Shri Buddha Puja, Shudy Camps 1992

(England)


Send Feedback
Share

Shri Buddha Puja. Shudy Camps, Cambridge yakınları (İngiltere). 31 Mayıs 1992.

Bu gün Buddha puja yapmak için burada toplandık. Kaçınızın, Buddha’nın hayatını ve en sonunda kendi aydınlanmasına nasıl ulaştığı hakkında okuduğunuzu bilmiyorum. Kaçınızın gerçekten Budistleri gördüğünüzü veya kendine Budist diyenlerle tanıştığını bilmiyorum. Her dinde olduğu gibi, hepsi bir tür köktencilik içinde kayboldu çünkü hiç biri aydınlanma almadı ve işte bu yüzden herkes kendi din stilini kurdu, hatta diyebilirsiniz ki Lao Tse`nin Tao`su veya Viditama`nın Zen`i, bunların hepsi aynı şeyin kollarıdır.

Bizler Onun kişinin ilk önce yaşam ötesinde bir şeyi araması gerektiğini nasıl hissettiğini görmeliyiz. Bir kere biz, sahip olduklarımız ile çok fazla tatmin olmuş durumdayız. Çünkü O bir kralın oğluydu ve çok hoş bir karısı oldu, bir oğlu oldu ve doğal olarak bu pozisyonda bulunan herhangi bir kişi tamamıyla tatmin olacaktır. Ama O bir gün çok hasta birini gördü, bir dilenci gördü ve ölü bir adam da gördü ve herkes bu ölen kişi için ağlıyordu. Bu sefaletin nasıl geldiğini ve bu sefalete neden gerek olduğunu anlayamadı. Bu nedenle ailesini terk etti, yaşamdaki lükslerini terk etti, her şeyi bıraktı ve bir çoğunuzun yaptığı gibi gerçeği aramaya gitti.

Diyebilirim ki, O kaybolacaktı çünkü kendisine gerçeğin ne olduğunu söyleyecek tüm Upanishadları okudu, tüm kitapları okudu ama hiçbir şey elde edemedi. Bu anlamda tam bir sanyasa oldu, olabildiğince yemekle ilgili, olabildiğince eğlence ile alakalı her şeyi bıraktı. En sonunda, bir banyan ağacı altında uzanıyordu ve aniden Adi Shakti Ona aydınlanma verdi çünkü O çok gerçekti ve Virata’daki özel bir yer için belirlenmiş olan kişilerden biriydi. O buna ulaştı. Şüphesiz, Onun önceki yaşamlarını size anlatmama gerek yok, muhtemelen pek çok konuşmamda Onun önceki yaşamının ne olduğu ve kendi aydınlanmasına kendi kendine nasıl ulaştığından bahsettim.

Onun yaşamında görmemiz gereken şey, Onun tüm sefaletin kaynağının istek ve arzu olduğunu bulduğu, keşfettiğidir ama O gerçek isteğin ne olduğunu, saf arzunun ne olduğunu bilmedi. İşte bu yüzdende insanlara, kendi uyanışlarını kendi kundalinilerini vasıtası ile almaları gerektiğini açıklayamadı. O çilekeş bir yaşam sürdüğü için Budistler için bu kanun oldu. Geçen gün Tayland da olduğum sırada, Buddha hakkında okuyordum ve bu bhikkhu`lara şaşırdım – bunun anlamı, bhikkhu, aslında Sanskritçede bhikshu anlamına gelir, sadaka isteyen demektir veya bir dilenci diyebilirsiniz ama dindar bir dilenci.

Yani O binlerce kişiyi beraberinde götürürdü, en azından minimum bin kişi, çıplak ayakla, yiyecek için herhangi bir ayarlama yapmaksızın, kalacak yer için herhangi bir düzenleme yapmaksızın, hiçbir şey ve kafalarını tamamen traş ederlerdi, bıyık yok, vücutta tamamen tüy olmaksızın. Dahası sadece tek bir elbise giyerlerdi, soğuk mevsim olsa da, sıcak mevsim olsa da bunun gibi bağladıkları uzun bir elbise, her ne olursa olsun bununla kendilerini örterlerdi. Şarkı söylemelerine veya dans etmelerine veya kendi kendilerini her hangi bir şey ile eğlendirmelerine izin verilmezdi. Ve yiyecek, sadece her nereyi ziyaret ettilerse, sadece köylerden ne toplanırsa, çok minimum. Ellerinde her ne varsa, bunlar onlar için pişirilirdi. Önce gurularına sunarlar ve sonra bu yemeği yerlerdi. Düşünün, binlerce insan böylesi kavrucu sıcakta veya çamurda, yağmurda, tüm mevsimlerde yalınayak, böylece gidiyorlar. Bütün aile bağlarını terk ederek yürürlerdi. Karı koca bile, Sangha’ya her ikisi birden de katılsalar, o zaman karı koca gibi yaşamazlardı. Bu nedenle izlemeye çalıştıkları yol, tüm diğer fiziksel istekleri, akli istekleri duygusal istekleri bırakmaktı çünkü O, bunu arzunun yarattığını söyledi.

