Public Program, New York 2002 New York City (United States)

Public Program. New York (ABD), 22 Ağustos 2002. Gerçeği arayan herkesin önünde eğiliyorum. Aslında hepimiz gerçeği arıyoruz. Bir çoğumuz, ama şimdiye dek çok fazla kişi bulamadı ve onlar kayboldular. Peki gerçek nedir? Kendiniz hakkındaki gerçek nedir? Gerçek şu ki; siz bu beden değilsiniz, bu duygular değilsiniz, peki nesiniz? Siz, ruhsunuz. Tüm büyük azizler ve enkarnasyonlar ruh olduğunuzu söyledi ve bizim bulmaya çalıştığımız şey kendimizdir. Bizler kendimizle ilgili bu araştırmanın peşindeyiz. Birçok hata yaptık ve insanlar tarafından da yanlış yönlendirildik ama her birinizin içinde inşa edilmiş, sizi bu benliğinize götürecek ve size bu aydınlanmayı verecek bir yapı olduğunu söylemeliyim. Onların bugüne kadar Kundalini hakkında konuşmamış olmamaları çok şaşırtırıcı. Hepinizin içinde Kundalini (denilen) üç buçuk sarmal şeklinde, üçgen kemiğinizin arkasında veya onun içinde olan ve uyandırılabileceği anı bekleyen, bıngıldak kemiğine doğru farklı merkezleri delip geçen bir enerji var. Işte siz bu şekilde kendi aydınlanmanızı alırsınız. Bıngıldak kemiğinizden serin esinti çıktığını hissedersiniz. Bu bir gerçekleşmedir. Bu Benim bir dersim veya okumam veya herhangi bir şeyim değil. Bu, olması gereken bir gerçekleşmedir (-hayata geçmedir). Bunu almazsanız da önemli değil. Bir dahaki sefere alırsınız ama pek çoğu kolektif şekildebunu alırlar. İnsanların gerçek olan şeyi istedikleri, bu konuma gelmelerinin bu kadar uzun yıllar almış olması olması çok şaşırtıcı. Bu sizin kendinizindir. Bu güç sizindir. Ve orada sadece uyandırılmayı bekliyor. Yapılan konuşmaların miktarı, okunan şeylerin miktarını, hiçbir şey buna yardım edemez. Gerekli olan şey sadece sessiz bir zihindir ve bu çalışır. Her durumda çalışır. Çok şaşırtıcı, belki de zaman buydu, buydu demek yani bu şekilde olması anlamında. Read More …

Public Program, Istanbul 2002 Istanbul, Lütfi Kirdar Congress Palace (Turkey)

Public Program,  Lütfi Kırdar Kongre Sarayı,  İstanbul Türkiye,  23. 04. 2002 Gerçeğin arayanların önünde eğiliyorum. Hepinizin gerçeği bilmek için burada olmanızdan dolayı çok mutluyum. Süptil varlığınız hakkında her ne söylendiyse,  bu henüz tam değil çünkü şimdilik farkındalığınızda o derecede bir süptilliğe sahip değilsiniz. Kolektif farkındalığınızın içine atlamak,  son adımdır. Size söylemeliyim ki, Size söylemeliyim ki,  bu ülkede, yani Türkiye’de çok fazla Sufiniz var. Temizlendikleri ve ruhen güçlenmiş oldukları için kendilerine Sufi diyorlardı. Onlar Ruh‘tan  bahsettiler ama hiç kimse Ruh’u bilmiyordu ve Sufiler bunu insanlara nasıl açıklayacaklarını bilmiyorlardı. Ruhani hayatından söz ediyorlardı  ama  ne olduğunu açıklayamıyorlardı. Ruhani hayat,  Tanrısal sevginin Her Yeri kaplayan gücüyle bağlantı içinde olduğunuz hayattır. Bu  içine girdiğiniz farklı bir alandır. Açıklayamadıkları için onlar her şeyi güzelce yazdılar, tarif ettiler ama  sizin artık kendi Ruhani hayatınıza kavuşmanızın zamanı geldi. Bu çok önemli çünkü eğer siz ilahi güce bağlı değilseniz, her ne denerseniz deneyin,  ne kadar dua ederseniz edin, Kuran’ı ne kadar okursanız okuyun,   bir faydası olmaz. İnsan yaşamı kıskançlıkla, öfkeyle ve her türlü kötü şeyle bağlantılıdır. Ve bütün dünyada sadece sorunların yayılmakta olduğunu görebiliyoruz. Ruhani yaşamın içine bir kez girdiklerinde, tüm dünyanın bir olduğunu, küresel bir varoluşun varlığını anlayacaklar. Olan şey şu ki,  saf Sevginin okyanusu içine atlarsınız, şehvet yoktur,  açgözlülük yoktur,  böylesi hiçbir şey yoktur. Bu gerçekleşmelidir çünkü eğer insan olarak doğduysak, Ruhani bir hayata sahip olmalıyız, onun için siz para ödeyemezsiniz, insan farkındalığınız içinde onu okuyamazsınız,  anlayamazsınız. Bu yüzdende, farkındalığınızın yeni bir boyutu içine  girmelisiniz. Sufileri kimse anlamadı ve onlara sadece işkence ettiler, çünkü onlar çok Read More …

Sevgi içimizdeki potansiyel güçtür, Delhi 2002 New Delhi (India)

Halka Açık Program, Yeni Delhi , (Hindistan), 24 Mart 2002 Sevgi içimizdeki potansiyel güçtür, Delhi 2002 Bugün burada toplanmış olan bütün gerçeği arayanlara saygılarımı sunuyorum. Her yerde temelde eksik olan şey Sevgidir. Herkes onu sadece bir sözcük ya da bir ifade olarak kabul eder. Sevgi aslında içimizdeki potansiyel güçtür. Annelerimize baktığımız zaman Sevgiyi hisseder yada deneyimleriz. Anlatmaya çalıştığım şey şu ki, Sevgi kişinin içindeki Ruh aydınlanmasıdır. Ayrım yoktur. Hayvanlar veya insanlar arasında fark gözetmez veya ayrım yapmaz. Ben bazen hayvanların sevgiyi daha iyi anladığı hissederim. Aslında nefret unsuru insanoğlunda tamamen bitmelidir. Sevgi içimizdeki bir okyanustur ve onun dalgalarını içimizde buluruz. O aslında içimizdeki güçtür. Güçten söz ettiğim zaman, bu hemen yok edici bir konum (Pralaya) olarak algılanmaktadır ama gerçekte o bize iç huzuru verir. O içimizde gizlidir. İçimizde saklı durur. İçimizdeki Sevginin gücü bizi temizleyen, içimize mutluluk ve neşe getirendir. Eğer görürsek… İçimizde ikamet etmekte olan alkol tüketimi veya kadınlar için para harcamak gibi zevkler ve ihtiraslar şeklinde, Rakshasa formundaki düşmanlarımız var. Bu para her zaman günahkar bir hayat tarzı için harcanır ama siz ara ara onu başkalarına vererek büyük bir neşe elde edebilirsiniz. Sonra, Ben insanları güç ve mevki peşinde koşarken görüyorum. Neden güç ve mevki peşindeler? İnsanlar, beni herkes saygıyla selamlamalı diye hissediyor. Neden? İnsanların önce alçalmasına ve sonra da yaptıklarından pişman olmasına neden olan bu güçtür. Bir zamanlar ben güç sahibiyken insanlar peşimden ayrılmazdı ama şimdi onlar yanıma bile gelmek istemiyorlar hissine kapılırlar. Bir keresinde, birisine neden güç ve mevki sahibi olmak istiyorsun diye sordum. O, Bana Read More …

Kundalini: Kadir-i Mutlak Tanrının Arzusu Istanbul, Lütfi Kirdar Congress Palace (Turkey)

Public Program. Lütfi Kırdar Kongre Sarayı, İstanbul (Türkiye), 25 Nisan 2001. Gerçeği arayanların önünde eğiliyorum. Son on yıldır Türkiye’ye geliyorum. Ve burası nasıl da bu kadar maneviyat dolu. Belki de burada o kadar çok Sufimiz oldu ki, bu kadar çok sufinin burada ortaya çıkmasından dolayı bu ülkede bir şeyler olmalı. Ve Ben onlar hakkında okudum, Mevlana ve diğerleri hakkında okudum. Ve onların bir Sufinin niteliğini, onun zihin durumunu anlattıklarını gördüm, çok güzel ama onlar nasıl sufi olunacağını söylemediler. Neye ulaştıklarını çok doğru ve kesinlikle çok iyi bir şekilde anlattılar ama hiç kimse bunu nasıl başardıklarını söyleyemedi. Kuran’da bile, Muhammed Sahab’ın, beyaz bir atla yedinci cennete nasıl gittiğini anlattığını görüyorsunuz. O bir şairdi ve her şey çok şiirseldi. Beyaz at  Kundaliniydi. Kundalini hakkında ne kadar çok şey bilirseniz, Hz. Muhammedin bu yedi cenneti ne kadar şiirsel bir şekilde tarif ettiğini göreceksiniz…. Bu yüzden, siz kendiniz aydınlanmış bir ruh olmadıkça, Onun “kendini bil” demesindeki gibi … siz kendinizi bilmedikçe, bu kutsal yazılardan hiçbirini anlayamazsınız. Hepsi aynı şeyi, farklı tarzlarda anlatırlar. Ve sıradan insanların bunu anlaması zordur. Tüm bu kutsal yazıların açıklamalarında, hiçbir şekilde aralarında bir fark yoktur, hepsi aynıdır. O zamanda, ortada kavga edecek bir şey de yok, çünkü onların (peygamberlerin) anlatmaya çalıştıkları şey arasında, bir fark yoktur. Ancak sorun, tek bir kişinin aydınlanma alması ve diğerlerininse bunu  anlamaması ve o kişilere  işkence etmeleriydi. Bildiğiniz gibi, İsa çarmıha gerildi ve bütün  azizlere, tüm bilgelere, işkence edildi. Çin’de bile, Tao vardı. Sahaja Yoga ile aynı şeydi ama o öyle bir şekilde yazılmıştır ki, Read More …

Biz kendimiz değiliz. Istanbul (Turkey)

Public Program, Levent Kırca ve Oya Başar Tiyatrosu, Maçka, İstanbul, Türkiye 25.04.2000 Gerçeği arayanların önünde eğiliyorum. Bu günlerimiz, en büyük kargaşanın yaşandığı günler. Her tür felaketin geldiğini kendi çevremizde görebiliriz. Ayrıca anladığımız şey, insanların hem kendilerinden hemde başkalarından memnun olmadığıdır. Yani, hepimizin barış içinde beraber yaşayamayacağımız hususunda da, temelde yanlış olan bir şeyler var. Sevinç duymuyoruz, hayatımızdan keyif alamıyoruz. Gereksiz yere çok perişan bir haldeyiz.  Zengin de olsalar ya da fakir, şartları her ne olursa olsun, insanlar pek mutlu değiller. Bunun sebebi ne? Biz sefalet çekelim ve sıkıntı içinde olalım diye mi yaratıldık? Her tür hastalıktan ve her türlü enfeksiyondan muzdarip olmak. Doğa da, Toprak Ana hiç bir şey bizimle uyum içinde değil. Bunun nedeni, bizim kendimiz olmamızdır. Herkesin söylediği gibi, kişinin kendisini tanımasının gerekiyor oluşu çok önemlidir ama kendimizi nasıl bileceğiz? Şimdi bunun zamanı geldi. Kuran’da biri Kıyam (ayağa kalkma, namazın ayakta kılınan kısmı) diğeri ise, Kıyamet olmak üzere, iki adet konum tarif etmiştir. Bizler kurtarılabilir ve kıyamın tadını çıkarabilir ya da yok edilebilir ve Kıyamette acı çekebiliriz. Öyleyse bu zaman, yargı zamanıdır. Tüm kutsal kitaplarda bu anlatılmıştır. Her neye inanırsanız inanın, her ne düşünürseniz düşünün, bu hiç fark etmez. Nerede yaşarsanız yaşayın, hangi ülkeye mensup olursanız olun, bunun sizinle bir ilgisi yoktur. Şimdi, bu yargılama nasıl gerçekleşecek. İçimizde, sakrum adı verilen üçgen bir kemiğin içine Yaratıcımızın koyduğu bir güç yatıyor. Kendimizi tanıdığımız zaman, varoluşun en yüksek konumunu bizlere verecek olan, bu güçtür. Aksi takdirde, bu dünyevi illüzyonların karmaşasında  kayboluruz. Sanskrit dilinde, ona Kundalini adını verdiğimiz güç budur. Yılan Read More …

Public Program Washington D.C. (United States)

Public Program. Washington DC (USA), 24 Haziran 1999. Gerçeği arayan herkesi selamlıyorum. Her şeyden önce bizler gerçeğin ne olduğunu bilmeliyiz. İnsanlar her yerde arıyor, arıyor, arıyor ve arıyorlar. Ama onlar ne aradıklarını ve arayışlarının ardından ne elde etmeleri gerektiğini bilmiyorlar. Bu arayış sizi farklı yönlere yönlendirebilir. Bunların bazıları çok tehlikeli ve tamamıyla yanıltıcı olabilir. Ve birçoğu, bunu yaşamış ya da hissetmiş olmalıdır. Eminim bunu yaşamış olan birçok kişi vardır ama onlar geri dönebilecekleri bir yolun olmadığını düşünüyorlar. Arayışın anlaşılması çok kolaydır, bu kendinizi bilmek istemenizdir. Her zaman deriz ki: Ben bunu istiyorum, bunu beğendim, ben şu, ben bu. Ama bu “ben” kimdir? Nedir bu? Bu kendim dediğim kimdir? Ben neyim? Kendim hakkında bir şey biliyor muyum? Kendimize dair çok yüzeysel bir bilgimiz var. Herkes bunu söyledi, bütün dinler bunu söylediler: “Kendini bilmelisin.” Bununla ilgili olarak arada bir fark yoktur. Aslında eğer özüne inerseniz, bütün dinlerde, aralarında fark yoktur. Zaman içinde bazen bir yerde, bazen de başka bir yerde biraz bunun üzerinde durulmuştur. Ancak asıl mesele, sizin kendinizi tanımanızın gerekiyor olmasıdırr. Nasıl kendinizi bilirsiniz, mesele budur. İnsanlar size şunu söyleyecektir: şunu yap, her şeyi bırak, aileni bırak, her şeyi bırak. Bu tür bir elbise giy, saçını kes veya başını tıraş et ve tüm bu saçmalıkları yap. Bu çok dışsaldır. Biraz kafanızı çalıştırırsanız, her şeyin dışsal olduğunu görürsünüz. Bu çok yüzeyseldir, hiçbir anlamı yoktur. Peki, ne olmalı? Evrimdeki son atılımından bahsediyoruz. Bunu nasıl başarırsınız? İnsan konumuna gelene dek geliştiğiniz zaman, bir şeyi, içimizde eksik olan bir şey olduğunu kesin olarak bilmeliyiz. Aksi Read More …

Kundalini – Azizlerin Gücü her insanın içindedir. Istanbul (Turkey)

