bir soru sorarsanız, herhangi bir soru: diyelim ki, birisi “Ben Tanrı’ya inanmıyorum” diyor.  Pekala, siz üç kez “Tanrı var mı?” diye bir soru sorun ve üzerinize güzel bir rüzgar gelir. “İsa Tanrı’nın Oğlu muydu?” Bu soruyu sorun: anlarsınız. Sonra sizi linç eden korkunç bir guru hakkında soru sorun ve yanmalar hissedebilirsiniz, hatta su toplamaları bile yaşayabilirsiniz.

Ama aydınlanmış bir ruh olmadığınız sürece ve aydınlanma alana dek, bunu yapmak zorundasınız – bunu yapmak kolay değildir. Tek şey şudur, sizin her şeyden önce bağlantıda olmanız ve bunu oturtmuş olmanız gerekir. Sonra düşüncesiz farkındalık konumundan, siz şüphesiz farkındalık konumuna ulaşırsınız. Ve o zaman muazzam olursunuz.

Sahaja Yogi: Tam arkada bir tane var.

Arayış içindeki kişi: Aydınlanmanız anında mı gerçekleşiyor yoksa yavaş yavaş mı gerçekleşiyor?

Shri Mataji: Bir anda olur, çocuğum. Öyle olmalıdır. Çoğu durumda öyle olmak zorundadır; bu o kadar spontandır ki.

Hindistan’da büyük bir kral olan Shivaji’nin gurusu olan Ramdas adında bir aziz vardı – o da yine aydınlanmış bir ruhtu – ve birisi o azize, “Kundalini’nin yükselmesi ne kadar zaman alır?” diye sormuş. O da Sanskritçe “Tatkshane” demiş – “O anda” demektir. O anda.

Ama size aydınlanmayı veren kişi, Tanrısal Olan tarafından yetkilendirilmiş birisi ve gereceğin arayışında olan bir kişi olmalıdır. Demek istediğim, bugün her yerde olup bitenlere Ben de şaşırıyorum. Bu günlerde Tanrısal Olan’ın size Aydınlanma vermek için bu kadar istekli olması gerçekten çok şaşırtıcı. Pek çok kişi Bana, “Anne, neden bu kadar çok insana aydınlanma veriyorsunuz?” diye soruyor. “Bunu nasıl sınırlandırabilirim? Şimdi o sınırsız bir hale geldi”, dedim.

İsa’nın yaptığı benzetmede olduğu gibi, (tohumların) kimileri bataklık araziye düşer ve onlar sadece filizlenir ve kaybolurlar – bunu biliyorum ama geri döneceklerdir; geri döneceklerinden eminim ama bazıları da çok hızlı gelişir ve yerleşirler.

Rusya gibi bir yeri hayal edin, burası sadece vahşi bir yer olmalı diye düşünmüştüm, orada çok güzel şeyler olduğunu gördüm. Onlar, onlar Tanrı’dan hiç bahsetmediler, dinden hiç bahsetmediler, maneviyattan hiç bahsetmediler. Ve Ben açıkça Tanrı’dan ve her şeyden bahsettim; orada kimse Beni tutuklamadı. Burada, Tanrı’ya ibadet eden ve pek çok kilisesi olan, pek çok tapınağı ve camisi olan bizler, sizlerde bunlar var ve burada Ben bir suçlu gibi hareket etmek zorundayım! Onların kiliseleri, camileri ya da tapınakları olması dışında, bize siz bir “tarikatsınız” diyorlar; onlar tüm parayı, her şeyi alırken – onlar çok para odaklı ve aynı zamanda güç odaklılar – ama siz bir “tarikatsınız”!  diyorlar. Bu çok komik.

Sahaja Yogi: Evet, lütfen? Başka bir beyefendi de mi var hala? ….

Shri Mataji: Pekala. Bana sormaları gerekiyor ….

Arayış içindeki kişi: Anne, yaklaşık iki aydır deniyorum ama burada hiç serin esinti hissetmiyorum.

Shri Mataji: Ellerinizde mi hissediyorsunuz?

Arayış içindeki kişi: Hayır, hissetmiyorum.

Shri Mataji: Pekala, buna bakacağız. Programdan sonra – ah, kesinlikle bugün onu hissedeceksiniz.

Arayış içindeki kişi: Siz içgüdüyü yedi merkezin neresine yerleştirirdiniz?

Shri Mataji: Bilirsiniz, “içgüdü” çok kafa karıştırıcı bir sözcük – tamam mı? Yedinci merkeze vardığınızda, siz limbik bölgeye varırsınız. Ve limbik bölgede yedi merkezin yedi adet koltuğu/yeri vardır. Dolayısıyla, herhangi bir yerin içgüdü olduğunu söyleyemezsiniz ama içgüdü Tanrısal olandan gelir. Dolayısıyla, Tanrısal olanla bağlantılı olduğunuzda, onu beyninizde alırsınız ve bu sinirlerinize iletilir. Ayrıca, merkezlerinize de iletilir ve onu besler. Yani, siz onu kategorize edemezsiniz.

Evet, nedir o? Sorun, sorun!

Sahaja Yogi: O bunu çok kafa karıştırıcı buluyor: zihin nedir, düşünce nedir ve düşünmek nedir?)

Shri Mataji: Sanırım yarın düşünmek hakkında konuşacağım. Orada size her şeyi anlatacağım – tamam mı? Bunu yarına saklayabilir misiniz, lütfen? Tamam mı? Yarın size anlatacağım.

Arayış içindeki kişi: Yiyeceklerin bu süreçle ya da teknikle bir ilgisi var mı?

Shri Mataji: Görüyorsunuz, yediğiniz her tür yiyecek sizin mizacınıza, prakritinize uygun olmalıdır. Buna uygun olmak zorundadır.