Ama eğer Budistlere bakacak olursanız, onlar tüm bu şeyleri yaparlar. Şaşarsınız, hatta bir kral olsa bile, o bütün bunları yapar. O dönemde bir çok kral onlara katıldı – Onlardan biri Hindistan`dan Ashok`tu – oda böyle giyindi, o böyle oldu, oda aynı şekilde seyahat etmeye başladı ve tam bir çilekeş yaşam sürmeye başladı. Çok zor bir yaşamdı ve tüm bu şeyleri yaparak onlar aydınlanmalarına ulaşabileceklerini düşündüler. Derler ki, Onun müritlerinden iki kişi buna ulaştı, isimleri Moggallana ve Sariputta`dır. Bu iki kişi aydınlanmalarını aldı.

Ama her şey tamamen kuru ve yavan bir hayat idi, içinde eğlence yoktu. Çocuklara izin verilmedi, aile hayatına izin verilmedi. Bu yüzden fazlaca tecrit edilmiş ve sert bir yaşam haline geldi. Bir Sangha dense de, bu kolektivite anlamına gelir, böyle adlandırıldı ama bu kolektivite içinde dostça bir ilişki yoktu çünkü çok fazla konuşmazlardı, hiçbir şey hakkında tartışmazlardı, söyleyin, politika, ekonomi veya herhangi bir şey hakkında. Sadece meditasyon, en yüksek bir yaşama ulaşmak hakkında konuşabilirlerdi.

Yani aydınlanmış olmak için, onların ne tür bir hayat sürmeleri gerektiğini hayal edebilirsiniz ve bu fikir bir çok dinde devam etti. Özellikle, sonraları ev sahiplerine, sizin herşeyi bırakmanız gerek diyerek, onların paralarını götürmeye başladılar. Tabi ki, Buddha`nın zamanında da, onların her şeyi terk etmeleri ve sanghaya katılmaları gerekirdi fakat orada Buddha`nın, onları aydınlanmaya ulaştırmak için, onları mutlak gerçeklik hakkında bilgi sahibi kılmak için samimi bir çabası vardı. Ama olmadı ve Buddistlerin farklı tiplerde komik Budizmlere yönelmiş olmalarının nedeni işte budur. Örneğin, bizde bazı Budizmler var, deyin ki, Japonya`da, orada herhangi bir hayvanın öldürülmesine izin verilmezdi. Bu yüzden dediler ki, tamam, hiçbir hayvan öldürmüyoruz ama öldürülmüş olan hayvanları yiyebiliriz. Buna da bir çözüm buldular. Sonra da, sonra onlar yapabilirler, insan öldürebilirler çünkü hayvan öldürmeye izin verilmedi ama insanları öldürebiliriz. Bu yüzden Japonlar insan öldürmekte uzmanlaştılar. Açık kapıları insanlar nasıl bulurlar, bunu açıkça görebilirsiniz.

Sonra Lao Tse`nin, Tao öğrettiği ikinci tip Budizm geldi. Fakat gerçekte Tao, O kundalini hakkında konuşmaya başlayan tek kişidir. Tao kundalinidir. Fakat bu da, insanlar için bu çok fazlaydı. Onlar, Onun ne hakkında konuştuğunu anlamadılar sadece. Fakat Onun kendini resimle ifade ediş şekli ve diğer şeyler, bunlar sadece bu tür sert bir Budizm’den ayrılmaktı. Fakat buna ragmen, O asla uygun kökleri almadı ve Ben Tao`yu izleyen insanlarla tanıştım ve bu insanların kundalini yolunu nasıl izlediklerini kesinlikle anlayamadım.

Yangtze adı verilen bir nehir vardır, bu nehir üzerinde seyahat ettiğiniz zaman, nesnelerin farklılıklarını bulursunuz. Her beş dakika da bir, sahne değişir, bütün güzel dağlar başka bir form alır ve bir çok şelale vardır ve bu çok ilginçtir. Bu kundalinidir. Tao, bu nehirdir ama denir ki, dikkatinizi dışarıdaki bu ayartıcı şeylere yönlendirmemelisiniz. Onları görmelisiniz ama devam edin. Ve işte Onun getirdiği Tao budur ama onlar kayboldular çünkü tüm bu şeyleri resmetmeye ve her tür şeye, sanat içine daha fazla girmeye başladılar. Temel olarak, Buddha asla her hangi bir sanat düşünmedi. O asla herhangi bir sanat erbabı olmak istemedi ve O sanatla bir şeyler yapmak istemedi. O dedi ki, tek şey şu, sizler iç gözlem yapmalısınız, içinize dönün, derinleşin ve mutlak gerçeğin ne olduğunu bulun. Yani her şey bu tür bir sapma-ayrılma ile başladı.