Public Program. Levent Kırca ve Oya Başar Tiyatrosu, Maçka, İstanbul (Türkiye), 26 Nisan 1999. Gerçeği arayanların önünde eğiliyorum. Sınırlı bir zamandayız, bu çok önemli. Şu anda, o kadar çok kargaşa, o kadar çok sorun, o kadar çok savaş var ki, her türlü sorgulama, değerler sistemimiz içinde gerçekleşti. Ve  bu konuda kesinlikle şok olduk, çok sarsıldık. Sorun ne? Bu neden oluyor? Bunu bulmaya çalışmalıyız. Ve eğer bir çözüm varsa, ona ulaşmaya çalışmalıyız. Sorunlar var çünkü insanlar kendilerini tanımıyorlar ya kendilerini çok fazla düşünüyorlar, çok fazla Egoları var ya da çok fazla şartlanmaları var. Sıkıntılı olmadığını söyleyebileceğimiz hiçbir koşul yok, çünkü onlar tüm saçmalıkları körü körüne kabul ediyorlar. Şimdi sorunu görüyoruz, diyelim ki  belli bir dinin içine doğduk ve sadece bize söylenen her şeyi takip edip, yapmaya başlıyoruz. İnsanlara Kuran-ı Şerifi okuyup okumadıklarını soruyorum. Çok azı gerçekten okumuş ve tamamen, bazen bunun temsili olduğunu düşünüyorum. Bu, İslam’a ve Muhammed Sahibe de kötü bir şöhret getiriyor. Bize göre, Muhammed Peygamber çok, ama çok büyük bir Ruhtu. Biz ona “Adi Guru” diyoruz, yani bu Dünya’da doğmuş olan ezeli üstatlardan birisi. Şimdi,  Onun gibi büyük bir ruh, kendisinin Tanrısal olduğunu söylemez. Ben buna inanamam ama sanırım O kendisinin Tanrısal olduğunu söylemedi. Belki de, eğer birisi onun Tanrısal olduğunu söylerse, o zaman insanlar bu Tanrısal şahsiyetin hayatına kast edebilecekleri içindir. Ve Ona ne kadar işkence ettiler, Ona ne kadar çok sıkıntılılar yaşattılar, sonsuz. Birisi kalkıp, böylesine Tanrısal bir kişi, neden acı çekti ki diyebilir, O acı çekmedi ama cahil insanlar yüzünden ıstırap çekmiştir, çünkü onlar kesinlikle Read More …

Tanrıdan bir hediye Istanbul, Istanbul Military Museum (Turkey)

Harbiye Askeri Müzesi , Şişli-Istanbul (Türkiye) 20.04.1998 Gerçeği arayanların önünde eğiliyorum.  Öncelikle bizler gerçeğin ne olduğunu bilmeliyiz. Gerçek şudur , siz bu beden, bu akıl, bu duygular, şartlanmalar değil, saf ruhtunuz. Ruh, Yüce Tanrı’nın kalbinizdeki yansımasıdır. Bu yüzden  siz, kalbinizde bulunan bu ruhu aramalısınız. Ruh, huzurun, neşenin kaynağıdır, bunu başardığınız zaman ancak tüm bu fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal sorunlarınızdan kurtulursunuz. Özellikle de ülkeniz, sahip olduğunuz pek çok Sufi tarafından çok kutsanmıştır. Sufi kelimesinin kendisi saffadan, temizlikten, arınmadan gelir. Peki bu saffa nasıl ifade edecek?, Muhammed Peygamber, önce dua etmeniz ve kendinizi Tanrı’ya teslim etmek zorunda olduğunuzu söyledi. Dua ederek dikkatinizi Tanrıyı aramak üzerinde tutacaksınız ama bu, bu şekilde yürümez. İnsanoğlunun bir sürü zayıflığı vardı. Doğru yolu bilmiyorlar ve yoldan çıkıyorlar. İşte bu yüzdende Ruh konumuna ulaşmak için,  kendi yükselişinizi elde etmelisiniz.   Ruh konumuna ulaşmak için, size o büyük spiritüel konumu verebilecek bir güç içimizde vardır, bu zaten hepiniz içinde vardır. Hangi dini takip ederseniz edin, o oradadır. Kuran’da miraç olarak adlandırılan bu yükselişinizi elde edebilmeniz, Tanrı’nın size bir armağanıdır. Bu miraç, ancak eğer siz isterseniz, eğer siz bunu talep ederseniz mümkündür. Bu zorlanamaz. Bu onun içinize itilemez. Bu öz varlığınızın, doğal bir filizlenmesidir. Sanki bir tohum gibi,  onu kıramazsınız. Onu Toprak Ana’nın bağrına bırakmalısınız. Bu doğal bir evrimsel süreçtir. Ruh olmayı bilmeliyiz ve modern zamanlar için vaat edilen şey budur. Şu anda da olduğu gibi, bu modern zamanlar,  içte ve dışta her tür negatif güçle doludur. Ve insanoğlu huzursuz. O halde, insanoğlu dönüştürülmelidir. Sahip olduğumuz bu insan tipiyle, Read More …

Tanrının varlığını kanıtlamanın zamanı geldi Istanbul, Mövenpick Hotel Istanbul (Turkey)

Üçüncü Public Program, İstanbul, Türkiye, 1995-07-29 Tercüman: Shri Mataji’nin konuşmasını işitebiliyor musunuz? Seyirci:  Evet, Evet Shri Mataji: Beni duyabiliyor musunuz?Sahaja Yogiler: Evet. Shri Mataji: Gerçeği arayanların önünde eğiliyorum. Bilmeliyiz ki, gerçek her neyse odur.  Siz onu değiştiremezsiniz, dönüştüremezsiniz, onu tarif edemez ve onun için ödeme yapamazsınız.  Bütün dinlerde, kendinizi bulmalısınız denilmiştir, Bilhassa Kuran’da, eğer kendinizi bilmiyorsanız,  insan değilsiniz denilmiştir. Bütün bu namaz ve tüm bu dualar, sadece yükselmek için, kişinin kendisini bilmesi içindir. Bütün dinlerde bu böyle söylenmiştir ama bildiğiniz üzere bütün dinler güç odaklı, para odaklı oldular ve onlar Tanrı adına (birbirleriyle) savaşıyorlar. Bu yüzden insanlar Tanrıda gerçeklik yok diyorlar ama artık Tanrının varlığını ve birliğini, bütün dinlerin birliğini kanıtlamanın zamanı geldi. Tanrı adına savaşacak bir şey yok. Aslında onlar gerçek için savaşmıyorlar, para için, toprak için veya biraz güç (kazanmak) için savaşıyorlar.   Dr. Han zaten size, bizim içimizde neye sahip olduğumuzu anlattı veya Kuran’da Kundalini, Assas (Kaynak) olarak tarif edilmiştir ve Tanrının Sevgisinin her yeri kaplayan gücü ise  “Ruh” olarak tanımlanmıştır. İsimler değişik olabilir ama hepsi aynı şeyden bahsettiler. Hiç bir dini ayrıcalıklı din olarak adlandıramazsınız. Muhammed Sahib İbrahim’den, Musa’dan, İsa’dan ve Onun Annesinden bahsetmiş birisidir.  Özellikle de İsa’nın Annesi için, sizler asla Onun iffetine karşı çıkmamalısınız, dedi. İncil’de bile,  Muhammed Peygamberin Ona gösterdiği saygı, Meryem’e gösterilmemiştir. Bu bizim kadınlarımıza karşı saygılı olmak  zorunda olduğumuzu gösterir. Rahiplerin ve her şeyin olduğu veya seçkinlerin olduğu her din,  bir şekilde bozulma gösterdi ve tutucu bir hale geldi ve onlar birbirlerinden nefret ettiler.  Eğer Tanrı Rahim (Merhamet eden) ve Rahman (acıyan, Read More …

Tüm Hakiki Dinler Ruh Odaklıdır Istanbul, Mövenpick Hotel Istanbul (Turkey)

Public Program, Istanbul, Türkiye, 1994-07-01 Gerçeği arayanları selamlıyorum, …. da bizler  her şeyden önce gerçeğin ne olduğunu bilmeliyiz.  Bizler onu değiştiremeyiz. Onu tarif edemeyiz. Bu böyledir, böyle oldu ve böyle olacaktır. Tek şey şu ki, ruh olduğunuz zaman biz bunu merkezi sinir sistemimizde hissedebiliriz. Tüm kutsal kitaplarda yeniden doğacağınız, Veli olmanız gerektiği  söylenmiştir ve Kuran’da söylenmiştir, Kundalini, Tanrı’nın yükselişidir. Babam Kuran’ı Hintçe’ye tercüme etti ve bazen her dinde birçok yanlış anlamalar var. Çünkü herhangi bir din  eğer para odaklı veya güç odaklı bir hale gelirse gücünü kaybeder ancak tüm dinler ruh odaklıdır. Büyük bir önderiniz Atatürk vardı, aydınlanmış bir ruh olan Mustafa Kemal Paşa. Ve Ben 12 yaşındayken onun hayatını okudum, çok etkilendim ama insanlar bazen onu anlamıyorlar. Gerçek Sufiler olan tüm evliyalar ve Sufiler için nelerden neşe duyduklarını açıklamak çok zordur. Hindistan’da bir azizimiz vardı Kabir, o Müslümandı ve o ben herkese kör olduklarını nasıl açıklayayım dedi. Ve bu körlük var çünkü genel bir cehalet var. Bu cehalet, bu Kundalini uyanışı ile ortadan kaldırılabilir. Şimdi gerçek şu ki siz bu beden, bu zihin, bu akıl, bu ego, bu şartlanmalar değilsiniz, sizler saf ruhsunuz. Ve ikinci gerçek de, Tanrısal sevginin her yeri kaplayan bir gücü olduğudur. Bu ruh olarak adlandırılıyor. Yani sizin bununla yeniden bağlantı kurmanız gerekiyor. Bu bağlantıya sahip olmadıkça kendinizi anlayamazsınız. Sizdeki  bu merkezler, onlar evrim sürecinde içimizde nerede yaratıldıklarını size anlattılar. Yüce Allah en büyük yaratıcıdır. Ve Onun bizi hassas bir şekilde yaratmasından anlamamız gereken tek şey, son aşamaya geçmemiz gerektiğidir. Şaşırtıcı bir şekilde Türkiye’de o kadar Read More …

Madras’ta Public Program 2.Gün Hindistan, 1991 Madras (India)

Public Program. Madras (Hindistan), 7 Aralık 1991. Gerçeği arayanlara saygılarımı sunarım. Dün ilk başlangıçta, size gerçek ne ise odur demiştim. Eğer, bizler gerçeği bulamadıysak onun hakkında dürüst ve alçakgönüllü olmamız lazım, çünkü gerçek bizim iyiliğimiz için, şehrimizin iyiliği için, toplumumuzun, ülkemizin ve tüm kainatın iyiliği için. Hepinizin doğmuş olduğunuz bu zamanlar çok özel zamanlar, insanlar aydınlanmalarını alabiliyorlar. Bu İncil’de bahsedilmiş olan diriliş zamanıdır, bu zaman Muhammed Sahip tarafından anlatılmış Kıyam zamanıdır. Bu çok özel bir zaman, bildiğiniz gibi, Nala damayanthi akhyan – Nala Kali ile karşılaştı. O Kali’ye çok kızmıştı. Ve “Sen benim ailemi yok ettin, benim huzurumu yok ettin ve sen insanları bhram içine, ilüzyonlar içine sürükledin, onun için seni öldürmem en iyisi.” dedi Kali’ye meydan okudu ve ” Sonsuza kadar yok edilmiş olcaksın” dedi.  Sonra Kali, “Tamam, benim Mahatmyam’ın görevimin ne olduğunu anlatmama izin ver. Neden orada olmam gerektiğini sana izah edeyim. Eğer seni ikna edebilirsem, beni öldürmekten vazgeçersin eğer edemezsem beni öldürebilirsin.” dedi “Bugün gerçeği arayanlar, aydınlanmalarını, Atma sakshatkara, arayanların hepsi giri ve kandharasa gidenler, dağlara ve vadilere gidenler, tüm dünyada Tanrı’yı arayanlar; tüm bu insanlar Kali Yuga süresince sıradan ev halkı olarak doğacaklar. Şüphesiz, Bhram, ilüzyon olacak, insanlar sabhram içinde olacaklar. İlüzyon orada olacak ve hiç şüphesiz benim yarattığım karışıklık orada olacak. Fakat sadece karışıklıktan dolayı bu basit ev halkı olan insanlar gerçeği arayacaklar. Ve bu yüzden, bu zamanda onlar Atma sakshatkara, aydınlanmalarını alacaklar.” Bu zamanlar ile ilgili shastralarda birçok kehanet vardı, fakat özellikle “Nadigranth” içinde Bhrigumuni bu zamanları anlatmıştır. Bugünün zamanlaması ile hesabını yaparsanız, tam Read More …

Madras’ta Public Program 1.Gün Hindistan, 1991 Madras (India)

Public Program. Madras (Hindistan). 6 Aralık 1991. Gerçeği arayan herkesi selamlarım. Eğer biz gerçeği arıyorsak, onun hakkında dürüst ve samimi olmalıyız, öyle ki kendimize karşı samimi olmalıyız, ve biz bu dünyadaki varlığımızın hakkını vermeliyiz. Birçok sadhaka var, sabahtan akşama kadar; bir çeşit ritüel, bir tür meditasyon, bir tür bhakti, bir tür okuma yapıyorlar. Fakat kişi anlamalı, ne başardık? Neredeyiz? Bir Anne olarak şunu söyleyebilirim, “Çocuğum arayışın içinde bir çok şey yaptın, fakat ne buldun? En yüksek gerçeğe ulaştın mı? Yazıtlarda tanımlanan şeyi elde ettin mi?” Bugün marathi dilinde söylenmiş şarkı için – Sanskrit dilinde de söylemelerini dilerdim,Sanskritçe de çok iyiler,Adi Shankaracharya ve diğerlerini de söylemeliler. Yarın yapacaklar. Bu şarkı Namadeva tarafından onikinci yüzyılda yazılmıştır; Bu şair daha sonraları Punjab’a gitmiştir, ki orada Nanak Sahib kendisine çok saygı göstermiş ve ondan Punjabi dilinde de yazmasını istemiştir. O Punjabi dilini öğrenmiş ve çok kalın bir kitap yazmıştır, ve “Yüce Sahip” içinde bu kitaptan birçok alıntı vardır. O sıradan bir terzi idi, çok sıradan bir terzi,ve başka köydeki bir azizi görmeye gitti,azizin adı Gora Kumbhar’dı. “Kumbhar” çömlekçi, çömlek yapan insan demektir; ve Gora Kumbhar meşguldü, çalışmak için çamuru hazırlıyordu. Namadeva sadece onun önünde durdu ve dedi ki, “Buraya Nirgun, şekilsiz olanı görmeye geldim, chaitanya’yı görmeye, fakat o burada Saguna, şekle bürünmüş.” Sadece aydınlanmış bir ruh, sadece bir aziz, diğer bir aziz için bunu söyler, çünkü en yüce gerçeği bilir. Fakat aydınlanmamış insanlar yaşamın ötesinde ne olduğunu anlayamazlar. Hristiyan dininde bile Thomas vardı, Hindistan’a aşağıya kadar geldi ve birçok bilimsel eser yazdı, bu eserler Read More …

Prag’da Public Program 2. Gün 1991 Štvanice, Prague (Czech Republic)