Diyelim ki çok sağ kanal bir insansınız, o zaman karbonhidratları daha fazla almanız sizin için daha iyidir. Ancak sizin sol kanal bir kişi olduğunuzu varsayarsak, protein almanız sizin için daha iyidir. Bu konuda kesin ve katı bir kural yoktur. Sizin yapınıza uygun olması gerekir. Biz böyle karar veriyoruz. Her bireyin farklı bir mizacı vardır ve buna göre, kişinin ne tür bir gıda alması gerektiğine karar vermeliyiz.

Sahaja Yogi: İki soru, Shri Anne. Birincisi, Siz vejetaryen misiniz? Ve ikincisi, ruhun bir hafızası var mıdır?

Shri Mataji: Pekala. Beni keşfetmeniz iyi olur. Bakın, Ben Kendim hakkında konuşmam. Bunun nedeni şudur: Kendisi hakkında bir şey aramaya, söylemeye veya bir şey iddia etmeye çalışan herkese, insanlar çok kötü davranmışlardır. İsa, “Ben Tanrı’nın Oğluyum” dedi – ki bu bir gerçektir. O’nu çarmıha gerdiler. O yalan söylemedi. Yani, Ben çok incelikli birisiyim! Bu yüzden, önce aydınlanmanızı alın çünkü Ben şu anda çarmıha gerilmek istemiyorum; bunu mümkün olduğunca ertelemek istiyorum! Dolayısıyla, aydınlanmanızı aldığınızda, Benim hakkımda daha iyi bir şekilde bilgi edinebilirsiniz.

İkinci soru nedir?

Sahaja Yogi: Ruhun bir hafızası var mıdır?

Shri Mataji: Ruhun bir hafızası vardır, elbette vardır. Ruh aynı zamanda en az üç, dört konuşma sürecek başka bir konudur ve Ben bu konuda konuşmalar yaptım.  Kaseti alıp kendiniz bakabilirsiniz ve aydınlanma aldıktan sonra, o ölü ruhları  görebilirsiniz de ve ayrıca Chaitanya’yı, bu vibrasyonları, parlayan minik minik virgüller  şeklinde görebilirsiniz. Aydınlanma aldıktan sonra, onları görürsünüz. Ve şimdi ruh hakkında Benim söylediğim pek çok keşif yapıldı, bunları kasetlerimden de görebilir ve dinleyebilirsiniz. Bu çok uzun bir konu. Tamam mı?

Arayış içindeki kişi:  Vücudunda bazı yapay kalp kapakçıkları ve bazı şeyler olanların ve yapay organları olan bir kişinin aydınlanma alıp alamayacağını merak ediyor.

Shri Mataji: Elbette alabilirsiniz. Yaşayan herkes aydınlanma elde edebilir. Çünkü siz yaşıyorsunuz, çünkü içinizde Ruh var. Ruh kalbinizden kaybolduğu gün, biz artık yokuz. Aksine, kalp durumunuz çok daha iyi olacaktır. Bypass olan pek çok kişi bundan kurtuldu. Anjini olan pek çok kişi tamamen iyileşti. Pek çok kalp hastası tamamen iyileşti.

Sahaja Yogi: Evet, şimdi, siz sorun. Şimdi o soruyor. … Onu duyabiliyor musunuz? Biraz yüksek sesle, duyabiliyor musunuz?

Arayış içindeki kişi:  Görünüşe göre bu çakra kitaplarının birçoğunun yazarları her çakranın farklı bir … alana karşılık geldiğini söylüyorlar. (Soru devam eder: … ruhunuzun, varlığınızın doğrulanması. Bu gerçekten doğru mu? Buradaki çakrada olduğu gibi).

Shri Mataji: Agnya.

Arayış içindeki kişi: Evet. Eğer bu açılırsa, diğer varlıklardaki şeyleri algılayabildiğinizi söylüyorlar; nerede olduklarını görebilmek gibi… ya da psişik güçleri ve diğer şeyleri kullanabildiğinizi söylüyorlar, anlıyor musunuz? Bu gerçekten doğru mu?

Shri Mataji: Evet. Şimdi, bu çakra çok önemlidir. Optik kiazma üzerinde bulunan bu Agnya çakra çok önemli bir merkezdir. Agnya çok sıkışık bir şeydir ve İsa’nın dirilişi, bu sorunu bizim için çözdü çünkü O dirildi ve bu çakraya yerleştirildi. O bu çakranın yönetici Deitysidir. Bu nedenle, Kundalini O’nu bu çakrada uyandırdığında, size söylediğim gibi bu iki balonu içine çeker: ego ve süperego.

Şimdi ego ve süperego, hipofiz ve epifiz dediğimiz iki organ ya da bu iki şey tarafından kontrol edilir. Dolayısıyla, bu merkez hipofiz ve epifiz kısmını kontrol eder. Ayrıca, bu optik kiazma üzerindedir. Yani, onun aracılığıyla her şeyi net bir şekilde görebilirsiniz. Uyandığında, daha süptil olan şeyleri görmeye başlarsınız. Ama eğer ışık görüyorsanız, bu doğru değildir. Bu sizin sağa doğru hareket ettiğiniz anlamına gelir çünkü siz sağ taraftaki unsurları görürsünüz. Geçmişi de görebilirsiniz: Krishna’yı görebilirsiniz; birisini, geçmişi görebilirsiniz.

Görmeniz gereken şey, her ne görüyorsanız, siz o değilsiniz. Diyelim ki ışığı görüyorum, ben ışık değilim. Yani, siz ışık olmalısınız. Yani bu hareket gerçeklikten sapmadır. Sağa ya da sola gitmek doğru değildir ve bir başarı olarak görülmemelidir çünkü “görmek” size hiçbir şey vermez. “Olmak” size bir şey verir. Bu olmaktır; siz olmak zorundasınız. Tamam mı?

Sahaja Yogi: Şimdi, var mı?

Arayış içindeki kişi:  Eylemlerimiz özgür irade tarafından mı yönetiliyor, yoksa sadece kader mi?