Daha sonra, Onun Japonya’da buna başlamış olan büyük müritlerinden biri olan Viditama tarafından kurulan, kundalini ile karıştırılmış olan bu Zen sistemide aynıydı. Şimdi, Zen sisteminde, onlar yaparlardı, demek istiyorum ki, onlar bazen vururlardı da, arkasına, sizin omurilik dediğiniz yerde, çakraların üzerine vururlar ve kundaliniyi yükseltmeye çalışırlardı, her türde korkunç şeyi yaparlardı. Kundaliniyi yükseltmek için Zen sistemi içinde çok sert metotlar geliştirdiler. Bu, Benim omurgalarını kırmış insanlarla tanışmama varana dek, böylesi bir sınıra kadar gitti. O zaman kundalini hiç bir şekilde asla yükselmeyecektir, eğer omurilik ….

(Lütfen buraya dikkatinizi verin. Bir bayan dışarıya yürüyor, sonra dikkat dışarıya gidiyor. Demek istiyorum ki, eğer dikkatiniz bu kadar zayıfsa … Lütfen buraya dikkatinizi verin, bunu anlıyor musun? Eğer bir kişi yürüyüp dışarı giderse, sizin dikkatiniz gitmemeli, ve lütfen rahatsız etmemek için içeriye gelmeyin. Bakın, problem şu ki, bizler dikkatimizin sarsılmaz olmasını gerektiğini anlamak zorundayız. Herhangi bir hanım yürüyüp giderse, eğer dikkatiniz dışarı giderse, o zaman şunu anlayın ki, daha fazla meditasyon yapmalısınız. Lütfen dikkatinizi koruyun.)

Şimdi yani, sonrasında bu Viditama Zen de çok farklı bir form aldı. Ben, Viditama Zen`in başkanı ile tanıştım ve şaşırdım çünkü – onlar Bana telefon ettiler çünkü bu kişi çok hastaydı, bu yüzden onlar Anne, lütfen onu iyileştirmeye yardım et, dediler.

Ama farkettim ki, o hiçbir şekilde aydınlanmış bir ruh değildi ve kundalini hakkında tek kelime bilmiyordu. Bu yüzden Ben, “Sen nasıl başkansın? Kundalininin anlamını bilmezken sen nasıl başkan oldun?” dedim.

Bunun üzerine o “Kundalini nedir?” dedi. Hiçbir şey anlayamıyordu.

Ben de, “Zen nedir?” dedim.

“Zen, meditasyon yapmaktır, dhyan.”

Ben, “Tamam, Kundalini nedir?”

“Tamam ama onun için ne demeli?”

“Evet, evet, vardır.” Demek istiyorum ki, onun kafası çok karışmıştı.

Sonra Ben ona sordum, “Sen aydınlanmış bir ruh değilsin, nasıl oluyorda sen başkansın?”

O dedi ki, “Asırlardır bizde hiç aydınlanmış bir ruh olmadı. Altı yüzyıl için bizde sadecebazı kasyapalar oldu – bunlar onlara kashyapa derler – ve bundan sonra hiçbir şekilde aydınlanan ruhlarımız olmadı.”

Yani düşününsadece, sizler hangi şartlar altında aydınlanmanızı aldınız. Hiçbir şey feda etmeden, hiçbir şeyi bırakmadan, bu tapasyaların – kefaretlerin herhangi birini çalıştırmadan. Çünkü Buddha, tapahdır. Bu, agnya çakranızdaki üç deity, Christ, Mahavira ve Buddha, onların üçü tapahdır. Tapah, kefaret anlamına gelir. Sizler, kefaret yapmalısınız ve kefaret, Sahaja Yogada, karınızı bırakmanız veya kocanızı bırakmanız, çocuklarınızı bırakmanız, ailenizi bırakmanız anlamına gelmez, burada tapah meditasyon anlamına gelir. Ve meditasyon için, ne zaman uyanacağınızı bilmek zorundasınız. Bir Sahaja Yogi için en önemli şey bu olmalıdır. Geri kalan şeyler otomatikman çalışacaktır ve siz anlayacaksınız.