Public Program. Prag (Çek Cumhuriyeti), 18 Ağustos 1991. [Hintçe] Onlar üç şarkı söylediler, değil mi? Bir tane daha … bir tane daha … [Hintçe] [Yogi, Shri Mataji’nin konuşması sırasında fotoğraf çekilmesi hakkında soru soruyor.] Ama Ben konuştuğum sırada, çekilmemeli. Bir şarkı daha söylemelisiniz, küçük bir tane. Hamid, gözlüklerim, gözlüklerim. [Yogi, Shri Mataji’ye çakralar vesaire hakkında zaten konuştuklarını açıklıyor.] Gerçeği arayan herkesin önünde eğiliyorum. Size dün anlattığım gibi, gerçek her ne ise odur. O kavramsallaştırılamaz ve bu insan farkındalığı içinde hissedilemez. Bunun için sizin, bizim ruh dediğimiz daha süptil bir varlık haline gelmeniz gerekir. Bu gün sizlere Ruhun tabiatından bahsedeceğim. Ruh, Kadir-i Mutlak Tanrının, Babanın (içimizdeki) yansımasıdır. Oturduğu mevkii bıngıldak kemiğinin üstüdür ama O (Tanrı) bizim kalbimizde yansımıştır ve ruh böyle iken, Kundalini ise, Kutsal Ruhun, Ezeli Annenin yansımasıdır. Yani bu ruh, o dikkatimiz içinde aydınlandığı zaman, dikkatimiz aktif hale gelir: bu anlamı ile, eğer siz bir şeye dikkat koyarsanız, orada o hareket etmez ama aksine, siz her nereye dikkat koyarsanız, bu sizin üzerinizde hareket eder. Bunun tersine aydınlanmış ruh olan birisinin tek bir bakışı bile, başka bir kişi üzerinde neşe ve huzur olarak kendini gösterebilir. Ruh, merkezi sinir sistemi vasıtası ile görülmeye başladığı zaman, sinirleriniz üzerinde yeni bir boyut geliştirirsiniz ve bunun sayesinde kendi merkezlerinizi hissedebilirsiniz, bu kendi bilginizdir ve başka kişilerin merkezlerini de hissedebilirsiniz. Bu sizin kendi parmak uçlarınızda hissedeceğiniz, kesin olarak ve tamamen doğru bir duyumdur. Eğer bu merkezleri nasıl düzelteceğinizi bilirseniz, o zaman fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak tam bir dengeye ulaşırsınız. Bu merkez böyledir ve biz Read More …

Prag’da İlk Public Program 1991 Štvanice, Prague (Czech Republic)

Public Program. Yapılan İlk Program, Prag (Çek Cumhuriyeti), 17 Ağustos1991. Gerçeği arayan herkesi selamlıyorum. Size en başta şunu söylemeliyim ki, gerçek ne ise, odur.   Onu kavramsallaştıramaz veya değiştiremeyiz. Bu insan bilinci ile ne yazık ki, gerçeği bilemeyiz de. Bizlerin ruh olmasının gerektiği şeklindeki, bu gerçeği bilmek için bizlerin birer süptil varlık olmamız gerekir. Bunun için de kişinin, bunun evrimsel bir yaşayan süreçtir olduğunu anlaması gerekir. Bunun için ödeme yapamayacağınız, sizi ruh haline getiren içimizde yaşayan bir oluştur. Siz herhangi bir çaba gösteremezsiniz ama bu sadece çalışır çünkü sizler gerçeği arayan kişilersiniz. Size her ne söylüyorsam, bir bilim adamının açık aklı ile bunu dinlemelisiniz. Eğer bunun gerçek olduğu kanıtlanırsa, dürüst insanlar olarak kabullenmelisiniz çünkü bu sizin iyiliğiniz için ve tüm dünyanın hayrı içindir. Burada güzel çiçekleri görüyoruz ama onları bize bahşedilmiş şeyler olarak kabul ediyoruz. Onların küçük bir tohumdan meydana geldiklerini düşünmüyoruz bile. Gözlerimize bakın, nasıl bir mikro-kamera bu ama biz bunu da bahşedilmiş bir şey olarak alıyoruz. Öyleyse kişi, bu yaşayan işi yapan bir gücün var olduğunu anlamalıdır. Yani ilk gerçek şu ki, siz bu beden, bu akıl, bu ego ya da bu şartlanmalar değilsiniz, siz saf ruhsunuz. İkinci gerçek ise şudur, yaşayan tüm işleri yapan Tanrısal sevgisinin sübtil bir gücü vardır. Biz amipten bu konuma sadece bu güç vasıtasıyla geldik ve gerçeği bilmek için, atmamız gereken çok küçük bir adım daha var. Bizler mutlak gerçeği bilmiyoruz. Bu yüzden birbirimizle çekişiyor, birbirimizle kavga ediyoruz ve  savaşlarımız var. Ama eğer hepimiz gerçeği bilirsek, o gerçek sadece birdir. Hepinizin Benim burada oturduğumu Read More …

Swadishthan, Düşünmek, Hastalık, Bölüm 1 Hilton Hotel Sydney, Sydney (Australia)

Public Program 1. Gün, “Swadishthan, Düşünmek, Hastalık”. Hilton Hotel, Sidney (Avusturalya), 16 Mart 1990. Gerçeği arayan herkesin önünde saygıyla eğiliyorum. Gerçek her ne ise, onun ne olduğunu bilmek zorundasınız. Onu insani farkındalığımız içinde kavramsallaştıramayız. Onu düzenleyemeyiz, onu manipüle edemeyiz, onu organize edemeyiz. O her ne ise odur, öyle olmuştur ve öyle de olacaktır. Peki gerçek nedir? Gerçek şudur, bizler Tanrısal sevginin enerjisi olan bu çok süptil bir enerji tarafından sarmalandık ya da bu bize nüfuz etti ya da bu sevgi tarafından bizler beslendik, bakıldık ve sevildik. İkinci gerçek ise bizim bu beden, bu zihin, bu şartlanmalar, bu ego değil, ruh olduğumuzdur. Sizler söylediklerimi körü körüne kabul etmek zorunda değilsiniz, çünkü kör inanç fanatizme yol açar. Ancak bilim insanları olarak zihinlerinizi açık tutmalı ve söylediklerimi kendiniz görmelisiniz: eğer bunlar Benim söylediğim gibiyse, onu dürüstçe kabul etmelisiniz. Bilim sayesinde uygarlığımız, ilerlememiz hakkında çok şey biliyoruz. Bu, dışarıda çok büyümüş bir ağacın ilerlemesidir; ama eğer köklerimizi bilmezsek yok oluruz. Bu nedenle köklerimizi bilmek önemlidir. İşte köklerimizin bunlar olduğunu söyleyebilirim. Görebileceğiniz gibi, içimizde yedi tane çakra merkezi vardır ve bu süptil merkezler omurilikte ve beyinde yer alır. Bunlar fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarımızı karşılar. Fiziksel tarafta, fiziksel sorunlarımızla ilgilenen pleksuslarımızın kullanımı için gereken enerjiyi tezahür ettirirler. Bu sağ taraftadır, bu sarı hat tarafından sağlanan enerji, bu süptil bir kanaldır – biz buna Pingala Nadi diyoruz – burası fiziksel ve zihinsel eylemlerimiz için enerji sağlar. Yani bu, sağ sempatik sinir sistemine tedarik sağlayanda içimizdeki eylem gücüdür. Sol tarafta gördüğünüz bir diğer kanal ise, bizim Read More …

Düşünceler arasında bir boşluk Vienna (Austria)

Public Program 2. Gün, Kundalininin Uyanışı, Viyana, Avusturya, 25 Temmuz 1989 Gerçeği arayanların önünde eğiliyorum. Onlardan bu müziği çalmalarını istedim, çünkü düşünceler çok fazlaydı [akıllarda?] Ve bu müzikte hiç söz yok, sizde düşünce oluşturmuyor. Ve düşünceler işte bu şekilde kolayca uzaklaştırılabilirler. Bir düşünce yükselir ve düşer. Başka bir düşünce yükselir ve düşer. Ve biz düşüncenin zirvesine atlıyoruz. Ya geçmişi ya da geleceği düşünüyoruz ama şu anda olamıyoruz. Bir düşünce yükselip alçaldığı ve sonra bir diğeri yükseldiği zaman, arada bir boşluk vardır ve bu, şu andır. Yani Kundalini yükseldiği zaman, bu düşünceyi küçültür. Ve bu merkezi sessizlik alanı genişler. Bu, bizim düşüncesiz farkındalığa ulaştığımız zamandır. Güzel bir halıya baktığımızda, her tür düşünce aklımıza gelmeye başlar. Eğer bu benim halımsa, o zaman halının sigortası için  endişe ederim ama bu bir başkasının halısıysa, o zaman  yine düşünmeye başlarım, bu kadar güzel bir halıyı ben nereden bulurum, ne kadar ödemem gerekir? Sanatçının halının içine akıtmaya çalıştığı güzellik ve neşe yaratısından zevk alamam. Bu yüzden bu halıyı gördüğümde, düşüncesiz  farkındalık içinde, onun yaratılışının tüm neşesi, sanki Ganj nehri gibi akmaya başlıyor, serin vibrasyonlar akmaya başlıyor ve siz kendinizi tamamen rahatlamış hissediyorsunuz. O halde Sahaja Yoga’da atmamız gereken ilk adım, düşüncesiz farkındalığımızı oluşturmaktır. Eğer Agnya merkezini anlarsak, bu yapılabilir. Bu merkez, bu şekilde çapraz yapan bu iki optik kaizmanın arasına yerleştirilmiştir. Ve Kundalini onu deldiği zaman, bu merkezde bulunan  Deity uyanır. Bu, Lord Jesus Christ’in Deitysidir. O ilk olarak, Mooladhara’nın ilk çakrasında, bir kavram olarak oluşturulmuştur. Bu yüzden O, dünya üzerinde enkarne olan Masumiyetin Deitysidir. Sadece Read More …

Zihinsel Projeksiyon, dengeyi nasıl koruyacağını bilmez. Vienna (Austria)

Public Program 1. Gün, Viyana, 24 Temmuz 1989 Umarım Hint müziğinden keyif alıyorsunuz. Şimdi, onlardan 12. Yüzyılda yaşamış olan  Namadeva isminde çok ünlü bir şairin yazdığı bir şarkıyı söylemelerini istedim. Bu şarkı, bütün bu yıllar boyunca Hindistan köylerinde söylenen ve aydınlanma almanın sevincini tarif eden bir folklor. Yani diyor ki,  “Ben her şeyden, öfkemden, kızgınlığımdan vaz geçtim”, ilişkili olduğum tüm bu  şeylerden vazgeçtim diyor, çünkü  O, şarkıyı sanki kocası, kayınpederi olan bir hanımefendi gibi söylüyor, ben herkesten vazgeçtim. “Ama şimdi ey Kundalini Anne, sen uyandın ve bana ver” diye istekte bulundu,  “Oh Anne,  bana Yoga’yı ver”. Bu Tanrısal olanla birleşme anlamına gelir. Ve işte bu şekilde köyde onlar şarkı söylüyorlar ve aydınlanma almak, Kundalini’yi yükseltmek hakkında şarkı söylüyorlar. Ve umarım onları alkışlar ve bundan keyif alırsınız [Anne, 6.04 – 6.15 arasında Hintçe konuşuyor] Sahaja Yogilerin bir kısmı buraya gelebilirler, Avusturya’dan ve diğer yerlerden gelenler şarkı söylemek için gelebilirler .. İşte folklor budur ve köylerde bu rustik bir şekilde söylendi.  Ambe,  “Ambe”, Kundalini anlamına gelir ve onlar “ude” diyorlar, ude – yüksel, yüksel demektir. [Şarkı – Anne 20.15’te tekrar konuşmaya başlar] Tüm gerçeği arayanları selamlarım. En başta gerçeğin kavramsallaştırılamayacağını bilmeliyiz. Bu zihinsel bir kazanım değildir çünkü insan zihninin kendi sınırları vardır ve zihinsel yansımaların üstünde kişilikler haline gelmemizi sağlayacak, bir dönüm noktasına ulaşılması gerekir. Kullandığımız zihinsel projeksiyonlar doğrusal bir yönde hareket ettikleri zaman, sonrasında geri tepiyorlar çünkü kendilerini sürdüremiyorlar çünkü zihinsel gelişim veya zihinsel yansıtma, dengeyi nasıl koruyacağını bilmez. Örneğin, şimdi ekolojik sorunlara neden olan sera etkisi dedikleri şeyi, batıda görebilirsiniz. Read More …

Public Program Istanbul (Turkey)

Public Program Hilton Hotel, İstanbul, Türkiye.  27.05.1989 Bu sabah İstanbul’u, bu güzel yeri çevreleyen güzel denizi ve her yerde  çok güzel olan bu tabiatı gördüm ama sorun sadece insanlarda. Eğer ormana giderseniz ormanın çok, çok temiz bir yer olduğunu göreceksiniz. Kaplanlar var. Başka hayvanlar da var ama kesinlikle temizdir ve hiçbir yerde kötü koku ya da herhangi bir şey yoktur ama eğer bir kaç insan gider ve orada yaşarsa, bunu hemen anlarsınız. Bu kadar yüce ve bu kadar güzel olan mutlak varlığımıza henüz kavuşamamış olmamızın sebebi biziz. Bildiğiniz üzere, bizler hayvanlardan çok daha çok evrimleştik. Bir köpekten herhangi bir pis patikadan yürüyüp  geçmesini isterseniz, bunu çok kolay bir şekilde yapabileceğini görebilirsiniz, sorun değildir. Ve bilirsiniz, bir at bile aynı şeyi yapar ama insanoğulları yapamaz. Onlar pisliğe ve çamura tahammül edemezler. Yani bizler geliştik. İnsan olduğumuz bir konuma evrimleştik. Ama yine de her neye inanırsak inanalım, hangi inanca sahip olursak olalım, yine de güçlü insanlar olmadığımızı çünkü yanlış şeylere çok kolayca geçit verdiğimizi söyleyebilirim. Şimdi, bu söylendi, Muhammed Sahib, kişinin içki içmemesi gerektiğini söyledi. Bu bizim iyiliğimiz içindi çünkü bu insan farkındalığımıza aykırıdır ama Ben içki içen insanları suçlamıyorum çünkü onlar aziz değiller. Diyelim ki eğer ortalıktaysalar hiç içmezler, onları gördüm ama Londra’ya gelirlerse herhangi bir İskoç’tan çok daha fazla içerler çünkü bizler mutlak doğamıza henüz ulaşamadık. Herhangi bir şeyin kölesi olabiliriz. Köleliğe inanmayabiliriz. Örneğin Batı’da görüyorum, insanlar artık özgür yaşadıklarını düşünüyorlar ama değiller. Şimdi, uyuşturucu tuzağına düşüyorlar ve on iki yaşında bir çocuğun bile uyuşturucu kullandığını göreceksiniz. İngiltere’deki en kötüsü, Read More …

Türkiye’deki İlk Public Program – Birinci Gün Istanbul, Emirgan Korusu (Turkey)

Türkiye’deki İlk Public Program (İstanbul) Emirgan Korusu, 25.06.1989 Gerçeği arayanların önünde eğiliyorum. Birisi konuşmamı tercüme edebilir mi? Gregoire: Onların zaten meditasyonda olduklarını görebiliyorum. Gerçeği arayanların önünde eğiliyorum, dedim. Şimdi, gerçeğin kavramsallaştırılamayacağını anlamalıyız. Gerçek oradadır ve  her zaman (anlaşılmıyor) ..dır. Bizler onu düzenleyemeyiz ve gerçeği arayanlar, bunu bildikten sonra, bir bilim adamı gibi zihinlerini açık tutmalılar. Ve bizim size söylediğimiz şey, bu her ne ise, bir hipotez olarak değerlendirilmelidir. Ve eğer doğruluğu kanıtlarsa, söylenen doğruysa, dürüst insanlar olarak onu kabul etmelisiniz. Gerçek hakkında uzun zamandır konuşulmaktadır. Sokrat bundan bahsetti ve öldürüldü. Sonra İsa geldi, bundan bahsetti, öldürüldü. Sonra Peygamber Muhammet Sahip geldi ve O da bir şekilde öldürüldü ama insan bilinci bugün çok daha iyi. Ve bizler gerçeğin, akli projeksiyonlarımızın ötesinde olması gerektiğini anlıyoruz. Barıştan bahseden ve herhangi bir demokrasi, kapitalizm veya komünizm teorilerinden söz eden veya İslam, Hinduizm, Hristiyanlık gibi herhangi bir dinden söz eden insanları gördüğümüzde, hepsi aynı. Onları bağlayan bir güç yok, herhangi bir kişi günah işleyebilir. Öyleyse nerede yanıldık? Tüm bu peygamberler, azizler ve enkarnasyonlar kesinlikle gerçeği söylediler ama biz nerede yanlış yaptık? Hepsinde ortak olan bir şey var, onlar dediler ki, sizler sonsuz olanı görmek zorundasınız. Ve göz önüne alınan şeyler de, kendi ölçüleri ve kendi sınırlamaları içinde kullanılmalıdır. Bütün dinlerin özü budur ama daha sonraları, bunu görmediğimiz için yanlış yaptık ve geçici olan şeyler içinde kaybolduk. Bu büyük dinleri ve büyük felsefeleri başlatanlarda, yanlış olan hiçbir şey yoktu ama bizler esas meseleyi kaçırdık. Ancak, insan bilinci bugün artık bunu bu kadar net görebildiği konuma ulaştı, Read More …