Shri Mataji: Bu özgür irade, mutlak özgür iradedir. Siz buraya özgür iradenizle geldiniz ve Ben de sizin özgür iradenize, özgürlüğünüze saygı duyuyorum. Eğer aydınlanma almak istemiyorsanız, bu zorlanamaz, bu yapılamaz. Bu şey, sizin özgür iradenize saygı gösterir. Ona ancak özgür iradenizle, özgür bir gönül hoşnutluğu içinde sahip olmak isterseniz, bunu elde edebilirsiniz.

Bir şekilde, elbette, bunun ölçülü şekilde yaşayan insanlara yardımı olur; ama size söylediğim gibi, Tanrısal olan o kadar isteklidir ki, ne olursanız olun, siz aydınlanmanızı alırsınız, bugün olan bir şey gibi. Ben böyle gördüm. Yani beklemeniz gereken şey budur. Ve geçmişinizi hiç düşünmemelisiniz. Unutun onu.

Evet?

Arayış içindeki kişi:  O zaman karma ne olacak?

Shri Mataji: Karma, size söylediğim gibi, o emilir. Kundalini bu merkez sayesinde yükseldiği zaman, bu  iki yapı tarafından emilir. Bunlardan birisi ego. Sadece ego, bize karmalar meydana getirdiğimizi  söyler. Hayvanlar günah işlediklerini ya da karmalar yarattıklarını hissetmezler; sadece bizimdir, çünkü bizim egomuz var. Bu ego bizi içine çeker. Yani tüm karmalarımız bitmiştir. İsa’nın günahlarımız için öldüğünü söylediler ve bu kanıtlandı.

Şimdiye dek…

Arayış içindeki kişi:  Reenkarnasyonla ilgili olarak, insanlar insan olarak mı geri gelirler?

Shri Mataji: Evet, gelirler. Bazıları hayvan aşamasından da gelirler, çünkü biz onların neden böyle davrandıklarını açıklayabiliriz!

Arayış içindeki kişi:  Anne, şuradaki parmağımda ve şuradaki bölgede çok güçlü hisler alıyorum. Bu rahatsızlığın nedeni nedir…?

Shri Mataji: Ne hissediyorsun? Agnya’da, burada mı? Burada ve burada. Isı mı hissediyorsunuz?

Arayış içindeki kişi: Şu parmağın üstünde ağrı var ve orada küçük, bir tür ısı ve ağrı …

Shri Mataji: Burada mı? Pekâlâ. Nedeni için endişe etmeyin. Biz onu düzelteceğiz. Tamam mı? Bunu bilmemek daha iyi. Ciddi bir şey değil ama yine de… Görüyorsunuz, bu şu olabilir – işiniz nedir?

Arayan: Benim bir işim yok. Geçen yıl bir trafik kazası geçirdim ve o zamandan beri iş göremez durumdayım.

Shri Mataji: İş göremez mi?

Arayış içindeki kişi: Evet.

Shri Mataji: Nasıl?

Arayış içindeki kişi: Evet: Her iki bacağımda ve karnıma kadar, göğsüme kadar yaralanmalar.

Shri Mataji: O ne dedi?

Sahaja Yogi: Her iki bacağında ve gövdesinde göğsüne kadar olan bölgede ciddi yaralanmalar var.

Shri Mataji: Ve sol elinizde, ne hissediyorsunuz?

Arayış içindeki kişi: Şuradaki parmağımda çok fazla ağrı ve tam şurada üçüncü parmağımla aynı hizada bir ağrı.

Shri Mataji: Hepsi mi?

Sahaja Yogi: Sağ Vishuddhi, Shri Anne.

Arayış içindeki kişi: Ve bu da burada.

Shri Mataji: Pekala. Yani, bu, bu kesinlikle bedeninizle bağlantılı ve bunun düzeltilmesi gerekiyor, hepsi bu. Tamam mı? O zaman hiçbir şey hissetmeyeceksiniz.

Arayış içindeki kişi:  Neden fiziksel bir konuma bürünüyoruz?

Shri Mataji: Onsuz aydınlanma elde edemezsiniz, çocuğum. Onu havadan elde edemezsiniz!

Sahaja Yogi: Dedi ki, “Eğer aydınlanma alışkanlıkların bırakılması ise, doksan beş yaşında ata binmek sadece bir alışkanlık meselesi değil midir?”

Shri Mataji: Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır! Siz anlamadınız. Hayır, hayır! Ne olur, siz çok güçlü bir kişilik haline gelirsiniz ve aydınlanmış bir kişilik haline gelirsiniz, bu yüzden de sizin için kötü olan her şeyi bırakırsınız, hepsi bu.

Arayış içindeki kişi:  Ata binmek mutlaka kötü müdür?

Shri Mataji: Sizin için iyi olmayan her şeyi anlarsınız ve kimsenin size söylemesine gerek yoktur. Siz kendi kendinizin üstadı olursunuz, kendi kendinizin gurusu olur ve onu bırakırsınız. Benim size “Şunu yapma” ya da “Bunu yapma” dememe gerek yoktur – siz bunu sadece kendiniz yapın. Bu Benim için daha iyi değil mi?

Şimdi, çok fazla soru var; saat on olmak üzere.

Evet mi?

(Belirsiz soru)

Shri Mataji: Ne dedi? Onu takip ettiniz mi?

Sahaja Yogi: Bunu anladığımı sanmıyorum. …. Sanırım şöyle dedi, “Eğer  Siz Tanrısal vibrasyonların içine atlama fikrini destekliyorsanız ve kendimizi temizlemek istiyorsak, bir zamanlar temizlenmek için nehrin içine atladık ama şimdi nehir kirlendi. Ruh’un içine atlamanın tehlikeleri var mı?