(Açıklama -Kefaret, bir günahın bağışlanması için Allah’a ödenmeye çalışılan bedeldir, bunun için çekilen eziyetlerdir)

Derinliğinizde büyümek için meditasyon yapmalısınız, bu kesinlikle basit bir şeydir. Kafanızı kazıtmak zorunda değilsiniz, kendinizi aç bırakmak zorunda değilsiniz, çıplak ayakla yürümek zorunda değilsiniz. Şarkı söyleyebilirsiniz, dans edebilirsiniz, demek istiyorum ki kendinizi müzikle eğlendirebilirsiniz. Orada, bir drama veya oyun veya bunun gibi herhangi bir şeyi seyretmenize bile izin verilmez. Demek istiyorum ki, bir çok şey, eğer listeyi görürseniz çıldırırsınız: İnsanlar nasıl var olabilirler? Ama orada Onunla birlikte olan binlerce kişi vardı, onunla seyahat edenler ve o kadar fakirleştiler ki, sadece çaput giyiyorlardı.

Nihayetinde, bir tüccar oradan geçiyordu ve onları gördü. Düşündü ki, “Bunlar ne fakir insanlar, sadece dilenciler. Tanrı bilir, cüzzamlı mıdır, nedir bunlar?” Onlar için çok duygulandı ve onlara yemek için biraz yiyecek ve herşeyi verdi. Tüccar, hala bunun tagata olduğunu bilemedi – yani bu orada giden kişinin Buddha olduğu anlamına gelir.

Yani, esas şey Buddha`dır – “buddha” kendi anlamı “bodh” dır, “bodh” kelimesinden gelir. Ve “bodh”, “gerçeği kendi merkezi sinir sisteminde bilmek” demektir. Şimdi, hepiniz hiçbir şeyden vazgeçmeden buddha oldunuz çünkü O her neden vazgeçti ise, bu tamamen bir saçmalıktı. Bu bir söylence idi. Eğer bu bir söylence ise, bir söylenceyi terk etmenin ne yararı var? Eğer müzik dinliyorsan bunun ne önemi var, eğer dans ediyorsan bunun ne önemi var. Bunun hiçbir şekilde önemi yok. Ama bu fikirler, bu insanlarda çok derine gitti ve sizler gerçekten onlar için öylesi bir acıma ve öylesi bir merhamet hissedersiniz ki, “şunlara bakın, nerede kayboluyorlar?” dersiniz. Yiyeceklerini yemezler, bir süre için sadece bir kez yiyecekleri olur, gerçektende Tüberküloz hastalarından daha kötü görünürler. Ama sizler gerçekten güller gibi görünüyorsunuz, hepiniz yaşamdan güzel bir şekilde keyif alıyorsunuz ve her şey orada. Ama hala kişi, kendi içlerimizde Buddha prensibine sahip olmak zorunda olduğumuzu bilmelidir. Buddha prensibi nedir, o şudur ki bizler tapah yapmalıyız.

Tapah, kendinizi aç bırakmalısınız anlamına gelmez. Fakat diğer taraftan da, eğer yemeğe çok fazla ilgi duyuyorsanız, biraz oruç tutmak iyidir. Ben asla müzikten keyif almamalısınız demedim, asla. Problem yok- sizler neşe duymalısınız. O zaman kurtuluşunuz için, uyanışınız için, yükselişiniz için müzikten neşe duymalısınız. Ben “yapmayın” demem çünkü şimdi siz, siz buddhasınız. Buddha`ya hiç bir şey söylenmedi. O herkese söyledi ama Ona söylenilmedi. Aynı şekilde, Ben sizlere söylemek zorunda değilim. Anlaması gereken sadece sizsiniz. Ama bazen bizler gerçekten pek çok şartlanma ile sınırlandırılıyoruz, ki Ben bunun, insanların Ruhun ne olduğunu anlamaları için çok zor olduğunu düşünüyorum.

Ruh sınırsızdır, o Tanrı’nın sevgisinin özgür bir ifadesidir. Yani o, Tanrı’nın sevgisinin özgür ifadesine ne zaman gelirse, şefkat, sevgi, o zaman kişi bunu biz yaparmıyız yoksa yapmazmıyız konusunu anlamalı. Hatta, hala içimizde çalışan pek çok şartlanma var. Örneğin, bazılarınız “ben şu ulusa mensubum, bu ulusa, ben buyum, ben şuyum” şeklindesiniz. Bizler bunlarla çok gururlanıyoruz. Bizler diğer insanların arasına karışamayız, bizler bu insanlar için çok yükseğiz –veya bunun gibi şeyler. Sizler şimdi evrensel bir varlık oldunuz, yani siz, yine bir diğer söylence olan aptal sınırlamalara nasıl sahip olabilirsiniz. Yani kişi buna sahip olup olmadığını görmek, iç gözlem yapmak ve bulmak zorundadır.