Enerji merkezlerini nasıl aydınlatırsınız? Unity of Houston Church, Houston (United States)

Public Program, Unity Kilisesi. Houston (USA), 30 Mayıs 1986. Gerçeği arayan herkesi selamlıyorum. Kişi gerçeğin ne olduğunu anlamalıdır, biz onu kavrayamayız,  onu organize edemeyiz, onu yönetemeyiz ama  bilimsel (bakışlı) bir kişilik olarak, gerçeğin ne olduğunu görmek için açık fikirli olmalıyız. Herhangi bir üniversiteye veya herhangi bir koleje giderken, biz orada ne olduğunu bulmaya çalışırız, aynı şekilde gerçeği öğrenmemiz gerektiği zaman, çok açık fikirli olmamız gerekir. Ama sevgiden bahsettiğimizde, sevginin ve gerçeğin aynı şey olduğunu bilmeliyiz. Tanrı’nın sevgisi ile gerçeğin kendisi arasında hiçbir fark yoktur. Bu fark, biz Tanrı ile bir olmadığımız zaman var olur. Örneğin, eğer siz birisini çok sıradan bir seviyede seviyorsanız, bir kişiyi fiziksel olarak seviyorsanız, şöyle de diyebilirsiniz ya da cinsel bir şekilde, o kişi hakkında çok şey biliyorsunuzdur; sadece bunu biliyorsunuz ama gerçeği bildiğinizde, o zaman siz sevgi olursunuz. Ve size bahsettiğim sevgi, her yeri kaplayan, hareket eden, koordine eden ve gerçek olan sevgidir. Ama bunun için,  bizim mutlak olarak adlandırdığımız düzeyde olmadığımızın farkına varmalıyız. Göreceli bir dünyada yaşıyoruz. Ve göreceli olarak, bir şeyler görmeye başladığımız zaman, bu gerçek olamaz. Gerçek göreceli olamaz. O mutlak olmalıdır. Ve evrim sürecimizde, insan olduğumuz zaman,  gerçek diye her ne biliyorsak, … örneğin, eğer siz Benim bir sari giydiğimi biliyorsanız, gözleriniz vasıtasıyla kesinlikle Benim bir sari giydiğimi biliyorsunuz, bu sizin için bir gerçektir, bu herkes için gerçektir. Herkes aynı şeyi görür. Yani bu, merkezi sinir sisteminizle ilgilidir: bunu siz merkezi sinir sisteminiz üzerinde bilmelisiniz – gerçeği.  Bu herhangi bir imge olamaz. Herhangi bir zihinsel yansıtma olamaz ve bu kanıtlanamayacak bir Read More …

Public Program 1. gün, Gerçeğin iki yüzü vardır (Switzerland)

Public Program. Geneva (Switzerland), 11 June 1985. Gerçeği arayan herkesi selamlıyorum. Ne var ki gerçeğin iki yüzü var: Bizim algılamamızdaki yanılsama gerçeğe benzeyebilir, hem de o yanılsamanın özü gerçek gibi gözükebilir. Ancak diğer yan mutlaktır ve merkezi sinir sisteminizde, hissedilmesi, tecrübe edilmesi gerekir. Bizim düşünebildiğimiz zihinsel bir yansıtma değildir, ne de duygusal bir hayal ürünüdür, gerçek ne ise odur, değiştirilemez. Gerçek ödün veremez. Gerçeği bilmek için kendimizi alçak gönüllü kılmak zorundayız. Şimdi, bilimde biz o zamana kadar bilmediğimiz pekçok şeyi tevazu göstererek keşfettik. Ama bilinen her ne ise haricidir, ağacın kökleri olmak zorunda ve bu ağaca sadece karşıdan bakarsanız, bu kökler bilinemez. Ve biri köklerden bahsettiği zaman, biz şaşalarız, çünkü daha önce bu konuda birşey bilmiyorduk. Bu nedenle biz sadece ağacı görmeye şartlandık, ve ağacın bir de kökleri olması gerektiğini bir türlü kafamıza sokamıyoruz. Dolayısıyla diyebiliriz ki insanlar bilimde epeyce ilerlediler ve kalkınarak, gelişmiş ülkeler haline geldiler. Halbuki, onlar eğer köklerini aramazlarsa tamamen yok olacaklarını bilmiyorlar. Şimdi, Ben burada sizin önünüzde olduğum zaman, kimse herhangi bir şekilde sizi kırmak için burada olduğumu düşünmemeli, oysa Ben size kökleri anlatmak için, içinizdeki yüce nitelikleri anlatmak için buraya geldim. Biz bilimsel alanda elektrik gibi, yerçekimi gibi, etrafımızdaki pekçok enerjiyi biliyoruz. Ama bizim içimizde daha sübtil enerjiler var ki bunları bizim aynı bir bilim insanı gibi tevazu ve açık fikirlilik ile anlamamız gerekir. Şimdi, burada Batı’da karşı karşıya olduğumuz sorunlar nedir, bunu anlamaya çalışmalıyız. Bana Amerika’da birisinin sorduğu gibi, “Batı’nın sorunu ne?” Evrimimiz sürecinde bize ne olduğunu görmek gerekir. Endüstriyel kalkınma yoluyla evrim geçirirken Read More …

Kundalini, tıpkı bir ip gibi birbirine bağlanmış birçok enerji iplikçiğinden oluşur Hollywood United Methodist Church, Los Angeles (United States)

Public Program 3. Gün, Hollywood Birleşik Methodist Kilisesi, Los Angeles, (Amerika), 27 Eylül 1983. Dr. Warren size içimizde bulunan farklı merkezlerden bahsetti ve bunların ne kadar güzel bir şekilde yerleştirildiğini ve Kundalini yükseldiği zaman, merkezlerin en içteki çekirdeğini nasıl aydınlattığını görebilirsiniz. Orta  kanalda, üç kanal vardır ve en içteki kanal, Kundalini tarafından, bunları ilk kez delmek için kullanılır. Kundalininin, tıpkı bir ip gibi birbirine sarılmış  birçok enerji iplikçiğinden oluştuğunu hayal edebilirsiniz ve çakralar açılmaya başladıkça daha fazla sayıda iplik uyanmaya başlar ve bu altı tane merkezden geçerler; ama Aydınlanmadan sonra kişi, sadece artık Aydınlanma aldığını düşünürse, o zaman bunun için bir çaba göstermesine gerek olmadığını düşünür,  o zamanda geçici olarak onu kaybedebilir, epey bir süre için demeliyim ve Aydınlanmasını yeniden oturtmak için, bu kez çok daha sıkı şekilde çalışması gerekecektir. İnsanlara Aydınlanma verdiğimizde, onların “Evet, bunu hissettik” dediklerini defalarca gördüm. Hissettiler, her şey oldu ve onlar bunu daha sonra kaybediyorlar çünkü Aydınlanmalarını düzgün bir şekilde oturtmamışlar, neyse ki bunun için nereye gidersem gideyim,  orada zaten bir merkezimizin kurulmuş olduğunu görüyorum, bu durumda siz o merkeze gidebilir ve onlardan Aydınlanmanızı nasıl oturtacağınızı  öğrenebilirsiniz. Bu, dikkate edilmesi gereken çok çok önemli bir zamandır. Kanser olmuş bir kadın vardı, kanser hastalığı tedavi edilmişti, tamamen iyi durumdaydı ve ailesine geri döndü, durumu çok iyiydi ve bir süre sonra – bir yıl kadar sonra- çok ciddi bir nitelikte başka bir hastalıkla geri geldi. Ben de ona sordum, “Bu nasıl oldu, kanserin tedavi edildi, şimdi sen bir başka hastalığa yakalanıyorsun? Bununla ilgili bir şey yaptın mı? Read More …

Ruh İçimizde tezahür ettiği zaman, ne olmalıdır? Hollywood United Methodist Church, Los Angeles (United States)

Public Program, İkinci Gün, Hollywood United Methodist Kilisesi, Los Angeles, Amerika, 26.09.1983 Ruhu arayan herkesin önünde eğiliyorum. Ruh arayışı, eski çağlardan beri pek çok insan tarafından tarif edilmiştir. Benim size anlattığımda konuda, yeni olan hiç bir şey yok,  insan farkındalığı daha fazla bir şey olması gerektiğini görmeye başladığı bir noktaya ulaşır  ve o anda,  arayış başlar.  Ve kişi, tüm bu kutsal kitapların anlattığı ve hakkında bahsettiği şekilde, o kişiyi ruh yapacak bir şeyi dört gözle beklemeye başlar. Bu  konuda, bunu daha iyi bir hale getirecek  hiçbir konuşma  yoktur çünkü ruh içimizdedir, içimizde, kalbimizdedir.  Şimdi, ruh olmanız  gerek,  aydınlanmanızı  almalısınız, özünüzün bilgisine sahip olmalısınız, kendinizi bilmelisiniz diyerek,  bir sürü insanın bunun hakkında konuştuğunu işitmiş olmalısınız ama bugün Sahaja Yoga’da kişinin yapması gereken şey, ruh olmayı  gerçekleştirmek üzere,  bunu sizin kendi deneyiminiz haline getirmektir  ve bu çok büyük bir armağandır. Bence bu, bunu  gerçekleştirebilmemizi sağlamak için elimize geçen çok benzersiz bir keşiftir. Şimdi tek bir basit noktayı anlamalıyız, bu ruh içimizde tezahür ettiği zaman, ne olacağını, en üst seviyede neyin  olması gerektiğini anlamalıyız. İlk olarak buna  hayat kazandırılmalıdır,  siz bu bedene daha fazla enerji almak zorundasınız, bu siz  fiziksel sınırı hissetmek zorundasınız demektir. Eğer herhangi bir süreç veya herhangi bir yöntem yada herhangi bir deneyimle,  eğer siz  sağlık açısından düzelme göstermezseniz, o zaman bunun ruh olmadığını bilmelisiniz. Çünkü ruh tam bir sağlıktır ya da diyebilirsiniz ki, o asla hastalanmaz, Ruh budur. Öyleyse başınıza gelmesi gereken ilk şey, bunun canlandırıcı bir yaşam, çok dinamik bir yaşam olması gerekliliğidir. Başınıza gelmesi gereken ikinci şey Read More …

Agnya Çakra, Cennetin Kapısı New Delhi (India)

Agnya Çakra. Delhi (Hindistan), 3 Şubat 1983. Bugün Agnya merkezini anlayacağız. Agnya Çakra, (anlımızda) ‘optik kiazma’nın kesiştiği noktada yer alır. Gözleri besleyen sinirler birbirlerinin aksi yönde geri giderler ve onların kesiştikleri yerde ise, bu süptil merkez bulunur. Onun ‘Medulla oblongata’ aracılığıyla, diğer merkezlerle sürekli bir bağlantısı vardır. Bu merkezin iki tane taç yaprağı vardır. Ve bu süptil merkez bir taraftan gözlerin içinden ve diğer taraftan başın biraz çıkıntılı olduğun arka kısmında çalışır. Bu durum, bu merkezin fiziksel yanıdır. Şimdi üçüncü gözden bahsedenler için, burası üçüncü gözdür. Yani görme işlevini gerçekleştirdiğimiz iki gözümüz var ve onun vasıtasıyla daha süptil görebildiğimiz bir göz olan, üçüncü bir gözümüz var. Eğer siz bu gözü görüyorsanız, ondan uzaktasınız demektir. Örneğin, gözlerinizi görebiliyorsanız, siz gerçeğini değil, onun kendi yansımanızı görüyorsunuz demektir. Eğer bir şeyi (doğrudan)görüyorsanız, bu siz ona bakıyorsunuz demektir. Yani bir göz gördüğünü söyleyen insanlar, örneğin LSD alan insanlar ve bunun gibi şeyleri alanlar, onlar başka bir göz görmeye başlarlar. Onlar sadece bu gözü görürler ve üçüncü gözlerinin açıldığını düşünürler.  Aslında siz gözden çok uzaktasınız, bu yüzden onu görebiliyorsunuz. Bu sağ tarafta bilinçüstü seviyeye, sol tarafta ise bilinçaltı seviyeye gider ve siz  gözü görebilirsiniz. Ama Sahaja Yoga’da bu göz ‘vasıtasıyla’ görmelisiniz. Bir pencere gibi, pencereye bakabilirsiniz ama eğer siz pencereden (dışarıya) bakarsanız, pencereye bakamazsınız. Yani insanların, biz bu üçüncü gözü görebiliriz dedikleri şey, bir ilüzyondur ve işte bu yüzden onlar Kundalinimiz uyanıyor diyorlar ama onlar ne yazık ki yanılıyorlar. Bu, dikkatin normalde geçemeyeceği kadar çok dar bir geçittir, bu imkansız bir şeydir. Burası ego ve Read More …

Kalp: Tanrıça’nın çakrası New Delhi (India)

Public Program. Delhi (Hindistan), 1 Şubat 1983. Bugün,  Devi için yazılmış böyle güzel bir şarkı söylediği için Bay Swanowaphala’ya tekrar teşekkür etmeliyim. Patrick’in size, her sorunu çözebileceklerinden emin olduklarını söylemesinden çok etkilendim. Olması gereken şey bu. Kendisi hakkındaki ve başkalarına dair anlayışında çok büyük bir zirveye ulaşmış bir Sahaja Yogi’nin işaretidir bu. Tanrıça’nın Çakrası, omurilikte göğüs kemiğinin arkasında bulunur. Bu Çakra, bizim Sahaja Yoga’da adlandırdığımız şekliyle, Bhavasagara’nın (ilüzyonlar okyanusu) üstüne,  Void’un üstünde bir yere yerleştirilmiştir. Ve bhaktalar (adanmışlar) tarafından, arayış içindekiler tarafından geçilmesi gereken bir köprü tarafından korunmaktadır. O tektir. Arayış içindeki bir kişiye saldırmaya çalışan negatif güçler olduğu zaman, Devi çocuklarının bu geçitten geçmelerine yardım eder. Bu çakra, size söylediğim gibi göğüs kemiğinin arkasına yerleştirilmiştir. Çocukluk döneminde, sternum kemiğinde antikorlar oluşur. Onlar Devi’nin savaşçıları veya Sainika’larıdır (Askerleri). Belli bir yaşa kadar büyür ve çoğalırlar ve nihayetinde hepsi vücudun her tarafına dağılırlar ve bir insan, kendisine yönelik herhangi bir dış istila ile yüzleşebilir. Bu antikorlar, nasıl savaşılacağını bilirler, kendilerine son derece güvenir ve düşmanlarının kim olduğunu bilirler. Kendi içlerinde bina edilmiş bir halde, bütün bu mesajlara sahiptirler. Dolayısıyla, Tanrı karşıtı unsur herhangi bir süreç vasıtasıyla varlığın içine girdiğinde, örneğin yemek yoluyla, kelimelerle, eylem yoluyla, şeytani insanlar veya kara büyü yoluyla, bu antikorlar bir araya gelerek istilacılara karşı topluca savaşırlar. Orta  Kalbi düzgün şekilde gelişmemiş olanlar, yaşamları boyunca muazzam bir güvensizlik yaşarlar. Eğer çocukken onları korkutarak kontrol etmeye çalışırsınız, bu çocuklar daha sonra son derece kendine güvensiz bir hale gelirler. Karanlıktan korkarlar, geceden korkarlar. Bazıları her şeyden korkar. Vücutta oluşan antikorların Read More …