Shri Mataji: Hayır, hayır, hiç tehlikeli değil – bu harikadır! Hayır, hayır, hiç de tehlikeli değil: bu bir efsane. Bu Kundalini hakkında bir efsane. Bu onların yarattığı bir efsane çünkü onlar sizin aydınlanma almanızı asla istemediler, ki böylece sizden para kazanabilsinler. Onlar sizin gerçeğin içine girmenizi istemiyorlar. Bu sayede sizi kullanabilecekler.  Onların tüm bu şeyleri söylemelerinin nedeni budur. Bunun hiçbir anlamı yok. Şu anda o kadar çok yerde çalışıyoruz ki, aksini hiç görmedim. En fazla bazı insanlar, mesela burada bulunan bu bayan hastaydı, eli titriyordu ve sonra onu Toprak Ananın üzerine koydu, Benim önümde oturuyordu ve iyileşti. Böylece titremesi durdu. Parkinson’du. Sadece burada oturuyordu; şimdi gitti.

Arayış içindeki kişi:  Alev nedir,  Shri Anne? Ruh mu? Alev nedir? …. (Çizim üzerinde.)

Shri Mataji: Alev nerede?

Sahaja Yogi: Sol kalpte.

Shri Mataji: Sol Kalpte Ruh vardır. Ruh. Ruhu göstermek zordur, görüyorsunuz, bu yüzden onu bir alev olarak gösterdiler.

Arayış içindeki kişi:  Rüyaların kişinin Ruhunda bir rolü var mıdır?

Shri Mataji: Onlar farklı alanlardan gelirler. Sadece kolektif bilinçaltından gelmezler, aynı zamanda geçmiş yaşamlarınızda sahip olduğunuz bilinçaltından da gelirler, belki bu yaşamdan; bu sadece dünden de geliyor olabilir. Yani, hangi alandan geldiğine bağlıdır. Ama bu önemli değildir. Bir kez gerçek hakikati öğrendiğinizde, o zaman bu tür şeylerle uğraşmazsınız; çünkü iletişim dolambaçlı değildir, doğrudan doğruya gerçekleşir, dolayısıyla hakikati bilirsiniz. Dolayısıyla, artık bilmekle ilgilenmezsiniz.

Arayış içindeki kişi:  Aydınlanma almış bir kişide üzüntüye yer var mıdır?

Shri Mataji: Hayır, hayır, hiç de değil. Bu çok büyük bir neşedir. Görüyorsunuz, keder bizim cehaletimizden kaynaklanır. Ayrıca, onlar sizin her şey için üzülmenizi istiyorlar, bilirsiniz. İsa’yı bir iskelet gibi göstermeleri gibi, biliyorsunuz, doğal olarak üzülüyorsunuz; ama sadece Michelangelo Onun çok büyük bir Şahsiyet olduğunu açıkça görebiliyordu. Bu yüzden O’nu Sistine Şapeli’nde gördüğünüz şekilde büyük bir dev gibi resmetti ama aşağıda, salondaki masanın üzerine İsa’nın bir iskeletini yerleştirmişler, bu da içinizde korkunç duygular yaratıyor. Bence bu rahiplerden birisinden, haçı (sırtında) karşıdan karşıya taşımasını istemeliyiz ve acaba iskelet bedenleriyle bunu yapıp yapamayacaklarını görmeliyiz. Bu şekilde keder de yaratılmış olur.

Ayrıca insanlar üzgün olduklarını göstermek isterler. Bu bir Yunan trajedisi gibi, bunun hiçbir anlamı yok; gereksiz yere Yunan trajedisi yaratmayın. Yani, bir beyefendi aşık oluyor: düşüyor, kalkmıyor, aşık oluyor! Ve sonra o kişiyle evlenmiyor; sonrasında hasret çekiyor. Demek istediğim, insan hayatı çok daha değerlidir, bu bir bayanın ardından özlem duymak değildir. Ardından bir sonraki yıl, o kadınla evlenir. Yani bu – görüyorsunuz, her şeyin bir anti-tezi de olmalıdır. Sonra aynı kadınla evleniyor ve ondan bir şekilde kurtulmak istiyor. Ve sonra da hayal kırıklığı yüzünden onu öldürüyor. Hikaye bu olmalıdır çünkü insanoğlunun bu tür savurgan alışkanlıkları hiçbir yere varmıyor.

Neşeyi siz başka birisinden alamazsınız: neşe sizin kendi malınızdır. Bu sizin kendi Ruhunuzdan gelir. Bu başka bir kişiye bağlı değildir. Aydınlanmış bir ruh, sadece diğer bir Aydınlanmış ruhtan keyif alabilir. Ancak Aydınlanmış bir ruh olduğunuzda ve başka bir kişi de Aydınlanmış bir ruh olduğu zaman, siz diğer bir kişinin değerini anlarsınız; aksi takdirde anlayamazsınız.

Öyle değil mi?

(Belirsiz soru)

Shri Mataji: Görüyorsunuz, Gorbaçov bir sorunu çözdü, birazcık. Çünkü bunlar iki üstün güç, görüyorsunuz: süper, en büyük, buna süper güçler diyebiliriz. Yani, alkışlamak için iki ele ihtiyacınız var. Yani, bir el geri çekildi. Şimdi bu diğer el ne yapacağını, neye vuracağını bilmiyor, bu yüzden o da geri çekilmek zorunda. Yani bir bakıma savaşın baskısı azaldı ve daha da azalacaktır.

Ama Bence bugün dünyanın sorunu, eğer uluslararası anlamda bakarsanız, köktenciliktir. Kökten-dincilik. Ve köktendinciliği teşvik etmeye çalışanlar gerçekten insanlığa karşı günah işliyorlar diye düşünüyorum. Bu yüzden, kökten-dinciliği en büyük problem olarak görüyorum ve buna cevap Sahaja Yoga’dır.

O zaman toplumsal sorunlarımız ortaya çıkar çünkü bizler bir kadının rolünü ve bir erkeğin rolünü anlamayız ve kadınlara oynadıkları büyük rol için saygı duyulmadığımı zaman, onlar garip bir şey haline gelirler.