(Ona ne oluyor? Onu uzaklaştırın)

Çocuklarınızla da, görmelisiniz, bakın, nasıl davrandıklarını çok önemli, eğer öfkeliyseler veya nasıl davranıyorlar, bu çok önemli çünkü onlar da küçük Buddha’lar, onlar da aydınlanmış Ruhlar. Ama onlar da kimi kesin şartlanmalar var ve onlar bu şartlanmalara bağlı olarak hareket ediyorlar. Şimdi, olduğu gibi, içimizde bir ışık olduğunu görebiliriz. İçimizde neyin yanlış olduğunu görmeye başladığımızda ne olur, biz onu sadece bırakırız. Ama bunu gördüğünüz zaman bile, eğer bırakamazsak, o zaman şunu bilmelisiniz ki, daha fazla güce ihtiyacınız var. O zaman kundalinizi nasıl yükselteceğinizi, Tanrısal güçle her zaman nasıl bağlantıda olacağınızı, bu sayede düşüncesiz farkındalık içinde olacağınızı ve içinizde kendi derinliğinizde büyüdüğünüzü anlamalısınız.

Ben hala Sahaja Yogilerde bu “benim ve bana ait” şeklindeki şartlanmanın fazlasıyla pusuya yatmış olduğunu görüyorum. Bundan önceki gibi, işittim ki, söyleyin, İngiliz veya tüm batılı insanlar – çünkü burada batılılara konuşuyorum – şu ki, onlar ailelerine, hanımlarına, çocuklarına önem vermediler, her üçüncü günde boşanıyorlardı veya dördüncü günde bir başka koca ile birlikte kaçıyorlar veya bunun gibi bir şey yapıyorlar. Şimdi de onları zamkla yapışmışlar gibi görüyorum. Hanım çok önemli olur, koca çok önemli olur, “benim evim” çok önemli olur, “benim çocuklarım” çok önemli olur. İlkinde çocuklarla ilgilenmezdik, şimdi onlar sanki çocuklara zamkla tutulmuş gibi yapışıyorlar. Onlara “bakın, çocuklar sanghaya aitler, kolektiviteye aitler” demek, onlar için bu imkansız. Bunun sizin çocuğunuz olduğunu düşünmeyin. Bir kez böyle düşünmeye başlarsanız, sonrasında kendinizi sınırlarsınız ve problemlerle karşılaşırsınız.

Ülke genelinde de, problemler çok azalıyor, söylemeliyim. Bizler de, bizler ırkçı gibi olmak istemiyoruz. Bu ırkçılardan nefret eden insanlar biliyorum, ırkçılığın kaybolmasını istiyorlar. Hindistandaki gibi, Sahaja Yogilerin tüm bu kast sisteminin kaybolmasını istediklerini gördüm çünkü bunlar kendini yok eden şeyler. Yani bizler kendimizde, bizi yok eden şeyin ne olduğunu, beni neyin yok edeceğini, sonra ailemi neyin yok edeceğini, sonra ülkemi neyin yok edeceğini ve tüm dünyayı neyin yok edeceğini görmeye başladık. Sizin olumlu yaşamınıza sadece karşı olan tüm bu tehlikeli girişimleri görmeye başladınız. Raydan çıktığınız noktaları görün, yıkıma doğru gittiğinizi görün ve sizler bunu durdurabilirsiniz.

Ve bu çok önemli – bu eğer iç gözlem yapmaya çalışır, meditasyon yaparsanız bu ancak o zaman mümkündür ve bakın, ben bu kaliteye sahip miyim? Bazıları, kimi bazı kesin davranışları nedeni ile çok gurur duyarlar “ben böyleyim, ne yapmalı, Anne? Ben böyleyim.” Artık yok. Şimdi sizin tüm güzel kaliteleriniz kundalininiz tarafından uyandırıldı. Bu, hiçbir şeyin ölü olmadığını, hiçbir şeyin bitmediğini, hiçbir şeyin bozulmamış olduğunu gösterir ve kundalini yükselmeye başladığı zaman, o (kundalini) sadece tüm bu güzel kaliteleri uyandırır.

Bundan ayrı olarak, Guru pujada, hepsine ne olduğunu size anlatacağım. Şüphe yok ki, Sahastrara pujada görmüş olmalısınız. Size kendinizle ilgili olarak, neye ulaşmış olduğunuzu söyledim – hangi güçlere sahip olduğunuza dair bir fikriniz yok. Ama Guru pujada, Ben kesinlikle size Sahaja yoganın ne olduğunu anlatacağım. O insanoğlunun çok uzun zamandan beri bilmesi gereken, en değerli şeylerden birisi. Bu sadece Tanrı hakkında konuşmak değil, bu sadece içinizde Tanrısallık var demek değildir, bunun geçerliliği vardır. Yani sizin herhangi bir bilime ihtiyacınız yok – herhangi bir probleminiz var, tamam, bir bandhan verin bitti. Bu kadar basit! Eğer herhangi bir şey istiyorsanız, sadece bir bandhan verin, bitti. Aydınlanma vermek istiyorsunuz, bunu yükseltin, bu yükselen kundalinidir. Bilim ile yapabildiğiniz her şeyi Sahaja Yoga ile yapabilirsiniz. Bizlerde bilgisayarlarız. Bazen Ben bir şeyler söylüyorum, – deyin, “Anne, Siz nasıl biliyorsunuz?”