Nabhi Çakra New Delhi (India)

Public Program, Nabhi Çakra, New Delhi, Hindistan, 31.01.1983 Müzik çok güzeldi ve hepiniz için yükselticiydi. Sahaja Yoga’da müziğin etkisi muazzamdır ve eğer bir Sahaja Yogi şarkıyı söylerse bu o kadar harika bir şeydir ki, bu varlığımın üzerinde bir mantra gibi davranır. Bu yüzdende, bugün böylesine güzel bir şarkı söylediği için Bayan Venogopalan’a çok müteşekkirim. Beni tamamen canlandırdı. Sonra, o da Gavin Brown çok tatlıydı. O bir İngiliz, çok nazik ve çok istikrarlı bir Sahaja Yogi. O tanıştığım ilk Batılı Sahaja Yogilerden birisi. Bugün size arayışın dürüstlüğüyle ilgilenen Nabhi Çakra’dan bahsedeceğim. Nabhi Çakra, maddi düzeyde Solar Pleksus olarak dışarıyı kontrol eden veya tezahür ettiren merkezdir. Nabhi Çakranın iki tarafı vardır: bir tanesi solda, diğeri sağda ve bir tanesi de ortadadır. Yani sol tarafta Gruha Lakshmi, sağ tarafta Raja Lakshmi veya Gaja Lakshmi vardır, ortada ise (daha sonra) Mahalakshmi’ye yükselen Lakshmi vardır. Arayış başladığında, insan önce yiyecek aramaya başlar. Yiyecek tüm hayvanlar için çok önemlidir. Eğer yiyecekleri yoksa, var olamazlar. Yani arayış, yiyecekle başlar ve barınak arandığı zaman ise, su bulmaya çalışırlar. Yani bu merkez, sudan yapılmıştır ve bu merkezde oturan Deity Shri Vishnu veya Narayana’dır ve O’nun gücü, size söylediğim gibi, Lakshmi’dir ve daha sonra da Mahalakshmi’dir. Sahaja Yoga’da yavaş yavaş önce bir gücü, sonrasında da diğerini geliştirmeye başladığınızı keşfedeceksiniz. Sahaja Yoga’ya gelen herkes, eğer onlar doğruysalar ve herhangi bir yanlış şeye bulaşmamışsalar, o zaman Lakshmi Tattwa’da onlara kesinlikle yardım edilir, yani bu “onların iyiliği gözetilir” demektir. Krishna’nın dediği gibi, “Yoga kshema vahaamya.” (Refahınız/sahip olduklarınız Benim Sorumluluğumdur) Yani Shri Krishna, bunun Read More …

Public Program 2. Gün New York City (United States)

Public Program, 2. Gün, Aydınlanma, Newyork (Amerika), 28 Ekim 1982. Yarın gel ve Beni gör. Sana anlatacağım. Lösemi. Bu çok zor değil. Zor değil. Endişelenme. Görüyorsun, onlar acı çekmek istiyorlar. Onlar Yahudi. Ha, ha, ha, ha… Buna bakın şimdi. Bakın… Bu saçmalık. Saçmalık bu. Bakın. Siz bu bedeni yaratamazsınız. Bu insan bedenini yaratabilir misiniz? Neden acı çekmek istiyorsunuz? Saygınız yok sizin. Kesinlikle hiç bir anlamı yok bunun. Anlayamıyorum. Kendinize işkence etmek istiyorsunuz. Bu yanlış bir düşünce. Kesinlikle yanlış bir düşünce. Yarın gelip Beni görmen daha iyi olacak. Sana anlatacağım. Endişelenme, sana anlatacağım. Onların acı çekmek istemeleri yanlış bir fikir. Ne yapmalı? Tek bir şey yapın. İki tane sopa alın ve onlara verin. Onlar birbirlerine vurup acı çekerler. (İnsanlar, izleyici gülüyor) Böyle aptal insanlarla ne yapmalıyız? Acı çekmek istiyorlar. Benimle konuşan bir adam vardı, bir radyocu ve dedi ki, herkesin acı çekmeye hakkı vardır. Bende, “tamam, eğer acı çekmek istiyorsan, uzak bir yere git ve kendini öldür” dedim. Herkesi neden acı çekmenle meşgul ediyorsun? Bu bir sadism, değil mi? Ben acı çekiyorum, ben acı çekiyorum, ben acı çekiyorum… Kim senden acı çekmeni istedi ki? (Shri Mataji gülümsüyor ve biraz su içiyor) Böyle muhteşem insanlarla tanıştınız mı?  ?… hahhha… sizler Tanrının Krallığına girmelisiniz, buna söz verildi ve siz acı çekmek istiyorsunuz? Sizde/onlarda yanlış giden bir şeyler olmalı? Posses olmuş olmalılar., aksi takdirde bunu, yani acı çekmek istemenizi açıklayamam, neden? Bu zengin bir adamın, “fakir olmak ve kendimi Tanrı adına yeniden aç bırakmak istiyorum” demek istemesi gibi. Kimi insanlar Tanrı adına başkalarına işkence Read More …

Vishuddhi’den Sahasrara’ya 1982 Vienna (Austria)

Dördüncü Public Program. Viyana (Avusturya), 30 Eylül 1982. Gerçeği arayanların önünde saygıyla eğiliyorum. Son konuşmalarımda size, vücudun alt kısımlarında bulunan enerji merkezlerinden bahsettim. Bugün, kalan üç merkezden bahsetmek istiyorum. Burada, burada ve burada olanlardan. Bu merkezler insanlar için çok önemli. İnsanoğlu başını doğrulttuğu anda bu merkez yeni bir boyut geliştirdi. Bu merkeze Vishuddhi çakra denir.  Bu çakranın sempatik ya da parasempatik sinir sisteminde kendini ifade eden 16 tane pleksusu vardır ve bunlar, gözlerimiz, burnumuz, boğazımız ve dilimiz, gözlerimiz, gözlerimizin farklı kısımları ve yüzün tüm ifadesinden sorumludur. İnsanoğlu ego merkezliyken başını böyle geriye iter. Süperego merkezli ise başını böyle aşağı eğer. Bu merkez insanlar için son derece önemlidir. Sahaja Yoga için de çok önemlidir çünkü eller Sahaja Yoga’da büyük rol oynar. Evrensel bir dile sahip olabilmek için ellerimizi kullanmalıyız. Kör olan, duyamayan ya da konuşamayan insanlar için en iyisi budur – ellerini kullanmak. Biz her ne kadar kendimizi parmaklarımızı hareket ettirerek ifade etsek de ellerimiz hala aydınlanmadı. Bu merkez aydınlandığı zaman bu eller de aydınlanırlar. Bu merkezin iki kısmı vardır. Biri sağda, biri solda. Soldaki merkez insan kendini suçlu hissedince tıkanır ve Kundalini’nin yükselmesine engel olur. O yüzden Batı’da arayış içinde olanlardan, önce hep kalplerinde,  “Anne, ben suçlu değilim” demelerini istedim. Bunlar bize sözde dinlerden gelen şartlanmalar. Sözde psikologlardan ve çocukluğumuzda  gelişimimizden sorumlu olan diğer kişilerden. Anne babalar için materyal şeyler çok önemliyse onlar çocuklarına hep bağırırlar ya da onları düzeltirler. “Halıyı mahvetme, onu mahvetme, bunu mahvetme” derler. Böylece içimizde bir çeşit suçluluk hissi geliştiririz. Bu, okullarda ve kolejlerde yetişirken de Read More …

Kalpten Sahasraraya, Public Program (England)

Public Program, “Kalp, Vishuddhi, Agnya, Sahasrara – Bilgi olmak”. Derby (İngiltere), 11 Temmuz 1982. Dün sizlere anlattığım bu çakraları, Dr. Warren sizlere izah edebildiği için memnunum çünkü tek bir kısa konuşma ile, bütün bu detayları anlatamazsınız. Eğer aydınlanmanızı alırsanız ve iyi gelişirseniz, o zaman yüzlercesi bulunan teyplerimi dinleyebilirsiniz ve okyanus kadar uçsuz bucaksız olan bu bilgiyi anlayabilirsiniz. Size dün anlattığım gibi, aydınlandığınız zaman, siz bilgi olursunuz. Bu çok kafa karıştıran bir ifade, insanlar “bilgi olmanın” ne anlama geldiğini anlamıyorlar. Geçen gün bir centilmen Bana geldi ve “benim gurum bana, zaten bilgi verdi”, dedi. Bende, “nasıl oldu bu” diye sordum. Bana, “çünkü benim gurum bana, ben sana bilgi verdim” dedi. Bende dedim ki, “ama hala açıkla Bana, nasıl oldu bu, bilgi mi bu verdiği şey? Onun sana bilgi verdiğine nasıl inanıyorsun?” Bunun üzerine dedi ki, “Hayır, Anne, o benim anlıma dokundu ve sonra ben bir ışık gördüm”.  Bende dedim ki, “o zaman sen hala başka bir şekilde de ışık görebilirsin. Bu şey nasıl olup, senin bilgi alman oluyor?”. Bunun üzerine düşünmeye başladı ve “eğer bilgi almışsam, o zaman ne meydana gelmeli?” Bende dedim ki, “bak, yanımda oturan bir başka kişi var, o bir Sahaja Yogi. O kundalininin ne olduğunu bilir, aynı zamanda senin Kundalinini kendisinin nasıl yükselteceğini de bilir. O senin probleminin ne olduğunu, hangi çakralarının catch ettiğini bilir. Aynı zamanda kendisinin şahsi problemlerinin ne olduğunu da bilir”. Bunun üzerine Bana sordu, “nasıl biliyor o?” Bende dedim ki, “O, kendisi bilgi oldu”. Size dün anlattığım gibi, kendi merkezi sinir sisteminiz üzerinde, Read More …

Public Program, Mooladhara’dan Void’a (England)

Public Program, “Mooladhara, Swadishthan, Nabhi, Void”. Derby (İngiltere), 10 Temmuz 1982. Derbyshire ve Birmingham’daki bütün Sahaja Yogilere, burada arayış içinde olan kişilerle bu konuşma fırsatını Bana verdikleri için teşekkür ederim. Modern zamanlarda arayış içinde olan insanlara sahibiz ve bu benzersiz bir şey. Daha önceleri asla, arayış içinde olan insanlara sahip olmadık, en azından onlar bu kadar çok değillerdi. Eskiden, günümüzde arayış içinde olan insanlarınlar kadar çok sayıda, para arayan, birbiri ardına ülkelerde güç arayan insanlar vardı. Tanrının mutluluğunun bir kaç incisini arayan pek az kişi vardı, çok az sayıdaydılar. Bunun sebebi ise farkındalıktı, insanoğlunun kolektif farkındalığı belki de kendilerinin bunu yapabilecek beceride olduklarını veya belki de, biraz olsun aramaya gerek duyduklarını düşünemediler. Ama bu gün, bu o kadar güzel bir birleşim ki, dünyada doğmuş olan ve çok yüksek kalitede olan, arayış içinde insanlar var. Arayış içinde olanlar, bu gün kitleler halindeler. Onlar, orada burada, bir dağın tepesinde veya bir mağarada veyahut bir yerlerde oturup meditasyon yapmaya çalışan, bir veya iki kişi değiller. Oldukları şeyden memnun olmayan, kendilerinden tatmin olmayan, arayış içinde olan çok sayıda kişi var. Ötelerde bir şeyler olmalı diye düşünüyorlar.  Kendi anlamlarını henüz bulmadıklarını hissedenler, kendi yaşamlarının anlamını bulmaları gerektiğini hissedenler, içinde bulundukları şeyden daha yüksek bir şeylerin olması gerektiğini hisseden kişiler, bu insanlar. Bu halde olan bütün bu arayış içindekiler, onlar sadece bu günün değil,  binlerce yıldan beri arayış içindeki olan insanlar. İsa’nın zamanında hiç kimse yoktu, demeliyim çünkü İsa’nın mürid olarak aldığı insanlar bile, aslında buna zorlandılar ve İsa’nın gidip onları arayıp, bulup, onlara anlatması gerekti. Read More …

Kargaşa: Süptil Kölelik, Birmingham 1982 Birmingham (England)

Public Program, “ Kargaşa :Sübtil Kölelik”. Birmingham (UK), 9 Temmuz 1982. Modern zamanların kargaşa zamanları olduğunun farkına varmalısınız.  Ne istediğinizi bilmiyorsunuz.  Ne sormak istediğinizi bilmiyorsunuz.  Yaptığınız şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu bilmiyorsunuz. Kargaşa gereklidir.  Kargaşa yoksa çaresizliğe  kapılmayız.  Çaresizlik durumu olmadan arayış olmaz.  Kargaşa, yalnızca kişi belli bir farkındalık alanına ya da diyebiliriz ki bir farkındalık derecesine ulaştığı zaman görülür hale gelir.  Örneğin, Musa’nın bu dünyaya geldiği dönemde çaresizlik faklıydı.  Onlar kölelikten kurtulmak istiyorlardı.  Onların sahip olduğu anlayış farklıydı.  Bir toplumu, ondan en üst düzeyde verim alacak şekilde nasıl organize edersiniz.  Ve bu acil bir durumdu.  O zamanın Yahudileri için çok riskli bir durumdu. Pek çok ülkede, pek çok kuşakta bu oldu.  Son derece çaresiz hissettikleri bir noktaya geldiler.  İnsan köleliği o zamanlar açıkça ortadaydı. Ama bundan önce insanlar kölelik için kötü hissetmediler.  Kabul etmişlerdi.  Bunu bahşedilmiş bir şey sayıyorlardı. Ve bir zaman geldi ki ve “Bu kölecilik ve biz artık buna sahip olmak istemiyoruz” dedikleri bir zaman geldi.  Ve bir lider çıktı ve o lider onların adına bunu çözdü. Bugün, bu modern zamanlarda bizi her gün yiyen, farkında olmadığımız kadar kendimizi tahrip eden ve yok olduğumuz türde  çok süptil bir köleliğe sahibiz.  Bu yıkım pek çok farklı şekilde çalışıyor ve bizler kendimizi gerçek için uyanmadığımız sürece bu yaratılıştan geriye hiçbir şey kalmaması ihtimali var. Büyük konuşmalar yapan insanlar var.  Birleşmiş Milletlerden ve tüm bu büyük, büyük makamlardan insanlarla tanıştım.  Gelen yıkımdan,  geleceğin şokundan ve bunun olacağından bahsederler, yer ayırtırlar, büyük rezervasyonlar.  Tartışırlar.  Sokakta oturur, tartışacakalrdır.  Bardalar,en tartışıyorlar.  Partideler, Read More …

Sol Kanal: Bilinçaltının Problemleri, Brighton 1982 Brighton (England)