Dolayısıyla, aydınlanmış bir kişi olduğunuz zaman, tüm bu anlayış çok hoş bir şekilde size gelir.

Bir başka sorun da ekolojik sorundur, bu da kendi dengesizliklerimizden kaynaklanır. İçimizde ne varsa, dışarıya da onu yansıtırız. Görüyorsunuz, içimizde çok fazla dengesizlik var.

Mesela Hindistan’dayken, Ben evimde içki içilmesine asla izin vermedim. “Pekala, eğer içki içmek istiyorsanız, evinizde için ve Benim evime daha sonra gelin” dedim.

Ama sarhoş olan bir kişiyi anlayamıyorum. Tanrı bilir, bu kişi kalkıp Bana tokat atabilir ya da herhangi bir şey yapabilir! Ama Londra’ya gittiğimizde, onlara içki teklif etmemiz gerektiğini söylediler. Ben de “Tamam” dedim. Kocama dedim ki, “tüm bunları sen ayarla. Kendin yap.” O zamanlar – bu çok uzun zaman önceydi, size söylüyorum – sadece sıradan bir parti için kristal bardak almak için başlangıçta dokuz yüz pound harcamamız gerekiyordu. Bu daha kurulan bu kütüphanenin başlangıcıydı. Ve daha sonra buna pek çok şey eklenecekti. Bunun için bir bardak var ve şunun için de ayrı bir bardak var – yani aslında bir bardak yeterli. Ve onun için bir bardak ve bu – büyük, bu büyük bir bilim, bilirsiniz, kitap üstüne kitap. Kocama dedim ki, “Bunu alıp okusan iyi olur.” Sonra üç, dört kişi tuttuk. Dedim ki, “Baba (Dayı), sen bu insanlara göz kulak ol.” Biri onu istiyor, biri şunu istiyor ve bu çok büyük bir sosyal saçmalık.

Yani, bu şeyleri biz yarattık. Sonra, çatal ve kaşık, buradan başlıyor ve böyle devam ediyorsunuz; ve sonrasında bu şekilde devam ediyorsunuz. Tüm bunları yapmanıza gerek yok. Anlıyorum, eğer bu sanatsal bir şey olsaydı, tamam, bazı sanatçılar bunu yapıyorlar ama bugünlerde sanat yok: o kadar basit ki, içinde sanat yok. Ortada tek bir çiçek bile olsa onlar bunu beğenmiyorlar – bu kadarı fazla. Hiçbir yerde sanat yok, Limoge’ler (Fransız porselenleri) yok, sadece dümdüz bir askeri rap rap var. Yani tüm bu yaratım, başka bir plastik dağ oluşturacak olan işe yaramaz çöplerden ibaret.

Yani bu ekolojik sorun, denge ve sağduyu duygusuna sahip olmadığımız için ortaya çıktı. Sadece alışverişe gidin: koca karısına birkaç gömlek alması için para verir ve kadın üç, dört ay sonra atılacak olan üç, dört tane garip punk elbiseyle geri gelir. Her zaman girişimcilerin ekmeğine yağ sürüyoruz. Girişimciler bir tür garip elbiseler yapıyorlar: tamam, herkes böyle giyinmek zorunda. Bizim kendi zekâmız var; bizim kendi kişiliğimiz var! Hiçbir şekilde bireyselliğimiz kalmadı; herkes aynı şekilde giyinmek zorunda.

Şimdi, en azından saçlarımızı yıkamak istediğimiz günlerde, başımıza biraz yağ sürmemiz gerektiğini söylemeliyim, çünkü hepimiz kel olacağız ve sonrasında bu girişimciler bize peruk satacaklar. İşte numara bu! Yani şimdi moda olan yağ sürmemek – tamam, yağ sürmeyin; ama en azından saçınızı yıkamadan önce başınıza biraz yağ sürebilirsiniz.

Görüyorsunuz, söylediğim şey şu: bilgelik kısmı orada değil ve denge orada değil ve bu yüzden başımız belaya giriyor. Grand Prix (Otomobil yarışı) gibi her türden girişimler başladı. Şimdi, Grand Prix sırasında insanlar ölmelidir, yoksa bu iyi bir yarış olmaz – aynen böyle diyorlar.

Yani, bu heyecan verici yöntemlere başvurma hevesi – sanki uyuşmuş insanlar haline gelmişiz gibi heyecan verici şeylere sahip olmalıyız: herhangi bir neşe ya da mutluluk hissetmek için kesinlikle hiçbir duyarlılığımız yok, bu yüzden bize her zaman elektrik şoku gibi iğneler yapılmalı.

Tüm bunlar Bana çok şok edici geliyor. Tüm bu şoklara maruz kaldığınızda size ne olduğunu yarın anlatacağım. Olan şey şudur, siz kan kanseri geliştiriyorsunuz. Kanser bizim tarafımızdan, bizim dengesizliğimiz tarafından, bizim deliliğimiz tarafından yaratılır.

Bizler aklı başında insanlar olmak zorundayız. Kendimize saygı duymalıyız. Belki de şimdiye dek bir kimliğimiz yoktu, bu yüzden böyleyiz. Ama bir kez aydınlanma aldığınızda, kimliğinizi bilirsiniz ve o zaman kendinizden neşe duyarsınız, kendinize saygı duyarsınız. Ve zamanınızı gereksiz şeylerle harcamayın, kendinizi yok etmeyin.

Evet ? Ben, Ben şimdi size söylüyorum, görüyorsunuz, zaman çok daha ilerliyor, bu yüzden bir soru yeterli olacaktır. Şimdi kim geri çekilecek? …. Pekala, bir bayan bekliyor. O kim? Bu mu? …. Bu ne? …. Ne?

Arayış içindeki kişi:  Ruh. Ruh,  iyi ve kötü, sevgi ve nefret arasında ayrım yapar mı, yoksa sadece tepki mi verir?