Ben derim ki, “Şüphe yok, Ben bir bilgisayarım”.

Ama sizler, hepiniz bilgisayarlarsınız, tek şey şu ki, sizler derinliğinizi geliştirmelisiniz. Şimdi sizler doğru hattasınız, bu yüzden hepimizi yok edebilecek olan bu bilime ihtiyacımız yok. Her şey Sahaja Yoga ile yapılabilir. Ve bu işte size Guru Pujada açıklayacağım şey, nasıl bu kadar kabiliyetli olduğunuzdur. Bu yüzden lütfen kendinize güveniniz olsun. Kendinize güveniniz olmalı ve şunu anlayın ki, siz bir Sahaja Yogisiniz. İlk ve en önde gelen şey, siz bir Sahaja Yogisiniz ve herhangi bir kişinin yapabileceği her ne varsa, bilim her ne yapabilirse, sizler kesinlikle bunu yapabilecek kabiliyette olma konumuna erişmelisiniz. Bu gerçek bir siddhidir, bu sizin tüm bu güçlerin bedenlenmesi oldunuz anlamına gelir.

Bana gelip “Anne, bizler kalplerimizi açamıyoruz” diyen bazı insanlar var. kast ettiğim şu, Ben size açık kalp ameliyatı geçirmelisiniz, demiyorum. Ama “kalbimi açmak”, sadece sizde neyin yanlış olduğunu görmeniz anlamına gelir. Şefkati hissedemiyor musunuz? Bir köpek için veya bir kedi için açık kalpleri olan insanlar gördüm ama onların bazen kendi çocuklarına açık kalpleri yoktur. Şimdi Sahaja Yogada kalbinizi nasıl açmazsınız? Burası ruhun mevcut olduğu ilk yer ve o kendi ışığını yayar. O kendi ışığını yaydığı zaman, burası sevgi dolu bir kişinin hayatını göreceğiniz ilk yerdir. Bu “kalbimi açmamıyorum” problemi var, yani bu nasıl olabilir? Bu problem, kendinize güveninizin olmadığı ve sadece ego sahibi olduğunuz için geliyor olmalı.

Bu yüzden, Buddha egoyu öldürendir. O egonun katilidir. O, sizin gördüğünüz gibi, Pingala Nadinizde hareket ediyor ve gelip, sonra bu tarafta yerleşir, sol tarafa. O egomuzu kontrol edendir ve O nasılda bu sağ tarafı telafi etmeye çalıştı. Her şeyden önce, sizler gülen Buddhayı görmelisiniz. O çok şişmandır ve sağ kanal olan insanlar çok incedirler. Asla gülmezler, asla gülümsemezler hatta –hatta gıdıklasanız bile, gülümsemeyebilir. Onlar Buddhayı bir kişi olarak gösterdiler, karnının üstünde ve tüm bedeninde, her yerinde oturan bir sürü çocuk var ve O gülüyor. Yani sadece bakın, Buddhanın kompanze etme şeklini onlar nasıl gösterdiler, bizim sağ kanalımızı kontrol eden kişinin. Yani, O sağ kanalımızı nasıl kontrol eder, O buna sadece güler. O kendisi ile eğlenir, O herşey ile eğlenir, gördüğü her şeyle. Örneğin, Onun dediği gibi, “Hiç bir dramayı-oyunu görmeyin.” Tamam. Ben de derim ki, “Siz her oyunu görün.” Ama bunda siz, aydınlanmış bilinçliliğinizle, burada ki saçmalığı görebilir ve bu saçmalıktan neşe duyabilirsiniz.

Örneğin bu Elizabeth hanım, sekiz kez evlenmişti veya gibi, dokuz. Kaç kez evlendiğini bilmiyorum. Sayıyı kaçırdım. Yani, bu aptal insanlar oraya gittiler, üç – dört bin, düşünün, sizden daha fazla sayıda kişi ve etrafta dikiliyorlardı. Paraşütler yollayan helikopterler vardı, bakın, aşağıya ve herkes büyülenmişti. Paraşütler ağaçların üzerine düşüyordu, bazen insanların üzerine düşüyordu. Hepsi gazetedeydi, bu Amerikalılar için büyük haber. Bu yüzden sizler bundaki aptallığı görmelisiniz. Eğer saçmalığı görebilirseniz, o zaman tamam. Ama eğer bu seyircilerden biri olur ve “Oh, nasıl bir şey bu, – bu kadını görebilmiş olmam nasıl bir şans” derseniz, böylesi uğursuz bir kadını, “o kadının balayına gidiyorlar”, görüyorsunuz. O zaman, bakın, baktığınız her şey, şimdi, söyle, Ben Rio`ya gittim ve Ben, onlar Bana nasıl karnaval yaptıklarını gösterdiler. Aman Tanrım, kusuyor gibi hissettim, bu çok iğrenç.