“Sol Kanal: Bilinçaltı Problemleri”. Brighton (İngiltere), 13 Mayıs 1982.   (İlk üç dakikaya ait ses kaydı mevcut değil,  00:02:16 –Ses buradan başlıyor) İyi şartlanmalar. Bir şekilde,  benzer şekilde iyi alışkanlıklarınız ve kötü alışkanlıklarınız olabilir. Alışkanlıklar, yükselişinizi engelleyici veya zorlaştırıcı olabildikleri gibi, kendinizi dengelemenize de yardımcı olabilirler. Şartlanma, size her gün ilişki içinde olduğumuz maddeden kaynaklanır.  İnsanoğlu maddeyi görünce atılıp ona el koyar ve maddeyi kendi amacı için kullanmak ister.  İnsan maddenin şeklini kendi amaçları için değiştirir.  Yaşamında konfor sağlayan veya yardımcı bir şey veya bir rehber olarak, maddeye alışmaya başlar.  Maddeye olan bağlılığınız daha fazla olmaya başladıkça, doğallığınızdan da daha fazla uzaklaşırsınız çünkü ölü bir şeyle uğraşıyorsunuz. Biz, yalnızca madde cansız olduğu zaman, onunla meşgul oluruz.  Yaşadığı zaman ona pek o kadar aldırmayız. Böylelikle maddeyi kendi amacımız için kullanmaya başladığımız zaman, maddenin cansızlığı içimizde yer eder ama başka türlü nasıl var olacağız? İnsanlar şu soruyu sorabilir.  Eğer Tanrı bize maddi şeyleri vermişse ve bu madde kullanılacaksa, bizden onu kullanmamamız mı bekleniyor? Ve onlardan keyif almamalı mıyız?  Oysaki biz zevk almayız.  Aydınlanmadan önce, hiçbir maddeden zevk alamazsınız.  Aydınlanmadan önce, sadece alışkanlık geliştirebilir ve o maddenin tutsağı haline gelebilirsiniz. Bu bir prensiptir, genel ihtiyaçların hiç bir zaman tatmin edilemeyeceği şeklindeki ekonominin temel prensibidir, Bu şu demektir, bugün halı gibi bir şey satın almak istersiniz.  Tamam aldınız. Ve o halı artık baş ağrısı haline gelir çünkü o sizing malınız, ona bakmanız lazım.  İlk olarak onu sigortalatmalısınız, onun için endişelenmeniz lazım.  Ve ikinci olarak, başka bir şey almak için bambaşka bir hevese kapılırsınız. Şimdi halıyı aldınız, bu bitti.  Sonra başka bir şeye sahip olmanız lazım, ondan sonra başka Read More …

Tanrının Sevgisini Anlamak Caxton Hall, London (England)

“Tanrının Sevgisini Anlamak”, Caxton Hall, Londra (İngiltere), 11 Mayıs 1982. Son yaptığımız bir çok konuşmada Tanrı’nın Sevgisinin bedelini ödeyemeyeceğinizi söylüyoruz. Bu bazen Beni güldürür. İnsanlar O’nu asla anlayamazlar çünkü çok onlar sınırlı bir alanda yaşarlar. Onun sevgisi sınırsızdır. Bağışlaması sınırsızdır. Bu “sınırsız” ve “sonsuz” kelimelerini dahi anlamıyoruz çünkü böyle bir şeyi bilmiyorduk. Ve bir şeyin gerçek olduğunu söylemek, aynı zamanda gerçek olan bir şeyi onaylamak gibidir. Sizin bir sertifikaya ihtiyacınız yok. O insanlar bile anlamıyor. Yapaylıkla yaşıyoruz, gerçeği bulmaya çalışıyoruz, yine de yapaylığı gerçek olarak kabul ediyoruz. Yine savaşmaya devam ediyoruz, sonra da bunun gerçek olduğunu düşünüyoruz. Tekrar, bu bir şeye, yapay bir şeye ya da bir tür zihinsel projeksiyona dönüşüyor. İnsanların tüm bu sınırlı çabaları ve deneyimleri, onları çok şartlanmış bir hale getirdi, Tanrı’yı ​​anlamak kolay değildir. O tüm bu evreni şefkati ve sevgisiyle yarattı. Sizi de insan olarak, şefkati ve sevgisi içinde yarattı. Onun hiçbir şeye ihtiyacı yok ama O sever. Ve tüm bu şeylerin ötesinde seven birini, herhangi bir ödül olmadan, sadece sevgi adına sevmeyi sizler anlayamazsınız. Sadece sevgi adına sevebilen tek bir insan dahi düşünemeyiz. Ancak aydınlanmadan sonra, siz giderek büyüdükçe, sevmenin en büyük neşe olduğunu anlarsınız. Ve sonra bununla bağlantılı olarak parayı düşünemezsiniz. Bu bir şeydir, söyleyeceksiniz ama bence, “paraya ihtiyacımız yok veya para almayız” demek bile, oldukça düşük bir düzeydir. Bu çok, çok kabadır. Çünkü para ve tüm bu kavramlar çok düşük seviyededir. O bu dünyayı ondan herhangi bir meyve elde etmek üzere yaratmadı. Hiçbir şey beklemedi, bunu sadece sevdiği için yaptı. Sevgisini ifade Read More …

Sahasrara Çakra, Public Program Maccabean Hall, Sydney (Australia)

Sahasrara Çakra,  Public Program. Sydney (Avustralya), 3 Nisan 1981. Geçen gün size İsa’nın merkezinden, Shri Krishna’nın merkezinden ve bunların birbirleri ile olan ilişkilerinden bahsettim. Şimdi de, içimizde bulunan bu sonuncu ve en önemlisi olan Sahasrara merkezi, limbik bölgedir. Bunun içine girdiğiniz zaman, düşüncesiz farkındalıkta olursunuz. Burası Kundalini vasıtasıyla, İsa’nın merkezi vasıtasıyla, İsa’nın kapısı sayesinde girilen bir bölgedir ve buraya Onun sayesinde girmeniz gerektiği yazılmıştır. Ama bu, birilerinin çıkıp da “ben İsa veya “ben profesör İsa, İsa ” demesi gibi değildir. Bu,bu şekilde değildir. İsa bizlerin içindedir ve Kundalini yükseldiği zaman, eğer bu merkezde durursa, sizler Onun adını anmalısınız. Aydınlanmamış insanlar değil ama, aydınlanma almış olan insanlar Onun ismini, sanki bir ilahi gibi tekrarlamalıdırlar, Kundalini ancak o zaman bu merkezi delip geçer, İsa’nın merkezini, kapı budur, Onun bahsettiği geçit budur ve sonrasında ise Tanrının Krallığına girersiniz. “Tanrının Krallılığını miras olarak alacaksınız”. Miras. Babanızın Krallılığı budur ve sizler de bunu miras olarak almalısınız. Ama şimdi, en önemlisi olan Sahastarara son merkezdir. Birbiri ardına yerleşmiş olan bu yedi merkeze sahip olduğunuzda, bu merkezler gerçekten de bizim üzerinde konuştuğumuz Deitylerin oturdukları yerlerdir. Onların oturma yerleri beynin içindedir, onların aurası kalbin etrafındadır ama gerçekte Onlar ”Sthana’larda” (konum, yer demek) uyuyorlar, merkezlere ait yerlerde. Yani, bunu üç şekilde anlayabilirsiniz. Bir, beyinde bu oturma yerlerinin yedi (ayrı) merkezi vardır ve onların aurası kalbin üzerine düşer. Onların yerleri merkezin içindedir. Ve Kundalininin uyanışının ilk aşamasında, sadece bu deityler uyanır. Bu, siz herhangi birisi için bir ilahi söylediğinizde veya Onları isimleri ile çağırdığınız zaman, Onlar tepki verirler. Bu anlamda Onlar Read More …

Public Program, Vishuddhi ve Agnya Çakra Maccabean Hall, Sydney (Australia)

Vishuddhi ve Agnya Çakralar, Dördüncü Publik Program. Maccabean Hall, Sydney (Avustralya), 31 Mart 1981.  Bu gün önümüzde çok ilginç bir konu var, bu da on altı taç yaprağı bulunan ve boynunuzun kök kısmının arkasına yerleştirilmiş olan Vishuddhi çakrayı tartışmak. Vishuddhi çakra, kendisini fiziksel aktivite olarak veya maddi düzeyde servik pleksusun dışında gösterir. Bildiğiniz gibi salgı bezleriniz var ve troid de burada bulunan salgı bezidir. İnsanoğlu için bu merkez, evrim içinde en büyük öneme sahip olan merkezdir çünkü insanoğulları, hayvan konumundan insan olmak üzere ellerini ve başlarını yukarıya kaldırdıkları zaman bu merkez maksimum büyüklüğüne ulaşacak şekilde gelişti. Hayvanların başları yere doğru bir açı yapacak şekilde duruyordu, ilk önce sadece dokunuyordu, paralel şekilde ve sonra, ta ki nispeten biraz daha yüksekte olduğu maymun konumuna gelene dek, daha ve daha yükseğe yükseldi ve ancak insan konumunda eller ve baş aynı seviyeye yükseldi. Düz bir seviyeye gelmesi tamamdı, düz seviye de olduğunda süper ego ve ego arasında denge vardı. İlk önceleri, insanlar tarafından bakıldıkları zaman, hayvanlarda süper ego vardır. Hayvanlar, insanlardan hareketle bazı şartlanmalar geliştirdiler. Köpekte olduğu gibi, köpeğin insanlar tarafından bakılması gerekir. Sonra, köpeğe şunu ya da bunu yap dendi ve şartlanma başladı. Bu şartlanma bir köpekte başladığı zaman, köpek insani bir şekilde süper ego geliştirmeye başlar.  Ama bir şempanze başını kaldırdığı zaman, o bir insan olmaya çalıştı. İlk orijinal insanın kafası bu şekilde eğikti. Ramayana’da böyle bir ırktan bahsedilir, insanların, yarı maymun yarı insan oldukları kayıp bir ırk. Bu yaklaşık sekiz bin yıl önceydi. Bu merkez gerçekten de, Dwapara adı verilen çağda Read More …

Public Program 3. gün, Nabhi Çakra Maccabean Hall, Sydney (Australia)

Nabhi Çakra, Üçüncü Public Program. Maccabean Hall, Sidney (Avustralya), 27 Mart 1981. Eğer işitemiyorsanız, lütfen bu kez Bana söyleyin. Bu konuşmanın yapılmasında, meydana gecikmeden dolayı üzgünüm ama Dr. Warren’ın bu deneyim hakkında size açıklama yapmak için zamana ihtiyacı vardı. Bazen onuncu kattan konuşan birisi yerine, buna ulaşmış bir kimseden  (dinleyerek) anlamak daha kolaydır, İşte babamın Bana söylediği şey şuydu, eğer birisi onuncu katta doğduysa ve geri kalanlarda birinci katta iseler ve sen onlara, kendi bulunduğun noktadan anlatmaya başlarsan, öncelikle onlar seni ne dinleyecekler, ne de senin gördüğün şeyi anlayacaklardır. Bizim onlara bir seviyeden, kendi akıllarının hala statik olmaya devam ettiği başka bir seviyede bir şeyleri anlatmaya çalışmamız, uygun değildir. Bu yüzden kişi, onların bilinçlerini iki – üç seviye yükseltmelidir ki, bu sayede onlarda ötede olan bir şeylerin var olduğunu görmeye başlarlar. Ama böyle yapmakla, pek çok hata meydana geldi. Kimi insanlar bunu kasten yaptılar, kimileri de yanlış yönlendirildi ve bazıları ise, bunu özellikle tasarlayarak yaptılar. Açık sonuç aynıdır. Birisine zehiri yanlışlıkla da verseniz veya onu yanlış yönlendirilerek de verseniz, sonuç aynıdır. Aynı şekilde, yanlış yönlendirilmiş olsanız da veyahut bunu kasten yapsanız da, yanlış yapılan her ne ise, bunun Kundalini üzerinde bir etkisi vardır. Şimdi Kova burcu çağı, Benim Dr. Warren’dan kaptığım bir kelime bu ve bu gün çok doğru. Kova, su taşıyan anlamına gelir ve Sanskritçede buna “Kumbha “ adı verilir. Kumbha, bizim Kundalini dediğimiz şeydir, Mooladhara, Kundalininin bulunduğu yer olan kumbhadır, Kundalininin gücü oradadır. Bu yüzden de, bunu Kova çağı olarak adlandırmak, bunu görebilen bazı aydınlanmış ruhların yapabileceği bir Read More …

Mooladhara ve Swadishthan, Sydney 1981 Maccabean Hall, Sydney (Australia)

Mooladhara and Swadishthan. Sydney (Avusturalya), 25 Mart 1981. Gerçeği arayan herkesi selamlarım. Geçen gün,  Mooladhara çakra adı verilen ilk merkezden ve sakrum ismindeki üçgen kemikte yerleşik bilinçlilik olan, Kundalini’den size biraz söz ettim. Size söylediğim gibi,  O size ikinci doğumunuzu vermek ve sizi huzura kavuşturacak olan vaftizinizi gerçekleştirmek için, kendisini henüz içinizde ifade etmemiş bir halde, henüz uyandırılmamış halde, orada, yükseleceği bir anı bekleyen saf arzunun gücüdür. O size aydınlanmanızı verir. Bu saf arzu, ruhunuzla bir olma arzusudur. Bu, arayış içinde olanlar, bu gerçekleşe kadar her ne yaparlarsa yapsınlar asla tatmin olmayacaklardır. Şimdi, bu merkez çok önemli çünkü Piramit şeklinde olan Varlık işini yapmaya başladığında yaratılan ilk merkez burasıdır. Burası kutsallık olan masumiyetin merkezidir. Bu dünyada yaratılan ilk şey Kutsallıktı. Bu merkez,  tüm insanlar için çok önemlidir çünkü hayvanların masumiyeti vardır. Biz buna sahipken onu kaybetmeyiz … veya masumiyetimizden vazgeçme özgürlüğümüz var da diyebiliriz. Bunu yapabiliriz, bir şekilde yapabiliriz veya daha doğrusu sözüm ona kendi özgürlük fikirlerimizle onu yok edebiliriz. Bu merkez bize bilgelik veren bir güce sahiptir. Bilgelik öyledir ki, açıklanamaz bir kelime gibi. Bilgelik, neyin iyi ve neyin kötü olduğu anlayışındaki dengedir. Sizin için, ruhunuz için neyin iyi olduğunu gerçekten anladığınız yer, bilgeliktir ve bu merkez canlı ise ve tahrip edilmemişse o zaman gerçekten bilgeliğin ne olduğunu bilirsiniz. Örneğin bu merkezi çok iyi şekilde iki katına katlanmış bir kimse, neresinin  kuzey veya güney  olduğunu söyleyebilir. Çünkü manyetizm Toprak Ananın içindedir, bu merkez Toprak Ana ile aynı elementten yapılmıştır. Bu yüzden Toprak Ana’nın içindeki manyetizm bu merkezde bulunur. Kuşlar Read More …

Public Program Maccabean Hall, Sydney (Australia)

Avusturalya’da Public Program,  Maccabean Hall, Sydney , (Avusturalya) , 22 Mart 1981 Gerçeği arayan herkese. Çok sayıda arayış içinde olan insanların bulunduğu bu büyük ülkeye gelmek bir zevktir. Pek çok arayış içindeki bu modern çağda doğdu. Daha önce hiç bu kadar çok doğmamışlardı. Örneğin, İsa’nın zamanında, O büyük kalabalılar topladı ama o insanlar arayış içinde değildiler. Onu sadece dinlediler, çünkü yeni bir şey bu gibi hissettiler. Bugün, arayış içindeki pek çok kişinin, dünyanın her yerinde yeniden doğdukları zaman geldi ve onlar arayış içindeler. Bu kişinin kabul etmesi gereken bir gerçektir, bu konuda bir riya yoktur. Kimi insanlar bu arayışın orada olduğunu biliyorlar ve her ne yapıyorlarsa, doğru veya yanlış, aslında onlar kendi içlerinde arıyorlar. Bugün, başta size, “Tanrı ile birleşme”, “içimizde kendiliğinden gerçekleşen” anlamına gelen Sahaja Yoga’nın, genel özelliklerinden bahsedeceğim. Onun hakkında konuşmak kolaydır, herhangi birisi, onun hakkında konuşabilir. İlk seferinde, Amerika’ya gittiğim zaman,  insanlar Bana “Anne konferansların için patent almalısın” dediler. Onlara sadece gülümsedim. “Mesele nedir?”, dedim. Bana, “diğerleri sizin sözlerini kullanabilirler, aynı şeyi kendi amaçları için kullanabilirler, belki de size zarar verecek pek çok şey yapabilirler” dediler. Ben de, “hayır, bu iyi, bırakın konuşsunlar çünkü olması gereken şey bu,  insanlar bunu öğrenmeliler, bunun için patent alacak ne var”, dedim. Yıldızların güzelliği, güneş ışığı için patent almayız. Bu herkes için. Esas husus şu ki, hadise gerçekleşmediği sürece bu konuşmaların ve girişimlerin bir yararı yoktur. Bu sizde meydana gelmelidir, bu bir gerçekleşmedir, bu önemli bir oluştur. Bu, bu konuda okumak değildir, bu, bizi daha yüksek bir kişilik, bir peygamber haline Read More …