Shri Mataji : Ruh bilginin kaynağıdır, mutlak bilginin; huzurun kaynağıdır, bilgeliğin kaynağıdır, sevincin kaynağıdır, dikkatimizi aydınlatan kaynaktır. Yanımızda çok büyük bir servet var. Bunun bizi aydınlatmasına izin vermeliyiz, değil mi? Şimdi soruları kesmemiz gerektiğini düşünüyorum, çünkü bir şey var: Ben soruları yanıtlama konusunda oldukça iyiyim. Tüm sorularınızı yanıtlayacağım ama bununla aydınlanma almanızı garanti edemem. Sorularınızın çoğunu yanıtlayabilirim ama aydınlanma almanızı garanti edemem. Aydınlanmanın gerçekleşmesi gerekir. Dolayısıyla, kimi soruları soramamış olsanız bile, onları unutun gitsin. Onları yarın yazılı olarak getirebilirsiniz ve yarın geldiğiniz zaman onları yanıtlamak isterim. Soruları önceden verirseniz cevaplarım. Ama şimdi düşünüyorum da, kendi zihninize, sorularla sizi daha fazla rahatsız etmemesini söyleyin. İşte bu yüzden sizden soru sormanızı istedim, böylece zihniniz kutunun içinden birdenbire dışarı fırlayan bir şaka gibi aniden ortaya çıkıp, “Ah, sen bu soruyu sormadın. Aydınlanmanı nasıl alabilirsin ki?” demesin.

Yani en önemli şey aydınlanmanızı almanızdır. O yüzden haydi artık bunu alalım diye düşünüyorum. Tekrar söylüyorum, Ben sizi zorlayamam. Ona özgür iradenizde sahip olmanız gerekir. O yüzden, lütfen aydınlanma almak isteyenler orada olsunlar. Bunu halletmek neredeyse on dakika kadar sürecek ve yarın bunu tekrar yapacağım. Çok basit, çok kolay ama aydınlanma almak istemeyenlerin salonda olmaması gerekiyor. Bu uygun değil, medeni değil. Bu nedenle almak isteyen herkesi bekliyoruz. En başta size söylemem gereken iki koşul var. Birincisi, daha önce de söylediğim gibi, sizin geçmişi unutmanız gerekiyor. Kendinizi affetmelisiniz ve hiçbir şekilde suçlu olmadığınızı bilmelisiniz. Bütün bu fikirler, sen günahkârsın, sen suçlusun, şusun ve busun diye akıl veriyor çünkü onlar bunu bozmak istiyorlar. Sizin de acı çekmenize gerek yok. Yani her şeyden önce şunu bilmelisiniz ki, kendinizi affetmelisiniz, öz saygınız olmalı ve kendinize karşı çok hoş bir tavır takınmalısınız çünkü siz Tanrı’nın Krallığına gireceksiniz. Bu ilk koşuldur. Şimdi ikinci şart ise, herkesi affetmeniz gerektiğidir. Bazıları affetmenin çok zor olduğunu söyleyecektir ama ister affedin ister affetmeyin, siz hiçbir şey yapmıyorsunuz. Bu bir hikayedir ama eğer affetmezseniz, o zaman gerçekten size işkence etmek isteyen insanların ekmeğine yağ sürersiniz. Bu yüzden en iyisi onları affetmek, unutmaktır. Affedin ve unutun gitsin.

Ama kaç kişiyi affetmeniz gerektiğini, onların ne gibi hatalar yaptığını saymaya başlamayın; bunların hiçbirini saymayın. Sadece genel anlamda “Herkesi affediyorum” deyin – sadece bu ve bitti. Tanrı bir bağışlama okyanusu olduğu için, O çok güçlü bir bağışlama okyanusudur ve siz Onun bağışlayamayacağı hiçbir şeyi yapamazsınız. Ve siz bir kez “affettim” dediğinizde Tanrı devreye girer; zahmet etmemize bile gerek yok. Elbette? Elimizdeki iki koşul bunlar; koşulların çok basit olduğunu düşünüyorum. Toprak Ana’nın yardımını almak için ayakkabılarımızı çıkarmalıyız. Bu çok önemli. Sol elinizi bu şekilde Bana doğru, rahat bir şekilde açmalısınız – elinizi kucağınızda açık tutabilirsiniz, nasıl rahatsa. Şimdi bu, sizin aydınlanmanızı almayı arzuladığınızı temsil eder. Yani elinizi her zaman bu şekilde tutun. Ve sağ elimizle de merkezlerimizi besleyeceğiz. Sağ elimizle merkezlerimizi besleyeceğiz. Ve böylece kundalininizi kendi başınıza nasıl yükselteceğinizi de bileceksiniz. Yani iki şey yapılabilir: Kundalininiz yükselecek; Hissettiğiniz kadar, içinizdeki merkezlerinizi nasıl hissedeceğinizi de ve onları nasıl düzelteceğinizi de bileceksiniz. Sadece sol tarafta çalışacağız. O halde şimdi sol elinizi Bana doğru uzatmalısınız. Önce Ben size göstereceğim, o size ne yapılması gerektiğini gösterecek, sonrasında gözlerinizi kapatmanız gerekecek. Önce elimizi kalbimizin üzerine koyacağız. Ruh kalpte ikamet eder. Daha sonra elimizi sol tarafta, karnımızın üst kısmına koymamız gerekecek.