Yani, şeylere karşı nasıl reaksiyon gösterdiğiniz dikkatinize bağlıdır –buddha chitta, bu aydınlanmış dikkati olan kişi demektir – nasıl reaksiyon verirsiniz. Tabii ki, Tanrısal bir şeyler varsa, o zaman kendinden geçen – mest olan bir dikkatiniz olur. Kesinlikle, dikkatinizi orada koymayacaksınız. Dünyada her ne olursa olsun, sizin için önemli değil bu, bunda tam bir dikkat. Fakat eğer bu aptalca bir şey ise, bunun özünü görebilirsiniz. Eğer komik bir şey ise, bunun özünü görebilirsiniz. Yani, bu dikkatle birlikte ne olur, siz her şeyin özünü görebilirsiniz, gerçeklikle bağlantılı olarak, gerçek ile mukayese ederek, bu çok saçma. Gerçeğin ışığında, bu saçma. Bu efsanevi olabilir, sahte olabilir, iki yüzlü olabilir, gerçek olmayan her tür şey olabilir. Fakat eğer siz bir Sahaja Yogi iseniz, bu noktayı görebilmelisiniz ve bundan neşe duyabilmelisiniz.

Bunu çok kolayca yapan çocuklar gördüm ve belli bir yaşa kadar onlar anlarlar, sonra onlara ne olduğunu bilmiyorum. Ama, söyleyin, Ben çocuk sahibi olduğum zaman, onlar bir Ramlila izlemeye giderlerdi, görüyorsunuz. Onlar çok küçüktüler, okul çağında çocuktular. Her gün hizmetçimizle birlikte görmeye giderlerdi. Tüm hizmetkarların bir Ramlilası olurdu ve onlar gidip görürlerdi. Geri gelirler ve Bana burada nasıl eğlendiklerini anlatırlardı.

(Açıklama, Ramlila – Rama`nın oyunu, Shri Rama`nın hayatını anlatan ve genellikle Onun Ravana ile olan savaşı ile sona eren tiyatro oyunu. Genellikle Dushhera dönemlerinde sergilenir.)

Ve Bana anlatırlardı, “Bu gün, Dasarath ve karısı öyle kavga ettiler ki ve biz aniden onların her ikisinin de erkek gibi kavga ettiklerini fark ettik, bilirsin! Birbirleri ile kavga ediyorlardı.” Bunun gibi şeyler, her zaman Bana bundaki komikliği anlatırlardı.

Ama hizmetçim derdi ki, “Bak bizim ..” – bu “bebek”, onlara “bebekler derlerdi, bak nasıl eğleniyorlar! Her zaman gülüyorlar, Bu Ramliladan bizim keyif aldığımız kadar keyif alıyorlar.”

Bakın, farkı görün? Bu kızlar, bütün bu şeylerdeki maskaralığa gülüyorken, bu adam o sırada onların gerçekten bundan ve bütün bu şeylerden keyif aldıklarını düşünüyordu. Yani anlayış budur. Sizin reaksiyonunuzun ne olduğunu gördüğünüz zaman ile aynı şey. Bu sizin chittanıza bağlıdır, sizin aydınlanmış dikkatinize. Aydınlanmış bir dikkat, aptal bir dikkatten veya kafası karışmış bir dikkatten veya negativite dolu bir dikkatten çok farklı bir şekilde tepki verir.

Yani, kişi nasıl tepki verdiğini yargılamalıdır. Bana gelen komik bir punkçu adamda gördüğüm gibi ve Ben ona dedim ki, “Sen neden böylesin?”

Bunun üzerine bir Sahaja Yogi dedi ki, “Anne, siz böyle söylememelisiniz”

Ben, “Neden?” dedim.

“Bakın, sonuçta, bu onun dini” dedi.

Bu yüzden de adam, “Bunda yanlış olan ne var?” diyor.

Ben ona dedim ki, “Yanlış olan şey şu ki, senin kimliğin yok. Senin kendine güvenin yok, işte bu yüzden kendini boyamaya çalışıyor ve olmadığın bir şey olarak senin şu olduğunu, bu olduğunu göstermeye çalışıyorsun, Neden olduğun şey olmuyorsun?”