Diğer Lokalarda neler oluyor? Caxton Hall, London (England)

Diğer Loka’larda (Dünyalarda) ne oluyor? Caxton Hall, Londra, İngiltere. 30 Haziran 1980. Görmediğimiz, farkında olmadığımız diğer Loka’larda (dünyalarda) ne olduğunu sizlere söyleyemem. Birazcık korkutucu olabilir ama Bütünle nasıl bir ilişki içinde konumlandırıldığımızı, Divine’in planlarının neler olduğunu ve bizim bunları nasıl gerçekleştireceğimizi anlamamızın zamanı geldi. Şimdi, burada pek çoğunuz aydınlamış ruhlarsınız. Bazılarınız ilk kez geldi, sizlerde aydınlanmanızı alacaksınız. Ama ortak olan nokta şu ki, hepiniz arayış içinde olanlarsınız, Tanrıyı arayanlarsınız, barışı arayanlarsınız, sevgiyi arayanlarsınız, ortak olan nokta budur ancak bu arayış sizlerde, kendi iyiliğiniz için, bireysel bir yükseliş için veya dönüşü olamayan bir yer için olan kazanımlar için değildir. Bu, bütün insanların yüzleşmesi gereken Son Yargı içindir. Bu yargıdan geçmeleri ve kendi sonlarına, Tanrının Krallığında bulunan kendi yerlerine ulaşmaları gerekiyor. Bu gün Benim önümde oturuyorsunuz, daha önceden, çok daha önceden de Benimle beraber oldunuz. Ama bu gün, özellikle Benimle birlikte olduğunuz bu zamanda, bununla yüzleşmek için buraya geldiniz ve Gerçeği, Sevgiyi ve Tanrının Kutsamalarını taşıyabileceğinizi kendiniz için görmeye geldiniz. Tanrının Krallığına girip, burada kalabileceğinizi, Onun tüm güçleri size doğru akarken, Onun hükümdarlığına girebileceğinizi görmek için. Bu sizlere daha önceden söz verilmişti. Tüm sözler tutulacak.  Bütün Kutsal metinler desteklenecek ve kanıtlanacaktır. Ama bilmek zorundayız ki, Tanrısal güçlerle, şeytani güçler arasında büyük bir savaş devam ediyor ve iblisler olarak sembolize edilen bütün bu şeytani güçlere, Sanskrit dilinde rakshasalar,  asuralar  adı verilir ve bu iblislerin hepsi, Tanrının Krallığını yıkmak üzere bu Dünya üzerinde doğdular.  Düşünün! Ne hırs ama! Ama onlar, Tanrının bu krallığını kalplerinizde yıkmak istiyorlar. Tanrının Krallığı vardır, var olacaktır, o ezelidir. Tanrı evren Read More …

Evrimin Üç Yolu Caxton Hall, London (England)

Evrimin Üç Yolu, Public program, Caxton Hall, Londra (Birleşik Krallık). 30 Mayıs 1979. Sizinle, bildiğimizden daha yüksek bir yaşam hakkında, diğer tüm güçleri kapsayan, nüfuz eden bir güç hakkında, mutluluk ve neşe dünyası olarak adlandırılan bu dünya hakkında konuşmak için buradayım. Tüm bu sözleri daha önce de duymuş olmalısınız ama Ben size içimizde bulunan, hepsi varlığımızın içine güzel bir şekilde yerleştirilmiş olan, resimde gördüğünüz kadar net ve yaşayan bir enstrüman olan Kundalini adındaki bu sarmal enerji yükseldiği zaman, aslında onun bir nabız gibi attığını kendi gözlerinizle görebileceğiniz bu enstrümanı, sizlere anlatmak üzere buradayım. Kendi varlığımız içinde bu yükselişe sahip olmakla, bilinçaltındaki bu atılımla, tüm mutlak sorularınıza gerçekten cevap bulabileceğimiz farkındalığımızla, başka bir yeni boyuta hep birlikte girmemizle, zaten kutsanmış durumdayız. Şimdiye dek, eski Hindistan’da bizim üç tür hareketimiz vardı. Hepsinden haberiniz var mı bilmiyorum ama bizde üç tür hareket vardı. Ve bunun yansımaları o ülkede, diğer ülkelerde kendini gösteriyordu. İngiltere’de bile birçok temel soruların, mutlak soruların yanıtlarını bulmakla çok meşgul olan insanlarımız oldu. Yani arayış dünyanın her yerinde var olmuştur. Ama daha önce de söylediğim gibi, iklim koşulları ve insanların arayışlarına cevap bulmak için, tenha yerlere gidebilecekleri çok fazla alan olduğu için Hindistan belki de bunun için en iyi ülkeydi. Bugün sizlere aradığımız üç yöntemi veya üç yolu ve bunların sonuçlarını anlatmak istiyorum. Birincisi sol taraftadır: onların Tanrı’ya adanma gösterdikleri, bhakti dedikleri yoldur. O’nu aramadan, Tanrı’ya ilahiler söylediler. Ona seslendiler, Ondan yardım istediler. Başlangıçta en büyük zorluğun elementlerden kaynaklandığını düşündüler; bu yüzden elementlerin üstesinden gelmeye çalıştılar. Ve elementlerin üstesinden gelme Read More …

Yaratılış, İnsan ve Onun Arzusunun Gerçekleşmesi (Evren, güzel bir kozmostur) Gandhi Bhawan, New Delhi (India)

Gandhi Bhawan’da yapılan Konuşma, Delhi Üniversitesi (Hindistan), 1 Şubat 1979. Ben, bizim sadece amip olduğumuz zamanlardan itibaren devreye girdim. Ondan önce ne oldu, biz nasıl yaratıldık, bu evren nasıl yaratıldı, bunu size yarın sabah anlatırım. Bu evrenin nasıl organize edildiğini bulmak zor değildir. Açık fikirli her bilim adamı, bu evrenin güzel bir kozmos olduğunu, çok iyi organize edilmiş olduğunu, çok düzgün çalıştığını görebilir ve ayrıca bu evrenin, bu özel evrenin yaratılmasının, Toprak Ana’nın yaratılmasına yol açtığı sonucunu  çıkarabilir. Yaklaşık beş milyon yıl önce, bu Toprak Ana gaz halinden ayrıldı ve soğudu. Nasıl soğudu, bunu kimse bilmiyor. Ama eğer soğuduysa, neden Güneş kadar soğuk değil? Çünkü bilimde kimse ‘Nasıl?’ diye düşünmez, onu olduğu gibi kabul eder. Bilmemeleri gerekiyor ya da sınırlamaları olduğu için bulamıyorlar. Bu olay neden oldu? Nasıl yapıldı? Tanrı yok demek kolaydır ama Tanrı var demeden birçok şeyi açıklamak çok zordur. Mesela bu evrenin insanı yaratması için geçen süre o kadar kısa, o kadar kısa ki hiçbir şey bunu açıklayamaz. Olasılık  yasasını kullanırsanız -belki bazı matematikçiler, eğer onlar buradaysalar, bunu biliyor olabilirler- bu sayede, yaşayan tek bir hücre  yaratmak için bile permütasyonların ve kombinasyonların kaç kez çalışması gerektiğini öğrenebiliriz. Örneğin, diyelim bir test tüpü içinde, 50 kırmızı hapınız ve 50 tanede beyaz hapınız var ve hepsi, kırmızı olanlar altta ve beyazlarda üstte olacak şekilde düzenlenmişse, onları sallamaya devam etmelisiniz ve onları sallamaya devam ettiğiniz zaman, hepsi dağılır. O zaman onu tam olarak organize etmek için kaç kez sallamak gerekir? Onlar bunun için bir şeyin N’ninci kuvveti şeklinde bir formül Read More …

Agnya Çakranın anlamı, emretmektir. Caxton Hall, London (England)

“Agnya chakra”, Caxton Hall, Londra (İngiltere), 18 Aralık 1978. Bugün Agnya Çakra olarak adlandırılan altıncı çakradan bahsediyoruz. ‘Gya’, ‘gnya’ kelimesi ‘bilmek’ anlamına gelir, gnya bilmektir. Ve ‘A’, ‘bütün’ anlamına gelir. Agnya çakranın başka bir anlamı daha vardır. A-gya, agnya ‘itaat etmek’ veya ’emir vermek’ anlamına gelir. Bu her iki anlama da gelebilir. Eğer birisine emrederseniz o bir agnyadır ve emire uyan kişi de bir agnyakaridir. Agnya yapan kişidir. Bu altıncı çakra, insan düşünmeye başladığında yaratılmıştır. Düşünmek, ifade edilen lisandır. Eğer lisanımız olmazsa düşünemeyiz. Ama bu, bize hiçbir düşüncenin gelmediği anlamına gelmez. Eğer bunu ifade edemiyorsak, bu içimizde işleyen bir düşünce sürecinin olmadığı anlamına gelmez. Ancak bu süptil aşamada, düşünceler bize geldiği zaman, onlar dilde değildirler, bu yüzden bize iletilmezler ve bu yüzden eğer bir lisanımız yoksa ne düşündüğümüzü anlayamayız. Bu yüzden çocukların ne istediklerini bize iletemediklerini, çünkü ne istediklerini bize söyleyemediklerini görmüşsünüzdür. Midelerinde bir baskı hissederler ve su falan isterler, bunu isterler ama bize söyleyemezler ve bu yüzden söyleyecekleri şeyi düşünemezler. Ama daha sonra düşünmeye ve bunu lisana dökmeye başladığınız zaman, o lisan resimde görüldüğü gibi beynimizde o sarı ve siyahın sol tarafında ve sağ tarafında depolanır, daha sonra düşünce dalgaları olarak bize geri gelir. Sanki birisi bizimle konuşuyordur. Ancak dil başlamadan önce, buna bir ilham veya düşünce süreci diyebiliriz, çok erken aşamada bu bize belirli formlarda gelir ve bu formlar ışık ve gölgededir. Onlar dilde değil, ışıkta ve gölgededirler. Ve Sahaja Yoga’ya geldikten sonra eğer düşüncelerinizin derinliklerine inerseniz onların Agnya çakramızı kaplayan ışık ve gölgeden başka bir şey olmadığını Read More …

Akılcılık, Duygusallık ve Bilgelik Caxton Hall, London (England)

Akılcılık, Duygusallık ve Bilgelik, Caxton Hall, Londra (İngiltere), 12 Haziran 1978 …O halde rasyonellik/akılcılık ne yapabilir? İçimizde akıl olmasının bir nedeni olmalı, Tanrı bize neden akıl vermiş, O elmaslarını bu şekilde israf etmez! Akılcılık bize, oraya akıl yoluyla ulaşamayacağımızı anlama duygusunu verir. Çünkü bu şey başınıza gelmedikçe, siz buna inanmayacaksınız. Bağlı olduğumuz, desteğimiz olan, biz olan bu rasyonelliğin; biz her zaman özdeşleşmemizin rasyonellikle tamamlandığını düşünürüz. Bizler çok rasyoneliz (akılcı) ve aynı zamanda rasyonelliğimizle gurur da duyuyoruz. O zaman rasyonellik yoluyla/sayesinde, artık işe yarayacak olanın bu at olmadığını anladığınız bir noktaya ulaşırsınız. Bu akılcılığın kullanılmasıdır! Bir şekilde o, onun bir kenara atılması gerektiğini veya ona güvenilemeyeceğini düşündüğünüz bir doruk noktasına sizi götürür. Öte yandan rasyonellik size bir bakış açısı kazandırır. Daha sonra ise, deneyim kazandığınız zaman ilişkilendirilebilecek bir görünüm. Akılcı olmanın  sizi neden başarısızlığa uğrattığını anlamaya başlarsınız. Yani bu olumsuz yönde (çalışan) bir öğretmendir. Olumsuz yönde bir öğretmen ama bu çok önemli çünkü insana özgürlük verildi ve o da, kendi özgürlüğünü kullanmaya başladı, aklını kullanmaya başladı. O noktaya ulaştığı zaman, bilgeliğine güvenmeye başlar. Ve bilgelik, insanın duygusallığı ile rasyonelliği arasındaki, bunun merkezinde, yani onun kalbi ile aklı arasındaki dengedir. Oralarda bir yerde, merkezde, ya da siz buna dayanak noktasında diyorsunuz, bu bir merkezdir. Yani eğer siz duygusallığa çok fazla takılırsanız ya da rasyonelliğe çok fazla takılırsanız, merkeze doğru ilerlemeniz ve onu bir noktada dengelemeniz gerekir, yalnız o zaman bilgelik içinde olursunuz ve işte bu şekilde kendi içinizde yükselirsiniz. Soldaki veya sağdaki herhangi bir aşırı davranışın veya bağımlılığın, size faydası olmayacaktır. Bunu Read More …

Hepimiz arayıştayız. Caxton Hall, London (England)

Halka açık program, “Hepimiz Arayıştayız”, Caxton Hall, Londra, 20 Mart 1978. Gregoire, o kadar çok şey söyledi ki, bunun üzerine Ben ne söyleyeceğimi gerçekten bilemiyorum. Gerçekten şaşkınım. Bunun bir gerçek olduğunu biliyorum ve her ne kadar bu konuda biraz utangaç olsam da, sizler bununla yüzleşmek zorundasınız. Hepiniz arayış içindeydiniz ve sanıyorum ki, hatırladığım kadarıyla, Ben arayış içinde olmayan bir kişiyle karşılaşmadım. Onlar para ya da güç arayışında olabilirler ama birçoğu gerçekten de daha ötede olan bir şeyi arıyordu. Her zaman şunu hissettim, eski ve kadim zamanların Tanrı’yı arayan tüm büyük bilgeleri Batı’da doğdular. Materyalizmden nefret etme şeklinizi; yaşam için bir tür anlayışa ulaşma şeklinizi, Ben görebildim …. (bu) yeni bir şey. İsa’nın zamanında kimi cüzamlılar ve bazı hastalar dışında böyle insanlara rastlamak mümkün değildi. O’na bakmayı isteyen başkada kimse yoktu. Şüphesiz zaman değişti ancak pek çok insan bu arayış sırasında bir sürü hata yapmıştır. Hatalar her zaman affedilebilir. Onların düzeltilmeleri gerekir. Ben bununla birlikte doğdum. Bunu yapmam gerektiğini biliyordum ve bir gün Londra’da olmam gerektiğini de biliyordum. Çok yüksek, evrimleşmiş bir statüde olan tüm bu insanlar, diyebilirim ki, hayatın tekdüzeliği içinde yaşamayan, ortada guru olarak dolanıp para kazanmayan, alim olduklarını iddia etmeyen, tapınakların ve rahiplerin insanları, hepinizden uzakta yaşayanlar, kendilerini ormanlarda saklayanlar, onlar bunun olacağını biliyorlardı. Bunu biliyorlardı ama Batı’da arayış başladığı zaman, bir talep olması gibi, arz da (meydana) geldi. Burada oturan bir sürü Sahaja Yogi var. Ben onların gerçekten arayış içinde olanlar olduklarını söyleyebilirim çünkü onlar savaşmak için bir araya geliyorlar. (net değil) – “reddedildi” Birkaç şey var, Read More …