Burası büyük üstadlar tarafından yaratılan ustalığınızın merkezidir. Daha sonra sağ elinizi karnınızın alt kısmında, sol tarafında tutmalısınız, burası bu saf bilginin merkezi sinir sisteminiz üzerinde tezahür ettiği çok önemli bir merkezdir. Daha sonra elinizi tekrar karnınızın sol tarafına, biraz daha üst kısmına doğru kaldırmanız gerekir. Üstadlığın merkezi üzerine sertçe bastırın. Sonra tekrar kalbinize. Daha sonra ön taraftan, arkadan değil ön taraftan boynunuzla omzunuz arasındaki kısma gidin ve başınızı sağa doğru çevirin. Şimdi, bu merkez çok önemlidir, çünkü bu çok yaygınlaşıyor, özellikle Batı’da, çünkü insanlar kendilerini her zaman suçlu hissediyorlar. Ve bu nedenle insanlar spondilit, anjina ve diğer tüm bu uyuşuk organ hastalıklarına yakalanırlar. Bu yüzden lütfen elinizi mümkün olduğu kadar geriye doğru, buraya koyun ve başınızı sağa doğru çevirin. Şimdi sağ elinizi alına ve alnınızın üzerine koyun ve bu elinize yaslanarak başınızı yavaşça öne doğru eğmeye çalışın. Şimdi de başımız ağrıdığında yaptığımız gibi her iki tarafından da bastırın. Burası başkalarını affetme merkezidir. Daha sonra elinizi indirmeniz, elinizi başınızın arka tarafında, optik lobun olduğu yerde, burada arkada tutmanız gerekir. Ve şimdi elinize yaslanarak başınızı mümkün olduğunca yukarı doğru kaldırın.

Burası, suçluluk hissetmeksizin Tanrısal olandan af dilemeniz gereken merkezdir – bu sizin tatmin olmanız içindir. Şimdi elinizi uzatın, avucunuzu açın ve avucunuzun orta kısmını, çocukluğunuzda yumuşak bir kemik olan bıngıldak kemiği bölgesinin tam üstüne koyun. Ve şimdi başınızı lütfen mümkün olduğunca öne doğru eğin. Elinizin parmaklarını geriye doğru itin, mümkün olduğunca geriye doğru itin. Şimdi elinizle kafa derisi üzerinde yapılan bir baskı olacaktır. Şimdi kafa derisi üzerindeki bu baskıyı yavaşça saat yönünde yedi kez hareket ettirin. Kafa derisini hareket ettirmelisiniz, elinizi değil kafa derisini, saat yönünde yedi kez, yavaşça. Başınızı eğin. Yapmamız gereken şey bu. Hepsi bu, başka bir şey yok. Yapmamız gereken tek şey bu. Şimdi, isterseniz gözlüklerinizi çıkarabilirsiniz çünkü gözlerinizi kapatıyorsunuz ve görmenize de yardımcı olabilir. Şimdi sol elinizi rahat bir şekilde Bana doğru uzatın. Ayaklarınızı birbirinden ayırın. Ve şimdi sağ elinizi kalbinizin üzerine koyun ve gözlerinizi kapatın. Burada Bana kalbinizden çok önemli bir soru sormanız gerekiyor. Bana bir bilgisayara sorduğunuz gibi bir soru sorun. Bana “Shri Mataji” ya da “Anne” diyebilirsiniz, nasıl isterseniz. “Anne, ben ruh muyum?” Bu soruyu kalbinizde sorun, yüksek sesle değil. Üç kez sorun, yüksek sesle değil, kalbinizden sorun, “Anne, ben ruh muyum?” Sadece kalbinizden sormanız gerekir. Eğer ruh sizseniz, kendi rehberiniz olursunuz, kendi ustanız olursunuz, kendi kendinizin gurusu olursunuz.

Şimdi sağ elinizi sol tarafta, karnınızın üst kısmına götürün. Ve burada başka bir soru sormalısınız, üç kez, yüksek sesle değil, kalbinizden, “Anne, ben ruh muyum?” – Ah! “Anne, ben kendi kendimin efendisi miyim? Anne, ben kendi kendimin efendisi miyim?” Bu soruyu üç kez sorun. “Ben kendi kendimin efendisi miyim?” Size özgürlüğünüze saygı duyduğumu ve saf bilginin size zorla kabul ettirilemeyeceğini söylemiştim. Bu yüzden lütfen sağ elinizi karnınızın alt kısmına götürün ve altı kez Bana, “Anne, lütfen bana saf bilgiyi ver” deyin. Ben sizi zorlayamam. Özgür iradenizle istemelisiniz. Saf bilgiyi istediğiniz anda, kundalini yukarı doğru hareket etmeye başlar. Şimdi daha yüksekteki merkezleri özgüvenimizle beslemeliyiz. Sağ elinizi karnınızın üst kısmına doğru yükseltin. Sol tarafa doğru sertçe bastırın. Ve burada tam bir güvenle, yüksek sesle değil ama kalbinizden on kez, “Anne, ben kendimin efendisiyim” demelisiniz. Lütfen bunu on kez söyleyin, “Anne, ben kendi kendimin efendisiyim.” Size en başta hakkınızdaki en büyük gerçeğin bu beden olmadığınız, bu zihin olmadığınız, bu koşullanmalar, duygular ya da bu ego olmadığınız, ama ruh olduğunuz olduğunu söyledim. Siz saf ruhsunuz. Şimdi sağ elinizi kalbinizin üzerine koyun ve burada isteyin ya da tam bir güvenle on iki kez “Anne, ben ruhum” deyin. Hiç tereddüt etmeden söyleyin. On iki kez söyleyin lütfen.