Bizim görmemiz gereken şey bu, bu bizim olduğumuz şeyi kabul etmek zorunda olmamızdır ve bizler ruhuz. Eğer biz ruh isek, o zaman bizler yaşamalıyız, neşe duymalıyız ve gereken her ne ise yapmalıyız. Fakat, Buddha`nın çok hoş bir şekilde söylediği dört şey var ve hepinizin her sabah bunu söylemesi gerekir. Sanırım, anlamak. Yani O ilk olarak der ki, “Buddham sharanam gacchami” – “Ben kendimi Buddha`ya teslim ediyorum”: Bunun anlamı, “Ben kendimi, kendi aydınlamış dikkatime, kendi aydınlanmış bilincime teslim ediyorum. Buddham sharanam gacchami”. Onun tekrar ve tekrar söylediği şeyi bilmek çok önemlidir.

Sonra, O dedi ki, “Dhammam sharanam gacchami.” Bu, “Ben kendimi, kendi dharma`ma teslim ediyorum”. Dharma, dışarıda olan şey değildir- bir söylence olan ve bir tür sapkınlığa gitmiş olan bu dinler değil – din benim içimdedir, doğuştan gelen dindir. Ben kendimi şuna teslim ediyorum, ki o doğruluktur, ki siz içimizde gerçek olanın ne olduğunu çok iyi biliyorsunuz, o bize tüm değer sistemimize verendir.

Sonra, Onun söylediği üçüncü şey, “Sangham sharanam gacchami.” “Ben kendimi kolektiviteye teslim ediyorum.” Sizler bir araya gelmek zorundasınız. Ben elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışarak hepinizin bir araya gelebileceği kimi yerler buluyorum, hatta piknik gibi veya başka bir şeyler adıyla, ayda bir kez en azından. “Sangham sharanam gacchami” çok önemli çünkü o zaman sizler bütünün bir parçası olduğunuzu bileceksiniz; bu, bir mikrokozmosun makrokozmos olmasıdır, bu siz Virat`ın bir parçasısınız – bu, sizler bunun farkına vardınız demektir. İşte bu, şeylerin nasıl çok hızlı çalıştığı, işte bu onların birbirine nasıl yardım ettiğidir. İşte bu, bizlerin negatif bir kişiyi nasıl keşfettiğimiz, bu işte onun (negatif) olmadığını nasıl keşfettiğimizdir. Biz egoist olan kişiyi, egoist olmayan kişiyi anlarız. İşte bu bizim Sahaja Yogi olmayanları, kendilerinin Sahaja Yogi olduklarını iddia edenleri keşfetme şeklimizdir ve bizler onları sadece bırakırız, anlarız.

Kolektiviteye gelmeden, kolektif olmadan, sizler asla kolektivitenin anlamını anlayamazsınız. Bu çok muhteşem. O size pek çok güç verir, o size çok fazla tatmin ve neşe verir. Kişi Sahaja Yogada öncelikle kolektiviteye dikkat koymalıdır. Hatta bir şeylerin eksik olduğunu varsaysak bile, önemli değil, sizler sadece kolektif olun. Kolektiviteye gelmekle sizler başkalarını eleştirmek zorunda değilsiniz, başkalarına isim takmak zorunda değilsiniz, onların hatalarını bulmayın. Kendinizde iç gözlem yapın ve şunu bilin ki, “Neden herkes kendisinden neşe duyarken, ben oturup neden hata bulmaya çalışıyorum? Bende yanlış giden bir şeyler olmalı.”

Kusurlar söz konusu olduğunda, siz eğer sadece kendinize dikkat koyabilirseniz, o zaman eminim ki başkalarının kusurlarını görmeye başladığınız zamandan çok daha fazla kolektif olmaya başlayacaksınız. Ve faydası yok, demek istiyorum ki, görmenin faydası yok. Varsayalım, Benim sarimin üzerinde bir leke var, onu temizlemem daha iyidir. Ama sizin sarinizde bir leke varsa, buna bakmanın ne faydası var? Bunu Ben temizleyemem, bunu siz yapmalısınız. Bu basit bir şey, bu çok pratik bir şey ve bu tür bir pratik ….(Beni işitebiliyor musunuz, hepiniz?) Bu öyle pratik bir şeydir ki, Sahaja Yoganın en pratik şey olduğu anlaşılmalıdır, en pratik şey çünkü o mutlak gerçektir.

Yani, tüm bu güçlerle, tüm bu anlayışla, tüm bu şefkatli sevgi ile siz kendinizden emin olmak zorundasınız ve şunu bilin ki, sizler her zaman korundunuz, rehberlik edildiniz, beslendiniz ve her yeri kaplayan bu Tanrısal Güç ile büyümenize yardım edildi.

Tanrı hepinizi kutsasın.

(Lütfen, birilerini gönderebilir misiniz? Onlar gelmek isteyeceklerdi, şimdi hazır olmalılar.)