Tantrizm’in Tarihi Caxton Hall, London (England)

Tantrizm, Public program, Caxton Hall, Londra (İngiltere), 21 Kasım 1977. Sevgili arayış içindekiler, daha önce söylediğim bazı şeyleri özetleyebildiği için Gavin Brown’a müteşekkirim ve geçen sefer size anlattıklarımın tüm detaylarına tekrar girmeme gerek yok. Bazılarınız buraya ilk kez geldiniz. (Kaset kesintiye uğradı). Tantra’nın teknik olduğunu söylemesi gibi. Bu bir tekniktir ve Sanskrit dilinde Yantra, mekanizma anlamına gelir. Yani mekanizmanın tekniği. Şimdi bahsettiğimiz bu mekanizma nedir? İçimizde veya dışımızda herhangi bir mekanizma var mı? Yoksa bu süptil bir yöntemle mi çalıştı? Eğer düşünüyorsanız ve eğer siz gerçekseniz, tüm bu sorular aklımıza gelmeli ama görüyorum ki Batı’da insanlar maddi olarak çok gelişmiş olsalar da, çok maddi olan sorunları ve problemleri çözmüşler, çok donanımlılar ama spiritüel yaşam söz konusu olduğunda, çok naifler. Örnek bir form olarak takip edecekleri İsa gibi büyük bir kişiliğe sahip olmalarına rağmen, belki de bu örgütlü bir dinden dolayı, belki de bu böyle oldu, gerçekten arayış içindeki insanların meditatif yöntemlerle bunun içine girmeleri mümkün olmamıştır. Yani bu Tantra ya da Aydınlanmamızı çalıştıran bu teknik bilinmeli, tam olarak anlaşılmalıdır ve çalışan bu Yantra sizde zaten var ve içinizdeki bu Yantra’nın güzel bir taslağını buraya çizen Patrick’e teşekkürler, bu içinizdeki enstrümandır. Ancak insan aklımızla biz bir enstrüman düşündüğümüz zaman, yaşayan bir alet olan bir enstrüman düşünemeyiz. Yaşayan bir makineyi anlamak, anlayışımızın ötesindedir. Bu, içinizde yaşayan bir enstrümandır. Küçük bir tohumdan filizlenen ve çiçek açmaya çalışan bir ağacı gördüğünüzde, kişinin bu güzel ağacın büyümesi için çalışan mekanizmanın bir tekniği olması gerektiğini bilmesi gerekir. Ve biz amipten bu aşamaya evrimleştiğimizde, bunu düşünen, anlayan, Read More …

Farklı Çakralar ve Deityleri New Delhi (India)

Farklı Çakralar ve Deityleri Hakkında, Delhi, (Hindistan) , 22 Şubat 1977. … neşenin kaynağının Özbenliğinizde olduğunu. Özünüzü aramadığınız sürece, siz Tanrı’yı arayamazsınız. Onların hepsi ikinci doğumdan bahsettiler. Vaftiz dediğimiz şey, aynı zamanda bizim yeniden doğmak zorunda olduğunuz yerdir. Vaftiz, sadece yetkisiz kişiler tarafından yapılmakta olan resmi bir işlem değildir. “Müslüman” (teslim olan) kelimesi, Muhammed Sahib bile tekrar tekrar yeniden doğuştan söz etmiştir. Benliğinizi bulmalısınız. Sorun kendimizi nasıl bulacağımızdır. “Benlik” diye bir şey var mı? Gerçekten “Tanrı” diye bir şey var mı, yoksa bunların hepsi bir efsane mi? Dini kutsal bir hayatı takip ederek kendi kurtuluşunuza ulaşacağınıza dair, var olan bir gerçek var mı? Şu ana dek, buna dair bir kanıt elimizde yoktu. Doğal olarak, günümüz bilim dünyasında, insanları kendi Benliklerini aramaya ikna etmek için, onlara her şeyin kanıtını vermek zorundasınız. Ancak bilim bize küçük bir amipten insana doğru evrimleştiğimizi söylüyor. Neden? Tanrı neden bu kadar çok zahmete girdi? Eğer Tanrıya inanmıyorsanız, buna siz doğa diyebilirsiniz. Doğa, küçük bir amipten insan yaratmak için neden bu kadar çok çalıştı? Diyelim ki biz gidip birkaç vidayı birleştirdik ve bir şeyleri halletmeye çalıştık, yoldan geçen biri şunu soracaktır: “Neden? Bu enstrümanla sen ne yapacaksın? Ne yapıyorsun?” Bu kadar evrimden sonra insan olmamızın bir nedeni olmalı ama bilim “neden” diye düşünmez, o size sadece “Bu böyle” der. Ve orada olmayan her ne varsa bilim, biz bu “Açıklayamıyoruz”, der.  Enstrüman, yani o her ne ise, varsayalım ki bu şey elektrik enerjisiyle çalışmalıdır ya da o şey her ne ise, devreye girecek olan herhangi bir enerjidir veya Read More …

Samarpan, Teslimiyet Bharatiya Vidya Bhavan, Mumbai (India)

Samarpan: (Teslimiyet), Bharatiya Vidya Bhavan, Mumbai (Hindistan), 03.01.1977 [English Transcript] Bu eylemsizliktir. Biz bunun nasıl yapmalıyız dediğinizde, o zaman bunun Sahaj olmadığını düşünüyoruz. Ben hiçbir şey yapmıyorum diyerek geri dönemezsiniz. Nasıl diyerek, her zaman ileri gidiyorsunuz, ileri gidiyorsunuz,? [Hindi to English Translation] Nasıl yapılır? Nasıl ileriye gidilir? Bu olayın bilince doğru gerçekleştiğini kabul etmekle ve bunun gerçekleşmesini bu bilincin kendisi yapar. Bizler herhangi bir çaba göstermeye çalışmayı tamamen bırakmalıyız. Bizler bu Akarma’da olduğumuz zaman ancak bu bilinç gerçekleşir. Bu da, sizin tamamen hiçbir şey yapmanıza gerek olmadığı anlamına gelir. Bu insanoğlu için oldukça zor bir iştir. Eğer başka hiçbir şey yoksa, insan düşünmeye devam eder. Ancak bu olay gerçekleştiği zaman, düşünceler de durur çünkü şu ana kadar hangi günlük spiritüel uygulamayı takip etmiş olursanız olun, şu veya bu eylemi yapmalısınız ve tüm bu eylemler sizi dışarıya taşıyacaktır. Sahaja Yoga içeride gerçekleşen bir olaydır. İnsanlar nasıl teslim olacaklarını sordukları zaman, bu çok açıktır, sizin hiçbir şey yapmanıza gerek yoktur, siz teslim oldunuz. İnsanoğlu bugüne kadar hiçbir zaman bu yönde bu hızla yürümemişti. Yani bu onun için yeni bir şeydir ve onun hiçbir şey yapmasına gerek kalmayacak yeni bir yoldur. Olaylar kendi kendine gerçekleşir. Çünkü o kişi  çok şey yapmıştır ve kendi iç dünyasından çok uzaklaşmıştır ve bu yüzden böyle bir insanı içeriye/kendi içine  çekmek çok zordur. İşte bu nedenle bazılarının Kundalini’si bir anda uyanır, bazılarının ise uyanmış Kundalini’si bile tekrar aşağıya düşer. Hiçbir şey yapılmamalıdır, bu teslim olmaktır. Bu noktaya ulaştığınızda hiçbir şey yapmanıza gerek yoktur. Hiçbir şey söylemediğiniz yerde, siz Read More …

Public Program, Dhyan Kaise Karein, Nasıl Meditasyon Yapmalı Mumbai (India)

Halka Açık Program, Dhyan Kaise Karein, “Nasıl Meditasyon yapmalı”. (Hintçeden tercüme edilmiştir), Bombay (Hindistan), 29 Mayıs 1976. Sizlere Dadar`da bunun Sahaja Yoga`da nasıl olduğunu anlattım, sizler ilk önce Tadatmya (Divine ile bir olma) konumuna ulaşırsınız. Tadatmya`dan sonra kişi, Samipya (Tanrıya yakın olma) konumuna ulaşabilir ve bundan sonra da Salokya konumuna (Tanrıya eşlik etmek). Ancak tadatmya elde edildiğinde, kişinin ilgisinin kendisi değişir. Kişi deneyimlerine bağlı olarak Tadatmya konumuna ulaşınca, hemen Salokya ve Samipya konumunun derinlerine gitmeyi arzu etmez. Bu şu anlama gelir, vibrasyonlar ellerinizde akmaya başladığı zaman ve başkalarının Kundalinisini hissedip, onların Kundalinisini yükseltebildiğiniz zaman, chittanız (dikkatiniz) başkalarının Kundalinisini izlemeye ve kendinizi anlamaya yönelir. Kendi çakralarınızın durumunun farkında olmayı ve başkalarının çakralarını anlamayı istersiniz. Eğer gökyüzüne doğru bakarsanız, görebilirsiniz – bulutlar olsa bile –Kundalininin, bir çok şeklini göreceksiniz. Çünkü şimdi dikkatiniz Kundaliniye yöneldi. Kundalini hakkında her ne bilmek isterseniz, her ne görmek isterseniz, her ne arzunuz varsa, bunlar gözlerinizin önüne serilecektir. Kundaliniye olan ilginiz büyür ve bütün diğer ilgiler kendiliklerinden kaybolurlar. Şunu anlamaya çalışın: Yetişkinliğe kendi çocukluğunuzu arkanızda bırakarak girmeniz, sizler yetişkinler olarak yaşamınızda bazı ilgi alanlarına sahipsiniz, işiniz, mesleğiniz, karınız, aile. Sadece bunlarla ilgilenirsiniz ve çocukluğa ait diğer tüm alakalar geride kalırlar, eski deneyimler unutulup giderler ve dikkatiniz yeni deneyimlere yönelir veyahut bunu şöyle anlamaya çalışın, varsayalım müzikle ilgilenmeyen bir kişi var, o bir şekilde müzikle, klasik müzikle ilgilenen birisi olur ve sonra da klasik bir müzik konseri olmayan hiç bir şeyden hoşlanmaz. Sizin Sahaja Yogadaki durumunuzda buna benzer şekilde olmalıdır. Diğer alışkanlıklarınız ve ilgilerinizle alakalı olarak diyebiliriz ki, bunlar Read More …

Kundalini’nin Betimlenmesi New Delhi (India)

Halka açık program, “Kundalini ‘nin Betimlenmesi”, Delhi (Hindistan), 23 Ocak 1976.  Saygıdeğer Yargıç Tatachari, Delhi yurttaşları  ve Sahaja Yogiler, bizler şimdi tarihin öyle bir noktasındayız ki, Tanrısal  gücün varlığını kanıtlama gerekliliği, kaçınılmaz bir hale geldi.   Her şeyi kapsayan bu güç hakkında okuduk. Shastralarımızda (kutsal yazılar), içimizden geçen, bu evrende tezahür eden her bir parçacığın içinden akan bu Tanrısal güç hakkında ayrıntılı açıklamalar bulunmaktadır ancak şimdiye dek, çok az sayıda insan, bu Tanrısal gücü hissetmek üzere Tanrısal aleme girebilmiştir.  Bu kişiler o kadar yüksek bir seviyede doğdular ki, onlar insanların geri kalanıyla iletişim kuramadılar. Onlar sadece ilahiler söylediler ve bu şarkılar, bu ilahi gücün varlığını hiçbir zaman hissetmemiş olan insanlara taşındı ve o insanlar da, bu sanki bir gerçek diye hissettiler. Size daha önce de anlattığım gibi, bu insanoğlunun sonsuzluğa atlamak için bir arayışıydı ama sonlu olan akılcılık ve anlayışla, insanoğlunun Buddhi’si (spiritüel uyanış) sonsuzluğa nüfuz edemedi. Bu yüzden her şey mekanik bir süreç haline geldi, dinler önemini yitirdi ve insanlar dinlerin söylediklerine ya da Tanrısal güce inanamaz bir hale geldiler ama insanların Tanrı’nın Krallığına kitlesel bir şekilde girerek, O’nun varlığını içlerinde kalp çarpıntısı şeklinde hissetmelerinin zamanı geldi.  Onun size söylediği gibi, 1970 yılında Ben, insanların uyanmış arayanlar dahi olmadıklarını fark ettim. Ve işte bu yüzden tüm bu hatalar işlendi çünkü 10. katta doğmuş olanlar, birinci katta bile olmayan insanlara bir açıklama yapamadılar.   Bu insan aydınlanmasını ve bu şeyin neden oluştuğuna dair sebepleri Ben anladığım zaman, çeşitli insanlar üzerinde çalışmaya başladım ve onların uyanış yolu üzerindeki sorunlarını öğrendim. Bunu yaparken, iki Read More …

Sushumna’nın her iki yanında (birbirine) paralel şekilde dikey olarak uzanan iki tane zihnimiz var. Bharatiya Vidya Bhavan, Mumbai (India)

Public program 3.Gün, Mumbai, Hindistan, 19.02.1975 Dün size Kundalini’nin omuriliğimizdeki yerini, neden orada bulunduğunu ve onun işlevlerinin neler olduğunu anlattım. Tanrı, insanı kendi suretinde yaratmıştır ve dün size anlattığım tüm bu şeyler, ilk önce yaratılan her şeyin içinde var olduğu ve Tanrı’nın bir niteliği olan Virata’nın bedeninde inşa edilmiştir ama insanda bu kundalininin ne şekilde geldiğini görelim. Dün size söylediğim gibi, vücutta üç tane güç vardır ve bunlardan en önemlisi, bizim süper-insan şeklinde bir varlığa dönüşmemize yardımcı olan ve Mahalakshmi olarak enkarne olan merkezi/orta güçtür. Size orta kısımda gösterdiğim bu kanal, Sushumna olarak bilinir ve göbek noktası ile kundalini’nin bulunduğu yer arasında bir boşluk  vardır. Kanalın bu kısmının veya enerjinin buraya yerleştiği söylenebilir ve kundalini siz, size aydınlanma verebilecek biriyle tanışma şansı elde edinceye  kadar kullanılmaz ve bu, kundalininin yükseldiği tek zamandır. Bu ikisi içimizde psikolojik olarak mevcuttur. Kişi, düşünmemizi sağlayan yapıcı bir güce sahiptir ya da buna bilinç öncesi/bilinç eşiği (yani belirli bir anda bilinçte bulunmayan ama kolaylıkla anımsanıp hemen bilince çağrılabilen şey) diyebiliriz, Mana (yani doğuştan gelen eğilimler veya arzu veya dürtü), her an bilinçli zihinden bir şeyleri alıp, bilinçaltına koyan postacıdır. Mesela Beni dinliyorsunuz, Bana dikkat ediyorsunuz. Ben bir şeyden bahsediyorum, siz onu Benden alıyorsunuz ve o, sizin geçmişinize gidiyor. Yine, siz Benden alıyorsunuz ve o geçmişe gidiyor. Yani diğeri sizin tüm deneyimlerinizi bilinçaltı zihinde depolarken, bu ise, bilinç öncesi zihni temsil eder. Sushumna’nın her iki yanında (birbirine) paralel şekilde dikey olarak uzanan iki tane zihnimiz var. Bu, Tanrı’yı arayan insanların çoğunun anlamadığı en büyük gerçeklerden birisidir. Read More …