Bilginiz olsun diye söylüyorum, İlahi Güç bilginin kaynağıdır, bilginin okyanusudur, sevginin okyanusudur. Huzur okyanusu ve mutluluk okyanusudur ama her şeyden önce bağışlama okyanusudur. Dolayısıyla bu bağışlama okyanusunun gücüyle çözülemeyecek olan hiçbir hata yapamazsınız. Bu yüzden lütfen sağ elinizi boynunuzun köşesinden, omzunuzdan geriye doğru kaydırın, elinizi mümkün olduğunca geriye itin ve başınızı sağa doğru çevirin ve tam bir güvenle lütfen on altı kez, tam bir kendine güvenle, kalbinizden “Anne, ben hiç suçlu değilim” deyin. Pekâlâ. Size daha önce de söylediğim gibi, herkesi affetmek zorundasınız ve bunun zor olduğunu söyleyenler, affetmenin ya da affetmemenin bir efsane olduğunu bilmelidirler. Ama eğer affetmezseniz, o zaman yanlış ellere oynar ve kendinize işkence ettirirsiniz. Bu yüzden lütfen affedin – genel olarak herkesi, kaç kişiyi affetmeniz gerektiğini, neyi affetmeniz gerektiğini saymadan – ama sadece elinizi kaldırıp alnınızın üstüne koyarak, başınızı mümkün olduğunca öne doğru eğerek, başınızın ağırlığını elinize yaslanarak söyleyin. Lütfen söyleyin, açık bir kalple lütfen söyleyin, “Anne, herkesi affediyorum.” Lütfen söyleyin, lütfen bunu söyleyin; aksi takdirde daha sonrası Benim için zor olur: Herkesin Agnya’sını temizlemem gerekir ve o zamanda bu çok fazla zaman alır. Bu yüzden en iyisi bunu kalbinizden söylemektir. Ne de olsa, bunun için aydınlanmanızı kaçırmayacaksınız. Şimdi sağ elinizi başınızın arka tarafına götürün ve başınızı onun üzerine koyun, başınızı geriye doğru itin.

Burada kendi tatmininiz için “Tanrım, eğer herhangi bir hata yaptıysam, lütfen beni affedin” demelisiniz ama kendinizi suçlu hissetmeyin, hatalarınızı saymayın, onlar hakkında düşünmeyin. Genel olarak şunu söylemelisiniz, “Tanrım, eğer herhangi bir hata ya da yanlış bir şey yaptıysam, Sizi karşı bir şey yaptıysam, lütfen beni affedin.” Şimdi avucunuzu gerdirin, avucunuzu gerin ve avucunuzun ortasını çocukluğunuzda yumuşak bir kemik olan bıngıldak kemiği bölgesinin üstüne koyun. Şimdi başınızı dik bir şekilde tutun. Ve burada parmaklarınızı mümkün olduğunca geriye doğru gerin. Lütfen geriye doğru gerin. Bu çok önemlidir. Ve şimdi kafa derinize baskı uygulayın ve kafa derinizi saat yönünde yedi kez yavaşça hareket ettirin. Burada yine özgürlüğünüze saygı duyuyorum ve aydınlanma almanızı size zorla kabul ettiremem. Bu yüzden burada başınızı düzgün bir şekilde eğerek ve elinizi sertçe bastırarak, yedi kez saat yönünde hareket ettirerek, “Anne, lütfen bana aydınlanmamı verin” demelisiniz. Lütfen bunu yedi kez isteyin, lütfen. [Shri Mataji mikrofona üfler.] Şimdi, ellerinizi aşağı indirin ve Bana doğru, biraz daha yukarı kaldırın. Şimdi, biraz sağ elinizi bu şekilde koyun. Başınızı eğin ve başınızdan serin bir esinti çıkıp çıkmadığına kendiniz bakın ama başınıza  eliniz ile dokunmayın – başınızın üstünde, başınızın üstünde. Ve bazı insanlar bunu çok yukarıya götürürler. Bu yüzden sadece başınızdan elinize doğru serin bir esinti gelip gelmediğini hissetmeye çalışın.

Şimdi, bu esintinin klima kaynaklı olduğundan falan şüphe etmeye başlamayın – klima esintisi kafanızdan çıkamaz! O yüzden kendiniz bakın. Şimdi sol elinizi Bana doğru uzatın. Şimdi tekrar başınızı eğin ve başınızdan serin bir esinti gelip gelmediğine kendiniz bakın. Tamam mı? Şimdi yine sağ elinizi kucağınıza koyun ve yine başınızı eğin ve başınızdan serin bir esinti gelip gelmediğine kendiniz bakın. Sıcak da olabilir, fark etmez. Önce sıcak, daha sonra da serin bir esinti gelebilir. Sıcak olması önemli değil, fark etmez. Şimdi her iki elinizi de bu şekilde gökyüzüne doğru kaldırın. Geriye doğru eğilin ve Bana bir soru sorun. Üç kez Bana şu soruyu sorabilirsiniz: “Anne, bu Kutsal Ruh’un serin esintisi mi? Anne, bu Tanrısal  sevginin her yeri kaplayan Gücü mü? Anne, bu Paramachaitanya mı?” Bu sorulardan herhangi birini üç kez sorun. Şimdi ellerinizi indirin. Şimdi bir şey düşünmeden Beni izleyin. Bunu yapabilirsiniz. Ellerinde ya da bıngıldak kemiği bölgelerinde serin bir esinti hissedenler, ister serin ister sıcak olsun, lütfen her iki elinizi de kaldırın – iki elinizi de. Bir bakalım. Sadece topluca bakın, sadece görün – harika!

Tanrı hepinizi kutsasın.

Hepinizin önünde saygıyla eğiliyorum, çünkü artık aziz hayatınıza başladınız. Ve aydınlanma alamayanlar da hayal kırıklığına uğramamalı. Aksine, eğer zaman izin verirse, serin esintiyi hissetmiş olan insanlarla tanışmak isterim ve hissetmemiş olanlar ise bu tarafa gelebilirler ve Sahaja Yogiler onlar üzerinde çalışabilirler. Yarın yine gelmelisiniz, böylece düzgün bir şekilde düzeltilebilirsiniz. Bazıları, Benimle buluşmak isteyenler gelip Beni görebilirler çünkü biraz zaman var ve bu arada biraz müzik dinleyebiliriz. Şimdi bunu düşünmeyin. Eğer düşünmeye başlarsanız, kaybolursunuz. Sadece bunun hakkında düşünmeyin; bu düşünmenin ötesinde bir şey. Çok teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Çok güzel! Aman Tanrım! Teşekkür ederim. Çok güzel çiçekler. Eğer bunu buradan ayırabilirseniz, insanlarla tanışmak isterim.